Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

17. YÜZYIL BATI TİYATROSU (BAROK ÇAĞI)

1600’den 1700’e kadar olan zaman dilimi, meslekten oyuncunun olgunlaşıp gelişme sürecidir. Tüm Avrupa’da profesyonel oyuncular parlak bir sürece girerken, Asya tiyatrosunda da oyunculuk alanında yeni ve önemli gelişmeler oldu.

İtalya

Commedia dell’arte oyuncuları akademisyenlere karşı başkaldırarak ve doğaçlamaya dayanan tiyatroda yazara da gereksinim olmadığını belirterek bir şeyler yapma yoluna gitmişlerdir. Sonraları bu ”yeni oyunculuk” özü olmayan bir gösteri, boş bir beceri ve amaçsız bir hokkabazlığa dönüşmüştür. Giderek içeriksiz bir taklide ve beceri gösterisine dönüşen Commedia dell’arte oyunculuğu,18. yüzyıl ortalarında Goldoni ve Gozzi ile içerik kazanmıştır.

Fransa

İngiltere’de Shakespeare’in, İspanya’da Lope de Vega’nın varolduğu dönemde, Fransa tiyatro açısından çöl durumundaydı.

MOLİERE (Jean-Baptiste Poquelin,1622-1623)

Cizvitlerin yanında eğitim görmüş olan Moliere’in 1642 yılında,yirmi yaşına girdiğinde, seçimini yapması gerekiyordu:Ya hukuk okuyacaktı ya babasının kazançlı mesleği mobilyacılığı ve döşemeciliği kabul edip tıpkı onun gibi Kral’ın döşemecisi olarak varlığa kavuşacak yada ileride aforoz edilecek profesyonel bir oyuncu-yazar olacaktı. O yılın sonunda seçimini yaptı ve her şeye karşın oyuncu olmaya karar verdi. Taşra oyuncularından Madeleine Bejart’ın (1618-1672) yanına oyuncu olarak girdi. Oyuncuların tümü de ondan daha büyük ve deneyimliydi. Nereden olduğu bilinmez,1643 yılında kendine Moliere adını uygun gördü. Ve genç oyuncularla birlikte “Illustre-Theatre” adlı bir topluluk kurdu. Bu taşra topluluğu 1644 başında da biletsiz davetliler,dostlar,akrabalar ve profesyonel oyuncular önünde Paris’te oynadı. Girişimleri boşa çıktı ve borca girdiler. Ne iflas ne tutuklama Moliere’ yıldırmadı. ”Illustre-Theatre” ın sırı dökülmüşte olsa, Madeleine ve topluluktan geriye kalan birkaç genç oyuncuyla Moliere Paris’i terk etti ve taşra kentlerinde turneye çıktı.

Moliere’in on üç yıllık taşra deneyimi içinde çok şeyler öğrendiği kesindi. Gerek yazarlık gerekse oyunculuk açısından ve en önemlisi seyirciyi kavramayı öğrenmesi yönünden o artık Paris’e dönebilecek durumdaydı. Taşra kentlerinden Dufresne’den devraldığı ve kendi yönettiği topluluk oldukça ün yapmıştı. 1658’de Paris’e gelen topluluk Temmuz ayında “Theatre du Marais” ile bir sözleşme imzaladı. Moliere’in zekası sayesinde,topluluk Ana Kraliçe ve Kralın kardeşi genç 14. Lois’nin huzurunda Corneille’in tragedyası Nicomede’i oynadılar. Saraylı seyirci temsili beğenmemesine rağmen,bayan oyuncuları sevmişti. Neyse ki bu gösterinin ardından Moliere’in yazmış olduğu kısa güldürü Docteur amoureaux (Aşık Doktor) oynandı. Moliere’in doktor rolünü de oynadığı temsil o kadar başarılı oldu ki,Kral bu topluluğun Paris’te kalması için emir çıkardı.

Topluluk hemen “Petit-Bourbon”a yerleşti. Fiorilli’nin de bulunduğu Commedia dell’arte topluluğu ile aynı tiyatroyu dönüşümlü olarak paylaştı.

Moliére ilk başta beş Corneille tragedyasını arka arkaya oynayarak,başarısız oldu. Ve ilk baştayapması gerekenleri artık yapmasının zorunlu olduğunu düşünerek komedyalar oynamaya başladı ve inanılmaz başarılar kazandı.

1659 Haziranında Fiorilli’nin bulunduğu İtalyan topluluğu İtalya’ya dönünce,Moliére’in işi daha da iyi gitmeye başladı. İtalyanlardan ve özellikle Commedia dell’arte’den çok şey öğrenmişti ama bir yazar ve oyuncu olarak bu komedyanın yüzeyselliğinden bıkmıştı.

Böylece Moliére oyuncu,topluluk yöneticisi,yazar ve sanat yönetmeni olarak baş döndürücü,hareketli bir yaşam için de en sonunda kendi dehasının ne olduğunu anlamıştı. Trajikomikten,kalın çizgili güldürülere kadar yayılan bir alan içinde yirmi dokuz oyun yazdı.

Öte yandan,Racine’nin de tragedya oyunculuğunun gelişmesine katkısı olmuştur. Onun oyun kişilerine verdiği psikolojik ayrıntılar,tragedya oyunculuğunu biraz daha boyutlandırmıştır. Racine bilinçaltının loş köşelerini araştırma yoluna gitmiş ve oralardan oyuncuların bulup çıkarmak zorunda oldukları değişik ince duyguları sağlamıştır. Böylece,karakter boyutları Racine ile birlikte derinleşince,oyuncularda o ölçüde gelişmişlerdir.

İngiltere

*Kendine Gelme Dönemi:”RESTORASYON”;1650 yılına gelindiğinde,tiyatro yasağının biraz gevşediğini izleriz. O sırada altı yüz bin nüfusu olan Londra’da oyuncular hapis cezasını,seyirciler de para cezasını göze alarak tiyatronun devamını sağlamaya çalışmaktadırlar. Restarosyon dönemi tiyatrosunun hasta ögesi seyirciydi. Uzun yıllar Püritanların fanatik ahlak vaazlarının etkisi altında kalmış olan küçük burjuva,tiyatroya gitmeyi genellikle ayıp sayıyorlardı;bunlar içinde vebadan kaçarmış gibi tiyatrodan kaçanlar vardı. Bunun içinde tiyatro seyircisinin önemli bir bölümünü soylular oluşturuyordu. Kral tarafından desteklenen ve saraylılar tarafından yönetilen tiyatro,aristokratların eğlence yerleri durumundaydı;moda buralarda saptanıyor;aristokratlar metreslerini burada arıyorlardı. Kısacası tiyatro seyircisi yeterli değildi.

İspanya

İngiltere’de bir başlangıç,Fransa’da İtalya’yı taklit eden bir kültür çabası varken ve İtalya küçük devletlere bölünmüşken,İspanya güçlü bir Avrupa ülkesiydi. İspanya’da büyük yazarların ortaya çıkmasıyla birlikte,oyunculuk sanatına da bir şeyler eklenmeye başladı. Lope de Vega’nın 1500-1800 oyun yazdığı söylenir. Bunlardan 673’ünün yazıldığı belgelenmiş durumda; ama Lope de Vega’nın elde yalnızca 458 oyun metni bulunuyor. Olağan seyirciyi memnun edecek gündelik oyunlardan,tiyatro tarihi içinde yerlerini alacak büyük oyunlara kadar her şey yazan Lope,aynı zamanda iyi bir oyuncudur da. Lope de Vega,kendi topluluğunun patronu ve yönetmeni olarak her çeşit sorunu ve oyunculuk sanatı üzerine kafa yormuş bir tiyatro adamıdır.

Lope de Vega’nın en önemli yanı,taklide gitmemesi ve İspanyol tiyatrosunun özelliklerini ortaya çıkaran birçok buluşu olmasıdır. Onun “trajik aksiyon” ve “tragikomedya” kavramları sonra ki yazarları etkilemiştir. ”Pelerin ve Kılıç” anlamına gelen Comedias de capa espada türünü o bulmuş ve geliştirmiştir. O,bu tür oyunlarında bazen romantik bir atmosfere bazen de töre komedyasına yönelmiştir. Tiyatro tarihindeki ilk “proleter oyun” olan Fuente Ovejuna’yı o yazmıştır. Ayrıca Gracioso adını verdiği ve sonraki yüzyıllara kalabilen bir soytarı tipi yaratmıştır. Oyuncuların kolayca ezberliyebilecekleri bir konuşma örgüsü ve severek oynayacakları bir aksiyon sağlamıştır.

Cervantes,Don Kihote’nin birinci kitabının 48 bölümünde,”Halk böyle istiyor,onun için böyle yazıyoruz” diyen yazarları ve özellikle de Lope de Vega’yı eleştiriyordu. Cervantes,suçun saçma sapan oyunları beğenen halk da olmadığını,ona başka bir şey vermesini beceremeyen yazarlarda olduğunu belirtiyordu. Hele zaman birliği kavramına uyulmayışı onu çok rahatsız ediyordu. Halkın sanat dolu,iyi yazılmış bir oyunda hem neşelendiğini,hem çok şey öğrendiğini,günahın kötülüğünü,erdemin değerini anladığını,oysa “klasik kurallara uymayan,dolayısıyla sanatsal olmayan” oyunların halkın şehvet duygularını kamçıladığını söylüyordu. Cervantes’e göre,kötü oyunların yazılmasının bir nedeni,tiyatronun bir ticaret metası durumuna gelmiş olmasıydı. O,halkı eğlendirirken bir yandan da eğiten oyunların yazılmasını öngörüyordu.

Lope de Vega “Bu Çağda Oyun Yazmanın Yeni Sanatı” adlı kitabında şöyle düşünür;”Komedya yazmak istediğim zaman yazılmış reçetelerin kutusuna kilit üzerine kilit vuruyorum. Terentius ile Plautus’u çalışma odamdan kovuyorum(…) ve halkın alkışlarına yönelen sanat kuramlarına göre yazıyorum. ”

Vega,tiyatronun çağının seyircisine uygun olması gerektiğini vurgulamıştır. Antik Yunan yada Roma seyircisinin 17. yüzyıl İspanyol seyircisinden değişik olduğunu,bunun için bu çağda yazılan oyunların da kendi kurallarını getirmesi gerektiğini savunmuştur.

Pedro Calderon de la Barca (1600-1681) döneminde Lope de Vega’dan daha çok değer verilmiş bir yazardı. Ama bugün parlaklık ve duygu açısından biraz kısır kaldığı için dünyanın en büyük yazarları arasında sayılmamaktadır. Vega’nın heyecan ve serüven dolu yaşamına karşılık,Calderon varlıklı ve güven dolu bir saray yaşamı sürmüştür. Tiyatroya yenilik getirmek,yeni anlatım yolları aramak gibi bir kaygısı olmadı. Onun için yazdıklarını düzeltip parlatmak yetti. Vega halkı düşünerek yazarken,Calderon bir saray yazarı olarak çabasını sürdürdü. Vega bir halkın dehası,Calderon ise bir çağın havasıdır. Vega evrensel sevgi temasını işlerken,Calderon kendi döneminin Hıristiyanlık anlayışıyla onur temasını işlemiştir.

Alman Dilindeki Tiyatro

Bu yüzyılda,oyunculuk konusunda Alman dilindeki tiyatro bağlamında söylenecek fazla bir şey yok. 1642’de İngiltere’de Püritan’ların tiyatroyu yasaklamaları ile çok sayıda İngiliz oyuncu Alman dili konuşulan ülkelere göç etti. Böylece buralara ilk disiplinli tiyatro İngiliz oyuncularıyla girmiş oldu. Daha sonra Fransız ve Commedia dell’arte toplulukları Alman seyirci karşısına çıkınca,18. yüzyıldaki gelişimin adımları atılmış oldu.