Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Tirad: FACE’BOK

Yazan: Cumhur Ay

 

Erkek: Nereden bilirdiniz günün birinde facebook diye bir internet zımbırtısının çıkacağını o günlerden. Arkadaşlarla okulun bahçesinde piknik modunda eğlenirken çok da umurunda olmuyor insanın dünya. Umurunda olmuyor gelecek… iş hayatı… kariyer planları… Ama sorarım size, arkadaşınız hatıra olsun diye deklanşöre bastığında, hangi akla hizmet o pozu verdiniz acaba? Saçma, bir o kadar da komik o pozu verirken, günün birinde, kariyerinizin zirvesine çıkacağınızı, bir şirketin, hem de kelli felli bir şirketin, genel müdürü olacağınızı nasıl tahmin ederdiniz? Edemezdiniz. Edemedim de zaten. Ve o gün, bir karenin köşesine sıkışıverdim, utanç dolu bir gülümsemeyle. Okulun en zıpır grubunun arasından, kafasıyla beraber dilini de uzatan, gözlerini şaşı yapan, alabros model saç kesimli herifin biri. Ne oldu sonra? Sonrası malum. Yıllar yılları kovaladı, aylar ayları. İş hayatının zorlu yokuşlarında tırmanırken, bu sefer de o günleri unutuyor insan. Kurtlar sofrasından bir somun ekmek kapmak için mücadele ederken, kimin aklına gelir eski dostlar, eski resimler. Gelmedi tabi. Ta ki, o kara güne kadar. Osman. Osman ya, bizim Osman… Grubun en dangalak, en dengesiz, en patavatsızı. Arkadaşlık teklif etmiş face’ten. Zaten arkadaştık be koçum, teklif niye? Neyse, kabul ettik teklifini, arkadaş olduk yeniden. Ne olduysa da ondan sonra oldu zaten. Boydan boya camlarıyla, panoramik İstanbul manzaralı ofisimde, önemli bir toplantı öncesi evraklarla boğuşurken, acı acı çaldı telefon… Sanki kötü bir haber verecekmiş gibiydi. Açtık tabi. Kim mi? Suat. Tilki Suat. Pazarlamadan sorumlu yardımcım. Çok ciddi hitabetinin altındaki muzip gülümsemesini hissetmedim sanmasın. Tilki Suat derim ona ben. Tabi içimden. Çünkü kuzu postu altında bir tilkiden farkı yoktur benim için. Yerimde gözü olduğunu, şirketin çaycısı bile bilir. “Face’deki resminiz süpermiş” dedi, bokunda boncuk bulmuş çocuk edasıyla. “Ne resmi yahu” dememe fırsat kalmadan da saydırdı “Okul yılları, ne kadar güzeldir. Dert yok, tasa yok.” Başımdan dökülen kaynar sular yanaklarımdan süzülürken, daldım Face’nin karanlık zaman (korku) tüneline. Aman Yarabbi. Olamaz. Olamaz. Bu ne yahu? Top one gibi bir resim tünelin en ucunda. Resmin içinde de bir ucube, gevrek gevrek gülüyor. Gülümseme tamam da, ya o gözler neyin nesi be adam? Nasıl verdin bu pozu, nasıl yaptın o gözleri böyle şaşı? Offf. Offf. Bittim ben. Ya o dil? Ona ne diyeceksin? Ulan Osman. Ulan Osman, yaktın lan beni. “Senin Allah belanı versin” dercesine kapattım telefonu tilkinin suratına. Bin bir telaş, nasıl silinir bu resim diye araştırırken, gecikmenin farkına vardım. 100 beğeni, 50 paylaşım. Ulan Osman, nasıl çizdin gül gibi kariyerimi, nasıl diktin zirvenin tepesine kıçındaki tüyü? Ulan Osman, seni bulacam oğlum, seni bulacam.

 

PERDE

 

© www.etiyatro.net

İzmir - 2012

İzin ve Bilgi için

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. - Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.