Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

EPİK TİYATRO

Bu tiyatro türü, “Oyun kalbe değil, kafaya seslenmelidir.” görüşünü esas alır. Oyunun izleyiciyi büyülemesine karşıdır. Bu nedenle, temsil sırasında izleyicinin oyuna kendisini kaptırmasını ve büyülenmesini önlemek ister. Bu bağlamda sahne, dekor ve olaylardan uzak tutulur. İzleyiciye temsilde gördüklerinin gerçek olmadığı, bir oyun olduğu hatırlatılır. Bu tür, izleyiciyi uyanık tutmak ister. Bu nedenle oyunun aralarına şarkılar, tekerlemekler, oyunu birden bire kesen didaktik açıklamalar konur, entrikaların içyüzü açıklanır. Yanılsamacı tiyatronun seyirciyi, sahnedeki karakter ve olaya özdeşleştiren duygusal yaşantısı karşısına, maddeci diyalektiğin, tarih bakışı açısını sağlayan ve seyirciyi gözlemde bulunan bir üçüncü kişi durumuna getirerek, onun akılcı yönelişte karar vermesini sağlar. Bu tiyatro türünün önderi Alman sanatçı Berthold Brecht’tir. En önemli sanatçıları arasında ise Arthur Adamov, Max Frisch ve Frederich Dürrenmatt sayılabilir. Türk tiyatrosunda Haldun Taner’in yazdığı “Keşanlı Ali” adlı eser bu türe örnek gösterilebilir.

Tarihsel olarak epik tiyatro, ilkin Antik Yunan tiyatrosunda ortaya çıkmıştır. Ancak günümüzde epik tiyatro denildiğinde ilk akla gelen Bertolt Brecht'tir. Bu nedenden dolayı, günümüzde, epik tiyatroya ilişkin her türlü eleştiri ve değerlendirme, ilkin Bertolt Brecht tiyatro kavrayışıyla işe başlamak durumundadır.

Genel olarak tiyatronun tarihine bakıldığında, Antik Yunan'dan günümüze kadar geçen 2.500 yıllık bir geçmişe sahip olduğu görülür. Ve tüm bu tarih boyunca, tiyatro anlayışı, Antik Yunan tiyatro anlayışı temelinde gelişmiştir. Antik Yunan'da Aristoteles'in tiyatroya ilişkin anlayışı, bu tarihsel süreçte belirleyici bir yere sahip olmuştur. Bu klâsik tiyatro anlayışı, tiyatro izleyicisini alabildiğine duygulandırma, oyundaki kahramanla özdeşleştirme, sahnelenen eyleme katma şeklinde tanımlanabilir. Bu tiyatro anlayışı, kaçınılmaz olarak, oyuncuların da, rollerini ellerinden geldiğince canlandırmasını, oynadığı kişiyi "yaşamasını" ister ve buna göre tiyatro oyuncusunu yönlendirir. Böylece klâsik tiyatro anlayışı, tiyatronun "büyüsü"nü izleyiciye inandırma temelinde gelişir ve izleyiciyi arındırır. Yani, günlük yaşamın değişik sorunlarıyla yüz yüze kalmış izleyiciyi, bu sorunlardan uzaklaştırır ve oyun aracılığıyla onun günlük yaşamdan elde etmiş olduğu "olumsuz", "kötü" yanlarından arındırılır. (Catharsis) Bu bağlamda klâsik tiyatro anlayışı, dramatiktir ve dramatuj oyunun sahnelenmesinde belirleyici bir yere sahiptir. Bu tiyatro anlayışı, kendi içinde değişik yorumlamalara ve alt biçimlere ayrılmakla birlikte, genel olarak günümüzdeki klâsik tiyatro oyunlarının temelini oluşturmaya devam etmektedir. Ve en üst boyutuna Shakespeare oyunlarıyla ulaşmıştır. Dramatik tiyatroda, oyun, anlatılan eylem "canlandırılır", dolayısıyla oyuncu bu "canlandırma"nın en temel öğesi olarak mümkün olduğu kadar oynadığı rolle özdeşleşerek, onu en "inandırıcı" bir biçimde izleyiciye sunmak durumundadır. Böylece, izleyici, bu "canlandırma"nın etkisiyle oyunun içine katılır ve kendisi "tiyatronun büyülü havası" içinde oyunla özdeşleşir. Ancak, izleyici burada salt edilgen durumundadır ve olayın içinde yaşayan salt bir "göz" olarak olay içinde, eylemde vardır. Bunun sonucu olarak, dramatik tiyatro, izleyicide değişik duygular uyandırır ve oyun, olayları "gelişim", "düğüm" ve "sonuç" olmak üzere üç bölüm halinde sunar. Oyunda tüm olaylar, bu üçlü içinde ele alınarak izleyiciye sunulur.

Epik tiyatroda ise, oyun, işlenen konunun, eylemin öyküsüdür, anlatımıdır. Dolayısıyla, izleyici, olayın eleştirici bir gözlemcisi olarak ele alınır ve oyun dokusundaki eylemi "yargılar". Böylece, epik tiyatro oyuncusu, oynadığı rolle kendisini özdeşleştirmez. O, bir Hamlet'tir, Hamlet'i oynar ve aynı zamanda Hamlet'i eleştirir. Brecht'in deyişiyle, oyuncu, toplumla, doğayla olan ilişkilerini iyice bilmek, tanımak zorundadır. Kendi çağının bilimini, bu bilimin gerektirdiği insan bağlantılarını eylem alınında, uygulama alanında bir bir, deneye deneye öğrenmeli, kurmalıdır. Brecht, kendi tiyatro oyuncularına şöyle demektedir; "Yapacağınız iş, güç de olsa, onu kolaylaştırmağa, rahatça yapmağa bakın. İlkin, durmasını, yürümesini öğrenin sahnede. Bir kör her gün geçtiği yolları nasıl bellerse, siz de öylece belleyin bu işi; rahat olun. Rolünüzü ezberlerken, ne denmek istendiğini anlayın önce. Söyleyeceğiniz sözlerin tadına önce siz varın; metni hamur gibi yoğurmayı bilin. Ritmik olması gerekir, el kol oynatışlarınızın! Plastik değerlerin ortaya çıkmasına önem verin. Gövdenizin dizginleri elinizde olmalı; bile isteye yapın yaptığınızı. Yapmacık davranışlarla savaşmayı bilmeliyiz. Gerçek, inandırıcı bir olayı göstermek istiyorsak, kaçınmalıyız yapmacıktan. Perde açılır açılmaz, oyuncu -nedense- pek önem verir kendisine, sesi olabildiğince yüksek, davranışları ivecen olur. Onun bu sinirli durumu seyirciye de geçer. İlk dakikaların heyecanı, sanatçının insan yanını alıp götürüyor çoğu kez. Seyirci bu ilk dakikaları yadırgıyor, sahnede gördüklerini yaşama uyduramıyar; oysa düpedüz yaşayışı sermeli önümüze. Konuşmaya önem verin; açık seçik, anlaşılır biçimde konuşun, insan gibi. Sahne dili dediğimiz şeyi ters yönden almayın; soğuk, yapmacık bir dille konuşmayın. Neyi anlatmak istiyorsunuz? Yazarın ne demek istediğini önce siz anlayın ki, karşınızdakine anlatabilesiniz. Halkın konuştuğu dile kulak verin, o dilden yararlanmayı bilin. Durmadan sahnenin göbeğine yönelmeyin. Kendinizi göstermek kaygısıyla öbeklerden, kümelerden ayrılmayın. Konuşacağınız kişinin yanına doğru yaklaşmayın her zaman; konuşacağınız kişinin yüzüne her zaman bakmak gerekmediği gibi, her zaman da bakmadan konuşmayın. Hızlı konuşurken bağırmayın. Bir diziye göre olmalı davranışlarınız, iç içe değil. Karşıtlıkları ortaya çıkarmayı bilin. Yazarın ne demek istediğini anlamaya çalışın, ama kendi bilgilerinizi, kendi deneylerinizi de hiçe saymayın, onları da katın." Brecht'in oyunculara bu söyledikleri, aynı zamanda klasik tiyatro oyunculuğunun karşıtıdır.

Brecht tiyatrosu olarak epik tiyatro, klasik tiyatronun her yönden karşıtı olarak gelişmiştir. Oyunun sergilenişinden, oyuncuların rollerini oynayışına, sahne düzenine, dekoruna kadar karşıt niteliktedir. Doğal olarak, Brecht tiyatrosu, oyunun sahneye konuluşunda da klasik tiyatrodan ayrılır. Brecht tiyatrosunun sahneye koyma anlayışı şu başlıklar altında toplanabilir;

·         Gerçekçi ayrıntılar ile "şematize edilmiş" tarih arasındaki yabancılaşma uzaklaşma;

·         Dekor ile oyuncu arasındaki yabancılaşma, uzak-durma;

·         İzleyici ile gösteri arasında uzaklaşma: orkestra çukurunun dolması, yok edilmesi;

·         Pankartlarla eylemin daha önceden gösterilmesi, şaşırtmacanın bırakılması;

·         Yerin ve tarihsel zamanın belirtilmesi;

·         Platonun görünür ışıklarla aydınlatılması;

·         Dekorların esinlemeye değil, göstermeye dayanması;

·         İnsan ile dünya bağlantısını somutlayan, nesnelleyen nesnelerin çokluğu, bolluğu;

·         Oyunun planlara bölünmesi:

-          Bayağı konuşma planı,

-          Cafcaflı, tumturaklı konuşma planı,

-          Türküler, şarkılar planı.

 

Epik tiyatroda konular tarihsel koşulları içinde tez-antitez karşıtlığı yansıtılarak yani diyalektik bir görüşle incelenir ve sergilenen durumun ya da düzenin değişebilirliği gösterilir. Amaç izleyicinin etkilenmesi fakat etkilenirken olayları sorgulayıp düşünmesini sağlamaktır. Bu anlamda epik tiyatronun getirdiği yeni anlayış ve teknikler vardır.

Bunlar ;

Katharsis kavramı: Epik tiyatro dramatik tiyatroda olan olay örgüsüne karşıdır. Dramatik tiyatroda olay serim, düğüm ve çözüm biçiminde anlatılır ve seyircinin ilgisi böylece olayın sonucuna yoğunlaşır. Seyirci oyun kişilerini olduğu gibi kabul edip, olay akışı içerisinde onların duygularıyla hareket eder. Böylece oyunun sonunda yoğun bir duygusal boşalma ya da tatmin yaşanır. Bu durum seyircinin eleştirme ve hareket gücünü engeller. Hâlbuki epik anlayışta seyirci sahneye bir gözlemci gibi bakıp durumları insanları eleştirir. Yorumlayıcı bir düşünce sürecine girerek, bu durumu değiştirme yollarını arar yani tiyatrodan duygusal yaşanmışlıklardan çok belirli bir bilinçle ayrılır.

Episodik anlatım: Epik anlatımda, dramatik tiyatronun serim, düğüm, çözüm gibi gerilimi ve merakı arttıran kurgulara karşı her biri kendi içinde bütünleşmiş kısa bölümler vardır. Bu bölümlerin hepsini kendi başına anlattığı bir şeyler vardır ama anlatımla birbirine bağlıdır.

Gestus (yabancılaştırma) etkisi: Brecht, seyircinin oyunu eleştiren açıdan seyretmesi ve düşünebilmesi için oyun kişilerini, toplumsal ilişkilerin belli bir tavır içinde sunulmasını savunur. Bu tavır kavramına gestus denir. Ayrıca seyircinin dramatik tiyatrodaki katharsis kavramından uzaklaşması, olayları eleştirip yorumlayabilmesi içinde dekor, müzik, ışık, makyaj, oyunculuk gibi alanlarda yabancılaştırma etkisi yaratılacak öğelerden yararlanılır.

Oyunculuk: Oyuncu epik tiyatroda seyirciye doğrudan yönelir ve kendisinin bir oyuncu olduğunu hissettirir. Oyuncu oynadığı karakterle özdeşleşmeden canlandırdığı kişinin tavrını vermeye çalışır.

Epik Tiyatroda Dekor

Brecht tiyatrosunda dekor ve müzik geleneksel tiyatronun tersine bir biçimde kullanılır. Dekor, illüzyon yaratabilecek bir kurulumla seyirciye yansımamalıdır. Sahnede dekor adı altında bulunan her materyal ya da yapı, işlevsel biçimde, göstermeci bir üslupla kullanılmalıdır. Birden fazla materyali ya da mekanı yansıtan dekorlar, ekonomik kullanım açısından Brecht tiyatrosunda son derece önemlidir. Dekorun bir dinamizmi olmalıdır. Sabit dekordan ziyade, hareketli dekorlar, hem seyircinin mekansal bağlamda bir illüzyona uğraması engeller, hem de yaratıcılığa etki ettiği için anlam bazında üretken bir hal almaktadır.

Epik Tiyatroda Müzik

Müzik, gizemli bir yerden gelmemelidir. Duygusal bir yoğunluk yaratmamalıdır. Oyunlarda müzik, metni yorumlayan bir araç olarak da kullanılabilir. Orkestra çukurundaki gizemli müzik, Brecht tiyatrosunda kendisini sahne üzerinde göstererek gizemli yapısını yitirir. Bestelenme esnasında da, gizemli ve duygudaşlık yaratabilecek armoniler kullanılmamalıdır. Bu anlamda müzik atmosfer yaratmaya değil, metni yorumlamaya hizmet eder. Sahnede bulunan orkestra elemanları, aynı zamanda birer oyuncu olduğunu da unutmamalıdır. Oyuna tepkisiz kalan, oyunla ilişkisiz bir orkestra elemanı ya da enstürmanı Brecht tiyatrosu sahnesinde düşünülemez. Müzik ve dekor Brecht tiyatrosunun genel anlayışından kopuk bir biçimde ele alınamaz. Enstrüman, illaki bir müzik enstürmanı olmak zorunda da değildir. Herhangi ses çıkarabilecek ve metne anlam katabilecek unsurlar / sesler de bu müziğin içine dahil edilebilir. Müzik, tamamıyla, oyuncuların sesleriyle veya sahnedeki materyallere vurularak da elde edilebilir. Brecht tiyatrosu buna izin verebilen bir anlayışa sahiptir.

Epik Tiyatroda Makyaj

Klasik geleneksel tiyatro makyajının kullanılmasının yanı sıra, yabancılaştırma efekti bağlamında, oyuncuların yüzlerine, bulundukları sınıfsal koşulları yansıtacak şekilde masklar kullanılabilir. Mask yerine, yüz boyanabilir de.

Dramatik Tiyatro ile Epik Tiyatro Arasındaki Farklar

·         D: Eylemlerle çalışılır. E: Anlatıcıya başvurulur.

·         D: Seyirci sahnedeki aksiyona karıştırılır. E: Seyirci gözlemci olarak tutulur.

·         D: Seyircinin etkinliği harcanıp tüketilir. E: Seyircinin etkinliği uyarılır.

·         D: Seyircide birtakım duygular uyanması sağlanır. E: Seyircinin birtakım yargılara varması sağlanır.

·         D: Seyirciye bir yaşantı sunulur. E: Seyirciye bir dünya görüşü iletilir.

·         D: Seyirci olaya karıştırılır. E: Seyirci olay karşısında tutulur.

·         D: Telkinle iş görülür. E: Kanıtlarla çalışılır.

·         D: Seyircinin duyguları olduğu gibi alıkonur. E: Duygular ileri götürülerek, seyircinin birtakım bilgilere ulaşması sağlanır.

·         D: Seyirci, sahnedeki olayın ortasında, olayla bir özdeşleşme içindedir. E: Seyirci, sahnedeki olayın karşısında, olayı inceler durumdadır.

·         D: İnsanın bilinen bir varlık olduğu varsayımı benimsenir. E: İnsan inceleme konusu yapılır.

·         D: İnsan hiç değişmez. E: İnsan değişir ve değiştirir, yani diyalektiğin yasaları mevcuttur

·         D: Seyircinin ilgisi oyun sonu üstünde toplanır. E: Seyircinin ilgisi oyunun işleyişi üstüne çekilir.

·         D: Her sahne bir ötekisi için vardır. E: Her sahne kendisi için vardır.

·         D: Organik bir büyüme vardır. E: Montaj tekniği vardır.

·         D: Olaylar düz bir çizgi üstünde gelişir. E: Olaylar eğriler çizer.

·         D: Olayların akışı evrimsel bir zorunluluğu içerir. E: Olaylar eğriler çizer.

·         D: İnsan durağan bir nitelik taşır. E: İnsan oluşum süreci içinde verilir.

·         D: Düşünce varoluşu yönetir. E: Toplumsal varoluş düşünceyi yönetir.

·         D: Duygu egemendir. E: Akıl egemendir.