Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

OPERA

Geçmişte opera sözcüğü İtalyanca’da Eser anlamına geliyor. Daha önce yapılan müzikli oyunlarda olduğu gibi operada müzik oyuna sonradan eklenmiştir Operanın müziği metin ve sahneyle bir bütün halindedir İlk operalar reçitatiflerden oluşuyordu. Reçitatifte konuşma dilinin ritimsel özelliği ve sözlerin anlamı müzikten öndedir. Daha sonra da arya biçiminin akıca müziği önem kazanıyor. Opera’nın ilk adı Drama Per Musica’dır. Bugün şu anadaki kabaca tanımıyla opera ise solistleri korosu orkestrası kostümü sahnesi ışığı dramatik oyunu ile müziğe uyarlanmış bir çeşit tiyatrodur.

Opera, genellikle tarihi veya mitolojik konulu bir drama eşliğinde ortaya konan, müzikal ve teatral formda bir sahne eseridir. "klasik batı müziği" geleneğinin önemli bir parçası olan opera, bir tiyatro eserinde bulunan bir çok unsurun yanı sıra, müzikal form veya dansın da içselleştirildiği bir yapı bütünlüğüne sahiptir.

Bir orkestra veya müzik topluluğunun eşliğinde sunulan eserin, yazılı metnine "libretto" adı verilir. Oyun süresinin çoğunu sözlü bölümler oluşturur. Sözler, konunun akışına göre belli başlı şu müzik türleri içinde bestelenir: Arya bir kişinin duygu ve düşüncelerini yansıtır. Düet, terzet, kuartet, kentet vb iki, üç, dört ve beş kişinin duygu, düşünce ve konuşmalarını iletir. Resıtatif kişilerin sözlerini konuşurcasına bir şarkıyla söyledikleri bölümdür. Koro ise oyundaki kamu vicdanının sesini ortaya koyar. Bunların dışında oyun başlarken genellikle bir giriş parçasına (uvertür) ve oyun içinde yer yer orkestra bölümleri ya da geçitleri gibi çalgısal bölümlere yer verilir. Bazı operalarda bale sahneleri de bulunur. Bir opera eserinde, genellikle bahsedilen bu müzik türleri ayrı parçalar halinde, ardıl olarak sunulmakla birlikte, bazılarında (örn. Richard Wagner'in eserleri) müzik bir perde boyunca kesintisiz olarak sürer.

Opera’nın Doğuşu

Floransa’da bulunan kendilerine Camerala diyen bir grup aydın (şair-besteci-şarkıcı-çalgıcılardan oluşan) Rönesans’ın da etkisiyle Eski Yunan’daki müzikli dramaları geri döndürme hareketini başlatmışlardır Eski Yunan’daki Erupides ve Sofokles’in tragedyalarından yola çıkmışlardır Sonra Ortaçağ daki dinsel dramların kilise sınırlarını aşıp dindışı öğelerden etkilenmesiyle Mystere adlı oyunlar ortaya çıkıyor. Oyun öncesinde orkestra giriş müziği çalıyor ayrıca sahneye çıkan her karakter de müzik eşliğinde tanıtılıyor Böylece tiyatro , koro ve orkestranın bir arada olduğu ortamlar oluşturuluyor. 13.yüzyıl başındaki Pastoral komedilerde halk ezgileri de tiyatroya ekleniyor. Bu arada zamanın pek çok ünlü madrigal bestecisi başlı başına bir müzik biçimi haline gelen İntermezzo için besteler yapmışlardır.Konusunu doğadan alan Pastoral şiirler ve madrigal komedileri de operanın öncüleri arasındadır. Tarihte ilk opera 1597’de Floransa karnavalında oynanan, Rinuçini’nin şiirsel metni üzerine Peri’nin müziklendirdiği Dafne’dir.

Operanın gelişimi

20. yüzyıl'ın ilk yarısında opera sanatı türlü etkilerle oldukça karışık bir durum gösterir. Bazılarına caz ve romantizm katılmıştır. Bunun nedenlerini çağımızın bestecilerinin daima yenilik yolunda yaptığı denemelerde aramak yerinde olur. Yalnız Hindemith kısa operalarıyla biçim denemelerinin en parlağını yapmış, Orff, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra verdiği sahne oratoryaları ile bu denemelerin son zamanlarda en çok tutulan örneklerini bestelemiştir. Günümüzde opera ikinci bir dünya savaşının sarsıntılarından diğer sanat kolları gibi yavaş yavaş kurtulmaktadır. Buda operanın gelişimine yardımcı olmaktadır.

Opera sanatının anayurdu İtalya'dır. Rönesans'ın başlıca merkezlerinden biri olan Floransa, müzikli sahne eserlerinin de beşiği sayılır. İncelemelerden, opera fikrinin bu şehirdeki bazı müzikçi ve şairlerin birleşerek eski Yunan oyunlarına benzer eserler yazmak istemelerinden doğduğu anlaşılıyor. Örnek olarak “Yunan Trajedisi” alınınca eşlik edecek müziğin nasıl olacağı problemi tartışmalara yol açmış, mısraları Renuccini tarafından yazılan ve Peri tarafından 1594'de bestelenen “Dafne” adlı ilk opera sanat çevrelerinde büyük heyecan uyandırmıştı.

Operada ilk gelişimi Claudio Monteverdi'de görüyoruz. 1607 yılında bestelediği “Orfeo” adlı operasıyla orkestrayı birinci plana almış, ses türlerini zenginleştirmiştir. Burjuvaların da opera istemesi nedeniyle sanatçılar arialar yani opera havaları yazmış ve 30 yıl sonra Venedik'te para karşılığı opera izlenebilen ilk opera binasının açılmasıyla sanatın merkezi Floransa'dan bu şehre geçmiştir. Burada koro ikinci plana alınmış, Venedik üslubu opera doğmuştur. 17. yüzyıl sonlarına doğru Napoli, İtalyan operasının merkezi olmaya başladı. İtalyan operası Avrupa'ya kısa zamanda yayıldı. Opera sanatı en büyük gelişmeyi 19. yüzyılda gösterdi. Yüzyılın ilk yarısında opera buffa (komik opera) İtalya'da Rossini, Donizetti ve özellikle de Mozart ile dikkate değer örnekler kazandı.

Almanya'da ilk defa Schütz “Daphne” adlı Floransa stili bir opera besteledi. Müzikli sahne eserleri Alman şehirlerinde yer buldu. Oynanan eserler İtalyancaydı. Ulusal Alman Operası, Staden tarafından yazılan ve ilk Almanca opera olan ‘Seelewig’ adlı eserle başlamış, Hamburg, Alman operasının belli başlı ilk merkezi olmuştur. Strung, Kusser ve Keiser gibi besteciler de ilk önderlerdir. Hasse ve Graun“opera buffa – gülünçlü opera” türünde başarı gösterdiler. Gülünçlü opera, Mozart'la en üstün, en zarif örneklerini kazandı.

İngiltere: İngiltere'de saray maskeleri bu sanata rakip görünüyordu. Genellikle ilk İngiliz operası sayılan John Blow'un ‘Venüs ile Adonis’ adlı eseri de «maske» başlığını taşır. Henry Purcell'in opera türündeki tek şaheseri ‘Dido ile Aeneas‘tan sonra İtalyan sanatının etkisiyle bozulan İngiliz operası John Gay ve Johann Christoph Pepusch'un hazırladıkları The Beggars Opera (Dilenciler Operası) ile yeniden hayat buldu.

Fransa'da opera zevki 1645 senelerinden sonra memlekete gelen İtalyan opera gruplarının etkisiyle uyandı. İlk opera binası Académie Royale de Musique, Cambert adlı bestecinin ‘Pomane’ adlı eseriyle açıldı. Fransız operası uzun süre Gluck'un etkisinde kaldı. 19. yüzyıl boyunca devam eden bu etki Beethoven'ın tek operası Fidelio ile bu etkiden kısmen kurtulmuş, insan sesini çalgı gibi kullanmış, süreli bir sahne senfonisi vermemiştir. Fransa'da da gülünçlü opera sevildi. Bu türe “opera comique” denildi. Rousseau da Fransız operasına katkıda bulunan önemli sanatçılardan biridir.

Rus operası Glinka ile doğdu. Dargomişski, Borodin (Prens Igor) ve Rimsky-Korsakov'la güzel eserler kazandı. Rubinstein ve Çaykovski daha çok lirik Fransız dramları etkisinde eserler verdiler. Rus beşleri, Rus operasında önemli izler bıraktı.

Arya (Aria)

Belli bir kalıp içinde orkestra eşliğinde söz ve müziğin birleşimidir. Opera kantata ve orotoryoda aryanın yeri çok önemlidir. Söylem ve biçim açısından aryanın 17. yüzyıl başından beri gösterdiği gelişme , operanın bir sahne biçimi olarak gelişmesinin benzeridir. Barok dönemde operaseverler sırf ünlü bir aryayı ve solistini dinlemek için operaya gitmeye başlarlar. Çalgısal müzikte de arya biçimine rastlanır

Konçerto Grosso’larada Süitlerde diğer bölümlerin tersine dans niteliği taşımayan ezgisel bir parçadır. Ariyozo ( Arioso) ise , Barok ile gelen arya benzeri anlamında reçitatif ve arya arasındaki ezgidir. Besteciler aryalarda giderek bildik halk ezgilerini kullanıp müziği opera içinde alımlı bir hale getirirler 18. yüzyılda önem kazanan A-B-A kalıbındaki da capo arya Bach’ın ve Handel’in kantatlarında ve operalarda kullanılan başlıca biçimidir 19. yüzyıl ile iki bölümlü ve daha dramatik arya biçimleri doğar Bunların ilk bölümü ağır ikincisi hızlı tempolarda düzenlenir soliste yer yer bir başka karakter ya da koro katılabilir.