Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

PANDOMİM

Mim: Kaynaktaki anlamıyla; oynamak – oyuncu, bugünkü anlamıyla; yalnızca hareketlere dayanan, düşünceleri ve duyguları bazı özel hareketler, tavırlar ve duruşlarla anlatan sözsüz tiyatro türü.

Mimesis (Yun) : Taklit, benzetme, öykünme. Platon bu terimi sözlük anlamıyla, yani 'öykünme' olarak kullanmış, Aristoteles dram sanatı konusunda bu terimi 'yeniden yaratma' ve ' yansıtma' anlamıyla yorumlamıştır. Tiyatro sanatının temel ilkelerinden biridir.

Pandomimde sanatçı, yüz mimiklerini, el, kol ve beden hareketlerini kullanarak temayı anlatmaya çalışır. Bir anlamda pandomim, evrensel bir tiyatro dili olarak kabul edilir. Milattan önceki dönemlerde Mim sanatının uygulandığı görülmüştür. Mim sözcüğü “taklit etmek” veya “temsil etmek” anlamına gelen Grekçe “mimeisthai” sözcüğünden gelir. Fransızca pantomime kökenli bir sözcük olan pandomim sanatı, Türk Dil Kurumu tarafından şöyle açıklanmaktadır: “Düşünce ve duyguları müzik veya türlü eşyalar eşliğinde bazen dansla, bazen de gövde ve yüz hareketleriyle yansıtmayı amaçlayan oyun, sözsüz oyun.”

 “Bütün sanatlarda olduğu gibi, bakmayı, görmeyi, algılayabilmeyi gerektirir Pandomim. Pandomim, yapma ile değil görme ile başlar. Önce görmek, algılamak; olduğu gibi görebilmek her şeyi; ama ön yargısız görebilmek ve insanların evrensel noktalarını yakalamayabilmek...”

- Pandomim yapabilmek için beden lisanını bilmek gerek

- Beden lisanını bilmek için duyguları tanımak gerek

- Duyguları tanımak için insanı bilmek gerek

- İnsanı bilmek için, insanın kendisini bilmesi gerek

Yani sanattan, şahsiyet olmaz; şahsiyetten doğar her şey sanatta.

Tarihçesi

Pantomim (pandomim, mim, sözsüz oyun da denir), eski Yunanistan’da ortaya çıktı. Eski Yunan dünyasında İ.Ö. VI. ve V. yüzyıllarda iki ya da üç kişinin oynadığı korosuz, müziksiz, konusuz küçük oyunlarda (mimler), gerçekte yaşam, doğa ve töreler taklit ediliyordu ve bu dönemde mim, dansla, akrobasiyle, cambazlıkla iç içeydi. Kadın ya da erkek oyuncu, çevresindekileri eğlendirmek amacıyla alanlarda, evlerde, festivallerde bütün hünerlerini gösterirdi (Syrakuzatfr Sophronos, birkaç sahneden oluşan yazılı mim oyunları ortaya koymuştur). Romalılar döneminde mim sanatı farsa dönüştü; oyun süreleri uzadı; sahneler çoğaldı. İ. Ö. I. yy’da Liberius ve Syrius, mim sanatını büyük ölçüde geliştirdiler ve bu gelişme sonucunda, günümüzdeki biçimiyle pantomim türedi: Komedi ya da trajedi konularını işleyen pantomimler, gelişmiş dekorlar içinde ve kostümlerle sunuluyordu. Hıristiyanlığın geliştiği dönemlerde, dinsel gelenekler ve törenlerle alay edildiği gerekçesiyle kilise, pantomime karşı amansız bir savaş açtı; hatta pantomim sanatçılarını aforoz etti. Bunun sonucunda pantomim sanatı büyük ölçüde unutuldu. Ama XVI. yy’da italya’da Commedia dell’Arte topluluklarının, Romalıların mimine geniş yer vermeye başlamalarının ardından, Commedia dell’Arte topluluklarının Fransa ve İngiltere’ye giderek temsiller vermeleriyle, panto­mim bu ülkelerde de tanındı. İngiltere’de John Rich, David Garrick, Joseph Garimaldi, Fransa’da da XIX. yy’da Gaspard Deburau ve Paul Legrad, pantomimin başlıca temsilcileri arasında yer aldılar. XX. yy’da Fran­sa’da Etienne Decroux “modern mim”i yaratırken, Marcel Marceau, “Bip” adını verdiği tiple, dünya çapın­da ün yaptı; Jean Louis Barrault, yüzünü bir maske gibi, bedenini de duygu ve düşüncelerini yayımlayan bir anten gibi kullanmasıyla, sonraki pantomimcileri etkiledi.

Eski Romalılar zamanında, maske takmış bir aktör bir dilsiz gibi, hiç konuşmaksızın, anlatmak, canlandırmak istediği şeyi ifade eden hareketlerle gösteriler verirdi. 18. yüzyılda İngiltere’de, İtalyan asıllı ve değişik konulu oyunlarda aynı karakterlerin görüldüğü çok hareketli komediler “pandomim” diye isimlendiriliyordu. Arlekim, Pantalone, neşeli ve yaşlı şaşkın kolumbine, onun güzel kızı, Palyaço ve daha başkaları, bu hareketli, temposu hiç düşmeyen, seyircileri kahkahalarla güldüren oyunların değişmeyen karakterleriydiler. Modern pandomimlerde bu karakterler ortadan kayboldular.

Güvenilir kaynaklara göre, pandomim deyimi tiyatrodan daha eskidir. Nitekim eski Yunanistan’daki Dionysos şenlikleri de esas itibarı ile pandomim niteliğinde oyunlardı. Daha yukarda değindiğimiz gibi, eski Roma’nın Saturnalisa törenleri de “Soytarılar Bayramı adı altında, pandomim dizeninde oyunlarla sürüp gitmiştir.

Sözlü tiyatroda da “pandomim” sahnelerine ve düzenine yer verilen, bu düzende bölümler katılan modern örnekler vardır. Çağımızın ünlü yazarlarından İonesco’nun “Sandalyeler” oyunu kısa bir pandomimle son bulur. Samuel Beckett’in “Sözsüz Oyunu” da bir pandomim sayılabilir. Daha ileri gidip, “Othello” ve “Hamlet” gibi klasik tiyatro şaheserlerini tamamen pandomim düzeninde, sözsüz olarak canlandıran guruplar vardır.

Geleneksel Türk tiyatrosunda pantomime benzer bazı örnekler görülmekte, günümüzde de köy düğünlerinde, bayramlarda “sessiz oyun, ahraz oyunu, dilsiz oyunu” gibi adlar altında seyirlik köy oyunları oynan­maktadır. Ayrıca, Ergin Kol bek, Erdinç Dinçer, vb. sanatçılar ile Taner Barlas Mim Tiyatrosu batılı anlamda pantomim çalışmaları yapmışlardır.

En ünlü pandomim sanatçılarına örnek olarak Marcel Marceau gösterilebilir. Charlie Chaplin, Laurel ve Hardy, sessiz sinema döneminde bu türün ilk temsilcilerinden olmuşlardır. Ülkemizde de.

Marcel Marceau

Sessiz sanatın üstadı Marcel Marceau 1923 yılında Strasbourg’un Alsatian kasabasında doğdu. Marceau, daha sonra babasının kasaplık yaptığı Lille kentine gitti. İkinci Dünya Savaşı sırasında babasının Fransa’yı işgal eden Naziler tarafından esir alınıp öldürülmesi üzerine Marceau, 1944 yılında direniş hareketine katıldı. Marceau daha sonra Fransız ordusuna katıldı ve savaş sona erene kadar Almanya’daki müttefik ordusunda görev yaptı. 1946 yılında sanat çalışmalarına başlayan Marceau, büyük mim öğreticisi Etienne Decroux’dan ders aldı, “bip” adındaki ünlü karakteriyle tanındı. Onlarca yıl canlandırdığı komik ve trajik karakterlerle dünyanın her yerinde sanatseverlerin beğenisini kazanan Marceau, “Mim, tıpkı müzik gibi ne sınır ne de ülke tanır. Eğer kahkaha ve gözyaşları insanlığın karakteriyse tüm kültürler bizim öğretimizle yoğrulmuştur” demişti.