Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

 

ÇATALLI KÖY

3 PERDELİK PİYES

ALİ YÖRÜK

 

 (Olay: Afyon`la Eskişehir`in ortasındaki Emirdağ kasabasının Çatallı ve Daydalı köylerinde geçer.)

(Dekor: Seyirciye göre sahnenin sağ ve sol yanların da iki köy evi vardır. Sağdaki evin sağ, Soldaki evin sol yanları kulise açılır. Kulise açılan taraflar evlerin diğer odalarıdır. Evlerin ortasın da işlek birer sokak kapısı vardır. Kapının sağ ve sol yanlarında birer pencere vardır. Evler sabit değildir. Döndürülünce veya sağa sola itilince sahne, köy meydanı olur. Arkada bir köy manzarası vardır. Sağdaki ev Memikler`in soldaki çocuklarındır. Erkekler normal köylü kıyafetleri, kadınlar üç etekli kırmızı – yeşil – mor renkli çuhadan yapılan ve ismine “saya” denilen elbiseden giyerler. Kıyafetler fazla yırtık, yamalı, ve hırpani değildir. “ Meşeler güvermiş varsın güversin” Müziğinden sonra perde açılır.

(Şükran sağ evden çıkar. Kapının yanında durup sağına soluna bakınır ve kimsenin olmadığını anlayınca sola doğru yürümeye başlar. Sahnenin ortasına yaklaşınca dışarıdan Tevfik`in küfürleri duyulur.)

 

TEVFİK: ( Dışardan ) O-ha! o-ha! ( Soldaki evin arkasından Yusuf ve Godaloğlu ile beraber girer.) Utanmıyor musun kız başınla erkeklerin önünü kesmeye?

ŞÜKRAN: ( Sol öndedir yüzü seyircilere dönük, utanarak konuşur. ) Tevfik emmi , vallahi görmedim. Gözlerim çıksın görmedim. Geldiğinizi görsem hiç beklemem mi? Hiç bile bile yoldan geçen erkeğin kısmeti kesilir mi?

TEVFİK: Sus utanmadan bide karşılık veriyor. Görgüsüz, namussuz memikler`in kızı değil mi ne olacak. ( Yusuf ve Godaloğlu ile soldan çıkar. Şükran ağlarken sağdan Fatma girer.)

FATMA: Niye ağlıyorsun Şükranım? Ne oldu ?

ŞÜKRAN: Kuyunun başından testileri almaya gidiyordum, bilmeden çocukların Tevfik`in önünü kesmişim.Vallahi görmediydim.Kadınlar erkeklerin önünü keser mi? Görsem hiç beklemem mi geçmelerini? Dargınız diye bile bile kestim sandı.

FATMA: Birde utanmadan sövdü saydı değil mi? Sus sen kızım, hiç o edepsizin lafına ağlanır mı? Kocaman herif utanmayı arlanmayı attı gayri. Ona buna çatıp geziyor. Hadi sen git git hadi. ( Şükran soldan çıkar.) ülen Tevfik, dosta yazık düşmana zor. Allah kimsenin başına vermesin senin gibisini. ( Fatma sağdan arkaya giderken Veli ile Remzi sağdan koşarak giderler.)

VELİ: Anlat enişte anlat.

REMZİ: Bu Tevfik için şöyle bir rivayet dolaşır köyde. Belki sende bilirsin.

VELİ: Yooo ben bilmiyorum.

REMZİ: İlkin Cukcuk`lar sülalesinin hiç oğlu olmamış, hep kızları olmuş. Sonra bu Tevfik`in anası dayanamayıp “ Allah`ım bir oğlan ver de isterse deli olsun” diye dua etmiş. İşte bu dua dan sonra Tevfik doğmuş.

VELİ: Yaa… ( Emine elinde testiyle soldan girer. Veli`yi görünce durur. Bakışırlar.)

REMZİ: Tevfik`ìn kızı mı bu?

VELİ: ( Heyecanlı ) Eee, evet…

EMİNE: Remzi ağa salındırmalı koyunun suyudur içer misin?

REMZİ: Sağ ol bacım, benim canım istemiyor. Veli içsin.Hadi Veli. Hadi lens! ( Yiter Veli`yi. Veli utanarak gider.)

EMİNE: ( Diz çöküp aceleyle doldurmuştur. Tasa suyu.) Buyur…

VELİ: ( Diz çöker. Gözlerinin içine bakarak alır içer.) Ölmüşlerinin canına değsin Emine.

EMİNE: Afiyet olsun Veli. Gene askere gidiyormuşsun öyle mi? Ne zaman gidiyorsun? Gideceğin zaman haber ver de, çabuk dönmen için köydeki bütün kuyuların suyunu arkandan döküyüm.

VELİ: Sağ ol. Kısmet olursa haftaya gidiyorum. Ama bu sefer çabuk geleceğim.

EMİNE: İnşallah.

VELİ: Hadi kal sağlıcakla. Emine bizi beraber görmesinler. (Kalkar Remzi ye doğru geri geri yürür.)

EMİNE: ( Ayağa kalkar ) Güle güle Veli..( Bakışırlar… Sonra Emine hızla soldaki eve girer.)

REMZİ: Hadi bakalım bu dünyada işin iş ya, öteki dünyayı bilmem. Bu kız tadından yenmeyecek kadar güzel ama, yanlış yere çatmışsın oğlum.

VELİ: Aramızda bir şey yok ki enişte.

REMZİ: Hadi hadi saklama şimdi benden. Benden utanmasanız nerdeyse gözlerinizle yiyecektiniz birbirinizi. O ne biçim bakıştı öyle, delip geçi yor.

TEVFİK: ( Yusuf Gadaloğlu ile soldan girer. Sert sert Veli ye bakar.) Yusuf bu kadar memleket gezdim, bu kadar adam tanıdım. Şu memikler kadar ahlaksızını görmedim. Hele içlerinde bir küçük yılan var. Ağzına zehir düşmeden kafasını ezmek lazım.

REMZİ: (Veli`ye.) Sen katiyen ağzını açıp cevap verme.

VELİ: Her kuşun eti yenmez.

REMZİ: Veli sus dedim büyüğündür.

TEVFİK: Bak sen şu köpeğe karşılıkta veriyor. (Yusuf ve Gadaloğlu kollarından sıkı sıkı tutarlar) Ülen kaybol karşımdan, zaten gözüme kan görünüyor.Beni fazla kızdırma, şimdi tilkinin tavuk boğduğu gibi boğar atarım.

YUSUF: Baba boş ver yahu.

TEVFİK: Ülen eğer kanınızı içmezsem şu köyün ortasında eşeğim diye anıracağım.

VELİ: Gözüne istediğin kadar kan gösteririm.

TEVFİK: Sus len yezit. Bir yumruk vurursam soğan kırar gibi kırarım kafanı. Gözüme görünme burnu sütlü. Amcan Kazım`ı karısını dağda altı ay oynattığım az geldi herhalde.

REMZİ: Tevfik emmi ayıp vallahi, kocaman adamsın yahu. Sırası mı şimdi böyle lafların.

TEVFİK: Koy verin bakayım! Bu yılanı görünce bütün tüylerim diken diken oluyor. Bırakın bakayım. Hele bir bırakın len. Şunu köylünün derede eşek dövdüğü gibi döveyim.

REMZİ: Kan içmek, kavga etmek neymiş? Sizin yüzünüzden koca köyün tadı tuzu kalmadı.

VELİ: Bırakın bakalım, görelim şunun hünerini.

TEVFİK: Şuna bak şuna, hala karşılık veriyor. Bırakında köpeğe sahibini bir belledeyim.

VELİ: Koy verin bakalım, ne yapacaksa yapsın.

TEVFİK: Tutmayın beni lens. Bir bırakın. Koy ver dedim. ( Silkinip kurtulur. Veli ortada yumruklarını sıkmış beklemektedir. Tevfik kurtulunca Yusuf ve Gadaloğlu sağa sola saklanırlar. Tevfik yumruklarını sıkarak ilerler. Veli`nin burnunun dibine sokulur. Arkasına bakar adamlarının saklandığını görünce korkarak geriler.) Hadi lens kurtuldun be sefer. Sen hancı yolcu olduktan sonra daha çok karşılaşacağız.

VELİ: Karşılaşalım.

TEVFİK: Ağzını çarık gibi yırtacağım. ( Yusuf ve Gadaloğlu ile kaçarcasına çıkarlar. )

REMZİ: Hadi o adilik etti diyelim. Sen niye karşılık verdin?

VELİ: Bende ne kabahat var enişte? Ben Tevfik Emmi`ye karşı saygımda hiç kusur etmiyorum. Hep iyi geçinmek istiyorum. Ama o her gördüğü yerde sebepli veya sebepsiz bana çatıyor, küfrediyor. (Kararma. Sağdaki ev aydınlanır. Fatma sahnededir. )

FATMA: Veli, Veli…

VELİ: Ne var ana? ( Sağdan gelir.)

FATMA: Ne oldu? Cukcuk`ların Tevfik bu seferde sana mı çattı?

VELİ: Yok bir şey.

FATMA: Kafasını kırmadın mı bir ahlaksızın? Bir daha çatarsa bur-kır, davacısı bana gelsin.

VELİ: Beni bunun için mi çağırdın?

FATMA: Yoo şey için çağırdım. Şükran`ı gördün mü?

VELİ: Gördüm, demin bahçedeydi.

FATMA: Konuştun mu?

VALİ: Ana ikide bir konuş deyip duruyorsun. Ne konuşayım?

FATMA: Oğlum. Şükran el mi? Öpöz amcanın kızı. Nişanlın olacak yakında. Sen erkeksin ilkin senin konuşman lazım. Arada sırada halini hatırını sor.

VELİ: Ana açıkçası ben Şükran`la evlenmek istemiyorum.

FATMA: Aman!... O ne biçim söz?

VELİ: Ne yapayım elimde değil. Taa küçükten beri bir arada büyüdük. O benim bacımdan farksız.

FATMA: Öyle deme. Öyle deme. Bunu başkasının yanında da söylersen vallahi küserim. Oğlum sen deli mi oldun? Şükran`ın babası Kazım sülalemizin namusunu temizlediği için hapis yatıyor. Dediklerini duyarsa hapishane de kahrından ölür. Daha bunu düşünemiyor musun? Sen bostan korkuluğu musun da, elimizdeki olmuş armudu, elin ayılarına yedirelim?

VALİ: Ama ana.

FATMA: Sus! Anası manası yok! İtiraz temiz kabul etmem. Zaten Cukcuklar dönür salıp duruyor. Sen askere gitmeden bir yüzük takalım da kızın başı bağlansın, dönürcüleri kesilsin. Hem mırın kırın ettiğini baban duyarsa çok kızar.

VELİ: Canım babam karışmaz ki böyle şeylere.

FATMA: Ne karışmazından bahsediyorsun sen. Baban nişanlanmanızı benden çok istiyor. O söyledi bana, sana söylemem için. Hadi babanın emrine de hayır de bakalım. Şimdiye kadar baban senin bir dediğinin iki ettirdi mi? “okuyacağım” dedin, etek etek para dökerek okuttu. Lisenin ikisinde bir numaradan sınıfta kalınca, “ Hocalara kızdın ben artık okumam” dedin, “ pekiyi” dedi. Yirmi iki yaşına geldin, bugüne kadar ister çalış ister gez, hiç ağzını açmadan el üstünde büyüttü seni. Şimdi babanın bu isteğini yap massan çok ayıp olur. Hem yapacağın ne? Onun dediği kızla evleneceksin o kadar? Alt tarafı bir evlenmek. (Recep kapıdan girer.)

RECEP: Ne oldu Veli? Gittin mi askerlik şubesine?

VELİ: Gittim baba.

RECEP: Neymiş? Niye çağırmışlar?

VELİ: Mezuniyet iznini askerliğe sayarak terhis etmişlerdi beni. Şimdi o izin askerliğe sayılmıyormuş. Gidip bir ay daha askerlik yapmam lazımmış.

RECEP: İyi oğlum. İyi Ne zaman gidiyorsun?

VELİ: Pazartesi günü gidiyorum baba.

RECEP: Sağlıcakla git, sağlıcakla gel oğlum. Bir ay dediğin nedir ki? Göz açıp kapayınca geçer.

FATMA: Benim oğlum aslandır. Bak babası, benim koç oğlum Şükran`la nişanlanmayı kabul etti. Madem anam babam layık görmüş, öper başımın üstüne koyarım dedi. (Vali hayretle anasına bakar.Babasını görünce susar.)

RECEP: Oh. Oh. Oh…

FATMA: Ben burada bostan korkuluğu değilim. Şükran`ı benden başkası alamaz, dedi. (Veli hayretle yine bakar anasına.)

RECEP: Vay aslanım vay

FATMA: Bende şey dedim. Bir haftaya kadar askere gidiyor. Hemen alelusul bir nişan yapalım da, kızın dönürcüleri kesilsin.

RECEP: Hemen hemen.

FATMA: Zaten kız kısmını fazla bekletmeye gelmez.Kız beklemek hazine beklemekten zordur.

RECEP: Benim koç oğlum, hiç hatırımızı kırmaz. Bizim hatırımız için körde olsa topla da olsa, kimi alsak ağzını bile açmadan kabul eder.Hadi karı durma hemen nişan hazırlıklarına başlayalım.( Godaloğlu, girer.)

Godaloğlu: Selamünaleyküm Recep Emmi.

RECEP: Aleykümselam Godaloğlu.

FATMA: Aslan Godaloğlu`m benim. Cukcuklar`ın çobanı oldu, onların kapısında büyüdü. Biz Cukcuklar`la kanlı bıçaklı dargınız bu hiç küsmez. Çok severim Godaloğlu`nu Emmi`si.

Godaloğlu: Hiç küser miyim? Ben Veli kardeşime hiç küsebilir miyim? Şu kadardan beri beraber büyüdük, bıçak kınını keser mi Fatma bibi?

RECEP: Tevfik seni çoban yaparken birde imtihan mı etti.?

Godaloğlu: Hee imtihan etti emme kazandım.Vallahi sırtımı sıvazladı. Çok seviyor beni, çok seviyor.

RECEP: Ne sordu imtihanda?

Godaloğlu: Bir şey sormadı.Oturduk karşılıklı güzelce bir yemek yedik.Meğer yemeği iyi yiyen işi de iyi yaparmış.

RECEP: Aferin, aferin.Hadi karı durma diyorum.Sen bir yana, ben bir yana gidelim.Biz gidiyoruz Godaloğlu, sen Veli`yle otur.Duydun mu Veli`nin yarın nişanı var. Hadi bakalım sıra sana geliyor.

Godaloğlu: İnşallah, İnşallah.

FATMA: Eee nişanda Veli`ye ne takacaksın?

Godaloğlu: Ne takayım Fatma bibi? Bol bol hizmet eder, birde oynarım. Ama daha çok hizmet isterseniz kalburla hoşaf taşırım.

RECEP: Haydi eyvallah Godaloğlu.

Godaloğlu: Güle güle , güle güle Recep Emmi. ( Recep`le Fatma çıkarlar.)

Godaloğlu: Haftaya gene askere gidiyormuşsun öyle mi?

VELİ: Nasip olursa gidiyorum.( Oturur. )

Godaloğlu: ( Koynundaki çıkını çıkarır.) Bunları Emine bacım saldı.( Veli kalkar. Duygulu.) Çok selamı var . “Yakında askere gidecek bunları gördükçe beni hatırlar” dedi. “Ne olur” diye yalvardı. “Gitmeden bir kere, tek bir kerecik Emine`yi seviyorum desin” dedi. “Etme bacım, Veli amcasının kızına nişanlanıyormuş. Hem Veliye yalnız sen değil köyün bütün kızları havas” dediysem de “olsun” dedi.”Tek bir kere, bende Emineyi seviyorum desin” diye yalvardı.Askere gideceğim günde saklıca bir yolluk hazırlayıp benimle gönderecek.

VELİ: ( Çıkını alır. Ayakta uzaklara bakar.) Söyle Godaloğlu, bende Emine`yi seviyorum.

Godaloğlu: İyi be… ( Sevinir.)

VELİ: İyi kızdır, köyün en güzel kızıdır. Amcamın kızı Şükran`la sözlü olmasaydım bilki Emine`yi alırdım.

( Kararma. Sol taraf aydınlanır.Evde Tevfik ve Emine vardır.)

EMİNE: Emirdağ da şakalakların hikmetin bi kızı var baba. Okuyormuş bir sene sonra hakim çıkacakmış. Beni okutmadıydın, gördün mü ellerin kızları nasıl okuyormuş.

TEVFİK: Okuyup da sevdiğine mektup yazacağına, hiç okuma daha iyi.

EMİNE: Her okuyan sevdiğine mektup mu yazar. Hem ben küçükken ne diyordum. Şimdi ne diyorsun?

TEVFİK: Ne diyordum?

EMİNE: “Ben kızımı muhakkak okutacağım benim kızım el kızları gibi ayna tuta tuta havas olacağına mektup yaza yaza havas olsun” demez miydin.

TEVFİK: O zaman öyle dediysem, şimdide böyle diyorum.Kız kısmının okumayla işi ne? Düşün bir kere. Bütün kızlar okursa ev işlerini kim yapacak.

EMİNE: İyi hade beni okutmadın bizim küçük oğlanı niye ayırdın orta mektebin ikisinden? O kız değil, bırak o bari okusun. “Babam beni okutmuyor” diye ağlayıp duruyor.

TEVFİK: Liseyi bitirince açıkta kaldıktan sonra nesini okitim. İşte köyde bir sürü iş var, çalışsın.

EMİNE: Laf açılınca, “köyün en medeni ailesiyiz” dersin. Sen çocuğunu okutmasan köyde çocuk okutan kalır mı?

TEVFİK: Hadi şöyle kısadan kesebileceği mektep olsa da okutsam neyse. Yirmi – yirmi beş sene gurbette okuyacak bitirince koluna bir takım dudağı boyalı gelecek, anayı babayı köyü beğenmeyecek. Hem okumak eskisi gibi kolay değil, zorlaştı. Bir vakitler memiklerin Veli de okuyordu? Ne oldu? Lisenin ikisinden kovuldular.

EMİNE: ( Döner ) Ne zaman kovdular baba? Veli bir numaradan sınıfta kalınca kızdıda onun için okumadı.

TEVFİK: Yalan, okuyamadı işte gerisi laf. ( Yusuf girer.) Neredesin lens?

YUSUF: Godaloğlu görünürlerde yoktu da sığırtmaca sığırları kaptım baba.

TEVFİK: Emine hadi sen öteki odaya geç.

EMİNE: Olur baba.( Soldan çıkar.)

TEVFİK: Geç otur şuraya.( Yusuf korka korka bakar.) Sığır gibi bakma yüzüme de otur şuraya.(Yusuf geçer oturur.)Beni iyi dinle bugün, memiklerin kızı Şükran`ı kaçıracaksın.Bizden kabahat gittiGüzellikle istedim vermediler .”Nişanlı”dediler.Şöyle dediler. Böyle dediler.Hep yalan söylediler.Sırf kızı bize vermemek için Veli`ye nişanladırlar.Velinin asker den gelmesine az kaldı.O gelirse hiç kaçıramasın.Fırsat bu fırsat. Elini çabuk tut.

YUSUF: Hemen bugün olurmu baba? Hem kız nişanlı, nasıl kaçırayım? Evli sayılır. Yakalanırsak cezası çok ağırdır.

TEVFİK: (Sinirli) Kaçırmaya mı çekiniyorsun lens. Delikanlı olacaksınız haa? Öööö… Biz delikanlıyken yer yerinden oynardı. Babamız bir emir verecekte karşısında mırın kırın edecektik haa.. tövbe….Ben evli barklı çoluk çocuk sahibi iken babamdan sopa yediğimi bilirim. Ben babamın bir “hadi” demesiyle Memikler`in Kazım`ın karısını altı ay oynattım dağda.Size arkanızdan ite ite zor yaptır yok işi. Erkeksin sözde. Yapacağın iş ne sanki? Alt tafarı bir kız kaçırmak… Geçenlerde Velinin bir kavga edişini gördüm vallahi hayretten ağzım bir karış açıldı. Karşısındaki beş kardeşin beşinin de kafasını yardı. Kınalı koç gibi sıraladı hepsini. Siz olsanız…

YUSUF: Fazla bir şey demedim baba madem öyle istiyorsun kaçırırım. ( Godaloğlu girer.)

TEVFİK: Neredeydin lens? Sığırları filanda Yusuf katmış.

Godaloğlu: Tıraş oldum.

TEVFİK: Kime tıraş oldun.

Godaloğlu: Berbere.

TEVFİK: Bakkala tıraş olacak değilsin ya ayı?

Godaloğlu: Kusura bakma tevfik emmi yeni gelen berberde tıraş oldum.

TEVFİK: Beni dinle. Yusuf bu gün Memikler`in Şükran`ı kaçıracak sende yardım et.

Godaloğlu: Ama Tevfik Emmi. Gözünü sevim beni bu işe katma.

TEVFİK: O ne demek? ( Vurur Godaloğlu na )

Godaloğlu: Ne oldu. ( Godaloğlu yere düşer)

TEVFİK: Ben emrettikten sonra ne demek. Döve döve pestilini çıkartırım şerefsizim. Zaten sık sık Memikler`e gidip geldiğini duydum. Anandan doğalı benim kapımda büyüdün. Seni ne güne besliyorum. Bilmiyor musun daha benim adım Tevfik. Ben kullanmadığım eşeğe torba takmam.Dediğimi yapmadıktan sonra ne yapıcam ben seni? Gölgende gül mü büyüteceğim. Söyle bakalım. Şimdiye kadar seni hiç oğlum Yusuf`tan ayrı tuttum mu? Babanda benimle beraber büyüdüydü. Yusuf`la senin beraber büyüdüğü gibi.

Godaloğlu: Kızma Tevfik emmi olur yardım ederim.

TEVFİK: Dikkat edin bugün bitmeli bu iş. Eğer kızı kaçıramasanız. Ben sizi kaçırırım bu diyardan. Kızın ağzını iyi bağlayında bağırmasın. Sakın ağzını burnunu sıkı bağlayaçağım diye kızı boğmayasınız.? O vakit gözüme görünmeyin. Bende sizi boğarım. Mahkeme kapılarında sürünmeye niyetim yok benim.

Godaloğlu: Tevfik emmi sorması ayıp ama koskaca köyde kızmı kalmadı da memiklerin kızını kaçırıyoruz. Şimdi boş yere kavga nizah çıkacak.

TEVFİK: Sen ne konuşuyorsun ya? Ben şimdi istesem memiklerin kızından kat kat güzel kırk kız bulurum oğluma. Hemde beş kuruş başlık vermeden anlıyormusun.” Cukcukların tevfiğin aslan oğlu istiyor” denince kırk kız ayağını yalınlayıp koşar. ( Yusuf keyifli keyifli güler.) Fakat sizin bilmediğiniz işin içinde iş var.Oğlum Yusuf.

YUSUF: (Arzulu ) Buyur baba.

TEVFİK: Eğer bu işi kimseye göstermeden becerebilirsen meted te meted gayri. Köyün adamı “memiklerin kızı bu kadar dargın oldukları halde sülalesine bir tekme vurup cukcukların Tevfik i aslan oğluna kaçmış” dedi mi şansımız civar köylere aşarda ta emirdağa varır. Benim başım göğe değer. Memiklerin başıda güneş görmüş koyun gibi yerden kalkmaz.Adam insan içine çıkamaz. Ağızlarını bıçak açmaz selam bile vermezler kimseye. Hadi göreyim aslanlarım.

YUSUF: ( İştahla kalkar) Hiç korkma baba.

TEVFİK: Gözünüzü dört açın anlaşıldımı.

Godaloğlu: Anlaşıldı.

TEVFİK: İlkin arabayı hazırlayıp bir kıyıya bırakın. Sonra kızı gözetleyin. Kız kapıya çıktımı hemen hoop diye salla sırtına direk yaylaya. Tamamı?

YUSUF: Tamam baba.

TEVFİK: Kaçırırken kimsenin görmemesine çalışın o zaman rahat rahat kız bize gölü ile kaçtı deriz.

( Işıklar söner Tevfik in evi kapanmıştır.Işıklar yanınca Yusuf ve Godaloğlu soldaki evin arkasından gözetlerler.Şükran sağdaki evden çıkar.Sahnenein ortasına gelince Yusuf ve Godaloğlu yavaşça yaklaşırlar.Yusuf arkadan gelir eliyle Şükran`ın ağzını kapatır.Şükran bağırmaya ve kurtulmaya çalışır.Yusuf Şükran`ı kucaklar ama tam kucaklayamamıştır.Kurtulmak için çırpınan şükranı götürmeye çalışır, götüremez.Şaşkın şaşkın bakan Godaloğluna)

YUSUF: lens ayı ne duruyorsun bacağını tutsana. lens deve bacağını tutuyorum.(Godaloğlu hemen atılır ve şaşkınlıkla yusufun bacağını tutar.) lens benim bacağımı değil. Kızın bacağını tut.( Godaloğlu şükran`ın bacağını tutup kaldırır. Gene şaşkınlıkla sağ tarafa doğru giderler.) lens o tarafa değil.bizim tarafa ( Soldan koşarak çıkarlar. Sahne kararır. Aydınlığında Sağdaki ev açıktır. Recep, Remzi ve Fatma sahnededir.)

RECEP: Siz hiç gönlü ile kaçtı diyenlere inanmayın onu cukcuk`lar uyduruyor. Ülen Tevfik biliyorum zorla kaçırdın kızı en zayıf zamanımızda vurdun bizi. Yaktın ciğerimi bol vadil hazırı gibi. Alacağın olsun.

REMZİ: Gönlü ile kaçtı diye de herkese yaymışlar. Ben yayanlara kızmam Tevfik gibi adamın lafına inananlara kızarım.

RECEP: Allah`ın bir olduğunu bildiğim gibi biliyorum zorla kaçırdıklarını. Evel Allah bizim sülalemizden onlara gönlü ile kaçacak kız çıkmaz. Maazallah öyle bir şey olsa bu kadar tarlayı takayı evi barkı satar göçer giderim bu köyden.

REMZİ: Şükran ı yaylaya kaçırmışlar kalk recep emmi takip edelim.

FATMA: Durun durun sülalemizde bu kadar genç varken takip etmek size düşmez.

REMZİ: Eee… Öcümüzü almyacak mıyız?

FATMA: Öc almaya ne luzum var olum. Cukcuklar`ın da yetişkin kızı var sizde onu kaçırın.

REMZİ: Ben nasıl kaçıracam Fatma hanım? Evliyim. Hem bu yaştan sonra kız kaçırmak bana düşer mi.

FATMA: Öyle ise sus.

REMZİ: Susulur mu Fatma ana? Ne duruyorsun bir şeyler yapalım. Kızı zorla kaçırdılar. Bu besbelli bir şey. Elimiz kolumuz bağlıymış gibi bomboş oturacağımıza kalkın mahkemeye bari verelim.

FATMA: Vay olum vay! Demek sülalemizde bu kadar eli değnek tutan erkek varken utanmadan, arlanmadan mahkemeye verelim haaa.? Siz erkekmisiniz bostan korkuluğumusunuz. Demek başınızda biz olmasak utanmadan mahkeme kapılarına gideceksiniz haa..

REMZİ: Ne deyim canım? Arada kır gür çıkmadan halledelim dedim.

FATMA: Böylemi halledilir. Koskoca memikler kendi intikamını almaktan acizmi mahkemeye veriyoruz.?

RECEP: Hem olum remzi ben ölem siz kalasanız hiçbir işinizi mahkemeye düşürmeyin bizim bir tarla mahkemesine beş sene gide gele gide gele ayağımız aşın dı. Ettiğimiz masraf ta caba.Halbuki oturaklı bir hakim olsa bir günde halledilir. Bilemedin iki günde.Harman vakti demez. İş güç vakti demez, kar kış kıyamet demez, birde mahkemeye çağırırlar.

REMZİ: Peki ben ne deyim. Takip edelim diyorum “yooo” diyorsunuz. “Mahkemeye verelim ”diyorum “yooo” diyorsunuz. Ben hiç karışmam artık ne yaparsanız yapın.

İSMAİL: (Kapıdan girer.) Selamünaleyküm.

RECEP: Aleykümselam. İsmail.

FATMA: Hoş geldin İsmail.

İSMAİL: Hoş bulduk Fatma bibi. ( elini öper)

RECEP: İsmail oğlum biliyorsun Cukcuklar bizim Şükran`ı kaçırdı.

İSMAİL: Duydum Recep Emmi duydum. Tevfik emmi amma adamsın haa. Koca dünyada kız mı bulamadın da Şükran`ı kaçırdın. Sanki başın göğe değecek bunu kaçırınca.?

FATMA: Mahsus kaçırıyor oğlum. Fırıldak gibi fırıl fırıl döner o bilir misin sen?

İSMAİL: Bilirim bilirim.

FATMA: Bizim kızı kaçırınca ün salacak etrafa bizi adam insan içine çıkarmayacak. Zoru bu. Ama alacağın olsun bizi bu kadar üzdün kapı dışarıya çıkarmadın görürsün sen.

REMZİ: Başına bela arıyor ahlaksız herif.

RECEP: İsmail işte vaziyet böyle oğlum. Eğer nişanlısının kaçırıldığını Veli duyarsa askerliğini yakıp gelir. Bunların hepsini öldürür. Seni bu gün için çağırdım bizim Veliyle senden başka mektuplaşan yok. Aman oğlum gözünü seveyim bu işi Veli`ye duyurma o terhis olacağı zaman sen emirdağda olursun. Karşıla. Sağ salim elinden bir kaza bela çıkmadan köye bir getir.

İSMAİL: Olur Recep emmi.

RECEP: Gözünü seveyim oğlum ilkin Allah a sonra sana güveniyorum. Elinden bir bela çıkmadan. Bize bir teslim et yeter. Gerisi kolay.

İSMAİL:Hiç korkma Recep Emmi.Zaten veli duysa da bir şey yapmaz. O Şükran’ı kardeş gibi severdi.

RECEP: Aman oğlum öyle deme. İş iddiaya bindi bir kere. Tırnağı kadar bile sevmez Cukcuklar kaçırınca iş değişir. Korkulmaz mı hiç?

İSMAİL: Peki, hiç merak etme. Ben veli’yi sağ salim köye getiririm. Veli gelesiye kadar siz ne yapacaksınız?

RECEP: Anlaşacağız oğlum,Veli askerde.O olmayınca biz bu cocuklar’la başa çıkamayız. Zaten bu tevfik rahat rahat döşeğinde ölemez.Muhakkak bir adam üstünde kalır.Lanet olsun, ne halt ederse etsin de, tek bizden bulmasın.

İSMAİL: Ne zaman anlaşacaksınız?

RECEP: Tevfik bu gün yine haber salmış. “Anlaşalım da mahkeme kapıların da sürünmeyelim “ demiş.Bende kabul edeceğim.Ne yapalım?Şimdi boş yere kan mı dökelim?Anlaşmaktan başka çare yok.

İSMAİL: Çok iyi edersin Recep emmi, çok iyi edersin.Varsın o istediği kadar kötülük etsin, siz hep iyilik edin de o utansın. Ne demişler; iyiliğe iyilik her kişinin karıdır, kötülüğe iyilik er kişinin karıdır.

FATMA: Eşek hoşaftan ne anlar oğlum?Suyunu içer taneleri kalır.

 (Kararma. Tevfiğin evi aydınlanır. Emine ve Godal oğlu sahnededir.)

EMİNE: Sahi mi söylüyorsun godaloğlu , bir hafta mı kalmış veli’nin askerliğinin, bitmesine tek bircik hafta mı?

Godaloğlu: Bir hafta kalmış bacım.

EMİNE: Kimden duydun?

Godaloğlu: Recep emmi söyledi.Demin onlardaydım Tevfik Emmi memiklere gitme mi yasak etti, ben gene de arada sırada saklıca gidiyorum.

EMİNE: Velim askerden gelecek bir hafta sonra… Ah velim gelecek bir hafta sonra.

TEVFİK: ( Kapıdan girer.) Beni iyi dinle emine.

EMİNE: ( Neşeli. ) Buyur baba.

TEVFİK: Yusuf’u severdim. Ölmeden seni de baş göz etmek isterdim.Nihayet karar verdim yakında evleneceksin, çabuk düğün hazırlıklarına başla.

EMİNE: ( Şaşkın. ) Baba ne dedin? E verecek misin beni ?

TEVFİK: Konuşmada dinle seni kendi elimle çok iyi birisine veriyorum.Sakın konu komşu seni vereceğim adam için “ Yaşlı, iki karıdan ayrılmış senin kadar çocuğu var. “ Derlerse hiç aldırma “olsun “ de “ babam beni kime verirse bende ona seve seve giderim. “ de

EMİNE: Ama baba nasıl olur?

TEVFİK: Konuşmada dinle diyorum. Burada baş çavuş’un beygiri kişnemiyor. Evlilikte erkeğin yalnız kesesine bakılacağını sen ne bilirsin. Kadın değil ki gençlik güzellik arasan.Adam yaşlıdır ama zengin. Boynuna ağırlığınca altın takacak senin.

EMİNE: Baba… Ben… _____ ne diyim bilmem ki?

TEVFİK: Ne diyorsun kız? Lafı dilinle dişinin arasın da geveleyip durma .

EMİNE: Baba daha ben evlenmek istemiyorum.

TEVFİK: O ne biçim laf kız? Yoksa bana karşı mı geliyorsun? Zaten herkes “ Emine evde kaldı “ deyip duruyorlar.

EMİNE: Baba daha yaşım on yedi.

TEVFİK: Az mı? Evlenme çağın geldi de geçti bile. Herkes’in kızları on üçüne, on dördüne varmadan evleniyor.Senin akranların ikişer üçer çocuk anası, sen daha evde oturuyorsun. Buna evde kalmak denmez de ne denir? Yoksa bir gözünün tuttuğu falan mı var? Birisini havas oyduysan bacaklarını kırarım.

EMİNE: Yok- yok…

TEVFİK: Ne karşılık verip duruyorsun öyleyse? Bu devirde benim gibi demokrat baba İstanbul da bile yoktur.Hiç benim gibi kızının fikrini alan baba var mı? Herkes kızının verirken sormuyor bile.Bak Yusuf hocanın kızları ne kadar asilmiş? babaları kime verdiyse ağızlarını açıp bir şey demeden vardılar.Ama cafcafoğlu’nun kızı “ ille de havas olduğuma varacağım “ diye sevdiğine kaçtı.Geçinemeyip ayrılınca ( ağıt eder gibi ) ben bu yüzden babamın evine nasıl giderim .Ben bu yüzden babamın karşısına nasıl çıkarım? Diye tepesi aşağı kuyuya attı kendini. Koca cafcafoğlu, “ kızın kendini öldürdü “ diye ağlamadı bile Çünkü adam haklı. Kör mü, kız baştan babasının dediğiyle evlenseydi. O zaman geçinemeyip ayrılınca babasının evine gelmeye yüzü olurdu. Ne diyorum ben sana? Sen benim gibi demokrat babayı diyar diyar dolaşsan yine bulamasın.Çabuk çeyiz hazırlıklarına başla, yakın da düğün var. ( soldan çıkar. )

EMİNE: (Ayakta donup kalmıştır.) Görüyor musun Godal oğlu? “Veli’m nişanlısız kaldı. “ diye, “Veli’m askerliğini bitiriyor “ diye sevinmeye kalmadan buda mı gelecekti.

Godaloğlu: Acap veli’ye avaz olduğunu falan mı duydu?

EMİNE: Yo-yo! Duysa döverdi, duynadı ( ağlamaktadır ) Godaloğlu eğer veli’ye varamazsam, vallahi kendi mi kuyuya atarım kıyarım canıma.

Godaloğlu: Ağlama bacım-ağlama bacım elbet bir çaresi bulunur. Seni alacak adamı biliyorum, baban yaşında.

EMİNE: Ben babam yaşında bir adamla nasıl evlenirim godaloğlu?

Godaloğlu: Hele biraz sabret bacım. Korkma , Allah bir sebep halkeder kurtulursun. Belki hiç aslı çıkmaz.

EMİNE: Ölürüm godaloğlu başka bir şey olmaz. Babamın dediği dediktir.Bir kere bu böyle olacak dedi mi tamam hiç kimse caydıramaz onu.Ben ölürüm kapanır bu iş.( Kararma orta kısım aydınlanır. Müzik çalarken soldan elin de bir davul’la neşeli neşeli Veli; sağdan düşünceli İsmail girer.

VELİ: İsmail çavuş!

İSMAİL: Vay veli çavuş! ( hararetle sarılırlar )

VELİ: E nasılsın bakalım İsmail ?

İSMAİL: Hamdolsun iyiyim , sen nasılsın?

VELİ: Çok şükür ben de iyiyim. anam, babam, eniştem, şükran, godaloğlu ?

İSMAİL: Hepsi iyi, hepsi sıhhat ve afiyetler. Teskerecisin değil mi?

VELİ: (Sakin) Cukcuklar bizim şükranı ne zaman kaçırdılar?

İSMAİL: ( Şaşırır ) Ama! Sen nerden duydun?

VELİ: Duydum işte , ne zaman kaçırdılar?

İSMAİL: Ben seni duymadı sanıyordum, bir ay oldu.

VELİ: Demek doğruymuş? Ben asker de şöyle bir duvar gibi oldum da , yalandır diye ihtimal vermediydim. Demek kaçırdılar ha ? Benden sakladınız. Şimdi de saklayacağını bildiğim için biliyormuş gibi sordum.

İSMAİL: Şimdi rahatı çok iyi. Hepimiz oraya girdik , barıştık. Düğün falan da yapıldı.

VELİ: Tüh Allah kahretsin be ! Güzellikle yaşamak yok bu köyde!Namussuz Tevfik, bunu da yaptın ha? Ben sana gösteririm.Kimin nişanlısını kaçırıyorsun, görürsün sen.

İSMAİL: Kızma be Veli çavuş. Barışıldı, oldu bitti bu iş niye uzatıyorsun? Üzülecek bir şey yok… Köye ne zaman gidiyorsun?

VELİ: Şimdi gideceğim.

İSMAİL: Veli baban bana sıkı sıkı tembih etti, bir şey yapmadan al köye getir diye.

VELİ: Hadi gidelim öyleyse.

İSMAİL: Benim babam çok hasta. Burada hastanede yatıyor. Onu bırakıp gidersem çok ayıp olur . Söz ver bakayım bana.

VELİ: Olur olur hadi sen git hastaneye, ben yalnız giderim.

İSMAİL: Öyle olur deyip de beni başından savma Vallahi büyük yemin ettirmeden bir yere salmam seni.

VELİ: Hadi sen git İsmail , söz veriyorum kimse’ye bir şey etmem.

İSMAİL: Gene olmadı.

VELİ: İsmail Vallahi kimse’ye bir şey etmem zaten canım çok sıkkın hadi ey Vallah.

İSMAİL: ( Sarılırlar ) Güle güle İnşallah yine görüşürüz.Babam iyileşsin sizin köye bir geleceğim, o zaman bol bol anlatırız . İsmail soldan; Veli sağdan çıkarlar. ( kararma. Sağdaki ev aydınlanmıştır.Sahnede Veli, Remzi ve Fatma vardır.)

VELİ: Demek bir ay oldu.

REMZİ: Bir ay oldu.

VELİ: Peki siz hiçbir şey yaymadınız mı?

REMZİ: ’’Mahkemeye verelim’’dedim,vermediler,takip edelim dedim etmediler.Cukcuklar da boyuna haber salıp duruyordu.Recep Emmi kan dökmektense anlaşmak iyidir dedi anlaştık.

VELİ: Adam, bir haber falan salar.

REMZİ: Asker ocağında üzülmesin diye senden sakladık.Duyunca birden hiddetlenip askerliğini yakarsın diye korktuk.

FATMA: Ne düşünüyorsun oğlum? İntikamın sermayesi ömürdür.Şimdi senin yapacağın bir tek şey var.

VELİ: Neymiş?

FATMA: Tevfik’in kızı Emine’yi kaçıracaksın.

VELİ: Nereye kaçıracağım?

REMZİ: Yaylaya kaçırısın, dağa kaldırırısın.

FATMA: Sen elinde silahla dağa çıktım mı, Emirdağ’ın değil, afyon’un candarması bile gelse, seni gene yakalayamaz.

REMZİ: Orası biraz soğuyunca, inersin düze.

FATMA: Hem kız seni seviyormuş.Askerden geldiğini duyunca, babasından saklı, bütün köye şeker dağıtmış. Hadi durma, git çabuk kızla konuş.Tevfik veriyormuş kızı, vakit kaybetme.Bütün köy görsün bakalım, kız zorla mı kaçırılırmış, yoksa gönlüyle mi?Hem kaçırınca alıp karı edecek değilsin.Kaçır sonra koy ver yezidin kızını. Sen onu kaçırıp da geri bırakırsan kızın adı çıkar.Kimse evlenmez..Kalır evde, adını çıkar yeter.

VELİ: (Evden çıka, düşüncelidir.Sahnenin ortası aydınlanır.Emine elinde testisiyle çıkar.Birden Veli’yi görür.)

EMİNE: ( Çok sevinçli.) Veli hoş geldin.

VELİ: Hoş bulduk Emine.

EMİNE: Nasılsın? İnşallah iyisindir.

VELİ: Hamdolsun iyiyim. Sen nasılsın Emine.

EMİNE: Ben iyi değilim…

VELİ: Niye?

EMİNE: Bilmem, hiç iyi değilim işte.

VELİ: Askerden gelmeme sevinmedin mi?

EMİNE: Sevindim… Sevinmez olur muyum_ Dünyalar benim oldu. Çok sevindim ama, babam beni başkasına veriyor.

VELİ: Hadi canım, olur mu öyle şey?

EMİNE: Vallahi veriyor, hem de dedem yaşında bir ihtiyara. ( Şiir olarak.)

 Şu Emirdağ’ın yazı mı olur?

 Sıvalı evlerin tozu mu olur?

 Sevdiğine varmayan kızların.

 Vardığı kocada gözü mü olur?

VELİ: Korkma Emine , baban seni hiçbir zaman başkasına veremeyecek. Çünkü sen benim olacaksın Emine seni seviyorum , benimle kaçar mısın?

EMİNE: Kaçarım Veli, istediğin yere, istediğin zaman kaçarım.

VELİ: Ama ben seni intikam almak için kaçırıyorum.

EMİNE: (Düşünür. ) Olsun… Kaçır da, ne diye kaçırırsan kaçır. Yanında ölsem de gam yemem. Kaç yolunu gözlüyorum. Sen askerden gelmeden o ihtiyar herife verecekler diye, ödüm patladı. Hasta oldum. Veli, eğer senden başkasına varırsam kıyarım canıma.

VELİ: Allah esirgesin , o ne biçim laf? Ağzını hayra aç.

EMİNE: Vallahi kıyarım.Gençliğime daha doyamadım ama sensiz olduktan sonra doysam ne kıymeti var.

VELİ: Ağzından yel alsın , öyle konuşma. Onun imkanı yok. Çünkü sen benimsin.

EMİNE: Sana havas olduğu mu babamlar duymuşlar, üstümdeki yorgan parça parça olasıya kadar dövdüler, gene “Veli’yi seviyorum “ dedim. “ Boğacağız “ dediler “ Boğun “ dedim. “ Kuyuya atacağız “ dediler “ atın “ dedim.

VELİ: Niye öyle dedin, boş yere sopa yemişsin.

EMİNE: Sonra anamla godaloğlu kurtardı beni ellerinden.Şimdi düğünü bir an önce yapmak için acele ediyorlar.Hadi git artık Veli. Git de kimse görmesin. Babam bizi beraber görürse ikimizi de öldürür. Hadi ben ölsem neyse ya sana kıyamam.

VELİ: Baban değil , isterse bütün cukcuklar gelsin , yan bakanın gözünü oyarım.

EMİNE:Veli’m benim. ( Boynuna sarılır. )

VELİ: Emine’m

EMİNE: Beni ararlar , hadi kal sağlıcakla. Haberini dört gözle bekliyorum. Godaloğlu ile bir haber sal , hemen istediğin yere gelirim. Kuşun kanadıyla bir haber uçur yeter. Gelirim Vallahi , koşa koşa gelirim. ( koşarak sevinçle çıkar. Veli arkasından düşünceli, düşünceli bakarken Fatma gelir. )

FATMA: ( Heyecanlıdır.) Ne oldu, konuştun mu?

VELİ: ( Gönülsüz ) Konuştum…

FATMA: Niye gönülsüz duruyorsun, kaçmak istemedi mi?

VELİ: İstedi.

FATMA: Niye duruyorsun öyleyse, hadi çabuk hazırlan da hemen kaçır.

VELİ: Ana, bu kız beni deli gibi seviyor. Onu kaçırıp perişan edemem.

FATMA: Yazıklar olsun be, bir işi beceremeyeceksin. Kaçırıp öcümüzü alamayacaksın da, niye umduruyorsun beni? Ben daha ölmedim, ölsem gene almam şu namussuzların kızını.

VELİ: Almassan bende kaçırmam. Kim kaçırırsa kaçırsın. Bu kızı kaçırım kötülük etmek, hepsini öldürmekten zor geliyor bana.

FATMA: Ülen!.. Ya alıp da karı mı edeceksin Cukcuklar`ın pasaklı kızını? Çama çıkan keçinin çama çıkan oğlanı olur derler. Ben hiç Tevfik in kızını gelin alır mıyım? Kapımın eşiğine kurban ederim.

VELİ: Olsun. Ya evlendir yada hiç kaçırmam.

FATMA: ( Acı acı yalvarır.) Oğlum, etme tutma. İntikam almak senden başkasına düşmez, beni deli etme.

VELİ: Ana, ne diyorum sana? Kız çok iyi. Ne babası Tevfik`e benziyor, ne sülalesi Cukcuklar`a. Genç kız ahı çok tutar adamı. Ben bu kızı kaçırıp perişan edersem, Allah ta beni perişan eder.

FATMA: Tüh be! Zaten senden hayır gelmez deli. Kaçır çabuk. Kaçır da ne halt edersen et. Hadi durma.

VELİ: Şimdi emine yi bir daha nasıl göreyim ben?

FATMA: Onu da mı ben yapayım eşek oğlum? Onu da mı ben yapayım uyuşuk oğlum.

VELİ: Godaloğlu ile haber salsam.

FATMA: Godaloğlu emirdağa gitmiş.Başka bir şey bul çabuk. Hemen bu hafta düğün yapacaklarmış. Elini çabuk tutmasan hava alırız. Hadi çabuk ol diyorum sana. Ohooo… Sen abdest alasıya, el namazı kılacak namazı…

VELİ: Emine gilin samalığa gireyim mi? Nasıl olsa bahçede tavuk yemlemeye çıkar,o zaman konuşurum.

FATMA: Tabancan yanında mı?

VELİ: Yanımda. (Veli arkadan Fatma sağdan çıkarken kararma. Tekrar sahnenin ortası aydınlanır.)

TEVFİK: (Dışarıdan bağırır.) Emine… Kız!..

EMİNE: (Girer.) Buyur baba.

TEVFİK: (Dışarıdan) Akşam oldu kız, tavukları niye yemlemiyorsun?

EMİNE: (Elinde kalbur, asık suratla konuşarak arkadan sahnenin ortasına doğru ilerler.) bıktım vallahi. Her işi ben yapıyorum şu evde. Ben olmasaydım ne yapacaktınız bilmem. Yemek pişir, hayvanları yemle, su getir, inekleri sağ, yoğurt yap, çocuğa bak, tarlada çalış, erkeklerin işini de biz yapıyoruz.

TEVFİK: (Girer ve dövecekmiş gibi Emine`nin üstüne doğru yürür.) Ne konuşup duruyorsun kız? Sen yemlemiyecen de kim yemliyecek.

EMİNE: Birde bağırırsın adama. ( Tevfik çıkar.)( Öne doğru muhayyel tavuklara yem dökerken sinirli sinirli bağırır.) Geh bili bili bili bili bili gel bili bili…

VELİ: ( Sol taraftan saklandığı yerden yavaşça çıkar.) Emine.

EMİNE: Hiii… ( Korkarak geriler.)

VELİ: Korkma Emine benim.

EMİNE: Sen miydin Veli, çok koktum.

VELİ: Godaloğlu yokmuş kendim gelmek mecburiyetinde kaldım. Emine yarın kaçıcağız.

EMİNE: Yarın mı?

VELİ: Yarın tam öğleye doğru köyün ortasındaki meydana gel. Herkesin ortasında kaçıracağım seni. Sakın korkuyorum falan deme. Gönlünle kaçtığını herkes görsün de “zorla kaçırdı” diye iftira etmesinler. Onun için tam öğleyin gel.

TEVKİK: (Dışarıdan) Kız Emine nerdesin?

EMİNE: Buradayım baba geliyorum. Olur Veli. Allah izin verirse yarın tam öğleyin oradayım.

TEVFİK: (Dışarıdan) Nerde kaldın kız?

EMİNE: Baba geliyorum. Hadi Veli sen git. Arkadan atlarsan kimse görmez. Zaten hava karardı.

VELİ: Unutma sakın.

EMİNE: Hiç korkma, hiç korkma. Yarın tam öğleyin uçarım oraya, kanatlanır uçarım. (Veli geldiği yerden kaybolurken Emine keyifle. ) Geh bili bili bili, geh bili bili…

TEVFİK: (Girer)Kız ne oldu?Fizana mı gittin gel göreyim?Yemliyeçeğin iki üç tavuk.(Emine`ye doğru gelir.

EMİNE: Geldim geldim. Ne bağırıp duruyorsun? Emine Emine, adamı mı belliyorsun? Kaçtım mı sanki, buradayım işte.

TEVFİK: Bir hafta sonra düğünün olmassa , karşılık vermeyi gösterirdim ben sana.(Emine`nin tutar yürür. Emine`de arkasından neşeli neşeli, kasıla kasıla yürür. Kararma. Müzik çalarken bütün ışıklar yanar. Meydan da birkaç köylü vardır.)

REMZİ: (Fatma ile sağdan girerler.) Satılmadık testiler gibi sıralanmış ne duruyorsunuz.? (Emine elindeki bohçasıyla soldan, Veli de sağdan girerler. Karşılıklı birbirlerine şiir söylerler.)

VELİ: Yüce dağ başında selvi değilim,

 Selvi`nin dibinde bağlı değilim.

 Al bohçanı düş arkama gidelim,

 Vallahi bekarım, evli değilim.

EMİNE: Emirdağlarına kara gidelim,

 Ayvadan usandık nara gidelim.

 Buranın güzeli gönül eylemez,

 Gönül eyleyecek yere gidelim.

( Gülerek ve böbürlenerek Veli`nin koluna girer.)

VELİ: Gidelim de bütün köy görsün bakalım, kız kaçırmak nasıl olurmuş? (Kol kola sağdan çıkarlar.)

1.KÖYLÜ: Eyy. Millet ne diyorsunuz? Ne duruyorsunuz be? Tevfik emmi`nin kızını kaçırıyorlar.

2.KÖYLÜ: Yetişin Ümmeti Muhammet, yetişin kaçırdılar kızı! (Telaşla sağa sola koşuşurlar. Sahnede yalnız Remzi ve Fatma kalır.)

FATMA: Ohhh. Ohhh. Ahlaksız Tevfik kız kaçırmak diye buna derler.

REMZİ: Hadi Fatma ana gidelim gayrı,

FATMA: Dur Remzi. Şu namussuzlardan öcümü alırsam köyün hak ortasın da oynayacağım diye ahdim vardı. Dur bir oynayım.!. ( Hırsla ve neşeyle hem türkü söyler hem oynar.“Hop nini nay nay” derken elleriyle tempo tutar. Türkünün diğer yerlerinde ellerinin şıkırdatarak oynar.

FATMA: İğnem düştü yakamdan

 Yar yar, yar Amman.

 İğnem düştü yakamdan

 Yar yar, yar Amman.

 Gel arkamdan, arkamdan

 Hop şini nay nay, şini nay nay.

 Gel arkamdan, arkamdan

 Hop şini nay nay, şini nay nay.

 Sen arkamdan gelirsen

 Yar yar, yar Amman.

 Sen arkamdan gelirsen

 Yar yar, yar Amman.

 Ben korkmam kaymakamdan

 Hop şini nay nay, şini nay nay.

( Burada Remzi de neşelenir ve son beyiti beraber söyleyerek ve topuklarına basarak giydiği ayakkabıları neşeyle ayaklarından fırlatarak oynar.)

 Ben korkmam kaymakamdan

 Hop şini nay nay, şini nay nay.

( PERDE )

 

-İKİNCİ PERDE –

( Ortada tek ev vardır. Yerde bir yatak serilidir. İsmail yatakta hafif horlayarak uyumaktadır. Karısı güzel yaklaşır ve uyandırmaya çalışır. Burası Dayalı Köyü`dür.)

GÜZEL: İsmayil, İsmayil kalk edem…İsmayil, İsmayil kalk kalk…

İSMAİL: Ne var Kız?

GÜZEL: Kalk edem geç kaldın, neredeyse gün doğacak.

İSMAİL: Kız, evleneli bir seneyi geçti, daha bir adamı demesini bile öğrenemedin.(Doğrulur.) O ne kız öyle köpek çağırır gibi İsmayil, İsmayil…

GÜZEL: Ya ne deyim, kadın edem?

İSMAİL: Ismayıl de ayı, Ismayıl de!

GÜZEL: Olur, kurban olduğum.

İSMAİL: İbrikle leğeni getir çabuk. Dur dur ilkin şu yatağı topla.

GÜZEL: Toplayım edem.

İSMAİL: Edem de deme bana. Aptal mısın nesin edem de neymiş.

GÜZEL: Olur kurban olduğum.( İsmail ayağa kalkar. Gülerek yatağı toplar sağdan çıkar.)

İSMAİL: İbrikle leğeni unutma.(Güzel getirir. İbrikle leğeni. İsmail diz çöker elini yıkamaya başlar.) Yavaş dök yavaş dök… Dök kız suyumu esirgiyorsun benden? (Yüzünü yıkamaya başlar.) Kız ibrik öylemi tutulur? Kız evin önünü mü suluyorsun, bağ bahçe mi suluyorsun gel göreyim? Aşağı indir ibriği, sen Türkçe anlamaz mısın? (Güzel aşağı indirir, yıkar.) Dur bakayım dök şimdi ayağıma.

GÜZEL: Herkes yağını gece yatarken yıkıyor, sen sabah kalkarken yıkıyorsun.

İSMAİL: Karışma en. Canım ne zaman isterse o zaman yıkarım. Dök bakayım, yavaş dök. İndir kız ibriği. İndir, indir, kaldır, indir. Kız niye indirdin o kadar aşağıya? Ayağımı nereye sokacağım? (Güzel döker.) Kız ayağa su öylemi dökülür? Şimdi geçmişinden sülalenden başlayacam.

GÜZEL: Aman… ne zormuşsun? Gene sabah sabah füfüre, kötü söze başladın.

İSMAİL: Kaldır şunu, kaldır, fazla dırdır istemem. (Güzel ibrikle leğeni götürürken İsmail havluyu alır.Elini yüzünü siler ve havluyu atar bir kenara. Güzel gelir.) Gömleği getir. (Güzel duvarda asılı olan gömleği verir.İsmail giyer.) Pantolonu ver.(Güzel pantolonu verir.Pantolonunu ve ayakkabılarını giyer. Mağrur bir şekilde ayağa kalkar ve heykel gibi durur.) Bağla kız şu ayakkabıların bağcıklarını.(Güzel bağlar.) Tozlarını da sil.

GÜZEL: Baş üstüne. ( Siler.)

İSMAİL: (Bir sigara alır ağzına.)Ateş! (Güzel kibrit getirip uzatır.)Yak.(Güzel kibriti yakar, biraz uzak tutar ürkekliğinden.) Kız barut mu ateşliyorsun, biraz yakın tut.

GÜZEL: Kafanı eğip yaksan olmaz sanki.

İSMAİL: Konuşma,yakın tut diyorum.(Güzel yakın tutar.)Kız bıyığımı mı yakacaksın?Uzak tutsana.(yakar.)

GÜZEL: Uzak tut şuç, yakın tut suç, doğru konuşsan ölürsün sanki.

İSMAİL: Fazla tıngırdama.

GÜZEL: Fazla tıngırdamaymış.Evlenmeden önce “dünya güzelim benim, gülüm, balım, selvi boylum” diye yalvardıklarını unuttun değil mi? Beni bir kere görmek için kapımızın önünden, günde kırk kere geçtiğin günleri unuttun mu?

İSMAİL: Ha-haaa. Onlar evlenesiye kadardı.

GÜZEL: Evlenesiye kardarmış. Ne olur sanki evlendikten sonrada olsa? Ah asıl kabahat bizde. Şu erkeklere hiç varmasak kapımızda kul olurlar ya, gene de dayanamayıp varıyoruz işte.

İSMAİL: Kısa kes-kes.Biraz yüz buldun mu hemen başlarsın dırdıra.Koç oğlu dün gene geldi mi?

GÜZEL: Geldi.Ağılcık yüzündeki tarlayı bana ortağına versin diye yalvardı.

İSMAİL : Şu dünyada ne laf anlamaz adamlar var be?Vermiyorum dedim işte.Bir kere söyleyince gidilir.

GÜZEL: Ver kurban olduğum.Fakir yazık,ver de oda sebeplensin.

İSMAİL : Kız ben koç oğlundan ne üderim?Fakirse gidip babasının tarlasını eksin,tembel herif sonra cahil zır cahil,kara cahil.

GÜZEL: Sen çok olmuşsun sanki?Sen de cahilsin kendini beğenmekten başka bir şey bilmezsin zaten.

İSMAİL : Senin zorun-derdin de benimle.Bende cahilim ama,adam insan içine çıkmasını,iki çift laf edip,herkesi ağzına batırmasını dilerim.Yat kalk da dua et.Benim gibi bir adam karısı olduğu için.

GÜZEL: Aslan İsmail,kırk yılın başı bir kere de benim lafımı dinleyip ver şu tarlayı.Ne olur.Bir kere de benim dediğimi yap.

İSMAİL : ’’Vermiyorum’’Dedim kız,vermiyorum işte.

GÜZEL: Allah cezanı versin.(Mırıldanarak uzaklaşır.)

İSMAİL : Mırıldanma kız!İki de bir ‘’ver’’ deyip de beni anadan çıkarma.Hep sen ‘’ver’’dediğin için vermiyorum tarlayı.Sen ‘’verme’’deseydin şimdiye kadar belki verecektim.Sen niye karışıyorsun benim işime?

GÜZEL: Niye karışmayım?Ben senin nikâhlı karın değil miyim?

İSMAİL : Karıysan,karılığını bil.

GÜZEL: Sen bilirsin öyleyse,Şimdiden sonra ne yaparsan yap ağzımı açmam.

İSMAİL : Karışma sen.Ben bilirsem bana bırak.Ben bu koca yaşta,’’karı lafıyla iş görüyor’’dedirtmem kendime.Karısına iş gören hangi erkek iflah olmuş da ben olacağım

GÜZEL: Asıl,karı lafıyla iş görsen iflah olursun.

İSMAİL : Gel buraya.Dinle.Adamım biri harbe gidiyormuş.Gitmeden bir gün evvel merdivenle tavana çıkacakmış.Sebebi dırdır öten bir karısı varmış.(kadın taklidi yaparak.)’’Merdiven çürük edem çıkma düşersin’’demiş,Ama herif benim gibi aslanın birisiymiş,hiç dilber mi karı lafını?Merdivenin çürük olduğunu bile bile,sırf karısına inat olsun diye çıkmış yukarı.Çıkarken de merdiven kırılıverince,adam düşmüş kolunu kırmış.

GÜZEL: Ok…Çok güzel olmuş,Kör mü dinleseydi karısının lafını.

İSMAİL : Dinle-dinle.Herifi kolu kırıldığı için harbe götürmemişler…Gördün mü?Adam karısının lafını dinleyip çıkmasa,düşmeyecek, kolunu kırmayacak,harbe gidecek,belki de ölecekti harpte.

GÜZEL: Asıl karısının lafını dinlemediği için iflah olmamış ya.Harpten kaçmak erkeklik mi sanki?

İSMAİL : Sus-sus,karşılık verip durma.Senin derdin de benimle iddia etmek?Şimdi ayağımın altına alırsam gösteririm.(Veli ve Emine hızla kapıdan girer.)

VELİ: Selâmünaleyküm.

İSMAİL : Vay,Veli Çavuş,aleykumselâm.(Sarılırlar)Hoş geldin-hoş geldin.Hoş geldin bacım.

GÜZEL: Hoş bulduk ağam

VELİ: Atları kapıya bağladım İsmail,bir şey olmasın.

İSMAİL : Bir şey olmaz.Veli,merak etme.Güzel,git çabuk atları kapıdan çöz,ahıra bağla.

GÜZEL: Baş üstüne (Çıkar)

İSMAİL : (Emine’ye.)Gelin bacım,(sağ tarafı gösterir.)şurası misafir odası.Oraya git de istirahatına bak.Hadi bacım yorgunsun rahatına bak.Şimdi atları ahıra bağlasın,Güzel de gelir.Biz burada Veli ile dertleşiriz.

VELİ: Hadi Emine sen geç içeri.(Emine sağdan çıkar.)

İSMAİL : Hayrola?

VELİ: Cukcuklar`ın Tevfiğin kızını kaçırdım

İSMAİL : Anladım.

VELİ: Dün öğleye doğru köyün hak ortasından taktım koluma yürüdüm.Nişanlım Şükran’ı kaçırdıkları için,ilkin şeytan,git şunlardan önüne geleni öldür de öcünü al,diyordu.Anam da,kan dökmeye ne lüzum var oğlum?Onların da yetişkin kızı var,sen de onu kaçır,deyince,düşündüm taşındım böyle yapmaya karar verdim.Zaten kızın da gönlü vardı.

 

İSMAİL : İyi etmişsin..çok iyi etmişsin..Kaçınca doğru buraya mı geldin?

VELİ: Bizim köyde bir akraba var,kaçırınca ilkin onlara gittim.Akşama kadar onların evinde saklandım.Bir de haber geldi ki,Tevfik candarmaya haber vermiş,candarma da bütün köyü aramaya başlamış.O zaman ‘’hadi oğlum Veli doğru Daydalı Köyü’ne İsmail’in yanına’’dedim ve buraya geldim.

GÜZEL: Baş üstüne,hemen hazırlarım.(Sağdan çıkar.)

İSMAİL: Cukcuk`lar sizin Şükran’ı kaçırınca Recep Emmi beni çağırmış Çatallı’ya.Hemen gittim.’’Barışın’’ dedim.’’Barışın da büyüklük sizde kalsın,uymayın şunlara’’(Hızlı hızlı kapı çalınır.Emine ve Güzel telaşla gelirler.)

VELİ: Eyvah candarmalar,geldi.

İSMAİL: Kaçın şurdan –kaçın şurdan (Sol tarafı gösterir.)Samanlığın damından öteye aktarsanız kimse görmez.Çabuk olun çabuk olun.(Kapı çalınır.Veli ve Emine sol taraftan çıkarlar.)

GÜZEL: Eyvah,İsmail ne yapacağız.(Kapı çalınır.)

İSMAİL: (Korkarak.)Korkma kız,aç bakayım yavaşça kapıyı

GÜZEL: Ben açmam.Sen erkeksin,sen aç.

İSMAİL: Kız,bu işin erkekliği karılığı olmaz.Aç dedim kapıyı.

İSMAİL: Kız,bu işin erkekliği karılığı olmaz.Aç dedim kapıyı.Korktuğunu belli etme,(Kapı çalınır.)Git aç dedim kapıyı (İter Güzel’i Güzel korkarak kapıyı açar.Jandarma Çavuşu Nurettin Onbaşı ve Jandarma Eri hızla girerler.)

J.ÇAVUŞU: Nerde Veli Çavuş?

İSMAİL: Hayrola,hangi Veli çavuş?

J.ÇAVUŞU: Numara yapma şimdi.Arkadaşınmış.Buraya gelmiş.Söyle nereye sakladınız?

İSMAİL: Haaa,Çatallılı Veli Çavuş’u mu diyorsunuz?Bilmiyorum başefendi…Çatallılı Veli arkadaşım ama,bize gelmedi.

J.ÇAVUŞU: Yalan söyleme.

İSMAİL: Buyurun arayın başefendi,işte ev…Ben ‘’Görmedim,evime böyle birisi gelmedi’’diyorum,inanmıyorsunuz.Öyleyse buyurun,evin her tarafını arayın.

J.ÇAVUŞU: Arayın evi.(Nurettin sağdan,er kapıdan çıkarlar.)Evin etrafı tamamen sarılı.Hiç bir tarafa kaçmalarına imkan,ihtimal yok.Ben güzellikle sordum,yerini söylemedin.Buraya,bu eve geldiğini gözleriyle görenler var.Şimdi foyan meydana çıkacak.İyisi mi gel nereye sakladığını söyle de olsun bitsin bu iş.Bizi fazla uğraştırma,sonra cezasını fazlasıyla çekersin.

İSMAİL: Belki yanlış görmüşlerdir.Onlara inanıyorsun da bana niye inanmıyorsun?Zaten insanoğlu böyledir,daima ilk duyduğuna inanır .

J.ÇAVUŞU: Adam berberin sandalyesine oturunca,’’saçım ak mı kara mı’’ demiş.Berber de ‘’Şimdi önüne düşer görürsün’’demiş.

İSMAİL: Görürüz.

J.ÇAVUŞU: Gelin hanım,sen söyle nereye sakladınız?

İSMAİL: Bu yere saklamadık,ben ne bileyim?

J.ÇAVUŞU: Yani böyle birisi gelmedi mi evinize?

GÜZEL: Gelmedi,görmedim.Gelmedi değil mi İsmail?

İSMAİL: (Sert)Geldi mi kız?

GÜZEL: Gelmemiş,gelmemiş..

İSMAİL: Gördün mü başefendi?Gelselerdi ya o görürdü, ya ben görürdüm.

NURETTİN: (Sağdan girer.)Bu tarafta kimse yok çavuşum.

J:ÇAVUŞU: İyi baktın mı

NURETTİN: Baktım çavuşum.

JANDARM: (Girer)Ahırda kimse yok çavuşum.

J.ÇAVUŞU: İyi baktın mı?

NURETTİN: Baktım çavuşum.

JANDARMA: (Girer)Ahırda kimse yok çavuşum.

J.Çavuşu: Nasıl olur yahu?At falan da mı yok?

JANDARMA: Var çavuşum.Tam dört tane at var.

J.ÇAVUŞU: Tamam, öyleyse garanti buradalar.Söyle bakalım şimdi,kimin o atlar?

İSMAİL: Benim çavuşum.

J:ÇAVUŞU: Anladık ikisi senin ama diğer ikisi kimin?

İSMAİL: Onlar de benim çavuşum.

J.ÇAVUŞU: Be birader kırk tane atın yok ya senin.Hadi birini arabaya koşuyorsun diyelim,ya ötekiler?

İSMAİL: Biz reçber adamız çavuşum,vakti gelince dört tane de at kullanırız sekiz tane de.At bu,her işe lazım.

J.ÇAVUŞUŞ: O atlar senin değilse,sahipleri muhakkak oradalar dır.Nurettin Onbaşı,sen odalara iyi baktın mı?

NURETTİN: İyi baktım çavuşum.İstersen bir de sen bak.

J.Çavuşu: Lüzum yok.Öyleyse muhakkak yeni kaçtılar.Hadi çabuk yürüyün.Yaya olarak gitseler,gitseler nereye gidebilirler.Garanti bu civardalar.(Nurettin ve Jandarma Eri çıkarlar.Çavuş kapıdan çıkarken tekrar döner.)Şimdi yakalarsam yalan söylemenin cezasını sana fazlasıyla çektiririm…(Çıkar.)

İSMAİL: Sür kız şu kapının arkasını.(Güzel kapının arkasına girer.)

GÜZEL: Eyvah İsmail,bir de dışarıda yakalarlarsa zavallıyı

İSMAİL: Korkma, korkma sen Veli’yi bilmez misin,cin gibi adam Candırma değil,bir dönüm yerde arkasına kırk tane tazı salsalar gene yakalayamazlar.Veli Çavuş bu.

GÜZEL: Ya tarif ettiğin yolu,samanlığın damını bulamamış sa?

İSMAİL: Sus kız.Ağzını hayra aç ayı.O senin gibi kafasız mı samanlığın damını bulamayacak?

GÜZEL: Bağırmadan konuşsan gavur olursun sanki.Ben kafasızım da, sen pek kafalısın maşallah.

İSMAİL: Şimdi geçmişinden,sülalenden başlıyacam ha?Yakalayamadılar işte.Yakalayamazlar da.Yakalasalar buraya gelirlerdi.Askerde kaçakçıların hepsi bir oldular da gene Veli Çavuş’la başa çıkamadılar.Şimdi üç dört candırma mı yakalayacak (Hızlı,hızlı kapı çalınır.Korkarlar.)Eyvah yakalandılar.

GÜZEL: Yakalandılar ya.Ben sana demedim mi Eyvahlar olsun.Şimdi bizi de götürecekler karakola.

İSMAİL: Sus kız!(Kapı hızlı hızlı vurulur.)Gördün mü,canı çıkasıca?Ben sana ağzını hayra aç demedim mi?

GÜZEL: Amanın,sabah sabah bunlar da mı gelecekti başımıza

İSMAİL: Sus diyorum kız,(Kapı vurulur.)Hep senin şu şam ağzın yüzünden yakalandı.Yakalandılarsa sopayı hakkettin.Şerefsizim ayağımın altında,pekmez çıkarır gibi ezeceğim seni.

GÜZEL: Ben şimdi kadın başımla nasıl gideyim karakola?Nasıl çıkayım bir çok erkeğin karşısına?(Kapı vurulur.)

İSMAİL: Aç kapıyı.

GÜZEL: Açmıyorum sen aç.

İSMAİL: Aç kız

GÜZEL: Açmıyorum işte.

İSMAİL: Aç kapıyı dedim,hiç bozuntuya verme (İter güzel’i kapıya doğru güzel açar kapıyı.Recep gireri.)

RECEP: Selamünaleyküm

İSMAİL: Recep emmi sen miydin,aleykümselam.Vallahi çok korktuk.Yakalandı mı Veli?

RECEP: Haberim yok,ben de sana onları sormaya geldim.

İSMAİL: Biraz evvel buradalar dı.Şöyle oturup bir soluk almaya bile kalmadan,hemen candırmalar bastılar.Ben de samanlıktan kaçırdım.

RECEP: Kaçmıştır öyleyse

İSMAİL: Vallahi çok üzüldüm.Kırk yılın başı evime ilk defa geldiydi.

RECEP: Korkma İsmail,Veli köyün dışına çıktıysa,kolay kolay yakalanmaz.

İSMAİL: Bende öyle düşünüyorum emme.

RECEP: İsmail oğlum beni dinle.Tevfiğe anlaşalımdiye haber saldım kabul etmedi.Muhtar yolladım ya-a!Remzi’yi yolladım,ya-a!Köyün ileri gelen adamlarını yolladım,ya-a Hiç oralı bile olmuyor.Bu işi ancak sen yaparsın İsmail,bir de sen git bakalım şu Tevfiğe.

İSMAİL: Muhtarı falan dinlemeyen Tevfik Emmi beni hiç dinlemez.Tevfik Emmi bu…Şeytana pabucu ters giydirir.

RECEP: Seni dinler İsmail.Rahmetli babanla Tevfik asker arkaşıydı.Çok severlerdi birbirlerini.Ne zaman aramız bozulsa,hep rahmetli baban düzeltirdi.

İSMAİL: Babamla çok iyi konuşurlardı ama,şimdi o Çatallı’da oturuyor biz Daydalı’da.Bir iki senedir hiç görüştüğümüz yok.

RECEP: Olsun İsmail,bu yezit gene de senden başkasını dinlemez.Yapacak başka bir şey kalmadı.Çattallı’da ayağına sürmedik adam koymadım.Gavur inadı var herif de.’’Nuh’’ diyor da.’’peygamber’’demiyor.Çocukları da candırma takip ediyor.Allah muhafaza başlarına bir şey gelir diye korkuyorum.Ben olsam kasaba minnet etmektense,bacağımın etkini keser yerim ama gel velakin çocukların birbirini seviyor.

İSMAİL: Senin hatırını kıramam Recep emmi gideyim.ama hiç ümidim yok.Tevfik Emmi’nin burnu bulur çiziyor,hiç beni falan dinler mi?

RECEP: Dinler İsmail,Gerçi Tevfik tek ayağının üstünde beş yüz yalan söyler ama,senin ağzın laf yapar.Sen yol yordam gidersin.

İSMAİL: Haklısın ama bu iş çok karışık,ben bu işin içinden çıkamam.

RECEP: Çıkarsın İsmail,evvel Allah sana güvenmiyorum.

İSMAİL: Tevfik Emmi’yi bilmez misin Recep Emmi?Her şeyi yapar eder de sonra zeytin yağı gibi hep üste çıkar.Nerden bulaştınız şunlara bilmem ki? Tevfik Emmi’yi kırk sene sırtında taşısan, sonra, ‘’Beş dakika bir soluk alayım’’diye sır-tından indirsen,adamın anasına avradına söver.

RECEP: Oğlum ben Tevfik`in ne olduğunu bilmiyor muyum?Bana kalsa hiç cinle cıkcık kumarı oynar mıyım?Ben Tevfik’le altın bulsam gene bölüşmem.’’Hepsi senin olsun’’der.Bırakıp giderim.Ne diye elimi yüzümü çizeyim?Ama olan oldu bir kere.Senin gitmeden başka çare kalmadı.

İSMAİL: Peki,ne diyeyim gidince?

RECEP: Barışsın da bitsin şu iş,de.

İSMAİL: Ne kadar başlık teklif edeyim?

RECEP: İki bin beş yüz liradan bir kuruş fazla verme.Seni ben ‘’Guguklar’ın kötü kız bile beş bin liraya verilirken yaman Memikler dalyan gibi kızın iki bin beş yüze aldı’’dedirtmem kendime.Ama bizim Şükran da fidan gibi kızdı,bin yüz lira para verdim Tevfiğe.Para mı bu devirde bin yüz lira?

İSMAİL: Haklısın ama,gel de tevfik emmi’ye anlat.Şimdi kamçı onun elinde,deve ciğerim ister adamdan.

RECEP: Hadi,vakit kaybetmeden gidelim Çatallı’ya

İSMAİL: Otur Recep Emmi,şimdi çıkarsak akşama ancak varırık Çatallı’ya.Yarın gidelim,akşam’ın hayrından sabahın seyridir.

RECEP: Öyleyse ben gideyim,sen yarın gelirsin.

İSMAİL: Otur canım,bugün burada kalalım.

RECEP: Duramam oğlum.Veli n’oldu?Köy ne alemde?Meraktan çatlıyorum.Haydi eyvallah.

İSMAİL: Güle –güle Recep Emmi.Sözüm söz,yarın öğleye doğru ordayım.(Recep ve İsmail çıkarlar.)

GÜZEL: Acırım şu Emine’nin haline.Benim gibi,bir erkeğe havas olur.Dağ bayır demeden aç-susuz onunla kaçar.Evlenesiye kadar kıymeti bilinir.Evlendikten sonra,benim gibi,yüzü tükürükten başı yumruktan kurtulmaz...

(Tablo perdesi kapanır.Müzik çalar.Perde açıldığında dekor birinci perdedeki halini almıştır.Soldaki ev aydınlanmıştır.Sahnede Tevfik, Emine Yusuf ve Godalloğlu vardır.Emine en önde yüzü seyircilere dönük bomboş nazarlara sabit bir noktaya bakmaktadır.Babasının konuşmalarına,ne cevap verir ne tepki gösterir.)

TEVFİK: Anlat diyorum kız.Şuna ha?Deminden belli bağıra bağıra dilimde tüy bitti de, hala ağzını açık bir şey demiyor.Sen anlat nasıl olmuş?

YUSUF: Candırmalar ilkin İsmail’in evini basmışlar.Atlar oradaymış ama Veli ile Emine yokmuş.Hemen takip etmişler.Akşama doğru Türkmen köyü yakınlarında kıstırmışlar bunları.Zaten bunları açlıktan ve yorgunluktan adım atacak halleri kalmamış.

TEVFİK: Açlıktan geberselerdi daha iyi olurdu.

YUSUF: Veli Emine’yi kucağında taşıyormuş.

TEVFİK: Bak-bak-bak…

YUSUF: Candırmalar yaklaşınca bakmış olacak gibi değil,Emine’yi bırakmış kendi kaçmış.Kaçarken de ‘’Hiç korkma Emine gelir seni gene kaçırırım.Hiç korkma,seni gene kaçıracağım’’demiş.

YUSUF: O kaçınca candırmalar arkasından üç el ateş etmişler.

TEVFİK: Gene yakalayamamışlar değil mi?

YUSUF: Yakalayamamışlar.

TEVFİK: Asıl onu yakalamak lazım,asıl onu.(candırmalar üç el ateş etmişler de vuramamışlar mı?

YUSUF: Vuramamışlar.

TEVFİK: Keşke vurulsaydı. Vurulsa da ağı yemiş köpek gibi çeniliye çeniliye, kıvrana – kıvrana geberseydi. Kız ne sesleniyorsun? Ne sorudup duruyorsun kız? Düşüne düşüne geberik gideceksin ayolayı. Dövecem dövülecek halin kalmadı, sövecem sövülecek yerin kalmadı. Kendi kendini yedin bitirdin kız. Git biraz istirahat et. Şükran!..

ŞÜKRAN: (Dışarıdan) Buyur baba…

TEVFİK: Şu deliye bakarak ol. Sofrayı da hazırla.

ŞÜKRAN: Baş üstüne baba.

TEVFİK: Hadi dedim kzı, git dinlen biraz. (Emine ağır ağır sola doğru ilerler ve soldan çıkar.) Hadi Yusuf, gidin bakam göz kulak olun şu kıza. Kendini koyuya falan atıp öldürmesin.

YUSUF: Olur baba. (Yusuf ve Godaloğlu soldan çıkarlar.)

TEVFİK: Canıdırmalar da da iş yok ki birader. Bir adamı vuramıyorlar. Nerde bizim zamanımız? Ben candırmayken attığımı mıhlardım. Yezidin oğlu da, dokuz canlı. Ne kurşun işliyor, ne candırma. Ama ben gayet iyi işleyecek şeyi de bulmasını bilirim.

İSMAİL: (Kapıdan girer.) Selamünaleyküm Tevfik Emmi.

TEVFİK: Aleykümselam İsmail. Buyur buyur. Hangi rüzgar attı seni böyle? Hoş geldin. Sefa geldin.

İSMAİL: Hoş bulduk ( Hareketle el şıkışırlar.)

TEVFİK: Hele bir otur bakayım.Kaynanan seviyormuş tam yemek vakti geldin.Kız Şükran.Sofrayı Getir.

İSMAİL: Zahmet etme Tevfik Emmi.

TEVFİK: Acıkmışsındır oğlum. Sizin köy arabayla kaç saat buraya?

İSMAİL: Dört – beş saat sürüyor.

TEVFİK: Gördün mü, dört – beş saat tir bir şey yemedin değil mi?

İSMAİL: Yemedim yemedim ama iki su, bir ekmek yerine geçer diye, önüme gelen kuyudan su içtim.

TEVFİK: Nede olsa ekmeğin yerini tutmaz. Çabuk oll.

ŞÜKRAN: (Dışarıdan) Hazır baba getiriyorum.

TEVFİK: Hele şöyle oturda bir soluk al. Eee nasılsın bakalım?

İSMAİL: Hamdolsun iyiyim Tevfik Emmi. Sen nasılsın?

TEVFİK: Bende iyi yim İsmail. Taş altında kurbağa yaşar gibi yaşayıp gidiyorum işte.

(Şükran tahtadan yapılmış küçük bir sofra ile girer. Sofranın üzerinde bir çorba tası, ekmek dilimleri veya yufka vardır.)

ŞÜKRAN: Hoş geldin safa geldin.( Şükran sofrayı bırakıp çıkar.)

İSMAİL: Hoş bulduk bacım.

TEVFİK: ( Sofranın başına geçerler.) Hadi buyur bakalım İsmail.

İSMAİL: Su küçüğün, sofra büyüğündür.Derler. ilkin sen buyur Tevfik Emmi.

TEVFİK: ( Bir kaşık alır. İsmail de kaşığını uzatırken.) Eee baban nasıl İsmail?

İSMAİL: Sizlere ömür Tevfik Emmi babam öldü.

TEVFİK: Yok be! Sahi ödlümü.Gördün mü bak,çok üzüldüm vallahi.Şimdi yemek yiyemem üzüntümden

İSMAİL: Keşke söylemeseydim. Yemek vakti iştahını kaçırdım.

TEVFİK: Peki nasıl öldü?

İSMAİL: Şimdi onu anlatmak uzun sürer Tevfik Emmi, ( Kaşığı uzatır.)

TEVFİK: Anlat oğlum anlat. Ha senin evin, ha benim evim. Ayrı gayrı mı var. Hiç çekinmeden kendi evinmiş gibi anlat.( Tevfik kaşıklamaya başlar.)

İSMAİL: Babamın hastalığı elli yaşındayken başladıydı. İlkin böğründen bir sancı girdi, aldırmadık. “Acı acıya, su sancıya iyi gelir” diye, boyuna su içirdik.

TEVFİK: (Süratle çorbayı kaşıklamaktadır. Dinlediğini göstermek için.) Ha, hı… yaaa.

İSMAİL: Biraz sonra sancı geçti. Sonra gene gelmeye başladı. Baktık iş kötüye varıyor, Emirdağ a hastaneye götürdük. Hastanede herkes var bir doktor yok. Nerde dedik, muayenehanesinde dediler. Hastalar hastanede doktor bekliyor, doktor muayenehanesinde hasta bekliyor.

TEVFİK: ( Süratle kaşıklar.) Bak hele…

İSMAİL: ( Lafı çabuk bitirip yemeği yiyebilmek için süratle konuşur.) kalktık mecburen doktor un muayenehanesine gittik. Parayla muayene ettirdik. Bir sürü ilaç verdi.( İsmail süratli anlatınca Tevfik te süratli kaşıklar.) Babam o ilaçları alınca iyi oldu. Yani iyi oldu dediğim, gene hastaydı ama, yer içer gezer hasta.

TEVFİK: Eee. Sonra? ( Tası başına diker.)

İSMAİL: (Öne doğru anlatır.) Aradan bir sene geçince sancı daha da çoğalmaya başladı. Sağa koştuk. Sola koştuk, hastane, doktor, ilaç milaç kar etmedi. Sizlere ömür babam vefat etti.( Sofraya dönüp tasa bakar. Çorba birmiştir.)

TEVFİK: Vah vah Allah rahmet eylesin. Şükran kaldır şu çorba tasını da öteki yemeği getir.(Şükran elinde dolu bir kapla gelir, onu bırakıp çorba tasını alır. Çıkar.) hadi, buyur bakalım İsmail.

İSMAİL: Sen buyur Tevfik Emmi.

TEVFİK: (Başlar. İsmail kaşığını uzatırken.) Eeee anan nasıl İsmail.

İSMAİL: Sizlere ömür Tevfik Emmi, anam da öldü.

TEVFİK: Sahi mi be, bak yahu çok üzüldüm vallahi, peki nasıl öldü?

İSMAİL: Nasıl ölecek? bayağı öldü. ( ve süratle kaşıklar.)

TEVFİK: (Hızla kaşıklar. Üç-dört kaşık alınca kalkar.)

İSMAİL: ( Ev sahibi kalkınca mecburen yemeği bırakır.) Hamdolsun.

TEVFİK: Sen yiyeydin İsmail, ben doydum da.

İSMAİL: Sağol Tevfik Emmi sayende ben daha çok doydum. Hem kusura bakma, sofra başında sana acı

haberi verdim. İştahın kaçtı hiç yemek yiyemedin.

TEVFİK: Olsun canım ne kıymeti var. Şükran kaldır şu sofrayı.

ŞÜKRAN: (Girer. Sofrayı toplarken İsmail e.) Afiyetler olsun.

İSMAİL: (Küfür mü ediyorsun gibilerden sert sert bakar. Şükran çıkar.)Eee Tevfik Emmi gelelim asıl

meseleye.

TEVFİK: Hayrola İsmail?

İSMAİL: Tevfik Emmi, darılma, gücenme, ben buraya arz bulmaya geldim. Allah`ın emri, Peygamber`in

Kavliyle kızın Emine`yi Veli`ye istiyorum.

TEVFİK: (Sukut) İsmail seni oğlum gibi severim. Rahmetli babanla da bu kadar sene kardeş gibiydik.

Bilirsin aramız da teklif yoktur. Ama bu işe gelince.

İSMAİL: Yoo. Tevfik Emmi, gerisini söyleme. Bak bu dostluğa güvenerek beş saatlik yoldan elimi yüzüme aldım da geldim. Bu iş şimdi memiklerle senin aranda değil, seninle benim aramda. Beni dinlersen, hem kız meselesinde anlaş, hem de barışın gayrı canım.

TAVFİK: Olur mu İsmail, hiç bu kadar dargınlıktan sonra barışılır mı? Hem barışacağım kim? Adi memikler… “Eşek derisinden post olmaz, eski düşman dost olmaz” derler.

İSMAİL: Bak Tevfik Emmi. Ben evde bulgur pilavına çalıyorum kaşığı, üstüne de bir helvalı dürüm yiyorum. Hep helva yemiş gibi oluyorum, ağzımın içi şeker gibi. Sizde barışırsınız unutulur bu dargınlık.

TEVFİK: İsmail senin hatırını kırama ama bu iş…

İSMAİL: Barış da gerisini bana bırak Tevfik Emmi.Hepimiz insanız yanılırız.”Aslansın” deyince sevinir. “eşeksin” deyince kızarız. Halbuki oda hayvan, oda hayvan.

TEVFİK: Ama İsmail bu iş bildiğin gibi değil. Biz bunlarla taa. Babalarımızın gençliğinden beri dargınız. Hem de kanlı, bıçaklı.

İSMAİL: Peki babalarınızın ilk dargınlığı nasıl başlamış…

TEVFİK: Babamla o Recep`in babası İstanbul daki Galata Köprüsünün kaç adım olduğuna dair iddiaya girmişler.

İSMAİL: Eeeee?

TEVFİK: Babam “Ben İstanbul`u sizden iyi bilirim.Galata köprüsü bin adımdan fazladır”dedi. Onlar “bin adımdan az” dediler. Günlerce iddia ettik. Sonunda İstanbul`a bir adam yolladık, köprüyü adımladı geldi. Bin adımdan az gelmiş.Tam yedi yüz adım.O zaman memikler “Gördün mü benim dediğim çıktı.Bir daha benimle iddia etmeyin. Ben İstanbul`u sizden iyi bilirim.” Diye övündü. Babam rahmetli çok çakal adamdı.

İSMAİL: Sende babana çekmişsin Tevfik Emmi.

TEVFİK: Babam hiç yutar mı bu oyunu? “köprüyü kısalttırdın” dedi.

İSMAİL: (Hayretle) Anaaa…

TEVFİK: Öyle ya. Adımlamaya giden adam bizim sülaleden di. Onun söyleyeceği yalan olamayacağına göre, garanti bunlar kısalttırdı köprüyü.

İSMAİL: Olur mu Tevfik Emmi? Hiö koskoca köprü kısalttırılır mı? Hem kısalttırmaya kalksan hükümet müsaade etmez. Ne zorluklarla yapıldı o köprü.

TEVFİK: Kısalttırır bu ahlaksızlar. “benim dediğim olsun” diye iddiasını yürütmek için ne yapıp yapıp kısalttırmışlar köprüyü.

İSMAİL: Kısalttıramaz Tevfik Emmi. Köprüyü kısaltmaya kalksan bir ucu suya düşer.

TEVFİK: Kısalttırır İsmail.

İSMAİL: Kısalttıramaz.

TEVFİK: Kısalttırır.

İSMAİL: Kısalttıramaz.

TEVFİK: Kısalttırır.

İSMAİL: Peki peki kısalttırsın bakalım. Kısalttırır – Kısaltamaz diye onlarla kavga ettiğiniz yetmiyormuş

gibi, şimdi de biz mi kavga edelim?

TEVFİK: Kısalttırır bu ahlaksızlar.

İSMAİL: Canım koskoca köprünün kısaltılabileceğini düşünüyorsun da, tahminin de hiç yanıldığını

düşünmüyor musun?

TEVFİK: Biz yanılmayız. Biz, “bin adımdan fazladır” dersek garanti köprü bin adımdan fazladır.

İSMAİL: İşte köprü bin adımdan az geldi. Demek ki yanıldınız.

TEVFİK: Yanılmayız biz. Köprü bin adımdan az geldiyse, muhakkat memikler kısalttırmışlardır.

İSMAİL: Hadi bakalım olmaz ama, her neyse, sonra?

TEVFİK: Köyün dışında bir tarla var, tapusu yok. Kimin olduğu belli değil. Rahmetli babam dedi ki.

Hergelede aygır bir idir haklı değil mi ama? İki cambaz bir ipte oynar mı? Bir çöplükte iki horoz barınır mı?

İSMAİL: Barınmaz.

TEVFİK: Gene iddiaya girdik. Tarlanın iki başına her iki sülaleden birer adam geçecek. Sabahtan akşama

kadar hangi sülalenin adamı daha çok konuşursa tarla onların olacak ve köyün tek söz sahibi o taraf olacak.

İSMAİL: Ne konuşacak adamlarınız?

TEVFİK: Konuşsun da, ne konuşursa konuşsun. Küfretsin, tahrik etsin, yeter ki çok konuşsun. Tabi işin

ucun da köyün tek söz sahibi olmak var. Bu söz sahipliği de rahmetli babamdan da başkasına yakışmaz dı.

Bizim sülalenin en geveze adamını seçtik. Onlar da seçtiler. Sabah erkenden tarlanın başına bütün köy halkı

toplandı. Bizim sülalenin adamı başladı konuşmaya, onların adamından hiç ses yok. Bizimki konuştu o sustu.

Bizim ki konuştu o sustu.

İSMAİL: Eee?

TEVFİK: Öğleye doğru bizim sülalenin adamı konuşa konuşa çatladı geberdi, Memiklerin adam daha

susuyor.

İSMAİL: Yok be, sahi çatlayıp öldü mü?

TEVFİK: Öldü ya. O ölünce öteki uyuz herif başladı konuşmaya. O zaman tarlayı da söz sahipliğini de

onlar kazandı. Ama babam hemen anladı. Memikler adamlarına afyon yutturmuşlar. Onun için susuyormuş.

Babam itiraz etti. Çünkü afyon yutmasa karşısındakinin küfür ve tahriklerine kesin karşılık verirdi.

İSMAİL: Olur mu canım? O konuşuncaya kadar, sizin adam da konuşmasaydı.

TEVFİK: Hep hile yapıyor ahlaksızlar. Babam itiraz edince cınnakçı dediler babama. Babam da haklı

olarak sövdü. O gün orada taş, değnek, yumruk bir meydan kavgası yaptık. Ölen olmadı ama yaralana epey

oldu. İşte İsmail o gün bugündür dargınız. Daha sonra ben kardeşim Aptil`le bir olup Kazım`ın karısını dağa

kaldırdım. Altı ay oynattım karıyı dağda.

İSMAİL: Ohh… Çok iyi etmişsin.

TEVFİK: Kazım askerdeydi o vakit. Gelince kardeşim Aptil`i öldürdü. Bende onu öldürecektim ama

emirdağ da karılar hamamına kaçıp kurtuldu. Eller ,” Kazım Tevfiği de öldürecekti ama Tevfik karılar

hamamına kaçıp kurtuldu.” Derlerse inanma sakın.

İSMAİL: İnanmam canım, şimdi sen yalan mı söyleyeceksin?

TEVFİK: Daha sonra ben hırsımı alamayıp Memikler`den iki kişiyi temizlettim.

İSMAİL: Ohh. Çok iyi…Çok iyi..

TEVFİK: Ama gene alamadım hırsımı. Bak oğlum hepsini başından sonuna kadar, en küçük bir yalan

katmadan, anlattım. Tırnak kadar kabahat var mı? Bütün kabahat onlar da.

İSMAİL: Kusura bakma Tevfik Emmi. Bunlar hep calu culu işler. Hepsini toplasan bir incir çekirdeğini

doldurmaz.

TEVFİK: İncir çekirdeğini doldurmaz ama, iş iddiaya bindi bir kere.

İSMAİL: Rahmetli babam “Pirince verdiğin emeği bulgura da ver de, bak bulgurun tadına doyum oluyor

mu?” derdi. Hep düşman sanma karşındakini, bir de barış bakalım, denemesi paraylamı?

TEVFİK: Çok demedim İsmail. Bu Memikler kadar ahlaksız adam görmedim.Allah Memikler`i davul,

beni de tokmak yapsa, ölesiye kadar pat-pat-pat vursam gene alamam öcümü. Bunlar öyle bir mikroptur ki, eşi

bulunmaz cihanda. Damlası deniz bulandırır bu mikropların.

İSMAİL: Belki sana öyle gelmiştir.

TEVFİK: Kabe`ye gidip de mina dağında şeytan taşlamaya ne lüzum var? Topla Memikler`i bir araya,

çevir etrafını tel örgü ile, taşla babam taşla, daha sonra sevap kazanırsın.

İSMAİL: Bu dünyada sen iyi olursan herkes iyi,sen kötü olursan herkes kötüdür Tevfik Emmi. Beni

dinlersen hemen barış. Şu fani dünyada kavga, dövüş, her şey var. Ne kadar başlık istersin.

TEVFİK: Olmaz İsmail .

İSMAİL: “olmaz” Deme Tevfik Emmi. Olmayıp ta ne olacak sanki? Sen onları öldür, onlar sizi öldürsün.

Köyün yarısı mezara , yarısı hapishaneye gitsin, o zaman daha mı iyi? Hadi Tevfik Emmi, benim hatırım

için.İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara derler. Ne kadar başlık istersin?

TEVFİK: Beş bin.

İSMAİL: Çok değil mi Tevfik Emmi?

TEVFİK: Çok değil İsmail. Senin büyük hatırın için bu kadar az istedim. Başkası olsa, kızımı on binden

aşağı vermezdim. Hem ben Emine`yi nişanladıydım. Kaçırmasalar hemen düğün yapacaktım. Üstelik alacak

adam altınla tartacaktı.

İSMAİL: Tevfik Emmi vallahi pek çok istedin.Biraz i canım.

TEVFİK: Hadi ineyim ama en sonunu söylüyorum,başka inmem gayrı. Buda sırf senin hatırın için. Dört

bin lira.

İSMAİL: Dört bin lira mı? Gene çok. Sen onlara bin yüz lira verdin, birde onu düşün canım.

TEVFİK: Sen benim onlara bin yüz lira verdiğime ne bakıyorsun İsmail? Şükran bize gönlü ile kaçtı,

istesem bir kuruş bile başlık vermezdim.

İSMAİL: Hoppala…

TEVFİK: Ne sandın yaa? Yusuf a haber saldı. Her önüne gelenle haber yolladı, “gelsin beni kaçırsın”

diye ben gene de “bırak oğlum kaçırma” dedim. Fakat kız “kaçırmasan canıma kıyarım” diye haber salınca

dayanamadım.

İSMAİL: Bilirim dayanamazsın.

TEVFİK: “Kız kendini öldüreceğine gidin bari kaçırın” dedim. Eee haklı değimliyim? Hastaneler de bir hastayı kurtarmak için taaa Almanya dan böbrek getirildiğini gazeteler de okuyoruz. Ben kızın canını kurtarıp üstüne de bin yüz lira başlık verdiysem kötülük mü ettim.

İSMAİL: İyilik ettin.

TEVFİK: Ama onlar? Bütün Memikler sülalesi toplanıp, köyün hak ortasından, kızım Emine`yi saçından süriye sürüye kaçırdılar.

İSMAİL: Hele sen onu bunu bırak! İki bin lira

TEVFİK: Git işine canım. Dört binden aşağı inmem. Bu istediğim çok değil, az bile.daha bir ay evvel guguklar`ın kötü kızı bile beş bin liraya verildi.

İSMAİL: Hadi Tevfik Emmi, ne senin dediğin ne benim dediğim, iki bin beş yüz lira.

TEVFİK: Olmaz İsmail.

İSMAİL : Fakat şu aradaki fark iddia etmeye bile değmez.İşin aslına bakarsan, Memikler bana ‘’ iki bin liradan fazla verme” dediler ya, ben beş yüz lira da cebimden katıyorum. Maksat ne? Ee dost gücenmesin.

TEVFİK: Üstelik benim kızlarımın iyi geçinmeleri dört tarafa yayılmıştır. Benim kızlarım, beyaz gelinlikle girdikleri evden ancak beyaz kefenle çıkarlar.

İSMAİL: Canım, Veli kötü mü? Emine`yi Veli`den iyisine mi vereceksin? Maşallah boy pos yerinde, aslan gibi oğlan.

TEVFİK: Boy devede de var ama kırk tanesi bir eşeğin peşinden gidiyor.

İSMAİL: Hadi Tevfik Emmi. Ellerin çoğundan bizim azımız hayırlıdır. İkibin beş yüz lira.

TEVFİK: Olmaz İsmail.

İSMAİL: Konuşma Tevfik Emmi. İyidir dedim mi iyidir. Biraz da oğlan tarafını düşün. Sana iki bin beş yüz lira başlık verecek. Daha kardeş yolu, dayı yolu, emmi yolu, hava yolu olarak bir sürü pahalı hediye alacak. Ayrıca düğün, dernek, rakı, yemek, çalgı,çengi masraflarını da toplasan en az on beş yirmi bin lira yı bulur. Hadi “evet” de de erkeklik sende kalsın.

TEVFİK: Hadi bakalım İsmail verdim gitti, var hayrını gör.

İSMAİL: Sende hayrını gör.. İşte bu… Oldu bitti.

(Kararma. Sağ taraf aydınlanır. Veli, Remzi, Recep, Godaloğlu, Fatma ve emine sahnededir.)

REMZİ: Hadi bakalım gelinle güveyi yalnız bırakalım. Dini nikahı yaptık. Allah izin ederse yarın da düğün yaparız olur biter.

RECEP: Doğru – doğru, nikahı kıyan imam bile gitti, biz daha buradayız. Remzi unutma, sabah erkenden kalk Emirdağ`a git çalgıcılarla anlaş getir.

TEVFİK: (Jandarmalar ve Yusuf la beraber telaşla girer. Açık pencereden bakar.) İşte başefendi buradalar, yakalayın. Yakalayın kaçmasın. (Veli hızla sağdan kaybolur. Nurettin onbaşı ve jandarma eri peşinden hızla koşarlar. Kadınlar dışarıya Tevfiğin yanına çıkarlar. Yalnız Fatma evin içinde kalır.)

REMZİ: Ulan Tevfik, yazıklar olsun. Ne biçim adamsın. Erkekliğe kurban ol emi? Erkekliğinde adını batırdın. Şu yaptığın deliliğe bak. Kan mı dökeceksin aslanım? Yeter bugün`e kadar dökülen kanlar.

TEVFİK: Sus len, tıngırdayıp durma.

REMZİ: Köyün de adını batırdın. Senin yüzünden koskoca köyde ne dirlik kaldı nede düzen? Şu kalleşlik yapılır mı şimdi? Hiç utanma arlanma yok mu sende?

TEVFİK: Remzi sus diyorum sonra karışmam.

REMZİ: Hadi karışma bakalım, ateş olsan nereyi yakarsın?

J.ÇAVUŞU: Sakin olun ağalar, sakin olun beyler.

TEVFİK: İşte başefendi,şu adam Veli`nin babası, şu adamda eniştesi. Bunların hepsi bir olup, köyün hak ortasından, kızım Emine`yi kaçırdılar. Şahitler hazır hepsinden davacıyım.

EMİNE: Başefendi , şunun lafına bakıp sizde tedirgin oldunuz. Benim ne babam var nede kimsem. Ben Veli`yi istiyorum.

TEVFİK: Sus kız.

EMİNE: İstemiyorum işte! Babamsın ama gene de istemiyorum! Rahat bırak beni gayrı. Yeter senden çektiklerim! Gönlümle kaçtım Memikler`e, bunu söylememi mi bekliyordun? Bayağı da gönlümle kaçtım!...

TEVFİK: Sus dedim kız…

EMİNE: Susmuyorum işte!Gel de sustur! Hakime de aynısını söyleyeceğim, bir bir anlatacağım hepsini.

TEVFİK: Hani biliyor musun, tepenin başında döve – döve döndürdüğümü?

EMİNE: Hııı…

TEVFİK: Şimdi gene elime alırsam, kırmadık yerini koymam.

REMZİ: Hele kızın bir kılına dokun da, bakalım kimin kırılmadık yeri kalmıyormuş görürsün. Ne

ahlaksız şerefsiz adamsın be?

TEVFİK: Duydun mu başefendi? Bundan bir daha davacıyım. Herkesin içinde aleni hareket etti benim

şahsıma.

REMZİ: Davacı olmassan gönlüm kalır. Evdeki karına rey attırmıya gücün yetmez, candırmanın

yanında efelik yaparsın. Senin bu yaptığın yiğitlik değil çirkefliktir.

NURETTİN: (Jandarma ile girer.) Veli`yi yakalayamadık çavuşum.

J.ÇAVUŞU: Her tarafa iyice baktınız mı?

NURETTİN: Her tarafı iyice aradım çavuşum.

J.ÇAVUŞU: Hadi bakalım burada konuşmanın hiç faydası yok.Mahkeme de bol bol konuşursunuz.( Fatma`

dan başka herkes çıkar. Fatma sinirli sinirli arkalarından bakar. Veli sağdan girer.)

VELİ: Gittiler mi ana?

FATMA: Gittiler, ahırda mıydın sen, kaçmadın mı?

VELİ: Ahırdaydım.

FATMA: Dinle beni. Şimdi gidip Tevfik denen o karı yapılıyı öldüreceksin! Anlıyor musun?

Cukcuklar`dan karşına kim çıkarsa öldüreceksin.

VELİ: Anladım ana.

FATMA: Nedir bu Cukcuklar`dan çektiklerimiz? Namussuz Tevfik, kahvede babanın kafasına habersiz

testiyi vurmuş. Herkes öldü sanmış babanı. Köylüler kucaklayıp eve getirdiklerin de ölü gibiydi baban. Bereket

kafasının dışı kanamış. İçi kanasaymış o saat ölecekmiş.

VELİ: Ben askerdeyken mi oldu bu?

FATMA: He yaa. Durma hadi. Namus başka türlü temizlenmez. Git al öcümüzü.

VELİ: Ana dur hele, tavuk mu öldürüyorsun? Ben ne olacağım sonra? Öldürmeye ne hacet? Kime

istersen bir araba dayak atayım.

FATMA: Hiç dayakla iş biter mi? Köyde niye çok cinayet oluyor?

VELİ: Niye olcak?Adam kıymeti bilmiyoruz da ondan.Siz öyle yetiştirip, öyle istiyorsunuz da ondan.

FATMA: Sen onlardan birini dövsen bir fırsatını bulup seni hemen öldürürler. Burası büyük şehir mi ki

bir kavga ettiğimi bir daha görmesem? Her gün yüz yüze`yiz kim kimi öldürürse o yaşar.

VELİ: Ben kimseyi öldürmem ana. O ölüp kurtulacak ben hapishane köşelerinde çürüyeceğim. Kazım

Emmi`mi düşün bir kere Tevfiğin kardeşini öldürdüğü için idamdan zor kurtuldu.

FATMA: Kazım Emmi`ne kurban ol emi? Kazım askerden gelip karısının dağa kaçırıldığını duyunca,

senin gibi mıymıntı - mıymıntı oturmadı. Emirdağ`da dalöğlen Aptil`i delik deşik etti. Bu Tevfik de karılar

hamamına kaçıp kurtuldu elinden yoksa sana hacet kalmayacaktı. Şimdi alnı ak, yüzü pak gönül rahatlığıyla

yatıyor hapiste. Öyle hapis yatmak, böyle yaşamaktan iyidir.

VELİ: Ana ben göz göre göre idam olamam. Ben bu canı sokakta bulmadım.

FATMA: Ulan kim söyledi sana adam öldüren idam olur diye? Taş çatlasa yirmi sene yatarsın len. Onun

da yarısı aff olur.

VELİ: Maşa dururken elimi niye yakayım ana?Sabret bakalım bunun daha hakimi var.Mahkemesi var.

FATMA: Ülen koskoca Memikler kendi intikamını almaktan àciz mi de mahkemeye güveniyorsun? Ben

seni ne güne büyüttüm. Ben sana ne gün için süt verdim? Herkes “Memikler Cukcuklar`la başa çıkamadı da

garip garip mahkemeye gitti” derlerse utanmaz mısın sen? Hem kızın yaşı da on sekizden küçük.

VELİ: Allah`ın günü mü bitti? Bekleriz yaşının on sekiz olmasını.

FATMA: O zamana kadar Tevfik kızı durdurur mu? Hakim kızı eline verince hemen everir…

VELİ: Öyle bir niyeti olsa, Daydalı`da Emine yakalandığında evlendirirdi.

FATMA: Sen başı boş gezerken everemez tabi. Korkar senden. Seni yakalatıp hapse attırmak için yaptı

bu düzeni. Yarın seni yakalatınca hemen verir kızı başkasına.

VELİ: Ne olursa olsun ana? Namusumu senin kadar bende düşünürüm. Hallederiz bakalım. Emine

için hiç merak etme ne zaman istersen kaçırırım. Ben kimseyi öldürüp de durup dururken elimi kana bulamam.

FATMA: Tuh korkak! Yazıklar olsun senin gençliğine. Bana sövdüler ağzını açmadın. Babanı öldüresiye

kadar dövdüler ağzını açmadın.Nişanlını kaçırdılar, dini nikahlı karını elinden aldılar gene ağzını açmadın.

(Kahırlı) Aferin Cukcuklar`a, en sonunda dediklerini ettiler. Aferin ülen Tevfik. (Ağlamaklı .) Ah..Ah!

Ciğerim çatır çatır yanıyor vallah! Ülen Tevfik, eğer erkek diye bağrıma bastığım oğlanın korkağın biri

olduğunu bilseydim, karı başımla öldürürdüm seni, karı başımla. (Dövünmeye başlar.) Eyvahlar olsun! Yazık

emeklerime! Yazık sana verdiğim süte. Yazık bir oğlum var diye güvenen, zavallı babana! Baban mahkeme

kapıların da sürünsün, dövülsün. Sen karışlar gibi otur benim yanımda.Tüh eline yüzüne! Sen doğduğun da

oğlan doğurdum diye, alnıma al bağladım da, herkes çatlasın patlasın diye, baş köşeye kalkıldıydım. Halt

etmişim halt. Keşke kız olsaydın, hiç olmasa ümidim kırılmazdı.

VELİ: Onlara acıyacağına bana acı. Bir insanı öldürmek, Allah`ın verdiği canın almak bana düşer mi?

FATMA: Peygamber misin ümmetini koruyacak len? Nişanlını , dini nikahlı karını aldıkları (Veli

kulaklarını tıkar.) için mi merhamet ediyorsun korkak? Senin korkağın biri olduğunu bizim koca öküzü çekine

çekine kesişinden anladıydım zaten. Canı acıyan eşek, atı geçer derler. Senin değil namusunu kirletmek, kafanı

kesseler bir şey yapacağın yok.(Emin) İyi dinle beni.

VELİ: Ana artık seni dinlemek istemiyorum! ( Süratle sağdan çıkar.)

FATMA: (Arkasından bağırır.) Veli… Veli!.. Eğer söylediklerimden en küçük bir şey yapma, vallahi

sütümü de, hakkımı da haram ederim. Askerliğini bitirdin, yaşın yirmi iki, daha öğrenemedin mi? Kırk gün

tavuk yaşamaktansa bir gün horoz yaşamak daha iyidir!(Ortaya doğru yürür.) Zaten benim bir yağım kuyuda.

Beni iç ilintisinden mi öldüreceksin? Nasıl dayanayım ben bu kadar acıya? Ben dünyayı boynuzunda tutan sarı

öküz müyüm? ( Oturur.)

-PERDE –

-ÜÇÜNCÜ PERDE -

 

(Dekor aynıdır. Perde açıldığı zaman sağdaki ev açıktır. Veli, Remzi, Recep, Fatma ve Godaloğlu sahnededir.)

VELİ: Mahkeme nasıl geçti?

RECEP: Tevfik hakim`e ne dese beğenirsin?

VELİ: Ne dedi?

RECEP: “Kızımı Veli kaçırdı. Onun bu işle hiç alakası yok. Hatta kızımın kaçırıldığı gün Veli çatallı`da bile değildi. Kızımı Recep`le Remzi kaçırdı.” Dedi. İki-üç de yalancı şahit bulmuş. Onlar da “kızın kaçırıldığı gün Veli çatallı da değildi, kızı bu ikisi kaçırdı”, diye hakime bizi gösterdiler. Üstelikte birer yemin edince, neredeyse hakim bizi tevkif ediyordu. Bereket Emine ifade verdi de kurtulduk. Yoksa şimdi hapiste olurduk.

FATMA: Gördün mü? Domuzun Tevfik bizi mahvetmek için elinden geleni yapsın, sen elin kolun bağlıymış gibi hala benim yanımda otur.

VELİ: Niye benim kaçırdığımı inkar edip sizin kaçırdığınızı söylüyorlar? Siz de kaçırsanız, bende kaçırsam aynı kızı kaçırıyoruz.

RECEP: Zoru başka oğlum. Eğer hakim onun sözüne inanıp bizi tevkif etse, sen de zaten tevkif

olmamak için kaçacaksın. Sen kaçak bizde hapis olunca, bizim sülale erkeksiz kalacak. Tarlamız, takamız,

koyunlarımız, ineklerimiz perişan olacak.

REMZİ: Yaaa, maksadı bizi böyle yapmak.

FATMA: Anlıyor musun şimdi neyin ne olduğunu?

VELİ: Emine ne dedi hakime?

RECEP: “Ben Veli`ye evvelden söz verdim. Gün kararlaştırdık. Dediği yere gittim, kaçtık beraber. Hiç

bir zaman zor kullanılmadı” dedi. O öyle ifade verirken Tevfik kızı saklı saklı dürttü ama Emine hiç aldırmadı.

Hakim, Tevfik`in kıza dokunduğunu görünce “dokunma kıza!” diye bağırınca, Tevfik boynunu büküp bir

kıyıya çekildi.

REMZİ: Utanmaz ki böylesi! Yüzüne tükürsen yağmur yağdı der.

FATMA: Ah.. Ah! Ben edileceği biliyorum ama, ne yapalım ki oğlum akılsız.

RECEP: Emine`yi çok beğendim. Mert kızmış. Bu kasığı o lavuğun neresinden çıkmış hayret?

REMZİ: Emine`ye Tevfiğin kızı demek için en aşağı bin şahit lazım. İfade verişine bayıldım vallahi.

“Ben Veli`yi istiyorum” dedi de başka bir şey demedi.

VELİ: Öyleyse mahkemeden çıkınca dövmüştür emine`yi.

REMZİ: Dövmüştür – dövmüştür. Zaten onun güzü karıya kıza yeter.

VELİ: Demek yaşı küçük olduğu için babasına verdiler.

RECEP: Öyle oldu.

FATMA: Sen Emine`yi rüyanda gör gayrı… İşte Tevfik adamın elinden nikahlı karısını böyle alır. Sen

böyle karşılık vermez, uyuşuk – uyuşuk oturursan, yarın beni de kaçırmaya kalkar.

VELİ: Ana, bir dur Allah aşkına.. Godaloğlu nasıl ifade verdi?

RECEP: Çok iyi ifade verdi. Allah için bildiklerini dosdoğru anlattı.

Godaloğlu: Tabi Veli kardeşim. Ben Tevfiğin çobanıyım diye hiç senin aleyhine ifade verir miyim?

VELİ: Öyleyse mahkemeden çıkınca senide dövmüştür.

Godaloğlu: Dövmedi – dövmedi. Deöecekti ama ben hiç Tevfik emmi`ye yakın durmadım. Hep beş adım

arkasından döndüm. Ne dediyse evet dedim. (Yalnız her zaman söylediği gibi Tevfiği taklit ederek.) “Bir daha

Memikler e gidersen, bacaklarını kırarım senin.” Dedi. Bende gitmem Tevfik Emmi, ne işim var Memikler de?

Benim ekmeğimi onlar vermiyor, sen veriyorsun diye kandırdım onu.

RECEP: Aslan Godaloğlu erkek adamdır vesselam.

VELİ: Hakim benim hakkım da tevkif kararı adlımı baba?

RECEP: Yoo, Emine`nin gönlümle kaçtım demesi, senide bizi de kurtardı. Tevfiğe biraz nasihat edip

hepimizi serbest bıraktı.

REMZİ: Ee mahkemeyiş sağ salim bitirdik, şimid ne yapacağız?

VELİ: Bilmem ki?

FATMA: Ulen şuna bakın ümmeti Muhammet! Sanki başkasının karısını elinden almışlar gibi, bilmem ki Diyor! Sen ne biçim erkeksin, erkeklere kurban olasıca oğlum.

VELİ: Niye böyle söylüyorsun ana ne yapayım ben.

FATMA: Ne yapayımı varmı len? Git Tevfiğin evini bas “ Velim benim karım” de. “Vermiyorum” diyeni vur. “Vermiyeceğiz” diyeni vur. Ondan sonra karının kolundan tut eve getir.

VELİ: Eee. Ne olacak o zaman? Beni yakalayıp hemen hapsederler. Karımı bu şekilde alırsam ne faydasını görürüm ben karımın? O burada çürüyecek ben hapishane köşelerinde…

FATMA: Sen hiç merak etme. Sen hapishanedeyken ben emine`ye kendi kızım gibi bakarım.

VELİ: Ana sen çocuk musun Allah aşkına? Şu ağzından çıkan sözleri bir duyan olsa “Bu kadın delirmiş” der. Gözünü intikam bürümüş. Ne dediğini ne ettiğini bilmiyorsun.

FATMA: Keşke o intikam senin gözünü bürüse de karılar gibi korkak olmasan. Boyundan posundan utan len. Adamda biraz ar, namus haya olur.

VELİ: baba sen söyle Allah aşkına enişte sen konuş birazda… susuyorsunuz. Demek ki sizde aynı şekilde düşünüyorsunuz. Bir düşünün yahu. Ben gidip eminenin babasını öldüreceğim. Emine benim karım oalcak. Eğer asılmasam kırk elli yaşına kadar benim hapishaneden çıkmamı bekleyecek öyle mi? Buna beş yaşındaki çocuklar bile gülerler.

FATMA : yaaa ne yapalım. Bu Tevfik alıcı kuş gibi başımızda durdukça bizde ne namus kalır nede şeref..

VELİ: Güzellikle halledelim. Anacığım. Gidip Tevfik Emmi`yle konuşalım.

FATMA: İkide bir, emmi deyip durma şu ahlaksıza!

VELİ: Peki, güzellikle konuşalım, barışalım, bitsin bu iş artık.

FATMA: Hani, öyle güzellikle konuşacak, barışacak adam nerde?

VELİ: Ben konuşurum, siz ban bırakın

RECEP: Olmaz oğlum.

FATMA: Bu çocuğun eşekliği öldürecek beni.

REMZİ: Bırak canım, boş iş o.

VELİ: Godaloğlu, sen Tevfik Emmi’ye git ‘’Memikler seninle konuşmak istiyor’’ de. İster bizim evimize buyursun, isterse biz onun evine gidelim. Daha olmazsa köy meydanında buluşalım , konuşalım güzellikle.

RECEP: Olmaz öyle şey oğlum, boşuna uğraşma.

FATMA: Benim dilimde tüy bitti ‘’Oğlum kafasızsın, boşuna uğraşma ‘’ diye-diye . Bu çocuk aklını yemiş, genç yaşta, Nerde olmayacak iş varsa onu yapmaya çalışıyor.

VELİ: Sen onlara bakma, Godaloğlu. Git dediklerimi Tevfik Emmi’ye aynen söyle. Hadi bakayım aslan Godaloğlu, göster kendini.’’Memikler’in çok selamı var’’ de.’’Dargınlığı-düşmanlığı güzellikle sona erdirelim’’de.

Godaloğlu: Olur Veli, gider söylerim.Sen hiç merak etme, ben lazım gelen her şeyi söylerim.

VELİ: Hadi aslan. (Godaloğlu kapıdan çıkar. Sağ taraf söner, sol taraf aydınlanır.Tevfik,Yusuf,Emine ve Şükran sahnededir. Godaloğlu koşarak girer)

Godaloğlu: Tevfik Emmi!...Tevfik Emmi!...Memiklerin çok selamı var.’’Biz dargınlığı, düşmanlığı unuttuk, barışmak istiyoruz.Tevfik Emmi bunu kabul ederse ister evimize buyursun , ister biz onlara gidelim, isterse köy meydanında buluşalım’’ diyorlar. ‘’İşi güzellikle halletmek varken niye boşu boşuna kan dökelim’’ dediler.

TEVFİK: Sen ne arıyordun oralarda?Ben sana bir daha gidersen bacaklarını kırarım demedim mi? ( İki tokat vurur ensesine Godaloğlu yere düşer.)

Godaloğlu: Tevfik Emmi ben kendim gitmedim.Vurma dinleç.İlkin anlatayım, sonra haksız bulursan istediğin kadar döv…

TEVFİK: Anlat len.

Godaloğlu: Köy meydanından geçen yol var ya, hani şu iki sülalenin arasında hudut olan yol?

TEVFİK: Eee,ee?

Godaloğlu: Ben o hududun bizim tarafından geçiyordum. Öte taraftan Memikler beni çağırdılar. Ben ‘’ yok aslanım…Ben hududu geçersem Tevfik Emmi’m döve-döve bacaklarımı kırar benim’’ dedim . Onlar dediler ki, ‘’Godaloğlu biz seni kötülük için çağırmıyoruz.Gel konuşalım, hiç korkma.Durumu anlatınca göreceksin Tevfik Emmi de haklı bulacak seni’’ onlar böyle söyleyince ‘’ yok oğlum.. Tevfik Emmi haklı-haksız demez kırar benim bacaklarımı’’ dedim. O zaman üç tanesi iki metrelik hududu geçip beni yakaladır.’’Tevfik Emmi kızar filan ‘’dediysem de, beni kucaklayıp Memiklere götürdüler.

TEVFİK: Uzatma uzatma.(İki tekme vurur.) Sen hep benim ekmeğimi yiyip, onların davulunu mu çalacaksın len?

Godaloğlu: Vurma ağam , zorla götürdüler beni.

TEVFİK: Kim söyledi sana konuşalım, barışalım diye?

Godaloğlu: Veli söyledi, Recep Emmi’de tasdik etti.

TEVFİK: Doğrumu söylüyorsun len?

Godaloğlu: Doğru söylüyorum Tevfik Emmi.

TEVFİK: Yusuf ne diyorsun, bir tuzak kurmasınlar? Bu namussuzlardan her şey beklenir.

YUSUF: Pek sanmam baba.

Godaloğlu: Öyle tuzak-muzak olsa, hiç ben seni götürür müyüm Tevfik Emmi?...

TEVFİK: Sus sen Memiklerin köpeği!..

EMİNE: Niye tuzak kursunlar baba? Adam gibi , gelin güzelce konuşalım demişler.

TEVFİK: Sus kız çalçene , elinin hamuruyla erkek işine karışma.

EMİNE: Kızma baba, adamlar güzellikle haber salmışlar. Sen tuzak-muzak diye dananın altında buzağı arıyorsun.

TEVFİK: Sus dedim kız!...Şu kıza her seferinde eşek sudan gelesiye kadar dayak atıyorum, genede dediğini diyor, yapacağını yapıyor.

 EMİNE: Doğru konuşunca kabahat oluyor değil mi? Kepaze ettin beni ele güne karşı. Ben konuşmayım da kim konuşsun? Ama sen anlamadıktan sonra ne kıymeti var. Döv hadi böyle konuştum diye. Olur olmaz şeyler için o kadar çok dövdün ki, dayaktan da korkmuyorum artık.

TEVFİK: Hey Allah’ım ölür müsün, öldürür müsün? Ben bu kızı döve döve bıktım, bu kız dövüle dövüle usanmadı. Kes sesini kız! (Vuracakken Godaloğlu birden konuşmaya başlayıp Emine’yi kurtarır.)

Godaloğlu: Tevfik Emmi…Tevfik Emmi..

TEVFİK: Çekil elimin altından salak!...

Godaloğlu: Memikler benimle konuşurken hiç tuzak muzak kurmuşa benzemiyorlardı… Eğer, dediler bize itimat etmezse, biz onun evine gelelim.Orayı da istemezse köy meydanında buluşalım.

TEVFİK: Anladık anladık.İkide bir aynı şeyleri söyleyip durma!

ŞÜKRAN: Baba kusura bakma. İster döv, ister söv, ne yaparsan yap razıyım, ama dinle önce. Beni öz babamın evine hasret bıraktınız, sülaleme düşman etmeye kalktınız, bugüne kadar ağzımı açıp bir şey demedim. Beni zorla kaçırıp ‘’gönlüyle kaçtı’’ diye kuru iftiralar ettiniz, gene sustum. Ne olmadık çilemiz varmış, yetsin artık. İki adım ötedeki anama babama, şu arada ki düşman hududunu aşıp gidemiyorum.Barışın gayri. Zararı yok ben gene konuşmayım ailemle, ama hepimizin selameti için barış da , bitsin artık

TEVFİK: Al bakalım.Şunu susturduk, bu sefer de bu başladı.

YUSUF: Sus kız, eşşoğlueşşek! Sena hangi hakla böyle konuşuyorsun babamın karşısında! Ağzını yırtarım bir daha benden izinsiz ağzını açarsan!

TEVFİK: Aferin aslan oğlum…Hadi gidelim Yusuf. Git len söyle , köy meydanına gelsinler.

Godaloğlu: Baş üstüne Tevfik Emmi,baş üstüne! ( Sevinçle çıkar)

TEVFİK: Yusuf , gitmezsek ‘’korkak, korkusundan evinden dışarı çıkmadı’’ derler.

YUSUF : Derler baba , derler.

TEVFİK: (Evdedir) Silahın yanında mı , Yusuf?

YUSUF: Yanımda baba.

TEVFİK: Siz de elinize bir değnek alın kız, ne olur ne olmaz.

EMİNE: Değneği be yapalım baba, harbe mi gidiyoruz ?

TEVFİK: Elinin körüne gidiyoruz.

YUSUF: Hadi bakalım, ya Allah , ya bismillah.(Tevfik ve Yusuf çıkarlar.)

ŞÜKRAN: İnşallah barışırlar , ama çok korkuyorum Emine.

EMİNE: Bende korkuyorum. Üç gündür üst üste karma karışık korkunç rüyalar gördüm.

ŞÜKRAN : Allah esirgesin, babamın gözüne bir görünür var.

EMİNE: İyice azdı, kudurmuş gibi.(Kararma.Her iki ev de kapanır ve köy meydanı aydınlanır.Sağ arkadan Godaloğlu, Fatma, Veli, Recep ve Remzi konuşarak girerler.)

Godaloğlu: İnşallah başarırsınızda bu iş burada biter.

FATMA: Ne barışması Godaloğlu. Ben bu konuşmanın boş olacağına şimdiden biliyorum ama , gel velakin bizim beyinsiz oğlan laf dinlemiyor. ( Başta Tevfik olmak üzere, Yusuf, Emine, Şükran girerler.)

 (Cukcuklar sol tarafta , Memikler sağdadır. Orta kısım huduttur. Veli hududu geçmemek şartıyla iki adım ilerler.)

VELİ: Tevfik Emmi, seni babam gibi severim. Şimdiye kadar da saygımda hiç kusur etmedim.

TEVFİK: Çekil len, burnu sütlü. Sınırı geçme. Konuşacaksan sınırın öte tarafında konuş.

VELİ: Başüstüne Tevfik Emmi.( Bir iki adım geriler). Çekileyim ama, inşallah bu son çekilişim olur. Aradaki şu manasız küslüğü, şu densiz kötülüğü kaldıralım. Kardeşçe yaşayalım artık. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde diyorlar ki: ‘’Affın verdiği zevk, intikamın zevkinden bin kat fazladır…’’ Onun için, eğer biz suç işlediysek affet. Siz suç işlediyseniz biz zaten affettik.

TEVFİK: Beni bunun için mi çağırdın len ?

VELİ : Bunun için çağırdım Tevfik Emmi, kusura bakma.

TEVFİK: Ülen küçük yılan, benim böyle laflara karnım tok. Bacak kadar boyunla bana akıl mı öğreteceksin toy? Sen git , baban gelsin.

REMZİ: Bu adam güzellikten anlamayacak.

VELİ: Anlar enişte , siz bana bırakın.

FATMA: (Recep’e) Ne duruyorsun konuşsana, sen dururken ben mi konuşayım.

RECEP: Ülen Tevfik, fidan gibi kızı ilkin zorla kaçırdın sonra binyüz lira başlık verdin, bir şey demedik. Gönlüyle bize kaçan kızına ilkin deve ciğeri istedin, sonra binbir nazla ikibin beşyüz lira aldın., bir şey demedik. Anlaştık diye tuzak kurup Veli’yi yakalatmaya kalktın, gene bir şey demedik. Nedir bu ettiğin gavur eziyeti? Milleti birbirine düşürmeye hakkın yok, ya kızı ver, ya ikibin beşyüzü!

TEVFİK: Defol karşımdan. Zorbalığamı döküyorsun işi? Hadi bakalım sen efeysen , bende efeyim. Kardeşin Kazım’ın karısı dağda altı ay oynattığım az geldi her halde!

VELİ: (Gayet yumuşak) Baba sen dur.(Bu defa Remzi başlar.)

REMZİ: Ülen Tevfik, kızını mızını istemiyoruz. Şu aldığın başlığı geri ver yeter. Bizim sana yedirecek ikibin beşyüz lira değil, kertikli kuruşumuz bile yok. Ayıp be, ne biçim adamsın yahu? Kocaman adam oldun, hala utanmadan ölmüş eşek arıyorsun nalını mıhını sökmek için. Ben sağ oldukça o parayı sana yedirip de, Emir Usta’nın erkek hindi gibi kubara kubara gezdirtmem seni.

TEVFİK: Gezeceğim len! Hadi, ne edeceksen et! Bayağıda Emir Usta’nın erkek hindi gibi kubara kubara gezeceğim.! Elinizde geleni arkanıza koymayın! Ben sizi danayken kaçışını bilirim, şimdi inek odlunuzda bana kafa mı tutuyorsunuz?

VELİ: Enişte, gözünü seveyim siz durun. Tevfik Emmi işte kızın Emine’nin yüzü , işte benim yüzüm. Bu kadar adam da şahit. Sor Emine’ye. Eğer beni isterse buyurun hep beraber düğün yapalım. Eğer sizi isterse dünya-ahiret anam bacım olsun. Bir daha kötü gözle bakarsam gözlerim çıksın…(Emine babasına bakmadan Veli’ye doğru yürür.)

TEVFİK: Dur kız, geç yerine! (Emine’yi kolundan tutup iter yerine. O sahipsiz bostan görmüş eşek gibi nereye gidiyorsun? Ülen burnu sütlü sen çok azdın. Sana değil kızımı, kapımdaki köpeğimi bile vermem. Kaybol gözümün önünden! Benim adım Tevfik Ben vakitsiz öten horozun gagasını keserim! İki tanenizin kanını içtiğim yetmedi mi ? Tavuk kadar kıymetiniz yok gözümde! Hepinizi birer kurşuna değişirim!...

VELİ: Tevfik Emmi sinirlenme böyle, karşılıklı güzellikle…

TEVFİK: Hadi defolun, benim konuşacak bir şeyim yok sizlerle.

FATMA: Ülen Tevfik, acep senden sütü bozuk adam varmı şu dünyada? Söylemeyim dedim ama mecbur ettin beni.Karılardan hiç farkın yok, erkekliğe kurban ol. Tuh senin eline yüzüne, utanmaz herif.

TEVFİK: Çok konuşma sen kart kahpe!...Kazım’ın karısını dağa kaldırdığım gibi senide kaldırırım.

FATMA: Sen evindeki kızına sahip ol ahlaksız! Göreceksin, köyün tam ortasında kızını oğlumun kollarında göreceksin!(Tevfik Emine’nin, Yusuf Şükran’ın elinden tutup çıkarlar.)

TEVFİK: Hadi yürüyün gidelim!

RECEP: (Donup kalan Veli’ye.) Biliyordum bu alçağın böyle yapacağını.

FATMA: Ben size daha buraya gelmeden söyledim.

REMZİ : Adamın hiç laf, söz anladığı yok.

FATMA: Gene kaçır Emine’yi.Hadi! Bu iş çığrından çıktı! Vur,kır,yak,yık,kaçır karını! Senin dediğini yaptık olmadı. Şimdi de benim dediğimi yapacaksın!

RECEP: Başka çaresi kalmadı.

REMZİ: Nikahın olmasaydı hadi neyse. Ama nikahlı olunca iş değişir. Bir erkek karısına sahip olmazsa el adam söver.

FATMA: Bütün köyün diline düştük. Herkes ‘’ Veli erkek değilmiş, kalıbının hayrını görmesin, biz de onu yiğit bir şey sanırdık’’ diyor. Bugün kahvede söylerler, yarın sokakta söylerler, öbürgün gelip yüzüne karşı söylerler. Sen bunları duyunca utanmazmısın,kızarmaz mı yüzün? Yedi katlı yerin dibine geçmez misin?

REMZİ: Godaloğlu ile haber gönderelim. Buluş bu gece Emine ile. Gene kaçır.

RECEP: Bizden günah gitti. Güzellikle almak için bütün çarelere başvurduk.

FATMA: (Giderlerken dönüp Veli’ye doğru tükürür.) Şu boyuna posuna bakanda seni adam zanneder. Tuh kalıbına yazık! (Fatma, Remzi ve Recep çıkarlar. Veli deminden beri sabit noktaya bakarak donup kalmıştır. Godaloğlu da hududun öte tarafında aynı şekildedir.)

Godaloğlu: Olmadı be Veli, kan koktu gene ortalık.

VELİ: Niye böyle kin duyuyoruz birbirimize Godaloğlu? Ölesiye-öldüresiye…Şu fani dünyada hepimiz misafiriz. Nasıl olsa hepimizi iki metre toprak örtecek. Güzellikle kardeşçe yaşamak dururken, neden boş yere birbirimizi yiyelim?

Godaloğlu : Ben cahilim Veli ağam, ne bileyim?

VELİ : Cahilsin ama kalbin temiz, ya ötekiler?

Godaloğlu: Temiz kalpli olmayıp da ne edeyim Veli? İşte geldim gidiyorum şu fani dünyadan.Yoksulluk bir yandan, cahillik bir yandan…Elimi kulağıma koyup da bir türkü mü söyleyebildim? Düğünlerde tefci Saniye’ye göz edip bir kız mı oynatabildim? Kahvede baş köşeye mi kurulabildim. Anam beni bir daha mı doğuracak? Kötü kalpli olup da ne edeyim Veli ?

VELi: Gazeteler hep cinayet haberleriyle dolu. Yan bakarsın öldürürler. Köpeğine taş atarsın doğrarlar. Sevdiğini istersin önüne ölümünü, kan kokusunu salarlar.

Godaloğlu: Hak ezenin, hak öldürenin, böyle koymuşlar kaideyi.

VELİ: Böyle kötü kaide olmaz Godaloğlu. Ben bu kaideyi değiştireceğim.

Godaloğlu: Değiştiremezsin kardeşim. Bunca göreneği tek başına bozamazsın. Köy ikiye bölündü gayri. Şu yolun bir tarafında abu hayat satsalar yola da altın döşeseler, öbür taraf gene bir şey almıyor. Bir sülalenin gittiği camiye öbür sülaleden kimse adımını atmıyor. Gece köyün bir tarafında bir silah patladı, öbür taraftaki yataktan doğrulup bir el silah da o atıyor, ben uyumuyorum gibilerden.

VELİ: Ama sonu ne olacak bunun ? Her olay aradaki dargınlığı daha fazlalaştıracak. Kavgalar kavgaları, cinayetler daha büyük cinayetleri doğuracak.

Godaloğlu: Bozukluk bizim iliğimize işlemiş.

VELİ: ‘‘ Kinin dinde yoktur yeri, ey ağalar bunu bana Allah deyu... ‘‘ Ey Yunus Emre, kabrin cennet, ruhun şad olsun, sen bunu yediyüz sene evvel söyledin ama, biz hala anlayamadık.

Godaloğlu: Daha da anlayamayız Veli, anlayamıyacağız.

VELİ: Ama anlayacağız Godaloğlu, mecburuz anlamaya.

Godaloğlu: Anlayamayız Veli! Bu düşüncesizlik bizde olduğu müddetçe en küçük bir kavgada çekerim silahı ben seni öldürürüm. Niye? Benim anam ağlayacağına senin anan ağlasın.

 VELİ: Artık kimsenin anası ağlamayacak Godaloğlu. Ne Cukcuklar pusuya yatacak, ne Memikler silaha davranacak.

Godaloğlu: (Şaşırmıştır) Nasıl yapacaksın bunu?

VELİ: Emine biraz üzülecek ama …

Godaloğlu: (Hayretle) Yoksa gönlünden mi geçeceksin?

VELİ : Evet Godaloğlu, köyün selameti için icab ederse Veli ile Emine’nin sevdası feda olacak.

Godaloğlu: (Sert) Nikahlı karını ellere mi vereceksin?

VELİ : Emine’ye haber ver Godaloğlu.

Godaloğlu : (Acı-acı) Ama adın korkağa çıkacak Veli. Adam hiç nikahlı karısını göz göre göre ellere verir mi? Kimse selam vermez sana gayri.

VELİ: (Sert) Haber ver Emine’ye Godaloğlu. Gelsin gene her zamanki yerimize

Godaloğlu: (Şaşkın şaşkın arkaya doğru gider.Çıkarken son bir cesaretle bir şey söylemek ister. Ağzını açar fakat söylemez.Çıkar soldan.Veli beklerken müzik çalar. Işıklar kararır ve yavaş yavaş aydınlanır.Vakit gecedir.Emine elinde bohçası ve ayakkabıları ile çıkar soldan girer.)

EMİNE: Evden çıkmak çok zor oldu, onun için Geciktim.

VELİ: Anlamadılar değil mi ?

EMİNE: Anlamadılar. Godaloğlu haberi getirince sevincimden uçmak istedim.

VELİ: Emine’m benim.

EMİNE: Babam anlayacak diye korkumdan bir lokma bile yemek yiyemedim.Yemekten sonra, Başım ağrıyor diye hemen yatmaya gittim. Yusuf abim başıma dikildi gene.Seninle ilk kaçtığımdan beri hep başımda nöbet bekler.

VELİ: Bu hapislikten de kötü.

EMİNE: Ne yapalım, babam öyle istiyor.Çaresiz kurtuluncaya kadar dayanacağız.

VELİ: Sabret Emine, göreceksin her şey düzelecek.

EMİNE: Düzelmez Veli, düzelmez.

VELİ : Biliyorum, benim yüzümden çok acı çektin.

EMİNE: Bütün gün beni dövüyor, durmadan dövüyor.

VELİ: Dövüldüğünü işitmek beni kahrediyor.

EMİNE: Hiç üzülme Veli. Değil dayak seni sevdiğim için ölsem de gam yemem. Hem ben isteyerek dayak yiyorum. Dayak yedikçe seni bir kat daha seviyorum.. Benim tek korktuğum senden ayrı düşmek.Niye durgunsun Veli? İstemeyerek gelmiş gibi bir halin var?

VELİ: Senin yanına hiç istemeyerek gelinir mi Emine? Benim üzüldüğüm başka. Anama üzülüyorum. Seni bana vermeyen babana üzülüyorum. Köye üzülüyorum. Şu yol düşman hududundan farksız.Neden bütün bunlar?

EMİNE: Hiç..Hiç yoktan.

VELİ: Beni dokuz ay karnında taşıyan anam bile katil yapmak istiyor.

EMİNE: Kaçalım Veli.

VELİ: Biliyorum Emine, beni sevdiğini biliyorum. Seni kaçırsam kimse alamaz elimden .

EMİNE: Niye bekliyoruz öyleyse? Hiç arkamıza bakmadan zindandan kaçar gibi kaçalım.

VELİ: Burada kendi köyümüzde rahat rahat yaşamayacak mıyız? Kaçmaya ne lüzum var? Ben bu kötülüklerin düzeleceğine inanıyorum.

EMİNE: Düzelmez Veli, keşke düzelse.Beni sırf sevgilimle evlendirmemek için dedem yaşında bir ihtiyarla evlendirecekmiş.Sonu ne olacak bunun? ‘’Su önünden tarla alma sel alır, genç kız alma el alır’’ hesabı ihtiyarla yaşamaktansa kaçacağım sevgilime. Yakalayacaklar beni.’’Orospu’’ diye öldürüp, ‘’namus temizledik’’ diye ortaya çıkacaklar. Ben insan değil miyim? Herkes gibi yaşamaya hakkım yok mu? Sevdiğimle evlenemeyecek miyim? Her an yakalanmak korkusuyla hep böyle samanlıklarda sokak ortalarında mı buluşacağım? Niye bekliyoruz? Kimi bekliyoruz? Vallahi dayanacak gücüm kalmadı.Zaten birkaç gündür hep korkulu rüyalar görüyorum. Senden tamamen ayrılacak mışım gibi geliyor.

VELİ: Benim gayem başka Emine. Seni kaçırıp sadece ikimizin mesut olması yerine, bütün köyü kardeşçe yaşatmak istiyorum.

EMİNE: Nasıl yapacaksın tek başına? Görmüyor musun ?’’ Düşmanımı seveceğine, düşmanımla evleneceğine geber daha iyi ‘’ diyor babam.

VELİ: Bekle Emine, göreceksin zamanla hepsi düzelecek.Bak babalarımız, sülalelerimiz kanlı bıçaklı dargın ama, biz birbirimiz seviyoruz.

EMİNE: Bekleyecek halim kalmadı Veli, çok korkuyorum.(Sarılır boynuna).Kaçalım. Ta uzaklara kaçalım.Cahillikleri de onlara kalsın, kavgaları da, dövüşleri de… Evim, barkım, tarlam, takkam yok diye düşünme. Kaçtığımız yerde sen de çalışırsın , ben de çalışırım. Gidelim, insana insan olarak davranılan yerlere gidelim. Bitsin artık bu işkence. Kendi benim yerime koyda düşün biraz. Her gün ölüm ve ayrılık korkusuyla yaşamaktan usandım gayri ; Senden ayrılsam kıyarım canıma, vallahi kıyarım…(Sarılırlar.Fatma arkadan yavaş yavaş girer. Tevfiğin evine yaklaşır, kapıdan yavaşça seslenir.)

FATMA: Tevfik…Irzıkırık Tevfik…Sen beni kaçırmaya kalkacağına bak kızının halini gör. Köyün tam ortasında benim aslan oğlumun kollarında yatıyor. O kör olası gözlerinle iyice bak da gör bakalım, kim iddiasını yürütüp dediğini yapıyormuş?(Tevfik silahını kontrol edip dışarı çıkar. Fatma arka ortada kalmıştır.Silahlı çatışma başlayınca eline bir odun alır.)

TEVFİK: Vay namussuzun kızı vay!...Ülen küçük yılan, demek böyle ha? Öyleyse çek bana karşı gelmenin cezasını (Tabancayı Veli’ye doğrultur.Emine hemen Veli’nin önünü kapatır.)

EMİNE: Baba yapma! Yapma baba ! Veli’nin hiç kabahati yok! Ben kendi arzumla geldim.Vuracaksan beni vur, ama , Veliye Dokunma.

TEVFİK: Çekil sen aradan kız gavurun dölü

VELİ: Çekil sen Emine. Tevfik Emmi Allahın emri peygamberin kavliyle kızın emine ile evlenmek istiyorum. Başka türlü kötü niyetim yoktur.

TEVFİK: Sana kim kız verir len. Şimdi de korkundan köpeklemeye başladın değil mi?

VELİ: Senden korkum yok. Vuracaksan buyur vur. Çekil Emine öldürecekse öldürsün. Bağrım açıktır. Karşıda koyacak değilim.yanlız şunu bilin bu bomboş inatlara devam etmeyin diye kendimi feda ediyorum. Gel yapma Tevfik Emmi, etme. Bir hiç yüzünden birbirimizi yemiyelim, kardeş olalım.

TEVFİK: Çekil dedim kız sana. Şimdide seni de yakarım.

EMİNE: Baba sen bilirsin yapma

VELİ: Çekil emine ne yapacaksa yapsın seni sevdiğim müddetçe o da babamdır benim. Çekil dedim (yiter emine yi. Emine birkaç adım geriler ve korku ile seyreder.) Vur hadi Karşı koymuyorum. Nedir bu dargınlığın sebebi. Düşün biraz.

TEVFİK: Len köpek Şimdi elimdesin gayri. Bildiğin bütün duaları oku bakalım. Belki kurtulursun.

VELİ: Etme Tevfik Emmi Gücün yetmez bizi ayırmaya. Gücün yetmez.

TEVFİK: Birde efelik ediyorsun ha.

EMİNE: Yapma Baba. Yapma ( Yüzü Veli ye dönük, veli ye sarılarak maskeler.)

TVFİK: Alll öyleyse .( Emine nin gelişini hesap etmeden ateş eder. Ve Emineyi vurur.)

EMİNE: Ahhh veli Veli..( İnleyerek Aşağıya yığılır.)

VELİ: (Emine yi yere yatırır. Tevfik şaşkın donup kalmıştır. Tevfik emmi kızını vurdun. Öz kızını benim canımı çiğerimi yaktın. Ama Tevfik Emmi bu hiç yoktu hesapta. Nası ettin bunu. ( Kalkar eli gayri ihtiyari silahına gider.) Tevfik Emmi Kızını vurdun. ( Ateş eDer Tevfik vurulur). Öz kızını ( Ateş eder) Benim canımı vurdun ( Gene Ateş Eder. Tevfik Yığılır. ) Ana şimdi oyna gayri.

 

- SON -