Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

KEŞANLI ALİ DESTANI

HaldunTaner

 

KİŞİLER

HİDAYET ŞERİF ABLA İZMARİT NURİ HAFİZE TEMEL DERVİŞ DAYI BEŞVAKİT NİYAZİ ŞiŞMAN POLİS ZİLHA

ZAYIF POLİS ÇAKAL RUSTEM TEKE KÂZIM KÜRT SABRİ SİPSİ SELİM LUTFİYE RESMİYE RAZİYE ALİ

GAZETECİ İHYA ONARAN SARHOŞ RASİH FİLİZ ONARAN

ŞOFÖR

MADAM OLGA PROFESÖR BÜLENT ONARAN YAŞLI KADIN POLİTİKACI SUNANDAN GÜLPERİ DAVUT DALTABAN DÜRDANE DALTABAN KAZIM KALTABAN KÂMİLE KALTABAN DUZİŞE DÜZTABAN SAKİR ŞAKLABAN ŞAHİNDE ŞAKLABAN NEVVARE

TARÇINİZADE AHSEN MANYAK CAFER

1.KONDULU

2. KONDULU

3. KONDULU

4. KONDULU

5. KONDULU

6. KONDULU

7. KONDULU

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

TAKDİM

Giriş müziği. Dekor :

Önperdenin önü. Önperdeyi yırtık çuvallar gerili bir paravana yahut ipe dizilmiş fanilalar, uzun konçlu donlar teşkil edebilir. Sahne alınlığında projeksiyon ekranı. Giriş müziği biter bitmez, salonu^ arka kapısından Hidayet girer. Projektör ona döner. Hidayet raşitik, kambur bir ço-cuktur. Elinde kaba kâğıda basılmış resimli şarkı metinleri vardır. Dilenci edası ve makamsız sesiyle şarkı söyleyerek sahneye doğru ilerler, bu metinleri iki üç seyirciye uzatır.

 

HiDAYET- Yeni çıkan şarkılar. Akasyanın Dallan, Zalim Güzel Öldür Beni... Gözlerinin Enaininde. Yeni çıkan şarkılar var: Sinekli Dağın Efesi Keşanlı Ali Destanı var.

 

(Projektörün ışığı Hidayet'i salonu geçiş süresince izlemiştir. Hidayet son sözleri sahnenin merdivenlerini

çıkarken söyler. Orada durur, destanın ilk dörtlüklerini okumaya başlar.)

Morgol gömlek giyerdi Gümüş köstek takardı Hafif şehla bakardı Yaktı mı kalpten yakardı.

Kaşta bıçak yarası Yüzde Halep çıbanı Kurşun yemiş ayağı Belli belirsiz aksardı.

Projeksiyon:

Ali'nin hapishane arşivinden büyütülmüş, üstü dosya numaralı ve damgalı önden ve profil iki portresi.

ŞERiF- (Paravanın arkasından çıkıp ön sahneye gelir. Seyircilere.)

Hoş dostum diye başlayım söze Hoş olsun beyler kıssamız size Şu suret Keşanlı Ali'yi gösterir Destanı var işte her yerde söylenir Gel gör bakalım neymiş bu destan On beş fasılda edelim beyan.

(Koroyu teşkil eden İzmarit Nuri, İs-tidacı Derviş, Bileyci Temel, Hafize, Hamal Niyazi, her biri mesleklerinin aksesuarı olan boya sandığı, eski model istidacı daktilosu, bileyci tekerleği, hamal semeri, sırtlarında olarak perde önüne dizilirler. Koronun çapaçul ve döküntü bir hali vardır.)

KORO-

Edelim meclise bir kıssa beyan Kıssadan hisse arif olan

Projeksiyon: TAKDİM...

(Koroyu teşkil edenler birer birer kendilerini takdim ederler.)

NURİ-

Adım Nuri

Nam-ı diğer İzmarit

17

Keşanlıyım

Ali'nin memleketlisi

On parmağımda on marifet

Bir eser, gazete satarım

Bir eser, kundura boyarım

işsiz kalınca

Her bir işi yaparım.

Musluk tamir ederim

Lağım temizlerim

Otomobil yıkarım

Köpek gezdiririm

Çocuk bakarım

Çocuk yoksa (Göz kırpar)

Evelallah

Onu bile yaparım

HAFİZE - (İri memelerinden birini kavrar)

Kınm ineğinden gürdür sütüm Şehre iner süt satarım Adım Hafize Ben sütnineyim

TEMEL -

Çeşme başı dalaşı kan kızan dalgası Arsa duvar kavgası Eeeyi biçaak bileriiim

DERViŞ -

Bana derler Derviş Dayı Bütün sermiyem şu kutu

(Daktiloyu gösterir)

Mevzuatı kanunları benden sor Adliyenin orda beklerim Adi sıla mektubu yetmişbeşe İstidayı üç kâğıda yazarım

HİDAYET -

Benim adım Hidayet Sinekli'de doğmuşum İlkokul üçe kadar okudum Yeni hayat satarım Yeni çıkan şarkıları Sineklidağ'ın efesi Keşanlı Ali Destanı satarım.

NİYAZI -

Ben hamalım Adım Beşvakit Niyazi soyadım Sefer Yedi çocuk Karım bacım Kaynanam Hepsinin rızkı Şu iple semer.

ŞERİF -

Bana derler Şerif Abla Üç kapıda helalar var ya Anladın değil mi nenin nesi Yüz numara mütevellisi He ya helacıyız Böyle yazılmış yazımız Herkes pisler biz yıkarız Yol ağzıdır uğrak yeri Kondulusu şehirlisi

Fazla olur müşterisi Hele soğuk havada Lüküs kamara da var Yolun düşerse buyur Bekleriz ha

ŞİŞMAN POLİS - (Kenardan düdük çalarak gelir.)

Bana şişman polis derler

Ben nizamın bekçisi

Kol gezerim mahle sokak

Miting mi var, grev mi var

Kongre mi toplanıyor bir yerde

Hepsi kitaba uymalı

Burda oyun oynanıyorsa söz misali

Adam gibi bir oyun olmalı

Yani hissi olmalı

Milli olmalı

Hamasi, vatani, ahlaki, inzibati

[olmalı

Sonunda vatandaşa bir ders-i ibret

[çıkmalı

Yazar tıraşı kesip Diyeceğini kısa yoldan dimeli Perde gece yasağından Bir saat önce inmeli

KORO-

Sineklidağ burası Şehre tepeden bakar Ama şehir ırakta Masallardaki kadar

Her cins insan var burada

Çalışkanı tembeli

Dört bucaktan gelmişler

20

Hırlı hırsız serseri Lazı Kürdü Pomağı Maraşlısı Vanlısı Erzincanlı Kemahlı Hepsi kader yoldaşı

TEMEL -

Te şurası bizim ev Kontrplak dört duvar Bir kapı üç pencere Tenekeden damı var

NURi -

Bir yanımız mezbele Bir yanımız yokuş yar Önümüzden sel gibi Sır sır akar lağımlar

KORO -

Devlet bizlen uğraşır Polis bizlen hırlaşır Ağlar leş kargası Sus parası sızdırır

HİDAYET -

Sabah olur gün doğar Işır yosun kayalar Horoz öter çöplükte Herkes düşer yollara

DERVİŞ-

Biri hamal kalaycı Biri süfli dilenci Biri kipti macuncu Helvacı ya köfteci

HAFİZE -

Kızlar çoğu hizmetçi Ya giderler tütüne

(Bir kız kırıtarak geçer, çorabını çeker, rujunu tazeler.)

Yoldan çıkan da olur Günahları boynuna

TABLO: l

Projeksiyon:

HOROZU ÇOK OLAN KÖYDE SABAH ERKEN OLURMUŞ. SİNEKLİDAĞ'DA ANARŞİ DEVRi: SEFALET, REZALET, CİNAYET.

Dekor: (Üç kapıda helaların iç avlusu. Arka cephede helalar. Erkekler OO, Kadınlar OO yazılı. Helaların ön tarafı bir çeşit bahçe gibidir. Şerif Hanım burada kırık saksılar, hatta oturak içinde sardunyalar yetiştirmiştir. Erkekler kısmının duvarında bir para makinesi. Arkada gelip geçen otobüs, otomobil gürültüsü, tzmarit, boya sandığının başında sigara içer. Zilha, kadınlar • kısmı önünde küçük bir iskemleye çö-melmiş, ağzında çiklet, ayağında terlikler, koskocaman açtığı günlük bir gazetenin iç sahifelerini okumaya çalışmaktadır. Şerif Abla ayağında takunyalar erkekler kısmında bir kabinin kapısını açık bırakmış içerisini temizle-mektedir.)

NİYAZİ -

İşsiz çoğu erkekler Kahvelerde pinekler Irgat olur bazısı Amelelik «derler

KORO-

Sineklidağ burası Şehre tepeden bakar Ama şehir ırakta Masallardaki kadar

ŞERİF - İçleri çıksın taharetsiz musibetler. (Bir kova su alıp boca ederek) Marifetlerini ortaya bırakıp gidiyorlar.. ZİLHA - (Gazetenin arkasından) Kraliçe Süreyya

İtalya'da bir kontun yatında fink atıyormuş. NURİ - Şah kafasını keserse anlar gününü. ZİLHA - Canı sağ olsun, iyi varmış da yapmış.

İnsan dünyaya bir kerem geliyor. Mekadirini

bilse idi O da. (Burnunu çeker.) Ben de olsam

inadımdan öyle yapardım.

(Şişman Polis'le Zayıf Polis girerler. Şişman terini siler. Palaskasını çıkarır. Zayıf Polis buranın yabancısı-dır. Etrafina bakmır. Erkekler kısmı kabinlerinden birinde Niyazi gazel okumaktadır.)

NİYAZİ - (İçerden) Alişimin kaşlan kaare... ŞERİF -r (O tarafa doğru) Ulan hamam mı burası,

gazel okuyorsun? NİYAZİ - (İçerden) Parasınlan değil mi, şarkı da

söylerim, gazel de okurum be... ŞERİF - Ben de senin ceddine okurum. Kes sesini

çek sifonu...

(Şarkı durur. Bir sifon sesi. Şişman Polis kabinlerden birine yürür. Kapısını kapar. Zayıf Polis para makinesine yaklaşır, para atar çevirir; para dökülmeyince yumruk vurur, yine para çıkmaz. Niyazi çıkar, ellerini yıkar. Kapının üstüne astığı semerini alır. Dışarda bir cankurtaranın sireni yaklaşır ve uzaklaşır. Niyazi, Nuri, Zilha, Şerif Abla, Zayıf Polis hemen dışarı se-ğirtmişlerdir.)

Ş. POLİS - (Kabinden seslenerek) Ne var Rıza? Ne olmuş?

Z. POLİS -Bilmem ağabi.

TEMEL - (Girerek) Çakal Rüstem'in adamları Esse

oğlu Musa'yı hacamat etmişler. ŞERİF - Ayşe Ninenin damadı?

(Temel, başı ile maalesef işareti yapar.) NURİ - Belli idi dünden böyle olacağı. Yine sus

parası yüzünden.

Ş. POLİS - (İçerden) Her hafta bir cinayet. Z. POLİS - Bir gün bizi de şişler bunlar. Haşarat

yatağı. Topu serseri alayı... Ş. POLİS - (Hep içerden) Tek tek başa çıkılmaz

kardeşim. Kökünden kazıyacaksın ki... Z. POLİS - Çoğu gitti azı kaldı. Mebuslardan biri önerge vermiş okumadın mı? Tümden yık-tırmalı konduları, bunlar şehrin başına bela diyormuş. ŞERİF - Yine ne kumpas kuruyorsunuz orada,

şom ağızlı baykuşlar.

Ş. POLİS - (Hep içerden) Bana bak Şerif Hanım, külahları değişiriz sonra. Vazife halinde me-mura hakaretten zabıt tutarım... ŞERİF - Buna vazife mi diyorsun sen?

(Nuri, Niyazi, Zilha gülerler, Zayıf Polis ciddileşir.) Ş. POLİS - (Çıkmıştır, ellerini yıkayarak) Karşında

bir devlet memuru var senin. ŞERİF - Değil sen, cümle rnamiran gelse, komiserin umum müdürün gelse, takmam ben. Herkesin borusu, kendi çöplüğünde öter. NURİ - Şerif Ablaya söker mi hiç. ŞERİF - Yaldızlı düğme takmayla bir şey mi oldum sanıyorsun.

BURDA HERKES BİR OLUR

İnsanoğlu böyledir Kendini bir şey sanır

Kıl aldırmaz burnundan Böbürlenir kabarır

Herkes bir yerde üstün Kabul amenna peki

Haydut yol çevirirken Banker çek karalarken Yosma saç taranırken Despot kaş çalınırken

Irgat ter dokunurken Avkat tez savunurken Zangoç çan çalınırken Cellat ip geçirirken

Nalbant nal çakılırken Ortak pay dağılırken Şantöz şan çağırırken Hırsız mal kaçınrken

Damat söz kesilirken Kayyunı mest dizinirken Nokta kol gezinirken Tüccar iş sezinirken

Âşık saz çalınırken Maşuk gül kokunurken Suflör rol fısıldarken Sarhoş cin içilirken

Kimi soyunup büyür Kimi giyinip büyür İnsanoğlu böbürlü 'Yaradılış ne denir

Herkes bir yerde üstün Kabul amenna peki Amma bir de bunların Yolu bana düşende

Balonları delinir Bütün farklar silinir Afra tafra yok olur Burada herkes bir olur

Arlısı arsızı Hırlısı hırsızı Kirlisi kirsizi Sırlısı sırsızı

Huylusu huysuzu Tüylüsü tüysüzü Soylusu soysuzu Boylusu boysuzu

Bitlisi bitsizi İplisi ipsizi denlisi densizi Donlusu donsuzu

Ünlüsü ünsüzü Çullusu çulsuzu Pullusu pulsuzu Yollusu yolsuzu

Etlisi sütlüsü Allısı morlusu Sağcısı solcusu Şanlısı pintisi

İşte bütün bunların Yolu bana düşende Balonları delinir Bütün farklar silinir

Afra tafra yok olur Burada herkes bir olur.

Z. POLİS - Daha görünürlerde kimse yok. Gel bir lamelif çekip gelelim...

(Şişman Polis durur. Sonra beraber çıkarlar. Şerif arkalarından bakar. Mana veremez. Onlar salondan çıkarlar. Rüstem sağdan girer. Elini sabunla köpürdete-rek yıkar.)

HİDAYET - (Girerek) Yeni Hayat, naneşekeri, meyveli çiklet var. Amerikan çikleti (Rüstem'i fark ederek susar.)

NİYAZİ- Esse oğlu Musa ne oldu Rüstem Ağabey?

RÜSTEM - Bilmem. Bıçağının üstüne düşüp yaralanmış galiba. (Elindeki köpüğü üfürür.) Par-lat şunları bakalım. (Ayaklarım İzmarit'e uzatır.)

NURİ - (İşgüzar işgüzar firçalar, seyircilere usulca) Buna Çakal Rüstem derler. Yukan mahallenin baş belası (Yandan Teke Kâzım ve Kürt Sabri görünürler... Tasalıdırlar, Sipsi de onlan takip eder. Nuri, seyircilere usul sesle) Bunların da kıvırcık saçlısı Teke Kâzım, pazar yerinin zebellası. Çiçek bozuğu olanı Kürt Sabri, aşağı mahallenin vicdan azabı. (Sipsi'ye bakar.) Sipsi adamdan sayılmaz. O bunların hınk deyicisi.

(Üç kabadayı kabara kabara, bıyık bura bura, ön sahnede birbirlerinden aralıklı dururlar.)

N'OLMUŞ YANİ NE BU GÜRÜLTÜ

Bize derler kondu ağası pöh Oysa herkeslerden önce gelmişiz Para sarfetmişiz, torik işletmişiz Hazinenin arsasını parselleyip satmışız.

Beşer onar dam kondurup Ona buna kiralamışız N'olmuş yani ne bu gürültü Her yerde bu değil mi işin kanunu.

Üç beş uyuz kalmış Bizden habarsız ev yapmış Pöh. Elbet yıkarız.

İki bin kâğıt sus parası koymuşuz Vermezse, ana avrat düz gideriz Olmazsa, belediyeye fitleriz Daha olmazsa ibreti âlem şişleriz.

Arada bir kahvelerden mano toplarmışız

pöh

Toplarız toplarız

Haraç alan bir biz miyiz dünyada

Şunun şurasında geçinip gideriz.

N'olmuş yani ne bu gürültü

Her yerde bu değil mi işin kanunu.

(Dönüp arkalarına bakarlar. Öbür-küler siner, gürültü eden yok gibi mimikler.)

BİR GAZETECİ ÇOCUĞUN SESİ - (Dışardan) Affı yazıyor, ikinci tabı. Af olan mahpusların tahliyesini yazıyor.

(Üç kabadayı hemen dışarı fırlarlar.) 29

HiDAYET - Kokuyu aldılar hemen.

ZİLHA - Ne kokusunu?

HİDAYET - Ali Abi bugün tahliye oluyor ya.

ZİLHA - Tahliye mi oluyor?

NURi - Eh, her gecenin bir sabahı var. (Onlara bakar.) Çanlarına ot tıkanacak, Keşanlı çıkınca. İsterler mi?

ZİLHA - Demek tahliye oluyor.

NURİ - Elbet ya. Karşıcı gitti mahalleden bir heyet.

TEMEL - (Niyazi'ye) Keyfi kaçü Zilha Ablanın.

NİYAZİ - Talihsiz kız vesselam.

Z. POLİS - Niye talihsiz oluyor, anlamadım?

Ş. POLİS - İnsan talihine şükretmeli. Beterin beteri var.

ZİLHA - Onlar öyle bilsin. (Seyircilere) Talihmiş. Talihim bir çıksa karşıma, iki elimle yakala-dığım gibi yerden yere çalarım...

NEYİM EKSİK SİZLERDEN

Böyle mi geçecek ömrüm Yetti be gaderin çevri Bana günah değil mi Batakta solan bir gülüm

Neyim eksik sizlerden Kel miyim çopur mu ben Çoğunuzdan ince belim Hepinizden ataşlıyım

Bir Şehzade gır atında Şu taraftan çıksa gelse Tacı tahtı terkeylese Beni deli gibi sevse

30

Kafdağı'nm arkasında Fildişinden bir sarayda Düğün dernek gelin girsem Pırlantalı taşlar taksam ah

Pek küçüktür benim yaşım Yaşamaya aşka açım N'olur gelin beni alın Gurların bu mezbeleden Gurtarın

(Çıkar.)

NURİ - Kolay mı beyim. Vuran sevdalısı, vurulan

özbeöz dayısı. Z. POLiS - Ne diyor bu?

Ş. POLiS - Meşhur kondu cinayeti. Dört yıl önceki.

Z. POLiS - Ben burada değildim o vakit. HİDAYET - Keşanlı Ali adını da duymadın mı

hiç?

Z. POLİS - Keşanlı Ali de kim? NURİ - Ayıp ettin abi! TEMEL - Ali'nin şanını duymayan kaldı mı

memlekette?

NİYAZİ - Bu Çamur İhsan, adı gibi vıcık vıcık bir herifti beyim. Astığı astık, kestiği kestik. Karı kızana da uzanır üstelik, bu haller Ali'nin canına tak demiş.

NURİ- Yok canım, Zilha yüzünden dendiydi ya. Ali kızı istiyor, İhsan Dayısı değil mi, vermi-yor. TEMEL - Günahı boynuna, yeğenine bilem sata-

şırmış dedilerdi. Z. POLİS - Kızılbaş mı bu? NİYAZİ - Ondan da beter beyim, ondan da beter. ŞERİF - Senin anlayacağın Çamur İhsan gitti

gider.

Z. POLİS - Nasıl vurmuş? Ş. POLİS - Vallahi şimdi unuttum. NURİ - Ayıp ettin abi.

TEMEL - Yedi düvel ezberledi bunu. Kundakta çocuklar bilir.

ri.ii:

}

NİYAZİ - Ali, efendi çocuk. Büyüğümsün diyor. Ama benden sana nasihat. Ya herkesi rahat bırakırsın, ya elimi kana bulâTım diyor.

Z. POLİS - Ali?

NİYAZİ

NURİ

HİDAYET f HeyaAli.

TEMEL

NURİ - Çamur taze ot görmüş eşek gibi pis pis sırıtmış bunun üzerine.

TEMEL - «Ne çabuk büyüdün de bana ültimatom veriyorsun Kurşuncu Hasibe'nin Sidikli Ali'si» deyyo.

Z. POLİS - Ali'ye?

NİYAZİ

NURİ

HİDAYET f He ya Ali'ye.

TEMEL

TEMEL - Dur dinle bak. «Hadi get oğlum get. Sen kaydırak oyna mahallede» diye bir de makas alıyor yanağından.

Z. POLİS - Ali'nin?

NiYAZi

NURİ

HİDAYET f He ya Ali'nin.

TEMEL

NİYAZİ - Eceline susamış dedik ya. Şaşkın işte.

NURİ - Efendiliğe bak sen Ali'de. Yine el kaldırmıyor. İyi mi? Sadece üç gün mehil veriyor.

Z. POLİS - Üçüncü günün sonunda?

NURİ - O kadara kalmadı beyim. İkinci günün gecesi. Seninki pusu kuruyor Ali Ağabeye. Ali kahveden dönerken. İyi mi?

TEMEL - Arkasından kalleşçe üç el silah.

HİDAYET - Dan dan dan...

Z. POLİS - Gitti oğlan.

NURİ - Ayıp ettin abi.

33

TEMEL - Ali'ye kurşun işler mi hiç.

Ş. POLiS - O da niye?

HiDAYET- Şerbetli ya.

Ş. POLİS - Ne şerbetlisi?

NURİ - Basbayağı şerbetli işte. Anası Hasibe Bacı dini bütün bir kadındı. Mahalleliye mıska verir, kurşun döker, büyü yazar; Ali doğduğunda okuyup üflemiş. O gün bugün Ali'ye kurşun bıçak işlemez...

(Esrarlı bir sigara sarmakta olan Sipsi başını kaldırır, onlara bakar.)

Ş. POLİS - Laf.

Z. POLİS - Dur be merak ettim. Çamur İhsan tetiğe basıyor, üç el ateş, sonra?

NİYAZİ - Ali şöyle bir dönüyor.

NURİ - Günah benden gitti arkadaşım diyor. İyi mi?

TEMEL - Küçük Bursa bıçağına davranması ile.

NİYAZİ - Çivileyivermiş terezi oracıkta.

Z. POLİS -(Hayranlıkla) Helal olsun be. (Şişman Polis'in bakması ile toparlanıp) Şey hani erkek adammış diyecektim.

NURİ - Ne diyorsun abi. Kelepçe taktıkları gün görmeliydiniz beyim. Hey anam hey, hatırlar mısın Şerif Abla?

ŞERİF - (Hep temizlikle meşguldür, duymamıştır.) Alafranga hela bunlann nesine? Yine angu-tun biri ayakkabıları ile tahtanın üstüne tünemiş.

NURİ - Ne gündü o be. Her pencerede salkım salkım kadınlar ağlar.

NİYAZİ - Elde kelepçe. İki yanında candarma... TEMEL - Bir yürür ki, bütün yerler sarsılır. NURİ - Hey gidi erkek güzeli, aslan yavrusu Ali.

TEMEL - Yazık ki anası yetişemedi oğlunun bu

büyük gününe.

SİPSİ - (Olduğu yerden yan dönüp Zayıf Polis'e) Te-

vatür bunlar beyim. Hepsi uydurma.

Çamur'u Ali değil, Manyak Cafer vurdu.

NURİ - (Alayla) Yok canım. (Zayıf Polis'e) Keşleme

abi. Kıskanıyorlar bunlar Keşanlı'nm şanını.

TEMEL - Yuh ulan enayi. Tarih bilem böyle kay-

deder. Destanı bilem var. SİPSİ - Siz öyle bilin yine. Ş. POLİS - Ali vurmasa dokuz yıl yer mi idi? NURİ - (Yerinden kalkar, Sipsi'yi iter. Şişman Polis kavgadan çok ayakkabısının boyanması yanda kaldı diye kızmıştır.) Hadi bas ulan buradan üçkâğıtçı uskumru. Ampes başına vurdu galiba.

SİPSİ - Ne istiyorsun be? NURİ - Alırım şimdi ayağımın altına. SİPSİ - Ağır ol biraz. Kimi alıyorsun lahmacun

pidesi?

NURİ - Seni alıyorum marul gübresi. SİPSİ - (Bıçağını çeker.) Bir gel üstüme, bıçağımı

çektim mi? Ş. POLİS - (Sipsi'nin bileğini kavrar, bıçak düşer.) Ne

yaparmışsın bıçağını çektin mi? SİPSİ - Hiç ağabeyciğim. E-e-e-elma soyarım di-

yecektim. NURİ - Ben Ali Ağabeyin namusuna sinek kon-

durmam, keşkem aleyhiselam. Ş. POLİS - (Nuri'yi iter, Sipsi'yi de sırtından tutup dışarı çıkarmak ister.) Hadi yoluna, sen de işine bak.

SİPSİ - (Giderken) Çamurun adamları yeminliy-mişler. Ali'yi tahliye olduğu gün delik deşik edeceklermiş.

TEMEL - Kim ediyor? Kimi ediyor? Bütün Sinekli, Ali'ye kalkan olur da kılına dokundur

DERViŞ - (Telaşlı girer) Uyuyun siz daha. Mahpuslar tahliye oldu. Millet, Ali Ağayı mahpus-haneden getiriyor.

NURİ - (Fırlayarak) Ne diyorsun...

^(Şişman Polis, ayakkabılarında kartonlar, kalakalır. Soldan bir grup kadın ve ihtiyar görünür. Kadınların arasında emzikli çocuğu olanlar bile vardır.)

LUTFİYE - Karşılayıcılar dönmedi mi? TEMEL - Karşıdan göründüler bile... ŞERİF - Ben de bunlar niye mıhlandı diyordum. Ş. POLİS - Ne yaparsın. Emniyet tertibatı alacağız.

TABLO : II

Projeksiyon:

HER GECENiN BİR SABAHI VAR. AFTAN FAYDALANAN KEŞANLI ALİ'NlN MAHPUS-TAN ÇIKIŞI.

(Dışarda klakson sesleri koro halinde duyulur. «Ya ya ya, şa şa şa, Ali Ağabey çok yaşa» sesleri. İçerdekilerin bir kısmı dışarı taşar.)

DERVİŞ - (Bakarak) Hey koca aslan.

NİYAZI - Er kişi ensesinden belli olur. Şu enseye

bak maşallah. NURİ - Mapushane yaramış. Saçlan da ustura ile

kazıtmış. Ş. POLİS - (İşgüzar) Açılın. (Düdük çalar.) Trafiği

kapamayın.

(Ali'yi, kalabalık, sırtta içeri getirir. Gazeteci elinde fotoğraf makinesi

geri geri girer, flaş parlatıp resim çeker.)

ŞERİF - Hoş geldin.

ALİ - Hoş bulduk Şerif Abla.

TEMEL - Duyduk ki mahpushanede itibarın yerinde imiş Ali Abi?

ALİ - Eh, hürmette kusur etmediler.

NURİ - Mahpushane müdürünü dövdüğünde bir resmin çıkmıştı gazetede, iftihar ettik millet-çe.

ALİ - Sizler nasılsınız görmeyeli?

HAFİZE - Allah razı olsun Çamur İhsan'dan kurtardın bizi ya. Senden sonra öbek öbek küçük bataklar üredi başımıza oğul...

DERViŞ - Bırakın nefes alsın be çocuk.

TEMEL - Çarşambayı perşembeyi bize haram ediyorlar.

ALİ - Edemezler.

NİYAZI - Demin polis de söyledi. Damlarımızı hepten yıkacaklarmış.

ALİ - Yıkamazlar.

LUTFİYE - Ya bu ağaların açgözlülüğü. Sus parasını iki misli alacaklarmış...

ALİ - Alamazlar.

NİYAZİ - Ihsan'ın takımı senin için, suyu ısındı ayağını denk alsın, diyesiymişler; yakın va-kitte seni vuracaklarmış.

ALi - Vuramazlar...

Ş. POLİS - Dağılın be. Söyle de dağılsınlar. Trafiği tıkıyorlar (Düdük çalar.) Toplu yürüyüş kanunu var. Şimdi zabıt tutacağım. Laf anlamıyor musunuz?

Z. POLİS - Hadi dağılın...

(Şişman ve Zayıf Polis, kalabalığı iteleyerek dağıtmak isterler. Onların dağıttığı kümeler dağılır gibi yapıp sonra başka bir yanda yine kümeleşirler.) Z. POLİS - (Şişman1 a) iyilikle iyilikle...

37

Ş. POLİS - (Ali'ye) Geçmiş olsun Ali Efendi...

ALİ - Eyvallah.

Ş. POLiS - Söylesen de dağılsalar. Seni dinlerler. Bizim de başımız derde girmesin.

ALi - Buralara kadar zahmet ettiniz, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. (Klakson tezahüratı) Bugün işlerini feda edip gelen şoför arkadaşlara mahsus selam ederim. (Sert) Dağılın lan.

NURi - Sen öl de, ölelim.

(Kalabalık çil yavrusu gibi dağı-lıverir. Sahnede AH, Nuri, Derviş, Temel, Niyazi, Hafize kalır-lar.)

NiYAZi - (Derviş'e) Açtınız mı muhtarlık meselesini?

ALi - Ziyarete geldiğinde çıtlatmıştı Derviş Dayı. Gulis yaptınız mı bari?

DERViŞ - Sen organizeyi bana bırak.

ALİ - Durum vaziyetini iskandil ettiniz mi?

NiYAZi - Hafize yukarı mahalleyi kolaçan etti.

NURi - Hidayet'e de aşağı mahalleyi ispiyonlat-tık.

DERViŞ - Aşağı mahalleden biraz oy kaldırabileceğiz.

NURi - Pazar meydanından korkun olmasın. Özel sektör senden yana.

HAFlZE - Eksik etek milleti de bilirsin seni tutar.

ALİ - Zilha da mı?

DERViŞ - Boş ver şimdi Zilha'ya.

ALi - (Telaşlı) Yoksa gitti mi burdan?

TEMEL - Burda. Şerif Ablanın helalarında çalışıyor.

ALi - Niye görünürde yok?

ŞERiF - Biraz rahatsızlandı da.

ALi - Yoksa hâlâ dargınlık mı güdüyor?

38

ŞERiF - Dayısını öldürmüşsün. Bir de boynuna

mı sarılacaktı! TEMEL - Boş ver abi! DERVİŞ - Geçelim şimdi bunu. NİYAZİ - Teke Kâzım adaylığını koyuyormuş. TEMEL - Kürt Sabri ile Çakal Rüstem de aday. ALi - Daha iyi. Oy dağılır. DERViŞ - İlle velakin bütün korkumuz yukan

mahalleden.

(Sipsi yaklaşmış belli etmeden dinlemektedir.)

TEMEL - Sivaslılar bütün Çakal Rüstem'i tutar.

ALİ - Zilha da mı?

NURİ - O da Sivaslı ya abi.

ALi - Sade ondan mı? (Susmaları üzerine) Demek böyle, (İç geçirir.)

DERVİŞ - Boş ver şimdi Zilha'ya.

TEMEL - Yukan mahallenin ırgatları da Teke Kâzıma söz vermişler deniyor.

NURİ - Artık porpugandaya kuvvet.

DERViŞ - (Para işareti yapar.) Ondan iyi usuller de var.

NİYAZİ - Söylediğini nerden bulacağız.

DERVİŞ - Esnaftan kredi alır seçimi kazanınca faizi ile öderiz.

(Gazeteci yaklaşır.)

GAZETECİ - Ne o, şimdiden seçim taktiği mi?

ALİ - (Etrafindakilere bakar.) Kim bu ruhsatsız lafa kansan çarliston marka kereste?

GAZETECİ - Bir dakikanızı.

ALİ - Sus ulan keten tohumu. Bak hâlâ konuşuyor.

39

GAZETECİ - Arzedemedim beyefendi.

ALİ - Ağzını topla beyefendi babandır.

NURİ - Abiciğim ayağını öpeyim. Bey gazeteci,

seçimden önce iyi geçinmeli... GAZETECİ - Ayağınız hangi kavgada sakatlan-

mıştı Ali Bey?

ALİ - (Boş bulunup) Duttan düşmüştüm küçükken. (Toparlanır.) Ha ayağım, eski hikâyedir. Çok kıyasıya bİr kavga idi... SİPSİ - Hani şerbetli idi? NURİ - Anası topuğundan tutup şerbetlemiş. Bir

ordan kurşun geçer angut. NİYAZİ - Bak, yine burda bu kapçık ağızlı. (Üstüne yürür, Sipsi kaçar.) GAZETECİ - Bir dakika daha. Hayat hakkında ne

düşünüyorsunuz?

ALİ - Hayatta ya sünepe olup okkanın altına gideceksin. Ya da üste çıkıp ezeceksin. İkisinin ortası yok. GAZETECİ - Çamur'un adamlan kan davası gü-

düyormuş. Korkuyor musunuz? ALİ - Allanın verdiği canı kula teslim edecek

surat var mı bende ulan? GAZETECİ - Muhtar seçilince ne yapacaksınız? ALİ - (Şüphe ile bakar.) Sana ne? NURİ - (Uyararak) Abicim.

ALİ - Söyleyim de öbürküler de öğrensin değil mi. Islah edecekmiş, planlı kalkınma yapa-cakmış dersin. Bizde laf yok, iş var arkadaşım. Hadi çöz şimdi palamarı. GAZETECİ - Kazanacağınıza emin misiniz? ALİ - Dünyada önce bileğine'güveneceksin. GAZETECİ - Sonra?

ALİ - Vay aval vay. Sonra yine bileğine güveneceksin.

(Gider para makinesine bir yumruk atar. Makinenin deliğinden oluk gibi paralar dökülür.)

•ör

TABLO : III

Projeksiyon:

TARAFLAR İNCE TAKTİKLERLE SEÇİME GİRİYORLAR. BAKALIM ŞİMDİ SURET NE GÖSTERECEK.

Dekor: Gecekondu meydanı. Kahvenin önü. Her yer donanmıştır.

NURİ - (Bir iskemleye çıkarak) Beni dinleyin bir yol, ey cemaati müslimin. (Hidayet'e) Sen de köşede aynasızı kolla. (Hidayet gider.)

SİPSİ - Fetvayi şerife mi çıkarıyorsun be?

1. KONDULU - Bugün propaganda yasak.

NURİ - Susun arkadaşlar. Ezberlediklerimi unutacağım. Bugün muhtar seçimi efendime söyleyim, oyunuzu kime vereceksiniz ulan?

1. KONDULU - Sana ne, kime istersek veririz.

2. KONDULU - Keyfimizin kâhyası mısın? 1. KONDULU - Bize baskı yapamazsın arkadaş. 3. KONDULU - Biz kimi seçeceğimizi biliyoruz. SİPSİ - İn ulan oradan aşağı. NURİ - Şu adaylar kim, bir posta görelim. Teke Kâzım, Çakal Rüstem, Kürt Sabri.

2. KONDULU - Kürt Sobri, Çokal Rüstem lehine feragat etmiş.

DERVİŞ - Demek ortak çalışacaklar.

NURİ - Vay namussuzlar. Neyse. Demek şimdi Teke ve Çakal'a karşı anlı şanlı Keşanlı Ali kalıyor aday olarak. (Kalabalığa alkışlayın işareti yapar.)

KORO - Yaşasın Keşanlı.

Y. M. KOROSU* - Yuuuuuh!

NURİ - Bir kerem Teke Kâzım dedikleri asker kaçağıdır, arkadaşlar.

Y. M. KOROSU - Yuuuuuh...

NURİ - Üstelik okuma yazması da yoktur. Kara cahilden muhtar nerde görülmüş?...

1. KONDULU - Parmak basar. Parmakla paraf yapar.

2. KONDULU - Sonra mühür ne güne duruyor?

NURİ - Çakal Rüstem'e gelince o da ayyaş herifin biridir. Üstelik Çakal, rüşvet de alır. Gözüne dizine dursun.

SİPSİ - (Zayıf Polis'i yakalayıp getirerek) Surda görünmeden dur bak abi. Adaylara lafzen ha-karette bulunuyor. Porpuganda yapıyor, zabıt tutulsun.

NURİ - (Tuzağı fark etmiştir.) Evet ne diyordum. Teke Kâzım asker kaçağıdır, ümmidir, Çakal Rüstem ayyaştır, rüşvet alır, ikisi de haramzadedir, diye konuşmak aklımın kösesinden geçmez. Kaldı ki, bugün propaganda da yasaktır. Sakın böy^le şeylere kalkmayın arka^ daşlanm. İstediğinizi seçin. Hep kardeşiz. Polis arkadaş da bizim kardeşimizdir. Değil mi öyle kardeşim? Milli hislerinize, hamiyetinize hitap ediyorum. Bakın gözlerim yaşardı. Sesim titriyor. Hadi istiklal Marşı söyleyelim. Yaşasın bütün adaylar, yaşasın millet...

Z. POLİS - (Sipsi'ye) Lafı sonuna kadar dinlesene

* Y.M.KOROSU: Yukarı Mahalle Korosu.

arkadaş. Yarım yamalak anlayıp beni de telaşa verdin. (Uzaklaşır.)

NURİ - (Korkmuştur, terini silerken) Ulan politikacı olmak ne zormuş be!

ŞERİF - Ha şunu bileydin.

TEMEL - Onlara sövmekten Ali'yi övmeye vakit bulamadın aval.

DERVİŞ - Aldırma, ikisi de aynı kapıya çıkar.

TEMEL - Ali hakkında konuşun biraz. Ali'yi övün.

NİYAZİ - (Gelerek) Vaziyet nasıl?

DERVİŞ - Biraz para işledik aşağı mahalleye.

NURİ - Biz de yukarı mahallenin kütüklerinde çoğu kimseyi çift yazdırdık.

NİYAZİ - Yahu ne yaptınız! Şimdi Teke Kâzım'a çifter oy verilecek.

NURİ-İyi ya.

NİYAZİ - Bunun nesi iyi?

NURİ - Santralını işlet, Beşvakit. İş meydana çıkınca Teke'nin kendi lehine hile yaptırdığı sanılacak. Yukan mahallenin sandıklan iptal...

NİYAZİ - Başvekil olacak adamsın be İzmarit.

NURİ - Ali Abi verdi bu taktiği, mahpushanede boşuna dirsek çürütmemiş.

HİDAYET - Derviş Dayı konuşuyor. Derviş Dayı konuşuyor.

DERVİŞ - (Öksürüp sesini ayar eder. Polis'in gittiği tarafa bakar, iskemleye çıkar.) Ali hakkında ne konuşayım. Aha tarih konuşmuş onun hakkında. Destanı var işte ortada, hep ezber biliyoruz çok şükür.

KORO - Yaşa varol.

DERVİŞ - Böyle bir kabadayı kaç asırda bir yetişir, söyleyin arkadaşlar.

KORO-Yetişmez...

DERVİŞ - Sinekli'yi Çamur İhsan mikrobundan Teke mi, Çakal mı kurtardı? Yoksa Keşanlı Ali mi?

KORO - Ali kurtardı.

ŞERİF - Gayri zemberek kuruldu. Söz kâr etmez

bunlara...

DERVİŞ - Sinekli Sinekli olanda dokuz yıl mahpusluk şerefi hangi faniye nasip oldu? KORO - Olmadı. DERVİŞ - Bugüne dek kimin karısına, kızanına

kem gözle baktı... KORO - Kimsenin.

DERVİŞ - Eli ne vakit harama uzandı? KORO-Hiçbir vakit. DERVİŞ- Sahabsız kaldığı için şamar oğlanına

dönen Sinekli'ye bir baş lazım mı, değil mi? KORO - Hazım... DERVİŞ - Öyleyse hepinizin yaşlı gözlerinden

öperim. Gözünüz aydın olsun arkadaşlar.

(Hapşurur.) İşte o başa gavuştuk gayn... KORO - Gavuştuk gayrı... DERVİŞ - (Hapşurur, mendil aranır.) Mendili evde

bırakmışım. Tuh Allah gahretsin. KORO - (Kendilerini kaptırmış) Gahretsin! DERVİŞ - Bunu size söylemedim ulan kendime

söyledim.

KORO - Gendine söyledin. DERVİŞ - Susun artık, gonuşma bitti. KORO - Gonuşma bitti. ŞERİF - Halk harekete geldi. Durduramazsın

artık.

KORO - Durduramazsın artık. TEMEL - Ali Abi geliyor. Ali Abi geliyor. Y. M. KOROSU - Yuuuuuh... KORO - Geliyor. Aslan geliyor. Savulun aslan

geliyor.

Y. M. KOROSU - Yağcılar, yağcılar, yağcılar... Y. KOROSU* - Ya Ali, Ya Ali, (Goygoycular gibi

başlarını iki yana sallayarak) Ya Hasan, Ya

Hüseyin. Ya Hasan, Ya Hüseyin...

* Y. KOROSU: Yaşlılar Korosu.

44

NURİ - Susun be. Alevi ayini sanıp zabıt tutacaklar...

TEMEL - Keşanlı Ali'yi istiyoruz. Keşanlı konuşsun.

KORO - Keşanlı'yı isteriz. Keşanlı konuşsun.

(Taraftarları konuşması için Ali'ye ısrar ederler. Ali karşısındaki iskemlenin üstüne çıkar.)

ALİ - Sevgili Sinekli halkı!

KORO - (Alkışlar) Yaşşa!

ALİ - Muhterem seçmenler!

KORO - (Alkış) Varol!

ALİ - Aziz vatandaşlarım!

KORO - (Alkışlar) Nur ol!

Y. M. KOROSU - Yağcılar yağcılar. (Kaynana zml-tıları) Oh, oh, oh, güm, güm, güm.

ALİ - (Onlara doğru kükreyerek) Susun ulan. (Birden herkes tıss olur. Ali sertliği ile tezat teşkil eden bir yumuşaklıkla) Sevgili vatandaşlarım, Cuma namazında idim. Ondan biraz geciktim. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim...

(Temel, ne söz ne söz gibilerden bir el işareti yapar.)

NİYAZİ - (Seyircilere) Mapısta bilem beş vakit namazı bırakmamış. Ehli din, Ali'yi boşuna mı tutuyor?

ALİ - (Devam ederek) Bugün, bütün Sinekli aynasız bir açmazda bulunuyor. Damlarınızı yı-kacaklar, neden? Çünkü her gün hır gür, kavga dalaş. Burada birlik minganez arkadaşlar. Birlik olmayan yerde dirlik de olmaz.

KORO - Nerde birlik orda dirlik. Nerde birlik orda dirlik...

Y. M. KOROSU - Nerde çokluk orda yokluk. Nerde çokluk orda yokluk...

ALİ - Söz misali şu saman çöpünü alalım. (Çöpü kırar.) Tek çöpü her çocuk bilem kırar. (Bir tutam çöp alır dener.) Ama yüz tane, bin tane, on yüz bin tane saman çöpü bir araya gelse... Sıkıysa kır bakalım! Anasını satayım ben uzun laf edemem. Ne dediğimi anlayı-verin işte.

TEMEL - Bundan kuvvetli söz mü olur.

HAFİZE - Ne dimek? Besbelli bir şey.

ALi - Ben bu dünyaya bir kerem gelmişim arkadaşım. Altı mikrobun canını daha cehenneme göndermeden gidersem emdiğim helal süt haram olmaz mı?

TEMEL - Adamda telakat var.

ALİ - İşte herkesler burada. Benim şahsım, namusum hakkında itirazı olan varsa buyursun çıksın.

ZİLHA - (Kalabalığı yarıp çıkarak) Benim söyleyecek iki çift lafım var. Bu adam gaatilin biri-dir. Dayımı vurdu. Hepiniz biliyorsunuz. Gendinize gaatilden mıhtar mı seçeceksiniz...

r ALİ - Sen bunu bana...

ZİLHA - Gaatil değil misin yalan mı?

ALİ -(Çok üzgündür.) Gayri ben ne söyleyim. Nezaketine diyecek yok. Bir hoş geldin deme-den kaatil deyip çıktın.

NİYAZİ - Elini neden buladı kana? Senin benim namusu iffetim için...

ZİLHA - Ben namusu iffetimi gendim görürüm bizzat evelallah!

2. KONDULU - Essah. Çamur İhsan'ı vurdu. Essah.

ZİLHA - Mevlam da onu yere vurur inşallah. Gençliğine doymadan gitsin. Allah bin belasını versin. Tuh. (Tükürür gider. Ali ne yapacağını şaşırır. Derviş onun koluna girip yatıştırır.)

TEMEL - Sinekli'nin namusu için mahpusta dokuz yılını feda et, sonra...

SİPSİ - Hangi dokuz yıl. Dört yıl yattı. Beşi aftan kaynadı ne haber?

(Temel, Sipsi'ye tekme atar. İki taraf birbirleriyle kapışır. Polisler koşar gelir, ayırır.)

RÜSTEM - (Gelerek) Bir dakika. Benim de bu adam hakkında bir diyeceğim var...

NURİ - (Şişman Polis'e) Bak propaganda yapıyor.

Ş. POLİS - Hiçbir şey konuşamazsınız. Zabıt tutarım.

RÜSTEM - Usul hakkında konuşacağım.

Y. M. KOROSU - Usul hakkında. Usul hakkında...

RÜSTEM - Bu adam aday olamaz. Pöh. Çünkim, esrar kaçakçısıdır. (Kalabalıkta tepki, heyecan, hayret.) Peykesinde (Sipsi1 nin başla tasdik işareti) yapılacak bir arama-tarama bunu derhal ispat edebilir...

Ş. POLiS - (Derhal kahveye dalar.) Ne diyorsun?

(Zayıf Polis de seğirtmiştir. Aramaya başlar.)

Ş. POLİS - Burada bir şey yok...

RÜSTEM - (Sipsi'ye) Nereye sakladın ulan?

SlPSİ - Alt tarafa bakın. Fiş torbasının altına.

Ş. POLİS - (Bir şey bulmuştur.) Burada bir kitap var.

ALİ - Kitap mı?

NURİ - Tabii kitap abi. Kısası embiya. Hani her akşam yatmadan okuduğun. (Göz kırpar, po-lislere) Bir de bşnim ihbanm olacak abiler. Madem aramaya başladınız. Bir de şu Çakal'ın üstünü arar mısınız lütfen...

RÜSTEM - Ne münasebet

NURİ - Bak, gördün mü şafak attı.

RÜSTEM - Arayın be arayın. Yaram yok ki gocunayım. Pöh. (Şişman Polis aramaya başlar. Çakal gıdıklanıp kişner.) Ordan gıdıklanıyorum.

DERVİŞ - (Nuri'ye) Nereye sakladın ulan?

NURİ - kuşağını çözün bakalım.

Ş. POLİS - (Zayıf Polis'le birlikte Çakalı döndüre döndüre kuşağını çözerler; yere küçük bir torba düşer.) Bu ne?

KORO-Aa...

TEMEL - Halis muhlis ampes...

Ş. POLİS - Efendim?

TEMEL - Yani san kız.

Ş. POLİS - Anlamadım.

HİDAYET - (Yanına yaklaşır.) Duman abi.

Duman. Esrar. Yalan iftira... SİPSİ - Biri bizim koyduğumuz esrarı bulup

senin kemerine takmış... HAFİZE - İşte kendi ikrar etti. Ağzınla tutuldu,

vay namussuzlar...

Ş. POLİS - Yürüyün de bunu merkezde konuşalım...

(Çakal itiraz ede ede, Sipsi de hileyi ağzından kaçırdığından pişman iki Polis'in ortasında çı-karlar.)

NURİ - (Seyircilere) Elim üstünde oynadık, biz kazandık. Ne yaparsın. Karşındaki dinsiz olur-sa sen de imansız olacaksın... (Kondululara dönüp) Ey ahali, Çakal Rüstem de böylece adaylıktan diskalifiye oluyor. Koşun bunu yedi mahalleye duyurun. Pöh...

ALİ - Bayıldım bu numaraya İzmarit. (Toparlanıp ciddi) Biz yine doğruluktan şaşmayalım din kardeşlerim...

NİYAZİ - Şimdi tek rakip Teke Kâzım kaldı... TEMEL - Yukarı mahalle silme ona verdi ise yandık...

Z. POLİS - (Gelerek) Yukan mahallenin kütüklerinde tahrifat tesbit etmişler...

ERKEKLER KOROSU - (Birbirlerine) Kütüklerde tahrifat tesbit etmişler...

KADINLAR KOROSU - Vay namussuzlar...

Z. POLİS - Mükerrer oy kullanmışlar.

ERKEKLER KOROSU - Mükerrer oy kullanmışlar.

KADINLAR KOROSU - Vay hayasızlar...

Z. POLİS - Çok bilinen bir hileye başvurmuşlar.

ERKEKLER KOROSU - Çok bilinen bir hileye başvurmuşlar.

KADINLAR KOROSU - Vay hilebazlar...

TEKE KÂZIM - (Koşarak alı al, moru mor gelir.)

Bunların marifeti. Yukan mahalle silme

bana oy verdi. Neden hile yapayım beyim.

Vallaha bunların tuzağı. Bulana bunlann

tuzağı...

Z. POLiS - Bunu seçim kurulunda konuşsunlar. KÂZIM - Ayağım öpeyim. Konuşsunlar bakalım.

Vay benim köse sakalım... TEMEL - Bu iş oldu bitti demektir. NURİ - Yaşasın Keşanlı Ali. KORO - Şan olsun.

ARTIK BİR ŞEFİMİZ VAR ŞARKISI

KORO -

Artık bir şefimiz var Her belayı o savar

NURİ-

Şefin var mı yan gel yat İçin ferah kafan rahat Derdin varsa sallama Düşünme hiç keyfine bak Şef talihler döndürür Şef olmazlar oldurur Şef yağmurlar yağdırır Şef demişler buna uyy Suni gübre misali Mahsul bilem açtırır.

KORO-

Artık bir şefimiz var Her belayı o savar

NURi -

İnsanın eski huyu Kendine hep bir put yapar Oldum bittim böyle bu Kendi yapar kendi tapar

KORO-

Artık bir şefimiz var Her belayı o savar

BÜYÜK ŞENLİK VE DANS

TABLO: IV

Projeksiyon:

KEŞANLI ALi KONDULARIN EFESİ. VEYAHUT İTTİHATTAN KUVVET DOĞAR.

Dekor: Aynı.

TEMEL - Susalım arkadaşlar. Yeni muhtarınız

Keşanlı Ali faaliyet programını okuyacak. SARHOŞ RASİH - Ne vakit yazmış ki. NURi - Dün gece Istidacı Derviş Dayıyla birlikte

kaleme aldılar. SlPSİ - Amma iştahlı imiş. ALi - Susun ulan. 1. KONDULU - Demokrasi var. Fikir beyan etmek

yasak mı?

TEMEL - Kes sesini be. Bak hâlâ söyleniyor. NURi - Demokrasi seçim bitene kadardı. ALi - istesem hiç danışmam... Bildiğimi okurum.

Adam saydık sizi okuyoruz işte. LUTFlYE - Oku oğlum oku, sen onların kusuruna

bakma...

"Keşanlı Ali Destanı" 1966 yılında Londra'da Corbett Tiyatrosu'nda oynandı.

ALİ - (Bir tuvalet kâğıdı rulosuna yazdığı müsveddeyi okumaya başlar.) Bir - Sinekli'de bir huzur rejimi kurulmuştur. Maraza çıkarıp bunu bozanın yedi ceddine düz gidilecek, evi mail-i inhidam dalgası ile yerle bir edilecek; menkul, gayn-menkul emvaline vaziyet edilecektir. Duyduk duymadık demeyin. SESLER - Doğru çok güzel. 1. KONDULU - Hani zorbalık kalkıyordu? KORO - Olacak artık o kadar... ALİ - Faizci Temel'i maliye, tstidacı Deıviş'i

hukuk müşaviri nasb ve tayin ettim... SESLER - Tebrik ederiz... (Temel ve Derviş tebrik edi-lirler.)

ALi - Her kahvede iki el mano bana, yani yardım fonuna aittir. Vermeyene kirpi kürkü giydiririm, oyun bozanlığın âlemi yok ha...

SARHOŞ RASİH - Hani mano kalkıyordu.

(Temel, Sarhoş Rasih'in önüne bir şişe rakı getirir, kor.)

KORO - Olacak artık o kadar...

ALİ - Benim kahvede bir ırgatlar, bir hizmetçiler, bir de taksi kâhyaları birliği kurulmuştur. Bundan böyle kimse şehirle başına buyruk iş anlaşması yapamaz. Çamaşıra, orta hizmetine, sütnineliğe, fabrika işçiliğine gidecek kadın ve kızlar adlarını şimdiden Ha-fize'ye yazdırsınlar...

2. KONDULU - Bak akraba koruyor...

(Temel, 2. Kondulu'nun önüne bir şişe rakı getirir, kor.)

KORO - Olacak artık o kadar.

ALİ - Buraya kayıtlı hizmetçiliğin ilk aylığı bana, yani yardım fonuna aittir. Buna karşılık her hakları İstidacı Derviş marifetiyle kanun dairesinde bila bedel korunur. İyi ücret sağlanır. İş sağlama bağlanır. Gittiği evden karnını dolduranlara yüksek tazminat ve icabında nafaka koparılır...

TEMEL - Her şeyi düşünmüş adam...

ALİ - Beş - Şehrin köşe başı taksi ve dolmuş kâhyalıklarının inhası tarafımdan yapılır. Başına buyruk kâhyalığa kalkan karnından işetilir. Günde 300 kâğıdı var bu işin. Yağma yok. Haracı veren düdüğü çalar...

1. KONDULU - Haraç öldü, yaşasın haraç. Bunun eskiden farkı ne?

KORO - Olacak artık o kadar.

TEMEL - Eskiden üç kişi alırdı, şimdi bir elde toplandı.

NURİ - Eskiden başıbozuk haraç vardı, şimdi or-

53

gonizç haraç... («Kafa yok ki heriflerde» gibi bir jest yapar.)

ALİ - Altı - Sıladan yeni gelip iş bulamayan ırgatların peyke parası, iaşe ve ibatesi iş bulana kadar bana aittir. Ama işe girince ilk aylıklarını bana, yani yardım fonuna ödemekle mükelleftirler. Kaytarmaca yok...

HAFİZE - Hay hay, ne dimek...

NİYAZl -Ne münasebet, istağfurullah...

TEMEL - Bilakis, elbette.

NURİ - Malimemnuniyetle...

(Yandan İhya Onaran görünür. Müzik eşliğinde yürür.)

İHYA - Hep dört ayak üstüne düşerim zaten. Ben İhya Onaran.

TEMEL - Hani şu büyük barajı yapan?

İHYA - Tamam, bunun için 200 ırgata ihtiyacım var. Hazır organizasyon kurmuşsunuz. Kahve kahve dolaşmadan burdan angaje edebilirim demek...

HAFİZE - Hay hay, ne dimek.

NURİ - Bilakis elbette.

TEMEL - Malimemnuniyetle.

ALİ - Niyazi, sen beyi büroma götür. Ben şimdi geliyorum. (Niyazi, İhya'yı kahveye doğru götürür.)

DERVİŞ - Ali'nin uğurunu gördünüz mü arkadaşlar? Aha bismillah demesiylen iki yüz açın yüzü gülüverdi.

KORO - Doğru doğru. Uğurlu kademli olsun.

ALİ - Hep birlik olmanın faydalan. Nerde birlik orada dirlik... Madde Sekiz - Serbest ticaretle iştigal eden cemi cümle esnaf, seyyar satıcı arkadaşların .yani özel sektörün işine hiçbir şekilde müdahale edilmeyecektir. Onlardan kimse haraç alamaz...

KORO - Bravo, yaşa...

ALİ - Bir benden başka.

1. KONDULU - Oldu mu ya...

KORO - Olacak artık o kadar...

ALİ - Ne var ki, burada da ölçümüz insaf olacaktır: Haraçlar herkesin poposuna göre.

DERVİŞ - (Düzeltir.) Portesine göre olacak.

ALİ - Mali portesine göre tensip edilecektir.

BİR SES - Bu ne biçim program be...

ALİ - İşte duydunuz, işittiniz'. Ben bütün bunları gerçekleştirmek için sizlere güveniyorum, ar-kadaşlar. Dışarı karşı mütecanis bir kütle numarası iktiza ediyor. Bunun için şimdi halkoyuna başvuruyorum. Bu okuduğum programı olduğu gibi itirazsız kabul edenler...

(Eller kalkar, arka sıralarda kalkmayan eller de görülür.)

ALİ - İyi duyulmadı galiba. (Havaya bir el ateş eder.) Kabul edenler... (Herkes el kaldırır.)

ALİ - Kabul etmeyenler. (Bir el daha ateş eder. El kaldıran olmaz.)

ALİ - Oybirliğiyle kabul edilmiştir. Teveccühünüze teşekkür ederim arkadaşlar...

(Tablo sonu olarak paravan kapanır. Nuri paravanın önüne Sarhoş Rasih'i getirir. Rasih halkı görünce utanır.)

NURİ - Abiler, bu arkadaş şimdi size bir şarkı okuyacak. «Var Bu İşin Hikmeti», rast maka-mından.

(Rasih kaçmak ister, utanır. Nuri onu zorla iter. Sarhoş Rasih sahnenin önüne yalpalayarak gelir.)

VAR BU İŞİN BİR HİKMETİ ŞARKISI

«Sarhoş Rasih benim adım» «Ben babama çok benzerim» «Siyasetten hiç hoşlanmam» «İşte budur benim de gıdam»

Herkeste var bir iptila Küçüklere emzik daya Büyüklere mevki paye At bir kemik aç kurtlara Bütün bunlan konmayana İçir de rakıyı doya doya

ARKADAN BİR SES - iç, güzel sev bade varsa aklı şuurun yani.

'(Rasih durur dinler. Kafasını sallar. Devam eder.)

Kimi servet kokusunda Kimi spor totosunda Kimi kadın tutkusunda Bu miskinler tekkesinde Herkesin ağzında bir nıarpuç Eshabı keyf uykusunda

Sen bilirsin bir iki Ben bilirim on iki Boşuna değil bu ikramlar Var bunun elbet bir hikmeti Serp gözlere bir mahmurluk Ki görmesinler gerçeği «Şimdi ben buradan giderim» «Bütün barlan gezerim» «Yüz dirhem daha içerim» «Evde kandan dayak da yerim»

TABLO : V Projeksiyon:

ALi KÖTÜ BİR AÇMAZDA. BİR YANDA AŞK,

ÖTE YANDA VAZİFE.

Dekor: Bir duvar yıkıntısı. Teknisyenler getirip yan tarafa bir elma bir de armut ağacı korlar. Vakit gece. Uzaktan kurbağa vakvaklan. Zilha duvarın üstüne çıkmış, ayaklannı uzatmış, bir elma kemirmektedir. Ali yandan görünür. Çekingendir. Zilha'yı fark eder. Sokulmaktan korkarak dolaşır... Orda olduğunu belli etmek için öksürür. Islık çalmayı dener. Zilha onu fark etmiştir. Ama aldırmaz. Ali bir sigara yakar. Kibriti Zilha'ya doğru atar. Zilha başını öteye çevirir. Ali yürür.

ZİLHA - (Hiç istifini bozmadan) Ne o? İt baytarı <

gibi ne dolanıyon orda... ALİ - Hiç, uykum kaçmıştı da biraz. (Bir manda

böğürtüsü.)

ZİLHA - İyi ya, dolan bakalım. (Kedi miyavlaması.) ALİ - (Kızgın durur, sahne önüne gelir, seyircilere) İçim yanıyor be. Zilha'ya açılacağım. Burda manevi laflar söylenecek. Böyle tıs olur mu ulan. Nutkum büsbütün tutuluyor. (Kulise) Hani ağustosböcekleri, hani bülbül sesi. Şöyle tatlı bir dem çektir bir yol, alınm paçanı aşağı (Bülbül sesi.) (Orkestraya) Sen de içli bir zurna taksimi döktür arkadaşım. (Dediği yapılır.) (Işık kulübesine) Mavi ışık ver babalık. Ay maytabı, boru mu bu. (Mavi ışık) Ha şöyle...

ZİLHA - (Miyavlayan kedi yavrusunu eğilip alarak ve okşayarak) Gel pisi pisi. Gel çocuğum, gel bana sen...

ALİ - (Asm duygulu bir sesle) Geldiğimden beri

uyku girmiyor gözüme... ZİLHA - (Kedi ile oynayarak) Ne oldum delisi

oldun, ondandır. ALİ - Zilha, benlen böyle konuşma.

(Elindeki çakı ile oynar. Bu çakı ile tırnaklarını keser. Arada bir ağacın kütüğüne batırır çeker. Zilha bitirdiği elmanın ortasını yere atar, duvarın üzerinden ağaca uzanır, yeni' bir elma koparır.)

ALi - Zilha kız. Hatırladın mı bizim elma ile armudu. Hani küçükken hep bunların altına gelirdik. Elma senin idi. Armut da benim.

ZİLHA - (Çok manalı ve duygulu) Şimdi aralannı devedikeni bürümüş...

ALİ - Kurbanın olayım cinaslı laf etme bana...

ZİLHA - Yalan mı? Öyle değil mi? (Burnunu çeker.)

ALİ - Devedikeni bürümüşse ayıkla...

ZİLHA - (Elmasını kemirerek) Ben mi ektim. Sen ayıkla...

ALİ- Gel beraber ayıklayalım...

ZİLHA - A-ah...

ALİ - Sana bir diyeceğim var. Kız...

ZİLHA - Kese konuş öyleyse. Trafik memuru gibi uzatma yolu. (Alayla ilave eder.) Mıhtar efendi...

ALİ - Mıhtar efendi deme bana...

ZİLHA - Hoşuna gitmiyor mu? Kibrinden durul-muyormuş diyorlar mıhtar seçildin diye. Si-nekli'nin efesi diyorlar ya sana. Daha ne istersin. Anlı şanlı Keşanlı Ali...

ALİ - Sana bir esrarımı açacağım Zilha...

ZİLHA - İlazım değil.

ALİ - Önemiyetinden kelli bunu dünyada ben-

KR

den senden bir de seyircilerden başka kimse bilmeyecek, anlaşıldı mı? ZİLHA - He. ALİ - Zilha. ZİLHA - Ne var?

ALİ - Senin dayını ben vurmadım... ZİLHA - (Gülmeye başlar.) Bu mu idi söyleyeceğin?

ALİ - Kız vallahi doğru diyorum. ZİLHA - Doğru söyleyen yeminsiz konuşur. Polisi mahkemeyi gandıramadın da şimdi beni mi gandıracan, gavlince...

ALİ - Kız doğru diyorum sana. Ben vurmadım. Ben dayını çeşme yalağında inilerken buldum. Ağzı köpük içinde. Kucaklayıp eczaha-neye götüreyim dedim elime kan bulaştı. Bir de baktım sırtından vurmuşlar. O ara bekçi yetişti. İhsan ölürken bana bir şey söylemek istedi. Ali dedi, gerisini getiremedi... Merkezde beni katil sandılar. Onun Ali deyişini de aleyhime ispat saydılar... Mahkemede asıl katilin adamlan seni bana vermeyisin! sebep gösterttiler. Bıçaklarken gördük diye yalan şahatlık ettiler... ZİLHA - Ben de şimdi inandım değil mi? ALİ - Mahkemede mapusta hep direndim durdum. Ben maksumum diye. Hüküm giymekten çok seni kaybetmek kodu bana... ZİLHA - Eksik olma...

ALİ - Ama duydum ki sen de beni katil sanırmış-sın. Bir ağınma gitsin, bir ağınma gitsin... Tam üç ay her gece ranzada ağladım için için...

ZİLHA - Bitti mi sözün?

ALİ - Daha yeni başladı. Mapustakiler beni sarakaya aldılar. Maksum Ali, gözü yaşlı Ali diye ad bile takdı besmelesizler... ZİLHA- Hani kese konuşacaktın... ALİ - Tıkma lafı ağzıma. Bir gün tavla oynuyoruz koğuşta. Karşımdaki zar tuttu. Duttun

dutmodın. Adımız ona kuzusuna çıkmış Q. Herif tavla kutusunu geçiriverdi kafama. Ba-yılmışım. Revirde iki saat ayıltamamışlar. Burnumdan siyah bir kan geldi ayıldım. O siyah kan sanki o zamana kadar basiretimi bağlamış benim. Gözümle birlikte kafamdan da bir perde kalktı o an. Revirde buldu-

ğum bir makası kavradığım gibi koğuşa uçmuşum uy anam. Nerde bana vuran veledi-zina diye aranmışım, beni dört kişi zor zap-tediyor.

ZİLHA - Hele hele ayranın gabarmış desene... ALİ - Gözüm dönmüş birden. Topunuzun anasını avradını diye yürümüşüm. Düşün be kar-daşım. Hükmü giymişim. Seni gaybetmişim. Neyi gaybedecegim gayrı. Çamur İhsan'ı da ben öldürdüm. Hepinizin iaşesini de ben yere sereceğim diye nara atarmışım. Müdür çıktı karşıma. Tamam, ikrar ediyorsun demek dedi. İkrar ediyorum anasını sattığım dedim. İnkâr ettik ne geçti elimize. Bir tokat atacak oldu, sen misin bana el kaldıran. İskemleyi -geçiriverdim başına. Müdürü dövmek hikâyesi de burdan çıktı işte. Ertesi gün bir de baktım ben geçerken bütün o azılı mahpuslar açılıp bana yol veriyor, siftiniyor sırtımı okşuyorlar. O bana vuranı getirip elimi öptürdüler. Ben ettim, sen etme abi diyor. Meydancı Yedi Bela Sakıp, sen aramızda iken haddime mi diye meydancılığı bana kamanço ediyor. Hasılı itibarımız birden yükseldi...

ZİLHA - Allah versin hakkın değil mi? ALİ - Mahpushaneye bazı gazatacılar ankete gelir. Soruyorlar. Nasıl öldürdün Çamur'u diye. Böyle böyle diyorum: Üç gün mühlet vermişim, gece bana pusu kurmuş. Bilmec-buriyetle şişlemişim, Bursa bıçağıyla. ZİLHA - Yani essahta nasıl vurdunsa olduğu gibi

anlatıyorsun...

ALİ - Deli etme beni kız. Demem şu ki, bu dünyada namuslu insaniyetli oldun mu alaya alınıyorsun. Zorba katil oldun mu saygı itibar görüyorsun. Efsanemiz de bu yalandan çıktı. Hepsi bu kadar...

ZİLHA - Asıl yalan bu anlattığın senin. (Kırıtarak yürür.) İşin gücün takma bıyık asma sakal...

ALi - Kitap öperim yalanım varsa.

ZlLHA - (Birden ciddileşerek) Madem öyle. Neden çıkıp herkese doğrusunu ilan etmiyorsun?

ALİ - (Mahcup) Ok yaydan çıkmış bir kerem. Serde erkeklik var. Er kişi tükürdüğünü yalar mı?

ZlLHA - (Seyircilere) Lafa bak lafa. Er kişi başkasının işlediği cinayetle caka satar mı?

ALİ - (Bir çocuk safiyeti ile) Oldu bir kerem kız.

MERTLİK BELASI ŞARKISI

Ne gelmişse başımıza Mertlik belası kardaş

Mertlikten söver insan Mertlikten atar tutar Mertlikten eder ataş Mertlikten bunca savaş

İlk adımını atmak bizden Ama gerisi bizden çıkar Laf büyükelçi değil ki Beğenmeyince tut geri çağır

Ben de bilirim hatamı

Ne var ki artık mümkünsüz

Olmuş artık bir kerem

kalbim

Kafam

mantığım

Evet de dese

Onurum

Erkekliğim

İnat etmiş

A-ah demiş bir kerem

62

Mertlikten söver insan Mertlikten atar tutar Mertlikten eder ataş Mertlikten bunca savaş

Ne gelmişse başımıza Mertlik belası kardaş

ZlLHA - Üç paralık aklın var mı acaba senin. Diyelim sen vurmadın da öyle geçiniyorsun. Herkes seni dayım gaatili bilirken nasıl evlenirim ben şenlen. Benim gaibim taştan mı? Benim namusum haysiyetim yok mu? Angut.

ALİ - Boş ver elâlemin sözüne?

ZİLHA - Sen niye boş vermiyorsun?

ALİ - Ben başka. Benim durum vaziyetim şenlen

bir mi? İşte duydun öğrendin. Şimdi bana

vanyor musun? ZİLHA - Sen pazar meydanının ortalık yerinde

Ey Ümmedi Muhammed, Çamur İhsan'ı ben

vurmadım diye bağmyon mu, bağırmıyon

mu?

ALİ - Yirmi bin kondulunun mesuliyeti benim omuzlarımda kız. Çocuk mu oldun? (Çakı ile sinirli sinirli oynar.) Mümkünsüz.

ZİLHA - Şanına mı dokanır?

ALİ - He ya...

ZlLHA - Hay senin şanına köpek işesin... (Gülerek ve elmayı kemirip Ali ile eğlenerek) Biliyordum böyle diyeceğini. Ben seni denemek istedim oğlum. Elbet inkardan gelemezsin. Çünkü onu essah öldürdün de ondan. Get de babanı gandır sen. Sen gan davasından dört buçuk atıyorsun süfli rezil. Ondan bu martavallara giriştin. Erkek ol oğlum erkek. Bir halt ettin, bari gabullen. Gan gibi gaytar-ma.

ALİ - Dur dinle bak.

ZİLHA - Heç de bir şey dinlemem. Bana bak Ali. Sen burda yokken Şerbet Deresinden çok sular aktı. Ben artık dört yıl Önceki Zilha kız değilim. Şerif Ablanın helasında insan sarra-n olup çıktım. Aklın sıra beni laf salatası ile mi tavlayacaksın...

(Temel yandan görünür. Ali ile Zilha'nın konuşmasını hayretle dinler. Ali onu fark eder etmez kendine çeki düzen verir. Celalli halini alır, sesini yükseltir.)

ALİ - (Kulise ve Orkestraya) Kesin artık filim koptu. (Işıkçıya) Normal ışık. (Zilha'ya) asabatım bozulursa karışmam bak. Üç gün mühlet sana. Aklını devşir kafana (Temel duyuyor mu diye bakar.) Ben mühlet verdim mi sonu ne olur bilirsin...

(Zilha dilini çıkarıp gider. Temel bunu görmemiştir.)

ALİ - (Onun gittiğine emin olduktan sonra, cebinden para çıkarır.) Bu da sana küçük bir hediyemiz olsun. (Temel'iyeni fark etmiş gibi) Bilirsin dayısı bakardı bu kıza. Onun canını cehenneme yolladık ya. Buncağızın ne taksiri var. Günah...

(Zilha gider gibi yapıp usulca gelmiş duvarın arkasından konuşulanları dinlemektedir.)

TEMEL - Günah, besbelli bir şey...

ALİ - Sefalete düşmüş. Maddi bir yardımda bulunup gönlünü alayım dedim. Eski hukukumuz vardı ne de olsa.

TEMEL - (Rahat bir nefes alarak) Ha şu mesele. Ben de başka bir şey sandımdı.

ALİ - Başka ne olacakmış ki. Bende eksik eteğe pabuç bırakacak surat var mı be? (Bıçağı fır-latıp yere saplar.)

TEMEL - İstağfurullah. Bilakis. Hoşça kal aslanım...

ALİ - Güle güle...

(Temel uzaklaşır, Zilha saklandığı yerden çıkar.)

ZİLHA - (Gözleri hırsla parlamaktadır.) Demek

böyle. (İki elini beline dayar.) ALİ - Sen orda miydin?

ZİLHA - He ya. Neden eşekten düşmüş karpuza döndün. Elbet dinledim...

ALİ - (Alçak sesle) Anla işte, durum vaziyetini kurtardık a canım...

ZİLHA - Durum vaziyetini gurtarttın dimek. Vay namussuz irezil. Buraya para goyup elâleme afra satarmışsın ha. Senin sadakana ihtiyacım yok. Al da gafana çal, alçak. (Paralan yırtıp yırtıp atar.)

ALİ - (Onun attığı paralan yapışabilir mi diye toplar.) Yanlış anladın...

ZİLHA - Kim bilir belki de yardım fonunun parasıdır.

ALİ - (Otomatik) Yok, bu örtülü ödenek faslından.

ZİLHA - Durum vaziyetini gurtarttın dimek. Hay senin aklına turp sıkayım. Asıl şimdi her işi berbat ettin. (Seyircilere) Demin az daha yu-muşuyordum... Nah kafa. Kızgın ağıldan arılar nasıl boşanır dışarı, yalan da senin kuruyası ağzından öyle fışkırıyor. Hay Allah seni kahretsin. Şuradan şuraya gidemez ol. Başına Sinekli'nin bütün gayalan insin de

altında can veresin emi? (Gidip yüzüne tükürür.) Tuhh...

ALİ- İleri gittin ya...

ZİLHA - Durum vaziyetini gurtarttm dimek. Alacağın olsun senin, Kurşuncu Hasibe'nin Si-dikli Ali'si. Bak şuraya yazıyorum. (Duvara gider) Zilha diye birini ebediyeten unut. Önüme gelenin mantinotası olurum da yine senin olmam. Bunu da yaz bir galem gafa-na...

ALİ - Sen böyle şey yapamazsın...

ZİLHA-Deli bozuk Zilha demişler bana. Yapar mıyım yapmaz mıyım görürsün bir yol. (Hırsla çıkar.)

TABLO : VI

Projeksiyon:

KADERİN CİLVESİNE BAKIN. KAFDAĞI'NIN ARDINDAKİ ŞEHZADE İLE DELİ BOZUK ZİLHA, ŞERİF ABLANIN HELALARINDA KARŞILAŞIYORLAR. Dekor: Helalar.

(Filiz önde koşarak sahneye çıkar. Şoför de arkasından onu tutmak ister.)

ŞOFÖR - Ayıp ayıp, cici bebekler böyle yapar mı?

FİLİZ - Of, bırak beni...

ŞOFÖR - (Alçak sesle) Daha sıran gelmedi...

FİLİZ - (Projeksiyonu gösterir.) Bu yanınca çıkacaksınız dediler ya. Hem ben sıkıştım. Ben cici bebek değilim, burada yapacağım...

OLGA - (Girerek) Filiz gel burda dedim sana...

1981 yılında, Hamburg Ernst Deutsch Tiyatrosu'nda "Keşanlı Ali Destam"ndan bir sahne.

\

ZİLHA - Bırak yapsın madam belki sıkıştı çocuk. FİLİZ - Burda yapacağım, burda yapacağım.

(Yere yatıp tepinir.)

ŞOFÖR - Tepiniyor, ayağım vurdu çok sinirli. Üstüne düşmeyelim. Bırak yapsın madam. OLGA - Vous allez me payer la Filou. ŞOFÖR - Hadi çabuk Filiz. Babanız kızmadan.

Öndeniniz mi var, arkadanınız mı? ŞERİF - (Seyircilere) Hey canına kurban. Terbiye

başka şey be... FİLİZ - Öndenim de var, arkadanım da. Sana

ne? (Kadınlar kısmına girer.) PROFESÖR - (Çıkmıştır, elini yıkar.) Bonjur madam Olga. Ne güzel tesadüf... Sizi buraya hangi rüzgâr attı?

OLGA - Bülent Bey, ben, Filiz bir ekskürsüyon yapıyorduk. La petite a vu ce batiment elle a voulu absolument faire son pipi.

PROFESÖR - Güzel bir fikir. (Zilha'ya) Ben buraya niye gelmiştim kızım, unuttum...

ZİLHA - Sizinki oldu bitti beybaba

PROFESÖR - Ha, sahi ya. Hayret ama nerden bildiniz?

FlLİZ - (Çıkarak) Me voila.

OLGA - Enfin

FiLiZ - (Profesörü görür dizini büküp reverans yapar.) Aaa, bir düğmem koptu.

ZİLHA - (Düğmeyiyerden alır.) Bir dakika. Dikive-reyim cicim, (iğne iplik alır, dikmeye başlar.)

(Bu sırada Bülent gelmiştir. Köşede gözleri Zilha'ya dikilmiş olarak hareketsiz durur.)

FlLİZ - Sizi öpebilir miyim?

OLGA - Mais voyons Filou. Je vous ai defendu d'embrasser leş etrangrees.

FiLiZ - Öpeceğim diyorum size. Ben cici bebek değilim.

ŞOFÖR - Tepiniyor. Ayağını yere vurdu. Çok sinirli, üstüne düşmeyelim, bırak yapsın madam...

FİLlZ - (Zilha'ya, eğil işareti yapar, eğilince ona sarılır öper.) Ben sizi çok sevdim.

ZlLHA - Ben de seni balım.

(Sahneye giren Bülent durur, onlara bakar.)

ŞOFÖR - A küçük bey. (Hepsi hayretle Bülent'e bakarlar.)

FİLİZ - Baba, babacığım. Bakın, size çok nazik bir bayan takdim edeceğim... Bana karşı o kadar iyi davrandı ki...

(Bülent gözleri ona dikili kala-kalmıştır.)

OLGA - Bülent Bey, mais qu'est ce que vous avez?

PROFESÖR - (Çözü Bülent'te) Halini hiç beğenmedim.

ŞOFÖR - (Bülent'in yanına gidip ona dokunur.)

Küçük bey. (Bülent olduğu gibi yere düşer.) OLGA - O mon Dieu! FİLİZ - Babacığım ne oldun?

OLGA - Ayıp ama. Ne oldun denir hiç? Ne oldunuz?

FİLİZ - (Düzeltir) Ne oldunuz babacığım?

OLGA - Maintenant ça y'est. (Bülent'in alnını kolonya ile ovar.)

ŞERİF - İlletli bir şey galiba?

İHYA - (Gelerek) Oğlum, evladım.

OLGA - Korkmayın, sadece bayıldı.

PROFESÖR - (Bir yerde yatan Bülent'e bir Zilha'ya bakar.) Enteresan, çok enteresan. Hemen eve götürelim bulduğumu unutmadan. Kendisine bir psikanaliz yapacağım. Şartlı refleks, şartlı refleks...

İHYA - Ne bakmıyorsunuz. Otomobile taşısanı-za.

(Şoför ve Nuri Bülent'i karga tulumba götürürler.)

FİLİZ- Babacığım, ölme sakın. (Olga'nın dik dik bakması üzerine düzeltir.) Ölmeyin sakın...

OLGA - (Memnun güler.) Bravo...

FİLİZ - (Birden Zilha'ya dönerek) Siz de gelin. Ne olur siz de bizlen gelin....

PROFESÖR -Evet, mutlaka. Siz bize lazımsınız. Şartlı refleks. Pavlofun köpeği... (Zilha'yı ko-luna girip çıkarır.)

OLGA - (Filiz'i sürükleyerek) Yürü ama çok ayıp. (Çıkarlar.)

ZİLHA - (Onlarla sürüklenip giderken) Bir şey anla-dımsa arap olayım.

BİR SEYiRCi - Al benden de o kadar.

ŞERİF - (seyircilere) Durun patlamayın. Bunu ikinci perdenin başında anlayacaksınız...

TABLO : VII

Projeksiyon:

SİNEKLİ'DE DEVRİ SAADET. ALi, TORİK İŞLETİP NAMLU GÖSTERİP OLMAYACAKLARI OLDURTUYOR.

Dekor:Ali'nin kahvesi. Duvarda Ali'nin hapishanede çekilmiş portresi. Onun yanında şehrin dört yol ağızlarını gösteren bir harita. Kahvede dört masa. Ali, Derviş, Temel kahvenin dışında kâğıt oynarlar. Ali'nin sırtında tiril tiril ipek gömlek. Yelekte köstek. Sol köşede bir seyyar fotoğrafçı bir hizmetçi kızın vesikalık resmini çeker. Kızın arkasında bir hizmetçi kadın ve Haüze dururlar.

NURİ - (Seyircilere)

Ali Abi iki ay içinde muma döndürdü Sinek-li'yi. Bir kere kondulan yıktırma takririni geri aldırdı. İyi mi? Düşünmüş önümüzde seçimler var. Gelsin de kılımıza dokunsunlar bakalım. Hangi parti iki yüz bin kondulu-nun oyunu küçümseyebilir. Sizin anlayacağınız şimdilik bu iş yattı. Santralını işletiyor adam. Buranın ilçe olması için bir de teklif

70

yapacak diyorlar... İyi mi? İnşaat seslerini duyuyor musunuz? Yardım fonu parası ile evsizlere dört yıl vadeli maliyet fiyatına kulübeler inşa ediliyor. Kan davası güdenlerin üçünü (Haritayı gösterir) şehrin en işlek yerlerine taksi kâhyası nasbetti. O iş de böylece yattı. İyi mi? Mano, haraç, sus parası almasına alıyor. Ama insafla. Vergi almadan bütçe açığı nasıl kapanır. Partilerden para sızdınyormuş diye homurdananlar oluyor. Sızdırır sızdırır. Bugüne bugün hökümat bilem dış yardımsız yapamıyor. Biz nasıl yaparız. Hasılı erkânı harp gibi adam. Tann nazardan saklasın. (Telefon çalar. Derviş gider. Nuri onun yerine oyun masasına oturur.) DERVİŞ - Allo. Burası Keşanlı Ali Beyin kahvesi. Hayır beyim Apti Beyin değil Ali Beyin kahvesi. Ali Bepn, Ali. Angutun A'sı lahmacunun L'si itoglu itin İ'si ne etti? Ali. Tamam efendim. Kendilerini mi aradınız (Ali'nin başı ile ben yokum, atlat işareti vermesi üzerine) Ali Bey şu anda çok möhim bir toplantıdalar efendim. Biraz sonra arayamaz mısınız? Ya! Bir dakika ayrılmayın... Sizi orta hizmeti servisine bağlayayım. (Ahizeyi eliyle kapayıp seslenir.) Hafize Hanım, Hafize Hanım. HAFİZE - Ne var?

DERVİŞ - Gel bak hizmetçi arıyorlar galiba... HAFİZE - (Ellerini etekliğine kurulayarak telefona gelir.) Buyur. Ha, ha... Ha.... Ha... A. Ah. Çüş be. Beş yüz liraya bitli besleme yok bugün piyasada. Ne?... Ha ırgat istiyorsun. O başka (Derviş'e) Yanlış bağlamışsın be... DERVİŞ - (Ahizeyi alarak) Alo. Affedersiniz. Bir dakika ayrılmayın. İşçi bulma seksiyonuna bağlıyorum. (Seslenir) Beşvakit! Ulan Beşva-kit...

NURi - Niyazi seni çağırıyorlar telefondan. DERVİŞ - Herifin başı namazdan kalkmıyor ki.

NiYAZi - (Görünür) Geldim. (Telefona) Buyur beyim. Evet evet... Bulamayız beyim. Şimdi Almanya piyasasına çalışıyoruz. İhya Ona-ran'a ilci yüz ırgat verdik. Elde dokuz on kişi var. Boşalan olursa biz size haber veririz. Kalemi veriyorum. Adresinizi yazdırın.

TEMEL - Rahat yok be. (Söylenerek oyundan kalkar telefonu alır, adresi not eder.) Evet. Ne ceddesi evet... Seksen dört. Tamam.

(Derviş fotoğrafları verir. Kız, Ali'nin masasını işaret eder. Kadın oraya ilerler.)

KADIN - Sermet paşalann hemşiresi verdiğiniz hizmetçiden çok memnun kalmış. Sizi sağlık verdi. İnşallah bana verdiğiniz de iyi çıkar.

ALİ - Hiç fütur getirme teyze. Benim ihraç ettiğim hizmetçiler paskalya yumurtası gibi seç-medir hepsi... (Kızı okşar.) Yan masaya geçin. Kayıt numarası alacaksınız.

(Derviş, Temel, Niyazi üç masaya geçer. Hidayet üç masaya üç çay getirir.)

NİYAZİ - (Kaşarlanmış bir memur rutini ile kâğıdı alır. Koca bir defter açıp kaydeder. Kâğıda acayip bir tempo ile damga vurup geri verir.) Buyurun, yandaki masaya geçip mukavele imzalayacaksınız...

KADIN - Amma da muamelesi varmış. (Hizmetçi ile yan masaya geçerler.)

DERVİŞ - (Uzatılan evrakı gözlüğünün üstünden tetkik eder.) Formüller? Tamam. Altı adet vesika? Tamam. (Onlan alır kartotekse geçirir, bir kâğıt uzatır.) Mukavele metnini imzalayın lütfen...

KADIN - Ver bakayım. (Okur) «Anlaştığımız fiyat

72

üzerinden misbet menfi denişiklik yapmayacağıma namusum üzerine söz veririm. Sözünden dönenin Allah bin belasını versin.» Bu ne biçim mukavele, insana bela okuyor... DERVİŞ - Bas şuraya imzayı hanım, (tmzalaması üzerine o da acayip bir tempo ile damga vurup geri verir.) Şimdi yandaki masaya geçin... KADIN - Daha bitmedi mi? TEMEL - Kayıt harcı, yardım fonu hissesi, pey akçesi, tazminat parası, aracı yüzdesi... KADIN- Kaparoyu bohçacı Raziye'ye verdik ya. TEMEL - O dellaliye parası. Elli sekiz lira verin

bana. Ben size bir iki buçukluk vereceğim... KADIN - Al bakalım.

NİYAZİ - Yan masaya geçip vize kartını alın. TEMEL - (Masanın önüne gelen kadınla kızdan bütün evrakı alır.) Noterden tasdikli nüfus kâğıdı, tamam. İzin müzekkeresi, tamam. Yo, bu olmadı. Doktor raporu iki nüsha olacaktı.

KADIN - Aaa, çok oldunuz artık.

TEMEL - Usul böyle hanım, mesuliyeti var.

HİDAYET - (Yaklaşıp kadının kulağına) Makineyi

biraz yağla teyze. (Para işareti yapar.) KADIN - (Çantasına davranıp) Hay Allah belanızı

versin.

DERVİŞ - Hani bela okumak yoktu.

(Kadın parayı çıkarmıştır, masaya koyarken Hidayet uyarır.)

HİDAYET - A-ah. Evrakın arasına teyze. Her şeyin bir usulü var. (Kadın onun dediğini yapar.)

TEMEL - Ha şöyle (Parayı alır.) Nüfus kâğıdı tamam. İzin müzekkeresi tamam. Doktor ra-poru birinci nüsha tamam, ikinci nüsha (Parayı cebine indirir.) o da tamam. (Acayip bir

tempo ile vize kartını damgalar, verir.) Buyur vizeyi. Tepe tepe kullan tazeyi...

(Kadın, kızı alır çıkar. Hidayet, Temel'den hissesini ister, Temel iki buçuk lira verir. Hidayet güle oynaya gider.)

ALİ - (Oyundan kalkarak) Böyle oynanır bu meret

(Dışarda politikacı görünür. Müzik eşliğinde yürür. Temel onu karşılar.)

POLİTİKACI - Ali Beyefendi ile görüşmek istiyorum.

TEMEL - Bendeniz kalemi mahsus müdürüyüm efendim. Bir dakika istirahat buyurun. (Kah-veden içeri girer.)

İNSANIN CEDDİ ŞARKISI

POLİTİKACI -

Bana Kevakibizade derler

Tevellüd 1302

Gözümü açtım ki

Siyasete:

İttihat Terakki

Şansa bak sen

Balkan Harbi

Cihan Harbi

Yenilgi

Yıl 1908 Miladi İşgal yılları Mondros Sevr

74

Vahidettin tahtta

Son padişah.

Damat Ferit

Franche Despres ile

Al takke

Ver külah

Ne yapabilirdim bendeniz

Naçar onlara yanaştık

Evde evlad ü ayal.

Neylersiniz!

Yıl 1919

Bir Mayıs sabahı

Dalgalandı ufuklar

Erzurum Kongresi

Misak-i Milli

Kuvayi Milliye

Kuvayi inzibatiye

Sakarya

Büyük Taarruz

Ordular hedefiniz

Akdeniz.

Bir kalpak tedarik edip acele

Soluğu İzmir'de aldım

Bendeniz

Müntehibi evvel Müntehibi sâni Kulunuz Sekiz devre

İzmir Milletvekili,

Demiryollarla döşendi ya

Vatan.

Ondan payımız oldu bizim de

Fabrikalarla bezendi ya her yan

Onda da tuzumuz bulundu

Ya

Yıl 1945

Dörtlerin takriri mecliste

Muhalefet

Nerde hareket

Orda bereket

Ver elini

Yeni parti

Bendeniz

Ama onlar da sakar

Beceremediler

Beceremezler efendim

O kadar söyledim

Aaah

Dinletemedim

Bendeniz

Bir sabah açtık ki radyoyu

Silahlı Kuvvetler

İhtilal

Eh bizde de asker

Kanı var.

Anayasaya bir evet

Yaşasın zinde kuvvetler

Yaşasın Kurucu Meclis

Düğün olur mu kambersiz

Yine dönüp dolaşıp

Milletvekili

Bendeniz

Ya ya işte böyle efendim

Darvvin bir şey demiş ya hani

İnsanın ceddi maymundur diye

Palavra

İnsan kedi sulbündendir

İnsanın ceddi kedi

Neden mi dersiniz

Dört ayak üstü düştüğünden belli

7fi

TEMEL - Buyurun.

(Politikacı, müzik eşliğinde yürür. Derviş'in, Temel'in, Niyazi'nin, Hafize'nin, Hidayet'in ellerini bir bir sıkar.)

ALi - Bırak bir yol el sıkıp hatır sormayı da, şenlen bir posta konuşalım beyim.

POLİTİKACI - Hay hay...

ALİ- (Yergösterir.) Buyurun.

POLİTİKACI - Estağfurullah siz buyurun.

ALİ - Oturun rica ederim.

POLİTİKACI - İstirham ederim.

ALİ- (Sert) Otur ulan.

POLİTİKACI - Hay hay. (Hemen oturur.)

ALİ - Genel seçimler geldi kapıya dayandı.

POLİTİKACI - Ha sahi. Tamamen unutmuştum.

ALİ - Sen şimdi bizden oy istersin.

POLİTİKACI - Aman canım oyun lafını eden kim? Düşündüğünüz şeye bakın hele... Ben bugün sırf hatır sormak için... ALİ - Siz hatın dört yıldan dört yıla sorarsınız ne

hikmetse. Sen şimdi bizden oy istersin. POLİTİKACI - Teessüf ederim biz vatan için... ALİ - Malum. Malum. Sen şimdi bizden oy istersin...

POLİTİKACI - İsterim be. Ne olacak yani. (Kızdın-yorsunuz insanı gibi, suni bir alınganlık gösterir.)

ALİ - Sinekli halkı size oy verir, verir ama, mukabilinde bir hizmet bekler.

POLİTİKACI - (Maskesini tamamen atmıştır.) Yıktırma takririni geri aldırdık ya...

ALİ-Yo. Öyle olmadı o iş. Önümüz seçim diye geri aldınız. Geç şimdi onu bir kalem. Bize daha kuvvetli bir ispat gerekiyor. (Sigarasının külünü silkeler, Nuri tabla tutar.)

POLİTİKACI - Nasıl isbat? Elimizde olan bir şeyse...

ALİ - Şu kertenkele yuvasında kendimiz açtık yolumuzu, kendimiz çattık damımızı. Sizden bir şey istedik mi? Şimdi konfor istiyoruz baba.

POLİTİKACI - Nasıl konfor?

ALİ - Alantrik, su, havagazı.

POLİTİKACI - İktidarda kalırsak yapanz. Söz.

ALİ - (Kurnaz) Öbür parti de iktidara gelelim, yapanz diyor.

POLİTİKACI - Sen onlara kulak asma. Ali Bey, bize inan.

ALİ - Ben inanayım ya bizimkiler inanmaz.

(Temel dışarı çıkar.)

POLİTİKACI - Niye?

ALİ - Eh, «Dört yıl iktidarda kaldılar bir şey yapamadılar» derler. «Bunlar hiç olmazsa yeni, bir ayaklarının uğurunu deneyelim,» derler.

POLİTİKACI - Durum kötü desene! Aman Ali Bey kurbanın olayım. Onlar senin ağzına bakar.

ALİ - Önlemeye çalışıyorm, çalışıyorum ya... Ama hiç belli de olmaz. Baksana öbürküler dün un dağıtmışlar. (Kül silker. Nuri tabla tutar.)

POLİTİKACI - Biz de evvelki gün gaz dağıttık.

ALİ - Ayıp ettin arkadaşım. Onlar züğürt bir muhalefet partisi. Un da dağıtır kum da. Ama siz bugüne bugün iktidar partisisiniz.

TEMEL - (Gelerek) Öbür partinin mutemedi gelmiş abi.

POLİTİKACI - Vay namussuzlar. (Ali'ye) Bana dört gün mühlet. Ayağını öpeyim. O zamana kadar kimseye söz vermeyin. (Acele bir çek yazar.) Sen şu çeki alelhesap alıver de....

ALİ - Ben iki yanın da şartlarını öğrenir ona göre tabamın çıkarma amel eylerim. (Politikacı çıkar.) Nerede öbür partinin adamı?

NURİ - Öbür partinin adamı filan yok abi. Bizimkisi açık artırma taktiği...

(Derviş, Temel, Ali onun bıraktığı kâğıdı inceler, parmak hesabı yaparlar.)

ALİ - On sekiz bin. Yirmi dokuz bin daha, ne eder?

DERVİŞ - On iki bin yirmi bin daha...

HAFİZE - (Gelerek) Hesap mı yapıyorsunuz? İyidir iyi. (Yere bağdaş kurar.) Ben de hesap yapacaktım. Seksen seksen yüz seksen kırk da emmim oğlundan. Yüz seksen kırk. On da Abdullabudun Memet'ten itti mi sana yüz seksen kırk on.

HERKES HESAP PEŞİNDE ŞARKISI

TEMEL

Memur terfi düşünür Amir prim sezinir Doçent kürsü aranır Fakir pis pis kaşınır

KORO-

Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde

ŞERİF ABLA -

On bin yirmi iki daha ne eder söyle

Otuz üç

Üçe üç elde var üç

Bir sıfır bir sıfır daha

Sıfıra sıfır

Elde var kaç

KORO-

Heç Şerif Abla, heç

ŞERiF ABLA -

Hesap var iştah artırır Hesap var uyku kaçırır

KORO-

Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde

DERViŞ -

Ahçı pirinç aşırır Tüccar vergi kaçırır Patron daktilo alır Müdür adam kayırır

KORO-

Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde

ŞERİF ABLA -

Yekûn topla Çıkarma yap Küsuratı çıkar at Böl istersen Ya da çarp Parmak ilen hesap et Makineyle mizan yap Boşu doluya ko önce Sonra doluyu kapat sıfır sıfır Elde var kaç

KORO -

Heç Şeriftabla, heç

NURl-

Bakan plan tasarlar Partiler oy hesaplar Mapus günleri sayar İhyalar parsa toplar

KORO -

Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde

ŞERİF ABLA -

İç kalkınma dış yardım Yardım fonu istikraz Hava üssü, rampası Özel sektör sermaye

Kuvalisyon iktidar Yedi düvelin bütçesi Dostluğu düşmanlığı Cemi cümle diplomatlar Hökümatlar kurmaylar Say sayabildiğin kadar Hepsinin elinde kalem Hepsinin önünde kâğıt Her şeyin ucu hesap Herkes hesap peşinde

KORO-

Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde Herkes hesap peşinde

PERDE

KİNCİ BÖLÜM

Giriş müziği.

Dekor: Paravanın önü

ZlLHA - (Paravanı aralayıp başını uzatarak) Siz perde arasında sigara içerken burada neler oldu neler... iki buçuk aydır Müteahhit ihya Onaran'lann evinde çalışıyorum. Burası Kaf-dağı'nın ardındaki flldişinden saray gibi bir yer. (Geriye bakarak) Dekor tamamlansın, siz de göreceksiniz birazdan.

DERViŞ - (Sahne kenarından gelip onu içeri iter, seyircilere döner.) Pek muhterem hazırunu kiram. Umarız ki faslı evvelde nakledilenleri unutmadınız. Dekorun tamamlanmasına bir dakika var. Gelin bir yol, olup bitenleri hulasatan hatırlayalım...

GEÇİT

(Oyuncular bir sağdan bir soldan olmak üzere gelir, ışıklanır, tek cümlelerini söyler, sağdan giderler.)

ŞERiF - Sıfıra sınr elde var kaç?

KORO - Heç Şerif Abla, heç.

NURi - Ne yaparsın? Karşındaki dinsiz olursa sen

imansız olacaksın. ALi - Ben bu dünyaya bir kerem gelmişim. Dört

can daha almadan gidersem gençliğime yazık olmaz mı?

ZlLHA - Bana deli bozuk Zilha demişler. Önüme gelenin mantinotası olurum da yine senin olmam... Yaz bunu da bir kalem kafana.

PROFESÖR - Şartlı refleks. Şartlı refleks. Pavlof un köpeği. Gel kızım gel. Sen bize lazımsın. Bir insanin hayatını kurtaracaksın...

DERVİŞ - (Seyircilere) Tamam, şimdi burdan ötesine geçebiliriz...

TABLO: VIII

Projeksiyon:

DELİ BOZUK ZİLHA DEMİŞLER BUNA. ÖÇ ALACAK ELBET. OTUZ DERSTE MEDENİYET.

Dekor: Onaranların evinde küçük bir salon.

ZlLHA - Ne diyordum efendicağzıma söyleyim. Beni bu eve evladı maneviyatlık aldılar. Bir çocuğu, bir de Şamama'yı gezdiriyorum, işim o kadar. Şamama evin köpeği. Burada medeniyet varmış be. Eskiden ayaklarımı aydan aya yıkardım. Hem de çorabımı çıkarmadan. Oldu olacak ikisi birden yıkansın diye. Şimdi her gün banyo yapıyorum. Her Allanın günü yıkanan deri ne kadar yumuşak olurmuş meğer. Amonyak kokusuna öyle alışmışım ki, burada temiz hava ilkin ciğerlerime dokandı. (Gider, masanın üstünden bir resim alıp gösterir.) Filiz'in babası Bülent Bey, illetli fakir; karısı evden kaçmış. Adam da böyle sönmüş fenere dönmüş, İhya Bey doktorlara ne paralar yedirmiş, nafile... Malankoli diyorlar, düşman başına. Bana bazen tuhaf koyun gibi bakar. (Taklidini

yapar.) Çok dokanıyor içime. Hani'birinci perdede çişini bile unutan bunak profesör vardı ya, deli doktoruymuş meğer o. Küçük beye şimdi o bakıyor. İkide bir evde. Benim kılık kıyafetime bile kanşıyor. Yok saçını şöyle tara, yok gözünü böyle boya. Deli mi ne? İhya Bey buba adam. Tuttuğu altın olsun neme lazım. Beni kızı gibi sever. Sen bizim ailenin maskotusun kız diyor. Uğur getiriyormuşum diye arada bir makas da alır. Olacak artık o kadar. Madam Olga'ya tenbihat geçmiş. Bana, oturup kalkma konuşma öğretsin diye. Kim bilir belki de iyi bir kısmet çıkarsa sevabına everecekler. Dünyada hayır sahabları daha ölmedi... (Kapı vurulur.) Madam galiba. Sen misin ma-damcığım, buyur...

OLGA - Dün sana öğrettiğim dersi ezberledin? ZİLHA - (Bir çekmeden okul defterini alır.) Ezberledim madam. OLGA - Oku. ZİLHA - Sen oku, sen çok güzel okuyorsun.

İSTİL İLEN NEZAKETLEN ŞARKISI

OLGA-

Sivilizasyon

Ne fabrika demektir

Ne de atom patlatıp

Dünyayı yere sermektir

Sivilizasyon

Etiket bilmek

Ve bunu tatbik edebilmektir.

Burnunu karıştırır Ama zerafetlen

İstil ilen nezaketten Sırtını kaşı Yalnız iyi yakıştır İstil ilen nezaketlen Nezaketle atılan kazık Kazık değildir artık Zerafetle yapılan zina Zina sayılmaz asla

İnsan her yerde aynı kumaş Yalnız istili değişik biraz İstil ile nezaketlen Adam öldür suç olmaz

Sivilizasyon

Ne fabrika demektir

Ne de atom patlatıp

Dünyayı yere sermektir

Sivilizasyon

Etiket bilmek

Ve bunu tatbik edebilmektir.

OLGA - Bizde Whisky içilir kızım, White Lady, Black Horse o da yoksa Martini, Cordon Bleu ya Bordeau.

ZlLHA - Bizde rakı çekilir madam, imam suyu, anzorotj o da yoksa ispirto. '

OLGA - Sizde at yansı vardır Hipodromda?...

ZİLHA - Ya madam, bizde bit yansı yaparlar, Zeynel'in orda bodrumda.

OLGA - Bizde briç oynar beyler. Kanasta ya da bezik.

ZİLHA - Bizde barbut, altmış altı, ya da pişpirik.

OLGA - Bak gördün mü istil farkım. Şimdi bugünkü dersimize geçelim. Sizin orda kanlar nasıl oturur. Otur bakalım.

(Zilha oturup bağdaş kurar, iki ayağını eli ile tutar sallanır, sırıtır.)

OLGA - Sen oturmuyorsun çöküyorsun. Devesin nesin? Sende hiç grace yok.

ZİLHA - Ağzını bozma bakalım. Sizin burada nasıl otururlar sanki?

OLGA - (Göstererek) Kadın kısmışı otururken bacağını biraz açmak iktizadır.

ZİLHA - Yok deve.

OLGA - Çok değil. Ama, hiç açmazsan görgüsüz derler. Çok açarsan striptizci sanırlar. İki orta. Eteğin açılacak, (iki parmağı ile tutup açar.) Sen grasyöz bir şekilde kapayacaksın. O açılacak, sen kapayacaksın ki, dikkati çe-kesin...

ZİLHA - O açılacak, ben kapayacağım. O açılacak, ben kapayacağım. (Zilha kendi kendine dener, keyiflenir.)

OLGA - Sizin orda telefonla nasıl konuşulur?

ZİLHA - Tilifonu alınm, alo sen kimsin, kimi anyon diye soranm.

OLGA - Ayıp ayıp, hiç olur? (Gider ahizeyi aşın bir nezaketle küçük parmağı havada olarak tutar kaldırır, ayak ayak üstüne atar.) Aloo, buyurunuz efendim. İhya Onaran'lann villası efendim. (Zilha'ya) Gördün? Çok kısık, entim bir sesle konuşacaksın. Nasıl ki diyorlar. Bed room voice. Yatak odası sesi. Böyle : «Kiminle teşrif ediyorum efendim?» Karşıdaki herif burnundan gıdıklanmış gibi olmalı...

ZİLHA - İlahi madam. Hadi sesi duydu, burnu da gıdıklandı. O duruşun niye? Onu görürler mi tilifonda?

OLGA - Sen anlamazsın. O pozu almazsan o ses çıkar hiç?

ZİLHA - Sen yok musun sen. Hay allah cızırtını versin senin e mi?

(Laubali bir şekilde gelir, Olga'nın sınma vurur. Kadın sendeler.)

OLGA - Kibar karılar hiç el şakası yapmaz. Sen hiç flört ettin? Yani seviştin?

ZİLHA - Sana ne. (Ayı utanması gibi elini alnına götürüp durur, sırtını döner.)

OLGA - Kibar kan utanmaz. Bir şey biliyorum ki soruyorum.

ZİLHA - (Tecessüsle) Hangisini biliyorsun madam?

OLGA - Görüyorum ki sen çok flörtöz bir kızsın.

ZtLHA - Hadi be, sende. (Burnunu çeker.)

OLGA - (Yaklaşıp) Virginsin?

ZlLHA - O da ne demek?

OLGA - Bakiresin?

ZlLHA - Ha?

OLGA - Ha denmez, efendim denir. Kızsın yok-sam kansın diye soruyorum?

ZİLHA - (Boş bulunup) ikisi ortası bir şey. (Toparlanıp) Sana ne be, neysem neyim. Bakireyim, diyeceğin var mı?

OLGA - Öyle olsa da söyleme kızım. Sosyetede ayıptır. Adamı paradiden kim arttırdı?

ZlLHA - Hangi adamı?

OLGA - Eve. Yaniyakim Havva. Adamın istediğini yapmak için ne şart koştu?

ZİLHA - Ne bileyim ben be. (Seyircilere) Bu da ahret suali sorar insana.

OLGA - Elmayı kopar dedi. Paradiyi yoksam beni tercih ediyorsun diye bir epröve soktu. İşte o gün bugün âdet olmuştur. Her karı erkeğe şart koşar. O işten önce.

ZİLHA - Yani para mı?

OLGA - Bak efladım. Kimi kadın herkeslerin altına yatak çarşafı gibi serilir. Piyasasını düşü-rür. Kimi de kendini dirhem dirhem satar.

Açık artırmaya çıkar. En çok verenin üstüne kalır. Sonunda da ömür boyunca aylık gelir sağlar...

(Telefon çalar.)

OLGA - Aç bakalım. Öğrendin? (Zilha açar. Sahnenin kenarında telefonun öbür ucunda Ali görünür.)

ZİLHA - (Ahizeyi onun gibi tutup, elini testi kulpu gibi beline koyar, yatak odası sesi ile) Alo, kimsiniz efendim.

ALİ'NİN SESİ - Elinin körüyüm.

ZİLHA - (Olga'ya bakarak) Gel de bunlan nazik konuş bakalım.

ALİ'NİN SESİ - Bana bak Zilha. Benim yedi iklimde habercilerim var. O evde sana fazla piyaz kesiliyormuş. Ayağını denk al.

ZİLHA - (Bağırarak) Ne bağırıyorsun ulan. Ahizeyi bozacaksın. Yatak odası sesinle konuşsa-na ayı oğlu ayı.

ALİ'NİN SESİ - Yatak odası nesi dedin? Yatak odasında ne işin var güpegündüz?

ZİLHA - Sana ne? (Kurumlu) istirahat ediyordum.

ALİ'NİN SESİ - Yalnız mısın odanda?

ZİLHA - Moda mecmualarından model beğeniyordum.

ALİ'NİN SESİ - O Bülent Bey midir ne kelebektir. Onun gölgesi senin gölgene hele bir dokunsun, o uyuntuyu Hariciye Vekâletinin önünde toz etmezsem bana da anlı şanlı Keşanlı Ali demesinler...

ZİLHA - (Olga'ya memnun) Duyuyor musun, kıskanıyor. (Telefona) Cart kaba kâğıt.

ALİ'NİN SESİ - Yapar mıyım, yapmaz mıyım görürsün?

ZİLHA - İyi ya. Hadi kal sağlıcakla. (Telefonu

kapar.) (Olga'ya) Boş vir. (AK kapanan telefonun başında şaşalar. Onu aydınlatan ışık kararır. Zilha gider, odadaki harpın başına geçer.) Bu ne sazıdır madam?

OLGA - Buna harp derler kızım. Çok ince sanatlı bir sazdır.

ZİLHA - Kanun desene şuna. Kanunun ayağa kalkmışı. Kim çalardı bunu?

OLGA - Nevvare Hanım. Bülent Beyin karısı işte. Un point c'est tout.

ZİLHA - Güzel mi idi?

OLGA - He güzeldi, işte. Un point c'est touL..

ZİLHA - Neden resmi yok hiç?

OLGA - Bilmiyorum. Yok işte. Un point ces't tout... Sen çok sual soruyorsun. Küriozite iyi şey değildir.

(Profesör girer, elinde bir paket vardır.)

PROFESÖR - Bonjur madam. Merhaba kızım. Ben buraya niye geldimdi unuttum.

OLGA - (Onun elindeki paketi işaret eder.) Acaba bu paketle ilgili idi?

PROFESÖR - Tamam, doğru. Hayret ama, nasıl bildiniz. (Paketi açar, içinden uzun konçlu bir çift siyah eldiven ve uzun bir sigara çubuğu çıka-nr.) Şunları bir dene bakayım kızım.

ZİLHA - (Sevinçle) Bana mı? (Eldivenleri giyer.) Teşekkür ederim. (Profesör çubuğa bir sigara yerleştirip onun ağzına kor yakar.)

PROFESÖR - Ben sigara içmem ki. Tüh Allah belasını versin. (Gider, harpı getirir.) Gel şöyle bunun başına. Baygın bak. Baygın. ZİLHA - (Onun eline vurur.) Git işine be sen de. (Çubuğu atar, eldivenleri çıkarmaya uğraşır.) Yaşından utan... OLGA - Yanlış anladın. Malantandü.

ZİLHA - Ben anlamıyor muyum niyetini. Geçen gün de ipek bir sabahlık neyin getirdi. Bana bak moruk, ben senin bildiğin kızlardan değilim; imam nikâhsız dokundurmam kendime.

PROFESÖR - Böyle bir niyetim yok kızım...

ZİLHA - Öyleyse ovucunu yalarsın...

PROFESÖR - (Çubuğu alıp verir, eldivenleri giydirir.) Ben seni güzelleştirmek istiyorum. Beğensinler diye...

ZİLHA - (Seyircilere) Ana, bu deli doktoru değil aracı imiş be.

PROFESÖR - Ha şöyle. Saçın demin ne güzel öne düşmüştü. (Saçını düzeltir.) Biraz daha yumuşak bak.

ZİLHA - Film mi çeviriyoruz be. (Olga, Zilha'nm • ellerine poz verir, küçük parmağını kaldırır.)

PROFESÖR - Evet, bilinçaltında oynanan bir film diyebiliriz buna. Bir şartlı refleks. Pavlofun köpeği. (Kapıya seslenir.) Gelebilirsiniz.

BÜLENT - (Girer, heyecanlıdır, Zilha'ya hayretle bakar.) Sen burada. (Düşer bayılır.)

ZİLHA - Hoppala, yine düştü. Sarası mı var bunun madam.

PROFESÖR - (Ellerini oğuşturur.) Nous avons re-ussi.

OLGA - Mes gratulations docteur.

ZİLHA - Adam bayıldı, bunlar birbirini tebrik

ediyor. Gel toplayalım şunu madam. PROFESÖR - Dokunmayın. Dokunmayın. Siz

gidin.

(Bülent'in yanına çömelir, onlara sert bir el hareketi ile gidin işareti yapar. Zilha arkasına baka baka, kendini çeken Olga ile uzaklaşır. Profesör, Bülent'in üzerine eğilir. Telkin edici bir sesle.)

Aynı saç, aynı koku, aynı ağız, aynı gözler. Bu odur Bülent. Nevvare için üzülmeye değmez, erzatsı da aynı işi görür.

TABLO : IX

P r o; ek s iy o n :

TURUVA MAREBESİ BİLEM NEDEN ÇIKMIŞ? ELENİ ADINDA FİNGİRDEK BİR KARI YÜZÜNDEN. BUYURUN BAKALIM, GECEKONDU EFESİ KEŞANLI ALİ İLE İNŞAAT KİRALI İHYA ONARAN KARŞI KARŞIYA.

Deko r :Ön planda dört pencere çerçevesi. Arkada bir gecekondu mahallesi. Zilha elinde Şamama'nın tasması, öbür elinde kendi çantası müzik eşliğinde sahneyi kırıta kırıta geçer. Sol çerçevenin içinde Lutfiye görü-

nür.

LUTFlYE - Bana baksana Hafize Hanım, huu. HAFİZE - (Sağdan ikinci çerçevede belirir.) Ne var

kardeşim?

LUTFİYE - Duydun mu? Duydun mu? HAFlZE - Hayrola? LUTFlYE - Zilha gelmiş mahleye. HAFİZE - Sen gördün mü? LUTFlYE - Bir olmuş ki sorma. Kalçalarını helme-

leye helmeleye bir yürüyüşü var. HAFİZE - Ne iş yapıyormuş seherde? LUTFİYE - Maskot oldum ben diyormuş. Maskot

ne demek acep?

HAFİZE - Onu bilmeyecek ne var. Kokotun tohuma kaçmışı.

LUTFİYE - Olan olmuş desene. HAFİZE - Kancığın derdi ermiş.

(Zilha aynı şekilde müzik eşliğinde sahneyi bir baştan bir başa geçer.)

HAFİZE - Raziye Hanım huu. Baksana biraz. KAZİYE - (sağ çerçevenin içinde belirir.) Ne var kardeşim?

HAFİZE - Duydun mu? Duydun mu?

RAZİYE - Hayrola?

HAFİZE - Zilha gelmiş mahleye.

RAZİYE - Sen gördün mü?

HAFİZE - Bir olmuş ki sorma. Göğsünü cambaz gibi hoplatıyor. Kalçalarını değirmen taşı gibi çalkalıyor.

RAZİYE - Ne yapıyormuş seherde?

HAFİZE - Ben kokot oldum diyesiymiş.

RAZİYE - Onu bilmeyecek ne var. Düpedüz o adamın metresi.

HAFİZE - Olan olmuş desene.

RAZİYE - Kan tekeye gelmiş kardeş, tekeye.

(Zilha aynı şekilde müzik eşliğinde bir baştan bir başa geçer.)

RAZİYE - Resmiye, kız Resmiye!

RESMİYE - (Soldan ikinci çerçevenin içinde belirir.)

Ne var Raziye Teyze? RAZlYE - Duydun mu, duydun mu? RESMİYE - Hayrola... RAZİYE - Zilha gelmiş mahleye. RESMİYE - Sen gördün mü? RAZİYE - Bir olmuş ki sorma, Saraçhane kırması

bir cilve. Malım var malım diye bir kıvırıyor

ki.

RESMİYE - Ne iş yapıyormuş seherde? RAZİYE - Bülent Beye metres duruyormuş. RESMİYE - Onu bilmeyecek ne var. Besbelli bir

şeydi. Gün uğursuzun. RAZİYE - Olan olmuş desene. RESMİYE - Salon orospusu olmuş çıkmış, daha

ne.

(Lutfiye, Haûze, Raziye, Resmiye dördü birden pencere çerçevelerinde belirirler.)

DÖRDÜ BİRDEN - Ne olacak soya çeker.

Onun anası da kötüymüş derler. Beter olur inşallah, beter.

(Pencere çerçeveleri kaybolur. Sokak. Zilha bir elinde Şama-ma'mn tasması, bir elinde çantası sahneyi bir baştan bir başa geçer.)

NİYAZİ - (Arkasından bakıp) Töbeler olsun, töbe-

ler olsun. TEMEL - Kan kısmı değil mi, Adem babamızı

bilem pişman etmiş.

DERVİŞ - Ağır işçi olmuş düpedüz. Surata bak. Apukarya maskarası.

İZMARİT NURİ - Farlar, iniş takımları son model şavrole.

TEMEL - (Ali'nin köpeğini fark etmiştir.) Karabaş, gel kuçu kuçu. Bunun kuyruğunu kim kes-miş be.

İZMARİT - Ali Abi kestirdi ya. Üç ay önce.

TEMEL - Niye kestirdi?

İZMARİT - Zilha'yı görünce kuyruğunu sallayıp sevincini belli ediyor diye.

TEMEL - Köpek bu be. Dargınlıktan anlar mı.

DERVİŞ - Bak bak. Zilha'nın gezdirdiği kibar itin arkasından gidiyor.

(Zilha, Şamama ile birlikte müzik eşliğinde sahnenin ortasına gelir.)

ZİLHA - Hadi ordan hoşt. (Karabaş'ı kovar.) Hoşt.

(Zilha, Şamama'yı kucağına alıp Karabaş'ın arkasından küçümseme ile bakar.)

ŞAMAMA ŞARKISI

Yavaş gel yavaş Şamama kim sen kimsin Haddini bil Karabaş Ulan kirloş pasaklı Ulan safi suratlı Sulu salyalı ayyaş O hiç senin küffün mü O bir küçük hamfendi Trençkota bürünmüş Benburi marka

OR

Bilmiyon mu Kibar koku sürünmüş Koksana kok bak Duymuyon mu Mizanpili yaptırmış Kuyruğuna dek Görmüyön mu Brüksel'de bir dükten Almış bunu Bülent Bey Arap atı misali Şeceresi var bunun

Babası İran Şahında Anası İbnussut'ta Teyze oğlu yengesi Londra'da bir lortta Hamileyken anası Klinikte yatarmış Doğum biraz güç olmuş İki baytar buncağızı Sezaryenlen doğurtmuş Kaprislidir Şamama Bir şey yemez iştahsız

Sabah sütlü bisküit Bonfile et öğleyin Aç karnına greyfurt Geceleri et suyu Her üç öğün yemekte Vitamin de alır bu

Talibi var kum gibi Hani şu Foks Terriye İngiliz Sefaretindeki Bir de bücür Pekinuva İsveç elçisininki Şamama'yı görünce

96

Flört flört kıyamet Kordiplomatik içinde Yerindedir süksesi Hariciyeci gelini Elini sallasa ellisi Ulan kirloş pasaklı Ulan safi suratlı Sulu salyalı ayyaş Şamama kim sen kimsin Şamama'mız gıymatlı Herkes haddini bilsin

O hiç senin küffün mü O bir küçük hamfendi

(Ali yanda belirmiştir. Bir baş işareti ile izmarit'i yanına çağırır.)

ALİ - Burası Müslüman mahallesi. Söyle çekip

gitsin edebinlen. İZMARİT - (Onun yanından Zilha 'nın yanına koşup

gelerek) Ablaağım, Ali Ağabeyin asabatı

biraz bozuk. Köpeğini başka yerde dolaştır-

san.

ZlLHA - Burası onun tapulu mülkü değil. Memleketin bir sokağı. Köpeğimi gezdiririm de işetirim de. Kimse karışamaz. Git bir de benden selam söyle.

ALİ - (Yanına süklüm püklüm dönen İzmarit'e) Ne diyor, ne diyor?

İZMARİT - Birazdan giderim, müsterih olsunlar diyor.

ALİ - Hemen şimdi. Çoluk çocuğun ahlakını ifsat ediyor.

İZMARİT - (Onun yanından Zilha'nm yanına koşup gelerek) Ablacığım. Süsünü hep gördük. Çok yakışmış. Ama hava serinledi. Üşütmeyesin.

ZİLHA - Üşütmek ne demek. Ataş bastı büsbü-

"Keşaniı Ali Destanı "1981 yılında Hamburg, Ernst Deutsch Tiyatrosu'nda. Zilha rolünde Gulia Folina, Keşanlı Ali rolünde Jörg Pleva.

tün. Kofam kızarsa daha da soyunurum, öyle gezerim.

ALİ - (Yanma süklüm püklüm dönen İzmarit'e) Ne diyor, ne diyor?

İZMARİT - Zaten gidiyorum diyor. Aman sinirlenme abicim.

ALİ - (Kararını vermiş) Bu böyle olmayacak.

98

(Zilha'nın olduğu yana ilerler.) Bana baksana sen.

ZİLHA - (Sağ elinin küçük parmağı havada olarak) Bir şey mi didiniz?

ALİ - (Hiddetle) Al kirişi burdan dedim. Anlıyor musun?

ZİLHA - (Küçümseme ve acıma ile) Bu ne biçim konuşma. Hem siz bana ne hakla sen diyebi-liyonuz? Bir kerem ben size muhatap olamam.

ALİ - Bana bak. Bana sökmez böyle kibar ağızları. Şimdi ağzını yırtarım.

ZİLHA - (Ali'nin sıçrattığı tükürükleri çok zarif bir el hareketi ile siler.) Üstüme tükürük sıçratıyorsunuz. Bir kerem bir kadınlan nasıl konuşulur habannız yok. Şapkanızı çıkarın lütfen. ALİ - (Dalgınlığa gelip şapkayı çıkaracakken inadına kulağına kadar geçirir.) Ulan alay sancağı mısın sen be?

ZİLHA - (Karabaş1 a) Hoşt köpek. ALİ - Bana mı. Bana ha. (Döner, Derviş, Niyazi, Temel, Nuri ve Hidayet'e bakar. Onlar hiç duymamış gibi başlarını öbür yana çevirirler.) ZİLHA - Hayır köpeğe söyledim. Siz niye alınıyo-nuz. İnsana köpek muamelesi etmeye terbiyem müsaade etmez bir kerem. ALİ - (Ne karşılık vereceğini bulamaz.) Şu surata

bak. Bu ne biçim kıyafet. Deli saraylı gibi. ZİLHA - (Edalı bir yürüyüşle İzmarit'in yanma gelir.) Arkadaşınız rahatsız mı Nuri Bey? Niye bir doktora neyin göstermiyonuz? (İzmarit korku ile arkadaşlarının arkasına saklanır.) ALİ - Bana bak. Bırak şu numaraları. Şimdi seni pilaki yaparım.

ZİLHA - Zahmet etmeyin, pilaki yiyemem. Daha

aparitifimi almadım.

ALİ - (Usulca İzmarit'e) Aparitif nedir ulan? İZMARİT - Bir çeşit frenk peyniridir ağabey.

DERVİŞ - Ayıp ettin -be. Aparitif peynir olur mu? İZMARİT - Ya nedir?

DERVİŞ - Aparitif mi? Şeydir. Bir çeşit lakerdanın yavrusuna derler. Kibar evlerinde mezelik diye yenir.

ALİ - (Zilha'ya) Aparitif nedir ulan? ZİLHA - Neyse ne. Söylemek iktizasında mıyım? ALİ - Uzun ettin ama. Dur "ben senin anlayacağın dilden konuşayım. (Bir tokat atar.) ZİLHA - Hoşt hoşt, ulan ayı hoşt. DÖRDÜ BİRDEN - Hah şöyle. ALİ - Ana dilinlen konuş. ZİLHA - (Yüzünü oğuşturur.) Çirkefe düşmüş

yaban armudu sen de. ALİ - Babandır. Kaşkaval kabuğu. ZİLHA - Anandır, orospunun oğlu... ALİ - Sokak aşiftesi. ZİLHA - Bit iaşesi. Süprüntü küfesi. ALİ - Veledizina, kubur faresi. ZİLHA - Yüzüme sudan çıkmış kurbağa gibi

bakma, korkutamazsın beni. ALİ-Ha ne dedin? ZlLHA - Ha denmez, efendim denir. Kurşuncu

Hasibe'nin Sidikli Ali'si. ALİ - Ne çabuk unuttun kapı kapı dolaşıp zeytin

dilendiğini.

ZİLHA - Sen de ne çabuk unuttun çöp tenekesinden kavun kabuğu kemirdiğini.

(Seyircilere dönüp nasıl iyi oturtmadım mı diye bir jest yapar.)

ALİ - At kendini denize rezil. Namusun bir paralık oldu.

ZİLHA - Sen at kendini parktaki havuza. Ne güzel cacık olur. Ayının oğlu.

ALİ - Seni dörde çarpar, on ikiye böler sonra çiğ çiğ yerim.

ZİLHA - Şu yürüyüşe bak. Kulağına kar suyu kaçmış yengeç gibi yampiri yampiri gidiyor.

ALİ - O solucan Bülent Bey seni metresi tutuyormuş kahbe. Bu da mı yalan. Bohçacı Resmiye söyledi.

ZİLHA - Ben nikâhsız elime el değdirmem. Nikâhla alırsa ne ala. Oh, oh, hasedinden duvara tırman.

ALİ - Nikâhla alacakmış. Bekle. Ha kondu helasından kız alıp nikahlamak, ha çöp kamyonunu lüküs hususiye çalıştırmak.

(Demin Zilha'nın yaptığı jesti şimdi izmarit, Niyazi, Temel, Hidayet seyircilere tiönüp yaparlar)

DÖRDÜ BİRDEN - Bakalım simde ne olacak?

ZİLHA -Susacak mısın sen avanak. (Ali'ye bir tokat atar.)

İZMARİT- Ne yaptın Zilha Abla?

ZİLHA - Şerif Abla ne der: Saygısıza haddini bildirmek yetime kaftan giydirmek kadar se-vapmış. Ben de bir sevaba girdim.

ALİ - (Onun üzerine yürüyerek) Onun suratına kezzap dökerim. Seni kuşbaşı kuşbaşı doğra-rım. Sonra da kendimi intihar ederim.

ZİLHA - Beni doğra. Kendini intihar et, ama ona dokanma. Zaten illetli çocuk. Bizim yüzü-müzden istemem.

BÜLENT- (Şoförle birlikte belirmiştir.) Ne oldunuz güzelim? Sizi rahatsız mı ediyorlar?

ZlLHA - Hafif bir münakaşa geçtik. Boş ver.

BÜLENT - Hemen burdan gidelim. Sizi üzmediler ya?

ZlLHA - Bir centilimen beni üzecek bir hareket yapmaz. (Ali'ye bakar.) Centilimen olmayanın sözüne ise ben üzülmem. Eşek amrsa kızılır mı heç. (Birlikte kolkola çıkarlarken Zilha

dönüp gelir, seyircilere nasıl iyi oturtmadım mı diye mahut jestini yapar.)

(Onlar çıkınca Ali ne yapcağmı şaşırır. Elini tabancasına atar. Tekrar çeker. Çok sarsılmıştır, İzmarit, Derviş, Niyazi, Temel, Hidayet onu avutmak için ilerlerken:) ALi - Defolun.

(İzmarit, Niyazi, Temel, Hidayet, Derviş çil yavrusu gibi kaçışırlar, sahnede yalnız kalan Ali masanın üstüne kapanır. Bir an kendini tutamaz. Kuyu çıkrığı gibi sesler çıkararak sesli sesli ağlar. Sonra doğrulur. Burnunu çeker.)

ALi - Hey gidi kahpe felek. Beni yine kalaysız tencerede kavur kavur kavurdun. (Gözünün yaşını kolunun yeni ile-siler. Heybetli halini takınır. Gürler gibi bir sesle) Temel, Derviş, Nuri, Niyazi, gelin ulan.

(Çağrılanlar ve Hidayet koşup gelir, hazırol vaziyeti alırlar.)

HEPSi - Emret abi.

ALİ - Temel.

TEMEL - Buyur aslanım.

ALi - Bu herif nesine güveniyor be?

TEMEL - Nesine?

ALi - Bileğine mi?

HEPSi - Ne münasebet?

ALi - Yüreğine mi? ,

HEPSi - Ne münasebet

ALi - Öyleyse kesesine.

102

HEPSİ - Besbelli bir şey. Pis musibet.

ALİ - Derviş.

DERVİŞ - Söyle aslanım.

ALİ - Bu İhya Bey uğursuzunun devlet taahhüdü ne zaman bitiyor?

DERVİŞ - Eylül sonu elleham.

ALİ - Son mühleti öğrenin.

İZMARİT - Ne yapacaksın abi?

ALİ - Bir ay kala bütün ırgatlarımı geri çekip sabotaj yapacağım.

DERVİŞ - Güzel plan.

ALİ - Her geciktiği gün için sekiz bin lira ödesin de aklı başına gelsin.

İZMARİT - (Derviş'e) Bir daha devlet işi alamaz değil mi?

DERVİŞ - Ne konuşuyorsun evladım, iflas eder. İZMARİT - İyi ama, boşta kalacak ırgatları neyle besleyeceğiz?

ALİ - Bütçenin durum vaziyeti nedir? DERVİŞ - Sus parasından, manodan toplanan bitti.

TEMEL - Açıkhava sineması hasılatı ne oldu?

DERVİŞ - Yetmez anam, yetmez.

ALİ - Yeni bir varlık vergisi gerekiyor. Bir varımış

yaparız yine kahvelerden. Bu bir namus meselesi. Fedakârlığı da Sinekli'ye düşer. (Gözleri kötü kötü parlar.) Ben ona bu fos dalgayı kusturmazsam bana da anlı şanlı Keşanlı Ali demesinler.

TABLO : X

Projeksiyon:

ALİ'YE NİSBET ŞEHİRDE DÜĞÜN DERNEK

Dekor: Onaran'lann evinde büyük bir salon.

SUHANDAN - Nalın çivisi ve reze kralı Davut Daltaban'm sansın eşi Dürdane Daltaban siyah saten üzerine simle işlenmiş tuvaleti ve viole şalı ile salonun en zarif kadını idi, kereste kralı Kâzım Kaltaban'ın esmer güzeli kansı Kâmile Kaltaban ise pembe saten üzerine beyaz işlenmiş tuvaleti ile peri masallarından çıkmışa benziyordu.

(Adı geçen iki çok şişman bayan bir grup ortasında konuşmaktadırlar. Adlan geçince memnun ve gururlu gülümserler.)

SUHANDAN - Onaran'lann düğününde bulunuyoruz. Ben Türkiye'nin Elza Maxvel'i Sunan-dan Gülperi. Onaranlar bu düğünü nedense çok gizli tuttular. Entim bir parti ile kutluyorlar.

(Yandan İhya Onaran ile Şakır Şaklaban görünürler.)

İHYA - Sizin dostça aracılığınız olmasa şimdi iflas etmiş olacaktım.

SAKİR - Rica ederim.

İHYA - o serseri iki yüz işçisini çekince dünya başıma yıkılıyor sandım. Vekil bey mehili üç ay uzatmasa yandım gitti idi. Dağ başında yeni ekip nasıl kuranm?

ŞAHİNDE ŞAKLABAN - Dayanışma böyle günler için beyefendiciğim. Bülent Beyi neşeli gördüğüme çok sevindim doğrusu.

İHYA - Sağolunuz efendim. Nevvare o Ahsen denilen adama kaçtıktan sonra Bülent tam iki defa intihar etti. Hayatla ilgisini kesti. Bereket bizim profesör.

ŞAHİNDE ŞAKLABAN - Biliyorum, hikâyeyi berberde duydum. Gerçekten Nevvare'ye ne kadar da benziyor...

İHYA - Aman kendi bilmiyor. Ersats olarak kullanıldığını fark ederse onuru kırılabilir.

SUHANDAN - Çok enteresan. Bize sermaye çıktı demektir. (Müzik başlar.) Dans başladı. Bü-lent Onaran dansı yeni gelinle açıyor. İhya Onaran, Dürdane Daltabanla, Duzişe Düz-taban Kâzım Kaltabanla, Davut Daltaban ise Şahinde Şaklabanla çik tu çik dans ediyorlar...

(Hepsi iri göbekli olan çiftler bahçede dans ederek görünürler. Dansı da şarkıyı da büyük ciddiyet ile icra ederler.)

BİZ SIFIRDAN BAŞLADIK

Biz sıfırdan başladık Alnımız teriyle Hilemiz yok çok şükür Hesabımız apaçık

İnce meslek ticaret Bir sürü ip elinde Suples ister maharet Karar zekâ irade

İşadamı olmak zor Kolay sanır herkesler Bir de gel sen bize sor Ne sert ceviz bilmezler

Riskli işe girmek var Para koyup batırmak Rakipleri atlatmak Vergileri kollamak

İlim kitap göz yorar Şeref meref geçici mevki mansap boş laftır Tek şey var ki kalıcı

Saadetin formülü Ne şundadır ne bunda Kesededir kasada Paradadır parada

- Ben çıraktım manavda

- Ben kâtiptim dükkânda

- Ben yamaktım bakkalda

- Ben komiydim büroda Hey gidi günler hey

Siz yan gelmiş uyurken Biz paraya yöneldik İşte sizden farkımız Kazanmayı becerdik

Özel sektör bizleriz Sevabı çok severiz Daha n'olsun kardeşim Bunca işçi besleriz.

Paramızı bir çeksek Altüst olur piyasa Bilir bunu hükümet Kollar bizi bilhassa

Saadetin formülü Ne şundadır ne bunda Kesededir kasada Paradadır parada

ALI 7 BEZVYCHODNE

SITfcACI.

NA JEDNE „. 3TRANE LÂSKA, ]&\ NA DRUHE G bf- POVINNOST..?

^ü^SPK-y

^^-««^i^—.

"*aavfff^ *=^..

Projeksiyon:

ZlLHA'NIN RÜYASI KISA SÜRÜYOR. NEVVA-RE'NlN EVE DÖNÜŞÜ. SARAYDAN (YANLIŞ) KIZ KAÇIRMA

D e k o r: Onaranların evinde küçük bir salon.

•107

NEVVARE - Beni neden tekrar evime getirdin.

Nedir bu mystere kuzum?

AHSEN - Bu iş maalesef devam edemeyecek şekerim. Bir natür meselesi. NEVVARE - «Al valizini kaç bana» derken, böyle

konuşmuyordun ama. AHSEN - O zaman da çok sincere'dim, şimdi de

sincere'im. Sadece conditionlar değişti. NEVVARE - Nasıl conditionlar? AHSEN - Ben küçükken çok iştahsızdım. Annem bu halime müthiş üzülürdü. Ama bir komşuya gitmeye göreyim. Yabancı evde iştahım açılıverirdi. Bir natür meselesi. NEVVARE - Je ne vois aucun rapport. AHSEN - Mais vpyons cherie. Sen Bülent'in kansı iken bana müthiş appetissante bir yaratık görülüyordun. Seni günde yalnız iki saat görebildiğim zamanlar sana tapıyordum. Bir natür meselesi. Vaktaki valizini alıp temelli benim oldun. Yirmi dört saat burun buruna kaldık. O zaman ben evimdeki yemeğe oturmuş gibi oldum. Anla beni cherie. Bir natür meselesi.

NEVVARE - Teessüf ederim Ahsen. Ben bunun için mi evimden kaçtım. Arkamdaki bütün köprüleri yaktım. Dame de Sion'daki sor An-gelique, «Güzeller talihsiz olur. Dieu vous en garde» derdi. (Yaşını siler.) Ne doğru. AHSEN - Beni yanlış anlama şekerim. Sen yine eşsiz güzelsin. Değişen sadece kondisyonlar. NEVVARE - Şimdi ne olacak peki? AHSEN - Eski ihtiraslı aşka dönmek için sadece

şartlan inversement değiştireceğiz. NEVVARE-Yani ben...

AHSEN - Tekrar evine yuvana döneceksin. Tekrar komşunun yemeği olacaksın. Ben de sık sık komşuya kaçacağım. Bir natür meselesi. NEVVARE - Bunu söylemek kolay. Bir insan mektup bırakıp kaçtığı eve nasıl döner?

•ma

AHSEN - Ne fen fais pas nonocuğum. Nedamet gözyaşları ile evine süklüm püklüm dönen güzel kadını Bülent kolay reddedemez. Mesela çocuğuma dayanamadım dersin.

NEVVARE - Ha sahi çocuğum. Öyle ya, benim bir çocuğum vardı. İyi akıl ettin.

AHSEN - Her güzel kadının kaprisli olmaya hakkı yok mudur? Kapristi geldi geçti dersin. Bir erkeğin mezhebi ne kadar geniş olursa kendi de o kadar centilmen, comme il faut adam sayılır. Bülent'e centilmenliğini prou-ver etmek fırsatını veriyorsun. Daha ne, elini eteğini öpsün senin.

NEVVARE - Fena fikir değil. Onda tutar bir numara.

(Dışardan dikiş sesleri gelir.)

AHSEN - Ne oluyor kuzum?

NEVVARE - Bir kokteyl var galiba.

AHSEN - Güzel fırsat. Hemen odana çık. Usulca

yatağına uzan. Bülent gece ışığı açınca quel-

le surprise quelle surprise.

(Nevvare harpını fark etmiştir. Yanına gidip telleri çeker.)

SEVMEK İSTERSEN ŞARKISI

Kadın deniz gibidir Bir dalgalı bir durgun Hırçın huysuz kaprisli Hem çok toydur hem olgun

Hep suyuna gitmeli Usta bir kaptan gibi Sevecen koca affeder Ufak tefek şeyleri

Ilık bir yel esti mi Coşar bütün hislen Artık ferman onundur Görmez gözü bir şeyi

Fakat rüzgâr dindi mi Her şey birden durulur Tazeleyip rujunu Döner yine yuvaya

Sevmek istersen eğer Boş ver olup bitene Sevmek istersen eğer Sünger çek belleğine

NEVVARE - Ben valizimi yatak odama çıkarıyorum. Şimdi gelirim... (Çıkar, Ahsen de arkasından gidecekken müzik eşliğinde Manyak Cafer girer.)

CAFER - Selamün aleyküm. İhya Bey siz misiniz?

AHSEN - Hayır, bir şey mi istediniz?

CAFER - Ben Manyak Cafer'im.

AHSEN - Tanıyamadım.

CAFER - Şu Çamur İhsan'ı cehenneme gönderen. Meşhur kondu cinayeti.

AHSEN - (Korku ile) teşerrüf ettim.

CAFER - Cinayetten sonra Suriye'ye kaçmıştım. Af çıkınca geldim yine. İhya Bey geldiğimi duymuş beni çağırtmış. Küçük bir temizlik işi.

AHSEN - Ne temizliği?

CAFER - Sizin anlayacağınız Keşanlı Ali diye bir kıçıkırık benim yaptığım cinayetin üstüne oturmuş, Sinekli'de millete duman attırıyor-muş. Yüz bulunca astar istemiş. Şimdi de şehre, İhya Beyin işlerine burnunu uzatıyor-muş.

AHSEN - Hiçbir şey anlamadım. Eee?

CAFER - Bir binliğe temizleyivereceğiz işte. SİPSİ - (Telaşla girer.) İhya Bey o değil abi. Na şu gelen. Her önüne çıkan uyuzla konuşmasa-

rtı-ı

na.

(Ahsen hemen sıvışır.)

İHYA - (Girer.) Manyak Cafer sen misin aslanım?

CAFER - Benim paşam.

İHYA - Gelin, surda hususi konuşalım... (Çıkarlar) SUHANDAN - (Girer, masanın üstünden bir kadeh içki koyup içer.) Gözlerime inanamıyorum. Nevvare düğün evinde. (Gider telefonu çevirmeye başlar.)

ZİLHA - (Girer.) Öf bunaldım be. Surda bir ayna vardı galiba.

SUHANDAN - Ayna mı aradınız?

ZİLHA - Terden zırıl zırıl oldum. (Gelinliğini havalandırır.)

SUHANDAN - Evde bir ayaklı ayna dolaşıyor. Onu görseniz daha iyi edersiniz. (Telefona) Patronu bağlayın.

ZİLHA - (Önce anlamamıştır.) Mersi (Çıkacakken durur.) Ne o hanım, niye öyle cinaslı laf ko-nuştunuz?

SUHANDAN - Hiç, öyle söz gelişi.

ZİLHA - (Omuz silkerek çıkar.) Deli mi ne zavallı.

SUHANDAN - Allo. Patron meşgulse yazı işlerini verin. Evet. Kâmil sen misin, dinle bak. Çabuk buraya bir fotoğrafçı yolla. Yann dedikodu sütununda büyük bomba. Ona-ran'lann düğününde fiyasko. Evine dönen eski gelinle yeni gelin, döğüştüler. Nasıl manşet? Çav.

İHYA - (Cafer ve Sipsi ile odadan çıkarak) Şu halde anlaştık. Güle güle...

CAFER - Şey bir avans vermeyecek misiniz?

İHYA - Ne avansı?

CAFER - Tedariklerimizi yapmalıyız. Kolay iş değil beyim. Bir can koyuyoruz biz de ne de olsa ortaya, (İçme işareti yapar.) Moral takviye yapacağım kendime.

İHYA - (Güler.) Ha şu mesele. (Para çıkarır.) Al şimdilik şunu.

CAFER - (Sakalına bıyığına sürer.) Bereket versin. Bakalım siftahınızı deneyeceğim abiciğim. (Çıkarlar.)

SUHANDAN - (Yalnız kalınca gider bir bardak içki daha doldurur içer.) Ha hay işler kızışıyor. (Gider kulise bakarak) Nevvare merdivenlerden iniyor. Aaa, gelin olan kızla karşılaştılar.

NEVVARE'NİN SESİ - Siz kimsiniz? Burda ne arıyorsunuz?

ZİLHA'NIN SESİ - Asıl sen kimsin? Burda ne arıyorsun hanım?

SUHANDAN - Sade kendileri değil sözleri de ayna gibi, birbirini yansıtıyor.

NEVVARE'NİN SESİ - Burası benim evim.

ZİLHA'NIN SESİ - Burası benim evim.

NEVVARE'NİN S^Sİ - Bakar mısınız buraya, bu kadın kim?

ZİLHA'NIN SESİ - Baksana buraya, bu kadın kim?

AHSEN'İN SESİ - Nevvare. Bülent Beyin hanımı.

ZİLHA'NIN SESİ - Yaaa. Şimdi anlıyorum her şeyi. Nerde o bunak profesör. Nerde İhya Bey denen namussuz?

AHSEN'İN SESİ - Nereye?

ZİLHA'NIN SESİ - Evlenmiyorum o sümsükle. Benim kadınlık izzeti nüfusumla oynadılar. (Ağlar.) Milyonlar verseler kalmam burda. (Sahneye girer, elbiselerini parçalayarak pencereye koşar.)

112

SUHANDAN - Durun, ne yapıyorsunuz. (Nevvare de o sırada girmiştir, hayretle ona bakar. Zilha pencereden atlar. Suhandan'la Nevvare birbirlerine bakışırlar.)

NEVVARE - Kimdi bu gelin elbiseli kız?

SUHANDAN - Gecekondulu yedeğiniz. (Masadan bir içki daha yuvarlayıp) Bana müsaade, hemen gazeteye gitmeliyim. (Çıkar.)

(Nevvare başını tutar oturur.)

AHSEN - (Bahçeden-gelerek) Nen var, ne oldun? NEVVARE - Bu evde çok garip şeyler oluyor.

(Kapı vurulur.)

AHSEN - (Saklanacak olur, sonra toplanır.) Kim o? NURİ - (Nefes nefese girerek) Ben Nuri. (Klasik tra-gedyalardaki haberciler havasıyla soluk soluğa konuşarak) Ey bütün nizamların dışında kalan bir hiyanetin faili şaşkın kadın. Kaç. Her ne vasıta olursa gemi, araba, uçak, dol-muş, çöp kamyonu kaç. Zilha kaç. NEVVARE - Ne oldu ki kaçmam gerekiyor? NURi - Bohçacı Raziye o kadar gizli tutulan düğün haberini Sinekli'ye getirdiğinde ben Ali'nin yanında idim. Bursa bıçağı ile tırnaklarını kesiyordu. Raziye şom ağzını açıp da hali keyfiyeti nakledince Ali şöyle bir yumuldu. İyi mi? İlkin rengi attı. Gözleri kaydı. Gülmeyi denedi. Ah buna gülme değil, ağlama demek daha iyi olurdu. Kahkaha atmak istiyor ama boğuk sesi hıçkırık gibi çıkıyordu. Eli tabancasının kabzasına gitti. Biz ilkin kendini intihar edecek sandık. İstidacı Derviş, Beşvakit Niyazi, Bileyci Temel ortaya atıldılar. «Sana yapılan bu hakaret bize yapılmış sayılır» dediler. «Ey Kurşuncu Hasibe Bacının asil oğlu Ali, ruhsat ver senin öcünü

olmak şerefi bize müyesser olsun» dediler. İyi mi? Onun üzerine Ali onları eliyle itti. «Zilha'yı onlara ram edersem bana da anlı şanlı Keşanlı Ali demesinler» diye kükredi. iyi mi? Şerif Abla işin sarpa sardığını görünce, «Koş, Zilha'ya haber ilet, hemen kaçsın» diye beni sana yolladı. Arka patikadan bir çığ gibi kendimi Şerbet Deresi yoluna attım. Şerif Ablanın helalarını temizleyen belediye hortumlusuna atlayıp buraya uçtum. Ali, tabanca elinde yolda geliyor abla. Kaç Zilha, kaç anam. Her ne vasıta olursa gemi, araba, uçak, dolmuş, çöp kamyonu kaç anam... (Bir maraton habercisi gibi yıkılır.) NEVVARE - (Ahsen'e) Sen bir şey anladın mı? AHSEN - Bu adam Yunan tragedyalanndaki habercinin gecekondu nüshası olsa gerek. (Bir-den kıskançlık daman kabarmıştır.) Peki kim Ali dediği? NURİ - (Yattığı yerden başını kaldırıp) Sinekli'nin

efesi meşhur Keşanlı Ali. AHSEN - Tiens tiens tiens, senin böyle pervesite-

lerin olduğunu hiç bilmiyordum. NEVVARE - Ben bu adamı ilk defa görüyorum

Ahsen.

NURİ - Ayıp ettin abla. Bırak numarayı da saklan. (Ayak sesleri.) Nah işte gördün mü? (Korku ile bakar.) Geliyor. Mahvoldum. (Kaçar.;

(Ali yandan fırtına gibi girer, durur.)

ALİ - Kıpırdamayın yakanm!

AHSEN - (Ellerini havaya kaldırır.) Teslimiz.

ALİ - (Yerdeki halıyı süzer.) Yerdeki Hereke halısına yazık. Burda kan dökmeyeceğim. Gel hesabımızı Sinekli'de görelim.

AHSEN - (Unutup ellerini indirerek) Sinekli neresi?

ALİ - Sus ulan keten tohumu. (Nevvare'yi kaptığı gibi kucaklar, sırtına vurur. Nevvare çırpınmaktadır.)

AHSEN - Durun, ben de yardım edeyim isterseniz.

ALİ - Sen kanşma ulan.

AHSEN - Peki efendim. (Yine kaldırmayı unuttuğu ellerini kaldınr.) Nasıl tensip ederseniz.

NEVVARE - (Ali, sırtında Nevvare uzaklaşır. Nevvare bu kaçmlışı enteresan bulmuştur. Elini ağzına götürüp gülerek seyircilere) Aaa, nereye gidiyoruz kuzum.

AHSEN - (Elleri havada sağa kadar gider, onlann gittiklerine emin olduktan sonra) İmdat! İmdat! Au secours! Help!

(İhya, Bülent, Olga bütün davetliler üşüşür, Ahsen hâlâ elleri havada durur.)

İHYA - Ne oluyor? HEPSİ - Ne oluyor, ne oluyor? AHSEN - Nevvare'yi kaçırdı herif. Koşun, burdan burdan!

TABLO : XII

Projeksiyon: MUTLU SONA DOĞRU

Dekor: Ali'nin kahvesinin önü. Gece. Evlerin silueti. Sessizlik. Ağustosböcek-leri, pencerelerde kör kandiller. Gerilim müziği parodisi ile önde polisler, arkada ihya, Bülent, Olga, Profesör, Sipsi, Cafer, Filiz görünürler. Polisler başlarına kamuflaj için dallar yapraklar koymuşlardır. Siperlere hücuma kalkan bir öncü birliği gibi iki adımda bir eğilip - siper alarak, yerde sürtünerek Ali'nin kahvesine doğru ilerlerler. Sinekli halkından Hidayet, Temel, Hafize, Niyazi ayakta ve elleri arkalarında bunlar ne yapıyor diye tecessüsle onların peşleri sıra ilerlerler.

Ş. POLİS - (Siper aldığı yerden kısık sesle komut vererek) Rıza, sen sağı kuşat. Ziya sen aşağı yolu kapat. Dikkat. (Düdük çalar.)

(Rıza sağa, Ziya sola seğirtir. Mevzi alır yatarlar. Şişman Polis'in düdüğü ile onlann düdüğü bir düdük düellosu halini alır.) *

FİLİZ - (Gelerek) Anne anneciğim.

HEPSİ BİRDEN - (Ona dönüp) Sisssst. (Sonra yine

parmaklannın ucuna basa basa sahnenin önüne

gelip seyircilere) Sisssst.

116

ŞERİF - (Kulübesinin önüne çıkar.) Ne var, ne oluyor? Amerikan filmi mi çevriliyor?

Ş. POLİS - (Siperden kalkar, elinde sopası) Oyun oyunluktan çıktı. Kuralı bozdunuz. Nevvare Hanım kaçırılmış. Olur mu böyle rezillik.

ŞERİF - Telaş etme, Şişman. Zilha çıkageldi. Yanlışlıkla kaçırılan hatun da geceyi bende ge-çirdi...

(Yanda Şerif Hanımın kulübesinde «Sevmek İstersen Eğer» şarkısı duyulur.)

FİLİZ - Anneciğim, anneciğim.

BÜLENT - Nevvare'nin sesi.

OLGA - Ta kendisi.

ŞERİF - (ihya ve Bülent'e) Parmağına dokunulmadı. Aldığım gibi pirü pak veriyorum. Güzel taze. Tepe tepe kullanın...

BÜLENT - Çok şükür, neler gelmişti aklıma.

AHSEN - Benim de. Rahat bir nefes aldım.

FİLİZ - Anneciğim anneciğim. Ben annemi isterim.

(Yere yatıp tepinir.)

ŞOFÖR - Tepiniyor. Ayağını vurdu. Çok sinirli. Üstüne düşmeyelim madam.

(Nevvare kapıdan çıkar. Filiz ve İhya ona doğru koşarlar. Filiz annesine sanlır.)

BÜLENT - Rüya mı görüyorum. (Düşer bayılır.)

İHYA - Derhal dönelim.

AHSEN - (Nuri ile birlikte bayılan Bülent'i taşırken)

Umduğumdan kolay oldu. Happy End. Ş. POLİS - Mütareke aktoldu. Savaş bitti. Hadi

dağılın bakalım. Trafiği tıkamayın. Toplu

yürüyüş kanunu var. Şimdi zabıt tutuyorum. Anlıyor musunuz?

(Kalabalık birer ikişer evlerinin yolunu tutar. Kahvenin oda bölümü aydınlanmıştır.)

ALİ - işte, biz bize kaldık.

ZİLHA - (Kmtır.) Galdık işte.

ALİ - Az çektirmedin bana.

ZİLHA - (Burnunu çeker.) Sen de bana. (Birden) Sahi benim için çok mu ağladın mapusta. (Ali'nin başı ile evet işareti üzerine) Ne demişler: Debbağ sevdiği deriyi yerden yere çalar-mış. Bu gadan da sana üs bahası olsun gayrı. Ama ben de çektim, hayvan...

ALİ - O da sana ders olsun.

(Ali soyunmaya başlamıştır. Kemerini ve silahını pencerenin önüne kor. Ayağını Zilha'ya uzatır. Zilha eğilip kunduralarını çıkanr. Pencerenin kenannda pusuda bekleyen Sipsi sinsice pencereye yaklaşır. Uzanıp Ali'nin tabancasını aşırır.)

ZİLHA - Kaçırdığın kannın ben olmadığımı ner-

den anladın? ALİ - Kokusundan. Losyon sürünmüştü. Avrupa

losyonu. Kendi kokusuna güvenmediğinden. ZİLHA-Ya ben?

ALİ - Sen kendin gibi kokuyorsun. ZİLHA - Nasıl koku? ALİ - Ne bileyim ben. Sen sen kokuyorsun işte.

Katırtırnağı gibi.

(Kapı vurulur, gelen Lutfiye'dir.)

LUTFİYE -Gözünüz aydına geldim. Kavuştuğunuza bir sevindim bilseniz.

ALİ - (Keyfi kaçmıştır.) Sağ ol Lutfiye Nine. Sabah konuşsak bunu.

LUTFİYE - Ben oturmayacağım zati. Hadi kalın sağlıcakla. (Çıkar.)

ALİ - Ser şu şilteyi gayn.

ZİLHA - Acelen ne. Görmemişler gibi. Hem biz daha evli değiliz.

ALİ- Nikâh arkadan gelir.

ZİLHA - Bir soluk al bakalım. Karşılıklı bir şeyler içelim.

ALİ - Biliyor musun kız. Sen yanımda olunca yakama gül takılmış gibi oluyorum.

(Kapı vurulur, gelen Haüze'dir.)

HAFİZE - Maşallah, kırk bir buçuk maşallah. Birbirinize ne de yakışmışsınız... Şükür olsun kavuşturana. Gözünüz aydına geldim...

ALİ - (Keyfi kaçmıştır.) Sağ ol Hafize Bacı. Sabah konuşsak bunu.

HAFİZE - Ben duruculardan değilim zatİ. Hadi kalın sağlıcakla. (Çıkarken durur. Zilha'ya seni gidi seni gibilerden kafasını sallar, sonra çıkar.)

ALİ - Hele yarabbi şükür. Zilha. (Zilha'nın yanına sokulur, Zilha naz edip kaçar.) Kız hele beri gel yamacıma...

ZİLHA - (Onun dediğini yapar.) Geldik. Ne olacakmış.

ALİ - Bak gözümün içine.

ZİLHA - Baktık ne olacakmış?

ALİ - Tut elimi elinle.

ZİLHA - (Hep onun dediğini yaparak) Tuttuk. Ne olacakmış?

ALİ - Elinin körü. Sen hiç film görmedin mi?

Ş. POLİS'İN SESi - (Dışardan) Haydi herkes evine. Evli evine, köylü köyüne...

119

(Kapı vurulur, gelen Kaziye'dir. Durur, onlara bir zaman gıpta ile bakar.)

KAZİYE - Gözünüz aydına geldim çocuklar. Koklasın bakalım kumrular gibi. Az çekmediniz hani. Elbet tabii, bilakis, hakkınız. (İçini çeker.)

ALİ - (Keyfi adamakıllı kaçmıştır.) Sağ ol Raziye kardeş. (Sert) Sabah konuşsak bunu olmaz mı?

RAZlYE - Ben geçerken bir uğrayıvermiştim zati. Hadi kalın sağlıcakla. (İçini çeker ve çıkar.)

ALi - (Lambayı üfler.) Olmayacak bu. Işığı gören geliyor...

TABLO : XIII

Projeksiyon:

OYUN DEDİĞİN HİSSİ OLMALI, AHLAKİ, İN--ZİBATİ OLMALI. SONUNDA VATANDAŞA BİR DERS-İ İBRET ÇIKMALI. POLİSE GÖRE BU İŞ BURADA BİTMELİ.

Dekor: Aynı

Ş. POLİS - (Gelerek kulise) Burda bitsin artık...

DERVİŞ - (Yandan gelerek seyircilere) Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine... Hadi öyleyse buyurun da hazırlıklarımızı tedarik edip bu aktin düğününü inşallah önümüzdeki Cuma günü tamamıyla muşagşag bir surette yine bu suretle teşrifle kolumuza şeref bahşeden hazinimin hüzünle icra eder ve velinimetlerimizi memnun ederiz... İsim isme, kisip kisbe, semt semte benzer. Yalan gerçek vakit geçer. Sakiya sohbet kalmazmış

baki. Her ne kadar sürçü lisan ettikse affo-la...

(Perde yavaş yavaş kapanmaya başlar. Polis salonu geçip çıkar.)

CAFER - (Salonun gerisinden girmiştir. Seyircilerin arasından geçer.) Hayyt. Ağırol arkadaşım, bu oyun bu kadar tath bitmez.

DERVİŞ - (Sahne önünde ona bakakalmıştır.) Eyvah, Manyak Cafer.

TABLO : XIV Projeksiyon:

MUTLU SONU ENGELLEYEN DEVEDİKENİ MANYAK CAFER SAHNEDE. VEYAHUT YALAN İKEN DOĞRU OLAN EFSANE.

CAFER - Ne zannettin ya. Herkes konuştu. Şimdi sıra devedikeninde. (Seyircilere) Ali ile küçük bir hesabımız olacak... (Ağaçlara doğru yürür.)

ŞERİF - Geç önüne Derviş Efendi. Koyuverme.

DERVİŞ - (Cafer'in silaha davranması üzerine) Görmüyor musun yüklü herif...

NURİ - Bulut abi... Filispit.

CAFER - Hayyyt, bana derler Manyak Cafer. Nerde o Ali denen ipi kınk kerkenez...

(Kahvenin oda bulumu aydınlanır.) (Ali irkümiştir. Zilha onu sımsıkı tutar.)

CAFER - Ulan ıspanak az bana bak. Duydum ki gerdeğe giriyormuşsun bu akşam. Bülent Bey kullanacağı kadar kullandı, artığı da sana mı kaldı?

(Sipsi hemen karanlıkta belirir. Manyak'm yanına seğirtir.)

ALİ - Sana hakaret ediyor;

ZlLHA - Boş ver. Gurbanın olayım.

CAFER - Dört patlarlı dizel motoru gibi kan. Neme lazım. Gel bir yol Zilha Bacı. Herkese şapur şupur da bize yarabbi şükür mü? Çık ulan katır tohumu. Ana avrat asfaltta koşuyorum. Bana mısın demiyor. Hâlâ zifaf uykusunda mısın itin dölü?

ZlLHA - (Kibar edası ile âdeta tiksinerek) Çekil git ordan pis sarhoş. Biz senin güffün müyüz? Terbiyesiz görgüsüz adam.

CAFER - Ağzını yesinler senin. Sizin memlekette erkekler saklanır da kanlar mı dolaşır. Çık ulan veledizina. Benim cinayetimin üstüne oturup dünyayı sindirmişsin. Gel bakalım, çık ortaya da Çamur'u kim öldürmüş millet öğrensin.

(Kondular toplanmaya başlamışlardır.)

CAFER - Anasına sövdük çıkmadı. Nişanlısına döşendik tınmadı. Can kurban böyle efeye be. Ulan ipi kınk, kabız mı oldun korkudan, niye çıkmıyorsun. (Havaya bir el ateş eder.) Çık ulan erkeksen...

(Şişeyi diker, yerden bir paçavra alır, benzine bular, kibritle yakar. Kulübelerden birine doğru atar. Sipsi de onu taklit eder.)

Bak kondulannı yakıyorum. Şahap ol tab'ana. Erkeksen çık da kurtar. (Alevler

LUTFİYE - Sahiden yakıyor. Damımızı yakıyor.

Ali nerdesin? TEMEL - Ali Abi, Ali Abi...

HAFİZE - Bu uğursuzun ağzını kapamayacak

mısın? ALi - (Zilha'ya) Tab'am beni bekliyor. Durmak

olmaz Zilhacığım.

ZİLHA - Boş ver tab'ana, korkmuyor musun? ALi - Korkmasına korkuyorum. Ama neylersin

ki ortada destan var. Destanı yalan komak

olmaz.

ZİLHA - Havva, Adem'e ne şart goşmuş. Ya ben

ya cennet demiş. Ben de sana şart goşuyo-

rum Ali. Ya ben ya destan. ALİ - Maalesef mümkünsüz Zilha. Kaderim beni

çağınyor. (Mehabetle kalkar.) İnsanlar ölür,

destanlar kalır. Ben gidiyorum. ZİLHA - Gitme Ali, dur Ali... ALİ - (Kapının önüne çıkar.) Sinekli'ye canım feda.

Kaderimiz böyle yazılmış, ne denir... KORO - Aslan Ali, Koç Yiğit Ali... ALİ - (Arkaya dönüp Zilha'ya) Yaşasın Sineklidağ.

Son sözü bu oldu dersin. Tarihe böyle geçsin.

(Ali alevlerin kızıl fonu önünde bir siluet halinde Cafer'e doğru yürümeye başlar. Fakat onun her ateş edişinde sarsılıp korkar. Damağım bastırır. Yine ilerler. Halkta hayranlık tezahürü. Tre-molo. Cafer tezahürattan şaşırmıştır, İki elinde iki tabanca gelişigüzel ateş etmektedir.)

CAFER - Vasiyetini yaz hayvan. Cehennemde

noter bulamazsın...

HİDAYET - Ona kurşun işler mi aval. Şaşkın işte. NURİ - Tanrı kimseyi şaşırtmasın. DERVİŞ - Eceline susamış, ötesi yok. Zavallı

demek ömrü on eylüle kadarmış...

TEMEL - Kelimeyi şahadet getir Manyak. Cehennemi imansız boyluyorsun...

(Ali ilerler ilerler, kurşunlardan biri Ali'yi bacağından yaralamıştır. Ayağını tutar.)

LUTFİYE - Vuruldu.

SİPSİ - Şerbet ne oldu?

NURİ - O şerbetsiz ayağı aval.

DERViŞ - Bak işte gidiyor üstüne.

(Ali yaklaşınca Cafer'in üzerine atlar. Cafer'in silahlı elini yaka-lor. indirir. Boğuşma. Kalabalık onları çevreler. Bir el boğuk tabanca sesi. Cafer yere yıkılır. Ali üstünü başını silkeler. Polis düdükleri. Yangın arabalarının sireni. Şişman Polis, Ali'nin eline kelepçeyi geçirir...)

KEŞANLI ALİ DESTANI

KORO-

Of, off...

Sinekli'de durulmuyor, yastan Sağından vuruldun, soluna yaslan Hey Ali, Koç Ali, Babamız Ali Analar doğurmaz böyle bir aslan

Morgol gömlek giyerdi Gümüş köstek takardı Hafif şehla bakardı Yaktı mı kalpten yakardı

194

Kaşta bıçak yarası Yüzde Halep çıbanı Kurşun yemiş ayağı Belli belirsiz aksardı

Kondulan yıkılmaktan korudu Su getirdi, alantrik kodurdu Yol yaptırdı, dokuz çeşme açtırdı Ele güne bizi adam saydırdı

O olmasa şimdi bizler neredeydik Sokaktaydık ya da viranedeydik Kızlarımız piyasaya düşmüştü Biz kodeste ya da meyhanedeydik

Küçükleri severdi Büyükleri sayardı Bir bayramdan bayrama Namaz da bilem kılardı

Bıçağa hiç dönmezdi Perva nedir bilmezdi Açık tetik mi gördü Üstüne üstüne giderdi

Beyler tuzağından kurtulamadı Lüveri çalındı toplayamadı Zilha'yı doyarak koklayamadı Namertçe vuruldu Koç Yiğit Ali

(Koro bunları okur, polisler Ali'yi götürürken, sahne almlığmdaki Ali'nin prologdaki dosya resmi akseder. Şerif Abla sahne önüne ilerler. Kıssadan hisseyi söyler.)

KISSADAN HİSSE

Sayın baylar bayanlar Bizi seven ihvanlar Burda biter kıssamız Gördünüz işittiniz

Böyle işte çoğu destan Destan işin afyonu Kaldırdı mı altından Ali Cengiz oyunu

Biz yutarız cahiliz Yumruk kadar kafamız Ama sizler okumuş Gözlük bilem takınmış

Aydın kişilersiniz. Siz bunu yemezsiniz. Kaldırın örtüleri Ürürün şu tülleri

Arayın bulursunuz Kazıyın görürsünüz Yanlış mı öyle değil mi Neden sus pus oldunuz

Yoksa sen de bizcilen Saf mısın ey ehali Bizim kadar kolayca Kanar mısın ehali.