Kullanıcı Oyu: 3 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

PAPAZ KAÇTI

Phılıp Kıng

2 Perde

 

BİRİNCİ PERDE

Mortoncum Middlwick köyündeki rahip evinin zevkle döşenmiş salonu. Sol tarafta bir merdiven. Merdivenin ayağında ön kapıya ve mutfağa açılan bir kapı. Geride ortada güzel bir bahçeye açılan teras kapıları. Yemek odasının kapısı sağ tarafta. Yine sağda şömine. Sağda bir gül, ortada büyük bir kanepe, kanepenin arkasında üstünde telefonun durduğu bir masa. Solda ortada yine başka bir masa, masanın solunda bir iskemle. Masaya çay sofrası kurulmuştur. Solda merdivenin altında büyük bir göme dolap, merdivenin sağında geniş bir sandık. Bunun sağında bir koltuk. Solda bir tabure.

Perde açıldığı zaman yukarıdan bir kadın sesi gelir. Penelope Toop banyoda şan egzersizleri yapmaktadır. Kendisini bu işe kaptırıp koy vermiştir. Ses kah alçalır, bazen yüksek bir notada takılıp kalır ve la la la diye devam eder.

Bu esnada hizmetçi kız Ida solda ortada tepsideki çay takımlarını düzeltmektedir. Ara sıra şarkının geldiği tarafa bakmaktadır. Ida, 18 yaşlarında, pek güzel sayılmayacak fakat hoş bir köylü kızıdır. Merdivene yaklaşır, egzersizlerin bir an kesilmesini bekler, ses kesilir kesilmez

 

IDA: (Yukarı seslenir) Çay hazır. (Egzersiz yeniden başlar. Ida Penelope’nin sesini bastırmaya çalışarak) Çay hazır…(Beceremeyince söylenir) Ne kadın be!(Ida yukarı çıkmaya başlar, merdivenin yarısına geldiği zaman sokak kapısı çalınır. Kız tekrar aşağı inerek söylenir.)Gel de bu evin işini bitir! (Ida soldan çıkar, dışarıdan önce mırıltılar duyulur, sonra Ida’nın sesi gelir.) Bu tarafa Miss Skillon.

(Önde Ida, arkada Miss Skillon odaya girerler. Miss Skillon, aksi yüzlü, şişman, otuz beş yaşlarında evde kalmış bir kızdır.)

SKILLON: (Girerek) Mersi, Ida.

IDA: (Laubali) Bir şey değil. (Miss Skillon irkilir, Ida yukarı çıkar.) Geldiğinizi Misis Toop’a haber vereyim.

SKILLON: (Sağdaki kanepeye giderek) Misis Toop’a…

IDA: (Merdivende durarak) Misis Toop banyoda…

SKILLON: Kendisini ra…

IDA: Yıkanıyor…

SKILLON: Bırak da konuşayım kızım. Hanımını rahatsız etmene lüzum yok. Ben rahip efendiyi görmeye geldim.

IDA: Öyle mi? Bahçede.

SKILLON: Peki git de…

IDA: Suluyor.

SKILLON: (Öfkeli) Bana bak, gidip verecek misin?

IDA: (Balkon kapısına giderek) O-key o-key…

SKILLON: O-key mi? (Sağa doğru giderek) Ne biçim konuşmak o böyle?

IDA: (Gülerek sola döner) Ne tuhaf değil mi? Bizimkinden alışıyorum.

SKILLON: Sizinkinden mi, kim o?

IDA: Kim olacak, Misis Toop. (Kıkır kıkır güler) Ömür kadın.

SKILLON: (Sertçe) Ida, yeter artık. Rahibe geldiğimi haber ver. Sonra bisikletimi garaja sok. Yağmur yağacağa benziyor.

IDA: Olur,Miss Skillon. ( balkon kapısına gider)

SKILLON: Bana bak Ida. ( Ida döner ) Bisikleti elinde götür. Bineyim deme.

IDA: Peki efendim.

( Ida balkon kapısından çıkar, yalnız kalınca Miss Skillon etrafı tetkike koyulur. Yukarıda egzersizler hala devam etmektedir. Miss Skillon’un bundan hoşlanmadığı bellidir. Kanepenin arkasındaki masaya gidip toz bulmak ümidiyle parmağını masanın üstünde gezdirir. Ümidi tahakkuk edince yüksek sesle “ tç tç tç “ diye ayıplar. Sonra çay masasına giderek üstü kapalı bir tabağı aralayıp içine bakar. Bahçeden rahip Lionel Toop’un sesi duyulur.

LIONEL: ( Dışarıdan ) Peki, Ida, geliyorum. ( Miss Skillon çarçabuk sağdaki kanepeye oturur )Vay Ida sen bisiklete biner miydin?

( Miss Skillon hırsla yerinden fırlar. Fakat balkon kapısından giren Lionel’i görünce durur. Rahip Lionel Toop otuz altı yaşında, orta boylu, sevimli yüzlü, vakur görünüşlü bir adamdır. Arkasında siyah bir elbise vardır. Çay masasına doğru giderek )

Hoş geldiniz Miss Skillon. Af buyurun sizi karşılayamadım. Penelope çaya geleceğinizi söylemişti.

SKILLON: Ben çaya gelmedim Mr. Toop. Sizi görmek istedim.

LIONEL: Ya, yaa… İyi etmişsiniz. (çayı görür) Ama bakın çay hazırmış. Bir fincan içeriz değil mi? (Miss Skillon’un konuşmasına meydan vermeden) Buyurun oturun rica ederim. (Miss Skillon oturur, Lionel merdivene gidip seslenir) Penelope. (fakat bu sırada egzersiz en yüksek perdesindedir.) Penelope. (bir an durur) Ümit yok. Penelope egzersizlerine bir başladı mı dünyayı unutur. Neyse, biz çayımızı içe duralım. (masaya gidip fincanlara çay koymaya başlar.)

SKILLON: (ciddiyetle) Mr. Toop, çok incindim.

LIONEL: (dalgınlıkla) Yok canım, nereniz incindi?

SKILLON: Kırıldım, incindim.

LIONEL: Kusura bakmayın Miss Skillon, hiç şekerimiz yok, şu harp bir bitse.

SKILLON: (ifrit olmuş) Teşekkür ederim, çay istemiyorum. Mr. Toop beş dakika müddetle dikkatinizi tamamen bana hasreder misiniz, minnettar olacağım.

LIONEL: Beş dakika mı? Hay hay Miss Skillon. Beş dakika.

 (kilisede vaaz verirken yapmaya alışık olduğu gibi dalgınlıkla yelek cebinden

 saatini çıkarıp masanın üstüne koyar. Miss Skillon buna alınır.)

SKILLON: (sertçe) Mesela harman bayramı için kilisenin süslenmesi ile alakalı.

LIONEL: (bir bisküvi alarak) Ne neyle alakalı?

SKILLON: (Lionel’e dik dik bakarak) Mr. Toop, rica ederim söyleyin. Bugüne kadar ben kilisenin süslenmesine yardım ettiğim zaman hoşunuza gitmeyen bir şey yaptım mı?

LIONEL: (masanın soluna gider) Hayır. Öyle bir şey hatırlamıyorum. (oturur) Neden sordunuz?

SKILLON: Malumunuz, oldum bittim paskalya ve harman bayramlarında kürsüyü ben süslerim. Benim hisseme düşen ufacık yardım kürsüyü süslemektir. Bunu bilmeyen yoktur. Siz de bilirsiniz. Kürsüyü ben ta… ta….

LIONEL: (Dalgın) Ezelden beri siz süslersiniz, bilirim.

SKILLON: (Buz gibi) Yok, Mr. Toop. O kadar olmadı.

LIONEL: Evet, Miss Skillon. Tabii olmadı, devam edin.

SKILLON: Bugün vazifemi yapmaya kiliseye gidince, bir de ne göreyim. (Biraz durur) Benim haberim olmadan kürsü süslenmemiş mi?

 (Penelope’nin sesi yeniden duyulur)

LIONEL: Ne diyorsunuz, kimmiş bunu yapan küstah?

SKILLON: Kimseye söyletemedim, ama ben tahmin ediyorum.

(Penelope şimdi egzersiz yapmaktan vazgeçmiş modern şarkı söylemektedir. İlk mısranın güftesini söyledikten sonra şarkıya la la layla devam eder. Sabrı tükenen Miss Skillon Lionel’e bakar. Lionel mahcup bir tavırla gülümser. Miss Skillon şarkıyı duymamazlıktan gelerek)

Size bir diyeceğim yok, Mr. Toop. Sizinle her zaman çok iyi anlaşırız. Öyle değil mi?

LIONEL: A, tabii, şüphesiz. Hiç çay içmeyecek misiniz? (Kadına bir fincan uzatır)

SKILLON: Hayır, mersi… (Eliyle fincanı uzaktan iter gibi yapar içini çeker) Biz fevkalade anlaşan iki dostuz. (Biraz manalı) Bunu herkes bilir. Onun için ümit ederim ki söyleyeceklerimi…

(Penelope’nin sesi şimdi son perdeye çıkar. Miss Skillon hırsla o tarafa bakar, sonra sabır dolu bir tebessümle Lionel’e döner)

Bu korkunç gürültü varken.. Şey.. Yani… Sevgili zevceniz terennüm ederken ne diyeceğimi unutuyorum… (Merdivene doğru elini sallar)

LIONEL: Hakikatten bu ses insanın zihnini çeliyor. (kalkarak) Gidip söyleyeyim de…(Merdivene gider) Penelope, Penelope. (Şarkı kesilir)

PENELOPE: (Dışardan) Efendim? Sen misin Lionel?

LIONEL: Evet, canım.

PENELOPE: İda’ya söyle de çayı getirsin.

LIONEL: Çay çoktan geldi.

PENELOPE: İyi. (Çabucak) Bisküvileri bitireyim deme.

LIONEL: Penelope, Miss Skillon burada.

PENELOPE: Anlamadım.

LIONEL: Miss Skillon dedim.

PENELOPE: Ne olmuş ona?

LIONEL: Burada.

PENELOPE: Ee.

LIONEL: Hadi in artık yavrucuğum. Miss Skillon incinmiş.

PENELOPE: İyi olmuş… Yani, geçmiş olsun demek istedim.

 (Lionel odaya döner, soldaki masaya gelir)

LIONEL: Ne şakacı kadın değil mi? (neşeli gözükmeye çalışarak) Evet, Miss Skillon ne diyorduk? Ha, evet, kürsü meselesi. (saatini alır)

SKILLON: Mr. Toop, hemen saadete gelelim. Elimdeki bazı delillere, kürsüyü kalleşçe süsleyen şahsın Misis Toop olduğuna inanmak lazım.

LIONEL: Ya? Hay Allah, hay Allah. Evet, kötü bir durum.

SKILLON: Tabii, Misis Toop’un şahsı için bir diyeceğim yok. Hiç yok. Gerçi bir çokları rahibimizin karısının köyün içinde şortla dolaşmasını pek hoş karşılamıyor. Ama ne de olsa unutmamalıyız ki Misis Toop sizinle evlenmeden önce aktristmiş.

LIONEL: Evlenmeden önce Misis Toop aynı zamanda bir piskoposun yeğeniydi. Hala da öyle.

SKILLON: (hemencecik) A, evet, tabii. Biliyorum, ama ne de olsa sahne hayatı garip bir meslek doğrusu.

(merdiven başında Penelope Toop görünür. 25 yaşında genç güzel bir kadın. Ayağında tüylü terlikler arkasında egzotik bir bornoz vardır)

PENELOPE: Hoş geldiniz, Miss Skillon. Kıyafetimi mazur görün Miss Skillon. Şimdi banyodan çıktım.

SKILLON: Haklısınız Misis Toop. İnsan kiliseyi süslerken çok kirleniyor değil mi?

PENELOPE: Oldukça. (masanın soluna geçer) Peki, kim “ âna ” oldu.

SKILLON: “ Âna ” mı?

PENELOPE: (oturur) Canım bir söz vardır ya, yani fincanlara çayı kim koydu? Canım fena halde çay istiyor ama benim garip inançlarım vardır. Bir çaydanlıktan iki kişi çay koyarsa kavga çıkar derler.

SKILLON: Allah Allah…

PENELOPE: Veya çayı koyanlardan birinin çocuğu olurmuş. Bizim de daha hiç niyetimiz yok. Öyle değil mi Lionel?

LIONEL: Penelope rica ederim.

PENELOPE: Bilmem, Miss Skillon doğurmak ister misin?

SKILLON: (dehşetle) Misis Toop…

LIONEL: (çabucak) Çayı ben koydum. (Penelope’nin çayını doldurur.)

PENELOPE: (havai) Ha, şekerim. Acaba adamın canı sıkılır mı dersin? İsmi neydi?

LIONEL: Hangi adam. (fincanı uzatır) Cidden, Penelope, bazen…

PENELOPE: İsmini hatırlayamadım. Şu yarın senin yerine vaaz verecek arkadaşın.

LIONEL: Humphrey’den mi bahsediyorsun?

PENELOPE: Hah, tamam, Mr. Humphrey.

LIONEL: Mr. Humphrey benim arkadaşım falan değil, Penelope. Ömrümde yüzünü bile görmedim.

PENELOPE: Neyse. Acaba canı sıkılır mı dersin?

LIONEL: Niye canı sıkılacak?

PENELOPE: Şekerim, kasımpatı kalmamış. Onun için kürsüyü pancarla, pırasayla falan süslemek icap etti…

 (Lionel sıkıntıyla Miss Skillon’ a bakar. Penelope bunu fark edip.)

 Miss Skillon biraz daha çay için.

SKILLON: Çay içmiyorum, mersi.

PENELOPE: A… (gergin bir sessizlik olur) Kuzum yine ters bir şey mi yaptım ben?

LIONEL: Penelope?

PENELOPE: Besbelli mühim bir günah işlemişim. Hakkımda fetva verilmiş. (çayını içer) Suç mu bulunmuşum. Şimdi Lionelciğim, sen güzel güzel dışarı çık da, Miss Skillon’ la ben kolları sıvayarak birbirimizin gözünü oyalım.

SKILLON: Sebebi ziyaretim sizi görmek değildi, Misis Toop. Sadece rahip efendi ile birkaç dakika görüşmek istemiştim.

PENELOPE: Ben de sadece şu hususa işaret edeyim ki, Miss Skillon, kocamın sizinle görüştüğü her “birkaç dakikadan” sonra biz saatlerce hırlaşıyoruz.

LIONEL: (arkada masanın solunda) Penelope, şekerim. Eminim Miss Skillon hüsnüniyetle hareket ediyor. Kendisi buranın eskisi. Kulağına gelmeyen dedikodu yoktur.

PENELOPE: (ortada) Ha şunu bileydin.

SKILLON: (ayağa kalkarak) Mr. Toop, ben buraya kendime hakaret ettirmeye gelmedim. Misis Toop aşağı yukarı bir senedir köyümüzdesiniz. Bütün bu müddet zarfında size dostluk göstermekten başka bir şey yapmadım.

PENELOPE: (İçini çekerek) O halde kabahat bende olmalı. Ne yapayım elimde değil, Miss Skillon, nedense sizi her gördüğümde şeytan dürtüyor, git diyor, köy meydanında anadan doğma soyunup hula hula dansı yap.

SKILLON: Sizden gelecek böyle bir hakaret karşısında istihrak duyarız, ama herhalde hayret etmeyiz.

PENELOPE: Durun bakalım, laf karıştı. Bu sefer ki kabahatim ne? Kamyondaki asker mi?

LIONEL: Hayır, değil, Penelope. Doğrusunu istersen Miss Skillon ondan da bana dün bahsetmişti. Çok can sıkıcı bir hadise.

PENELOPE: (Lionel’e) Kamyonla geçen bir askerciğe el sallamak mı can sıkıcı hadise?

SKILLON: Misis Toop, mühim olan bir hadisenin mahiyeti değil, efkarı umumiyeye nasıl aksettiğidir. Siz askere el sallamakla kalmadınız… Üstelik hu hu diye seslendiniz.

PENELOPE: Hu hu mu? Sahi seslendim.

LIONEL: (masanın arkasına geçer) Askeri tanıyor muydun, Penelope?

PENELOPE: Ne münasebet. Zaten yüzünü fark edecek vakit bile olmadı… Kamyon geçerken adam el sallayıp, hu hu dedi. Ben de aynen mukabele ettim. (tatlılıkla) Öyle değil mi Miss Skillon?

LIONEL: Peki, şimdi söyle, bu hareket tarzı bir rahip karısına yakışır mı?

LIONEL: Haksızlık ediyorsun Penelope. Ben hiçbir zaman…

PENELOPE: Lionel rica ederim,kavga edeceksek bile Miss Skillon’un yanında etmeyelim.

SKILLON: Merak etmeyin Misis Toop, ben gidiyorum. (eldivenin tekini düşürür) İyi niyetlerimin yanlış anlaşıldığına müteassirim. Allahaısmarladık Mr. Toop.

LIONEL: (Ona doğru giderek) Miss Skillon sizden nasıl özür dileyeceğimi…

SKILLON: Estağfurullah Mr. Toop, ne yapalım dünya böyle. Ben de affedip unutmaya çalışırım. (Eldivenini almak için arkasını Penelope’ye dönüp eğilir) Rahat yaşamak için insan geniş olmalı. Geniş.

PENELOPE: Siz dar mısınız, Miss Skillon?

LIONEL: Penelope… (Miss Skillon’a) Sizi şeyinize yükliyeyim. Şey yani bisikletinize bindireyim.

SKILLON: Teşekkür ederim, kendim binerim.

(Miss Skillon önde Lionel arkada terastan çıkarlar. Onlar odadan çıkar çıkmaz Penelope ellerini saçlarına daldırıp çeker ve haykırır.)

PENELOPE: Hayy.. (hızla soldaki kapıya gidip seslenir) Ida…

IDA: (Soldan girerek) Ne var hanımcığım?

PENELOPE: Çay takımını topla, Ida.

IDA: (Takımları tepsiye koyarak) Birisi çayını içmemiş.

PENELOPE: Benimki. Al götür, istemiyorum.

IDA: (Bisküvi tabağının kapağını kaldırır) Aa, bisküvi de yememişsiniz. Yine iştahınız kaçtı değil mi, o karının yüzünden size niye diş bilediğini de biliyorsunuz, değil mi hanımcığım?

PENELOPE: Evet Ida.

IDA: Bilmeyen yok zaten, ne yalan söyleyeyim, karı iyi çalıştı. Ama adamcağız bir de kafese girmiş olsaydı, bir daha Allah kurtaramazdı. (Çay takımları ile soldan çıkar. Balkon kapısından Lionel girer.)

LIONEL: Yüreğime indi Penelope, yüreğime indi. (ortaya gelerek)

PENELOPE: Biliyordum, ah biliyordum. Başlıyoruz yine off. Günün birinde o karıyı gırtlaklayacağım. Ne imiş peki istediği bir türlü anlaşılmadı…

LIONEL: Galiba harman bayramı münasebetiyle kürsüyü süslemişsin.

PENELOPE: Süsledim, ne olacak?

LIONEL: Kilise kürsüsünü süslemek hakkı eskiden beri münhasıran Miss Skillon’a aittir.

PENELOPE: Hay Allah Lionelciğim, sevgilim. Yemin ederim, mahsus yapmadım? Vallahi haberim yoktu, ama gel de anlat, o namussuz cadıya…

LIONEL: İstirham ederim Penelope, kullandığın kelimeleri biraz daha dikkatli seçmeye çalış. Senin mevkiindeki bir kadının biraz daha vakur olması lazım.

PENELOPE: Yeni rahip karısı rolüne daha iyi gireyim.

LIONEL: Rolüne değil, hüviyetine. (kanepenin soluna geçer) meselenin esası bu zaten. Eskiden aktris olduğunu unutman, bir piskopos yeğenine yakışır tarzda hareket etmen lazım.

PENELOPE: (parlayarak) Nasıl olacakmış o, kendimden başka bir tek piskopos yeğeni tanıyorum ben. O da foli berjer de çıplak dans ediyor.

LIONEL: Penelope bana öyle geliyor ki kocanı bilhassa kızdırmaya çalışıyorsun. Sana basit bir sual sorayım mı? Niçin ortalıkta şortla dolaşıyorsun?

PENELOPE: Niçin dolaşmayayım? Hem rahat, hem pratik, üstelik ucuz.

LIONEL: Belki, fakat Miss Skillon’un dediği gibi bir yerin adabına sığacak şey vardır, sığmayacak şey vardır. Neticede şort…

PENELOPE: Hadi be, Miss Skillon kendi neticesini şortuna sığdırsın da….

LIONEL: Penelope… (arkasını döner)

PENELOPE: Kendisi şort giyemiyor diye ifrit oluyor.

LIONEL: (sola dönerek) Kafi artık Penelope. Daha fazla adilik istemem. Sonra … (soldan Ida girer)

IDA: Affedersiniz efendim.

LIONEL: Ne var Ida …

IDA: Çiftlikten Willie Briggs gelmiş efendim. Arka kapıda, sizi görmek istiyor.

LIONEL: Geliyorum. (soldaki kapıya döner) Penelope, yukarı çıkıp sırtına bir şey taksan fena olmaz. Örtün de ne kılığa girersen gir. Böyle dolaşacağına şorta bile razıyım.

(Öfke ile soldan çıkar. Penelope içini çekerek masanın üstünden mecmua alıp kanepeye gider)

IDA: (soldaki kapıda durur, esrarengiz bir tavırla) Hanımcığım, hala burada.

PENELOPE: Kim burada, Ida?

IDA: Miss Skillon. Garajda. Hali perişan.

PENELOPE: Neden? Ne oldu?

IDA: Patlattım.

PENELOPE: (dehşetle) Nesini patlattın, Ida.

IDA: Bisiklet lastiğini.

PENELOPE: Kasten mi yaptın?

 

IDA: Hayır, inadıma yaptım.

(Ida mutfağa gider. Penelope oturmak üzere iken telefonu çalar, Penelope telefona gider)

PENELOPE: (Telefonda) Alo… Alo… Evet. Rahip’in evi… Ben Miss Toop… Kim? (sevinerek) Amca, amcacığım. Dudley amca. Ne sevindim, nerden telefon ediyorsun? Bad Caster den mi? Allah aşkına Bad Caster de ne işin var… Buraya, aman ne iyi… Çok memnun oluruz… Yarın mı? Niye yarın, bu gece gelsene… Peki bari bu sabah erken gel ? Neden? Anladım … ( soldan Lionel girer) Sende az değilsin amca… (Lionel’e bakarak) Senin yeğenin olduğum için iflahım kesiliyor… Şimdi uzun sürer… Gelince anlatırım… Hadi güle güle… Sabaha bekliyorum… (mecmuayı alır soldaki iskemleye oturur)

LIONEL: Kimdi konuştuğun?

PENELOPE: (Havai) Amcam.

LIONEL: Hangi amcan?

PENELOPE: Dudley amcam.

LIONEL: (heyecanlanarak) Yani… Yani Piskopos mu?

PENELOPE: Ta kendisi.

LIONEL: (telaşlanarak) Ne diyorsun, peki, şey… Ama sen, sabaha bekliyorum gibi bir şey dedin?

PENELOPE: (kısa keserek) Lionel, bu kadar heyecanlanmana lüzum yok. Evet, amcam yarın sabah geliyor. Bu gece Bad Caster deki otelde kalacak.

LIONEL: Bad Caster de mi? Oradaki otel berbattır. ( hayıflanarak ) Şu aksiliğe bak. Tam piskoposun geldiği gün vaazı ben vermiyorum. ( kanepeye oturur )

PENELOPE: Talihine şükret.

LIONEL: Anlayamadım.

PENELOPE: Sevgilim, amcam vaazlarını ezberlemekle övünür. Senin vaazlarını okuduğunu görseydi, beni mirasından mahrum ederdi. Neyse,zaten o ayinde bulunmamak için bilhassa gecikecek.

LIONEL: Çok garip.

PENELOPE: ( kalkarak ) Bilakis çok tabii. ( sağdaki dolaba gider ) Amcam için içecek doğru dürüst bir şey bulabilir miyiz, dersin? Halen evde içki namına bir şişe tuvalet ispirtosu var.

( dolaptan bir şişe çıkarır )

LIONEL: Ne alayım?

PENELOPE: ( Soldaki masaya giderek ) Ne bulursan. Satıcı kızı kandırmak için cazibeni kullanabilir misin? Amcam yobaz değildir.

LIONEL: Elinden geleni yaparım. Öff çok aksi yahu. ( yerinden kalkar ) Gitsem mi gitmesem mi?

PENELOPE: Nereye gidiyorsun?

LIONEL: Wathamton’a. Bu gece genç sesler korosu askerlere konser verecekmiş. Piyanistleri hastalanmış. Az evvel çiftlikten Briggs geldi. Onun yerine benim piyano çalmamı istiyorlarmış.

PENELOPE: İyi ya çalsana.

LIONEL: ( ortaya gelerek ) Bilmem ki… Piskopos yarın geliyor. Bu ilk görüşmemiz olacak.

PENELOPE: Bunun için şimdiden hazırlanmaya hiç lüzum yok. Git eğlenmene bak. ( soldaki dolabın içine girer, biraz sonra Lionel’in paltosu, şapkası, kaşkol ve şemsiyesi ile çıkar)

LIONEL: Tamam buldum. Genç askerlere piyano çalıp eğleneceğim. Ama çare yok gideceğiz.Briggs bekliyor.

PENELOPE: (Lionel’in paltosunu tutarak ) Geç mi döneceksin sevgilim?

LIONEL: Zannetmem ama, Briggs konserden sonra ziyafet var dedi. Anlaşılan ziyafet konserden daha mühim.

IDA: ( Soldan girer, sokak kıyafetiyledir ) Affedersiniz efendim. Willy Briggs huysuzlanıyor. Geç kalıyormuş.

LIONEL: Peki,hemen geliyorum. ( Penelope’ye ) Yalnızlıktan sıkılacak mısın canım?

PENELOPE: Yok canım, daha neler?

LIONEL: Ya, pekala… Allahaısmarladık Penelope. ( Penelope’yi hafifçe öper ) Arkana bir şeyler giymeyi ihmal etmezsin değil mi canım? ( Ida’ya döner) Bu gece izinli misin Ida?

IDA: Evet efendim.( Lıonel soldan çıkar )

PENELOPE: ( ortaya gelir ) Ida,gece eve gelince misafir odasına elektrik sobasını götür. Yarın sabah misafir gelecek.

IDA: Kim hanımcığım?

PENELOPE: Amcam. Lax Piskoposu.

IDA: Piskopos mu?

PENELOPE: Bu gece geç kalma. Biliyorsun onu geçirirsen rahip kızıyor. Dostum Amerikalı idi deyip de kurtulamazsın bu sefer.

( Penelope suratle merdivenleri çıkar, solda kaybolur. Ida sağdaki portmanto aynasına gidip çantasından eski püskü bir ponpon çıkarır yüzünü şiddetle pudralar, sonra aynada kendini seyreder. )

IDA: ( üzgün ) Hadi be, insanın al benisi olmayınca…

( Eğilip ayakkabısını bağlar. Balkon kapısında Miss Skillon görünür. Gizli bir şey yapar gibi içeri girer. Ida’yı görmez, fakat Ida onu görür. Ida birkaç dakika ses çıkartmadan Miss Skillon’u seyreder, sonra birden bağırarak)

 Bir şey mi aradınız?

SKILLON: ( sıçrayarak ) Ay, seni görmedim, Ida.

IDA: ( sağda ) Ben sizi gördüm.

SKILLON: Farkında mısın, bisikletimin lastiğini patlatmışsın.

IDA: ( masum bir tavırla ) Nasıl, ben mi?

SKILLON: Çok dikkatsiz kızsın. Şimdi ben iç lastiği çıkaramıyorum. Acaba rahip bakar mı?

IDA: Bakardı, ama dışarı çıktı efendim.

SKILLON: Çıktı mı, nereye gitti?

IDA: Dışarı.

SKILLON: Misis Toop da çıktı mı?

IDA: Yok, o evde. ( korkutur gibi ) neredeyse aşağı inecek.

SKILLON: Ya-eee, ben gideyim öyleyse.

( Balkona doğru giderken, sol taraftan içeri giren onbaşı Clive Winton’u görüp durur. Clive 26 yaşında yakışıklı bir delikanlıdır. Sırtında üniforma vardır. )

CLIVE: Bonsuar.

SKILLON: ( buz gibi ) Bonsuar.

IDA: ( aşağı kalmamak için ) Bonsuar.

SKILLON: ( sertçe ) Ida bu delikanlı arkadaşın mı?

IDA: Hayır efendim. ( Misafire ümitle bakarak ) Daha değil.

CLIVE: ( Miss Skillon’a ) Affedersiniz Misis.. Yani şey… Rahibin eşi siz misiniz ?

SKILLON: Ne münasebet…

CLIVE: Mükemmel… yani… neyse… Yani demek istediğim…

 ( odada ilerler )

SKILLON: Misis Toop’u mu görmek istiyorsunuz?

Clive: Misis ne?

SKILLON: Misis Toop. Rahibin karısı. Görmek istediğiniz o mu?

CLIVE: ( solda ) Bilmem ki, belki…

SKILLON: Anlayamadım.

CLIVE: Efendim, benim aradığım genç bir hanım.

SKILLON: Ne?

IDA: Yani bildiğiniz biri mi? Yoksa kim olursa olur mu?

SKILLON: Ida, kendine gel.

CLIVE: ( gülerek ) Ha, ha, çok iyi bildiğim biri. Gayet eski bir arkadaşım.

SKILLON: Peki ama rahibin evine niye geldiniz. Burada genç hanım yok. Hiç yok.

IDA: ( alınarak ) Aşk olsun vallahi. Anladık: hanım değiliz ama.

SKILLON: Sen sus Ida. Delikanlı ben sizi daha evvel gördüm mü hiç?

CLIVE: Beni mi zannetmem.

SKILLON: Yüzünüzü evvelce gördüğüme eminim. Ben bir gördüğümü bir daha unutmam.

( Yukarıda Penelope görünür. Ayağına pantolon giymiştir. Aşağı inmeye başlar. Clive’i görünce durur. Clive de döner, Penelope’yi görünce bağırır. )

CLIVE: Penelope…

PENELOPE: Clive…

CLIVE: Hayatım…

PENELOPE: Canikom. ( koşarak merdivenleri inip Clive’in kollarına atılır. Miss Skillon dehşetlere garkolmuş seyreder. Penelope hala Clive’in kollarında konuşur. )

CLIVE: Seni…

PENELOPE: Rüya görüyorum galiba. ( Miss Skillon’u fark eder. ) Miss Skillon ( manidar ) Rahip evde değil…

SKILLON: ( gözleri büyümüştür ) Ben… şey… ben…

PENELOPE: Maalesef gece geç gelecek.

SKILLON: Ama… ben…

PENELOPE: Geldiğinizi söylerim. Tekrar geldiğinizi ve yarın sabah erkenden yine geleceğinizi…

SKILLON: İyi ama…

PENELOPE: Aması yok. Miss Skillon.

( Miss Skillon’un gitmekten başka çaresi yoktur. Kadere boyun eğer.)

SKILLON: ( çıkarken ) Pes yani… ( çıkar. Clive ortaya gelir. )

PENELOPE: ( Ida’yı savmak için ) Ida şey… Bu bey benim çok eski bir arkadaşım. Tiyatroda beraberdik.

IDA: ( mutfak tarafına giderek ) Üzmeyin kendinizi hanımcığım. Ben kovalanmadan da kaybolurum. ( kapıya giderek Clive’le Penelope’ye tatlı tatlı gülümser ) Siz keyfinize bakın. ( soldan çıkar )

CLIVE: ( sağa gelip, Penelope’ye döner ) Aferin yahu, bir dakikada ikisini de savdın. Ama o misis… neydi kadının adı, ona fazla soğuk davranmadın mı?

PENELOPE: Miss Skillon’a mı, soğuk davrandım? ( kanepenin soluna geçer ) Alay mı ediyorsun? Karıyı her gördüğüm de muhabbetten kanım fıkır fıkır kaynıyor. Aksi gibi gözünün önünde sana sarıldım.

CLIVE: ( kanepenin arkasında ) Neden ne olur?

PENELOPE: Ne olacak, kocama anlatmadan gözüne uyku girmez.

CLIVE: ( hayretle ) Kocana mı? Ne yoksa o Misis Bupadup sen misin?

PENELOPE: Toop, sevgilim, Toop. Zaten maskara bir isim büsbütün kepaze etme. ( kanepenin sağına oturur )

CLIVE: ( ona doğru bir adım atar. ) Ama sen o değilsin, değil mi?

PENELOPE: Bendeniz oyum… Bir senedir.

CLIVE: Peki sebep?

PENELOPE: Ne demek, sebep?

CLIVE: Yani sen… Ne bileyim sen papaz karısı… ( sola geçer ) Son görüşmemizde sen sanat aşkı ile yanıp tutuşuyordun. Oysa şimdi.

PENELOPE: Evli barklı bir moruk olmuşum, öyle mi?

CLIVE: Yok canım, daha değil.

PENELOPE: Anlaşılmayacak bir şey yok, Clive. Lionel’i yani kocamı çocukken tanıdım. Komşuyduk. On sekiz ay önce tekrar karşılaştık, seviştik… Ve işte bu hale geldik…

CLIVE: Peki ya mesleğin?

PENELOPE: Hadi canım. Bende istikbal garantileyecek tiyatro kabiliyeti var mıydı?

CLIVE: Yok muydu? ( Penelope’nin sağına oturur )

PENELOPE: Yoktu.

CLIVE: Neyse canım. Böyle de fena olmamış. Bari şimdi mutlu musun?

PENELOPE: Çok. Ama ara sıra da üstüme bir hal geliyor. Yangın var diye bağırıp buranın altına üstüne getirmek istiyorum.

CLIVE: İyi değişmemişsin.

PENELOPE: Ama esasta sahiden çok mesudum. Peki senden ne haber? Burada ne yapıyorsun, anlatsana. Ha,çay içer misin?

CLIVE: Mersi canım istemem.

PENELOPE: İçki namına maalesef yalnız tuvalet ispirtosu var.

CLIVE: İyi kalsın, ben tuvaletimi yapıp geldim.

PENELOPE: Öyleyse anlat hadi kendinden bahset.

CLIVE: Şekerim Mister Hit’lerin sayesinde tiyatroyu bırakıp muharip olduk. Şimdi de sahneye çıkıyorum ama, asker eğlendirmek için. Para namına zırnık yok anlayacağın. Oradan oraya gitmediğimiz yer kalmadı. Dün de bu civara geldik.

PENELOPE: Nereye?

CLIVE: Wathampton’a beni esir kampına verdiler.Mühim vazife. Alman esirlerini bekliyorum.

PENELOPE: Wathampton mu? Lionel’de bu gece oraya gitti. Piyano çalacak. Köyün genç sesler korosu bu gece orada askerlere konser veriyor.

CLIVE: Zavallı askerler.

PENELOPE: Peki Clive, sen burada olduğumu nereden bildin?

CLIVE: Dün gördüm ya.

PENELOPE: Dün mü?

CLIVE: Sen de beni gördün. Kamyonla geçerken el salladın ya…

PENELOPE: ( gülerek ) Hay Allah iyiliğini versin, sen miydin o?

CLIVE: Bendim. Senin bu kapıdan girdiğini gördüm. Belki papazlarda misafirdir dedim. Bugün de izinliydim. Seni aramaya çıktım.

PENELOPE: Çok iyi ettin Clive. Bende tek başıma ne yapayım diye düşünüyordum. Ama evde kalmamız doğru değil.

CLIVE: Neden? Gayet rahat bir ev.

PENELOPE: Evet ama, biraz fazla rahat… Yani ikimizden başka kimse yok…

CLIVE: Ha, şu mesele. Miss Skillon duyacak olsa tasvip etmez. Öyle mi? ( ayağa kalkar )

PENELOPE: Tasvip etmez ama… Sevincinden altı takla atar. Aman yarabbi eline böyle bir eline hikaye geçse nasıl özene bezene süsler de anlatır.

CLIVE: Öyleyse bir an evvel dışarı fırlayalım.

PENELOPE: Evet, ama nereye? Fırlayacak bir yer yok ki bu civarda.

CLIVE: Şeye gidelim… ama olmaz… Papaz efendinin karısı koluna bir asker takıp köy meyhanesine gidemez değil mi?

PENOLOPE: Saçmalama… Papaz efendinin karısı meyhanenin önünden bile geçemez. (biraz düşünür) İstersen sinemaya… (birden) Dur bakalım. (kalkıp masada ki gazeteleri karıştırır.) Birkaç saat bir tiyatroda seyirci olarak kalmaya tahammül edebilir misin?

CLIVE: Ne tiyatrosu? Burada tiyatro var mı?

PENELOPE: Burada yeli bir grup var. (gazeteyi bulur) İşte. (okuyarak) Bu hafta saray tiyatrosunda… (durur) Aman yarabbi, olur şey değil…

CLIVE: Ne imiş?

PENELOPE: Dinle. (okur) Bu hafta saray tiyatrosunda Noel Coward’ın nefis bir komedisi temsil ediliyor. Mahrem Anlar.

CLIVE: (İnanamayarak güler) Yok canım.

PENOLOPE: (Gülerek) İşe bak… Clive, Mahrem Anlar’da beraber oynadığımız o turne kaç hafta sürmüştü?

CLIVE: Kırk üç hafta. Hatta bir de buçuğu var. Mertcy Tydfil’deki o son üç geceyi de hesaplamak lazım.

PENELOPE: Bu gece bir daha görmeye tahammülün var mı?

CLIVE: Tahammül mü, deli misin, bayılırım. Ama beni oyunun orta yerinde kovarlar; çünkü bağıra bağıra dayanamayıp eski rolümü söylerim.

PENELOPE: Ziyanı yok. Gidip kovulalım. Hadi.

CLIVE: Ama dur. Tiyatro nerde?

PENELOPE: Blatford’da. Birkaç kilometre ilerisi. Otobüs var.

CLIVE: Maalesef güzelim, gidemeyiz.

PENELOPE: Gidemez miyiz, neden?

CLIVE: Blatford izin bölgesi haricinde.

PENELOPE: O da ne demek?

CLIVE: Şu demek ki, Blatford’ da üniformayla enselenirsem sabaha karşı şafakta kurşuna dizilirim. Daha beteri gelecek iznimi de kaldırırlar.

PENELOPE: Ama neden Blatford hudut harici olsun? Sebebi ne?

CLIVE: (kafasını sallayarak) Yavrucuğum çok safsın. Askerlikte hiçbir şeye sebep aranır mı?

PENELOPE: Eee, oldu mu ya. Düşün bak. (Clive’ e döner) Bir koşu gider, bir lokma bir şey yiyip oyuna yetişirdik. Sonra yine yemek yiyip son otobüsle dönerdik.

CLIVE: Anlaşılan sen iyice acıkmışsın canım. Ama maalesef hevesin kursağında kalacak… Bir sigaran var mı?

PENELOPE: (sigara kutusunu gösterir.) Kutu dolu içmene bak. İstediğin kadar var. (Clive kutudan bir sigara alır)

IDA: (soldaki kapıdan girer) Affedersiniz efendim.

PENELOPE: (hayretle) Ne o Ida? S en daha gitmedin mi?

IDA: Gittim de geldim.

PENELOPE: Neden? Bir şey mi unuttun?

IDA: Evet hanımcığım, beyin pantolonunu unutmuşum.

PENELOPE: Anlamadım.

IDA: Hani hanımcığım anneme götürecektim de arkasına yama koyacaktı.

PENELOPE: Sahi hatırladım. Bu sabah ceketiyle beraber aşağı indirmiştim. (soldaki dolaptan askıdan bir kostüm çıkarır) İşte, annene söyle kol ağızlarını da gözden geçirsin.

IDA: (kostümü alarak) A, hanımcığım bu değil.

PENELOPE: (ortada) Değil mi?

IDA: Değil ya. Bu beyin iki numaralı elbisesi.

CLIVE: (kanepenin solundan) Kaç elbisesi var beyin?

PENELOPE: Üç.

CLIVE: Vay istifçi vay.

PENELOPE: Hay Allah kahretsin. Öbürünü nereye koydun?

IDA: (merdivene gidip yukarı çıkmaya başlar) Gidip bir bakayım.

PENELOPE: Evet, yok dur. Ben gideyim yerini ben bilirim.(Ida geri gelir.) Pardon Clive. (yukarı çıkar) Şimdi gelirim.

IDA: (bir sukuttan sonra) Hava açacak mı dersiniz?

CLIVE: (hayretle) Zannetmem. Sımsıkı kapayacak. (arkasını dönüp güler, kısa bir sukut olur )

IDA: Ben Ida’ yım.

CLIVE: (dönerek) Teşerrüf ettim.

IDA: Ne ettiniz?

CLIVE: Tanıştığımıza memnunum.

IDA: Ah, ben de çok memnunum.

CLIVE: Aferin sana, ben kimim biliyor musun?

IDA: (gözleri irileşerek) Yooo, kimsiniz?

CLIVE: (şaka ederek) Gazetelerde ki resimlerime benzetemedin mi?

 IDA: Benzetemedim.

CLIVE: (ciddiyetle başını sallar) Benim ismim Montgomery.

IDA: (telaşlanarak) Hadi canım, matrak geçiyorsunuz.

CLIVE: (ciddiyetle) Benim mevkiimdeki insanlar, matrak geçmez Ida…

IDA: Ömürsünüz vallahi, bayıldım size…

CLIVE: Ida, ben de sana bayıldım. Bir akşam sinemaya gidelim.

IDA: (sevinç içinde) Ne diyorsunuz? Ama gelecek çarşambaya kadar iznim yok.

CLIVE: Ne yapalım hayat acıdır. Sabretmemiz lazım. (yukarıdan elinde başka bir siyah kostümle Penelope girer)

PENELOPE: (Aşağı iner. Ida’ ya elindeki kostümü verip ondakini kendisi alır) İşte Ida, annene söyle elinden geleni yapsın.

IDA: Merak etmeyin hanımcığım,annemin elinden geçtikten sonra tanınmayacak hale gelir.

PENELOPE: (ortaya gelir) ona razıyım,giyilmez hale gelmesin de

IDA: Merak etmeyin hanımcığım,akşama getiririm (penelopenin elindekini işaret ederek) bunları kaldırayım mı?

PENELOPE: (bir an evvel Ida’yı salmak için) yok yok, ben kaldırırım. Mutfakta kağıtla sicim var mı?

IDA: Olacak.

PENELOPE: Haydi öyleyse…

IDA: (Clive’a) keşke bu elbiseler sizin olsaydı. (penelopeye manalı gülümser,döner clive’a kıkırdar ve soldan çıkar)

PENELOPE: Ida bayıldı sana.

CLIVE: Fena parça değil.

PENELOPE: Ida mı? Harikadır. Dinle Clive aklıma bir şey geldi. Dön bakayim.

CLIVE: (İtiraz eder) nolucak?

PENELOPE: (Clive’ı ite ite döndürür,tepeden tırnağa süzer) dön, dön…

CLIVE: Noluyor kuzum, teftiş mi var?

PENELOPE: Ölçüleriniz uyuyor,bunu giyersin

CLIVE: Neyi

PENELOPE: Burada eskiden oturan papazın elbisesini.

CLIVE: Ne ? ben papaz kılığında ?deli misin sen? İnsanın canına okurlar.

PENELOPE: Neden, senin asker olduğunu nereden bilecekler?

CLIVE: (Fikre pek yanaşmaz) peki ama.

PENELOPE: İyi düşün Clive. Mükemmel bir yemek,nefis bir içki ve… mahrem anlar…

CLIVE: Pekala,senin dediğin olsun. Ama unutma sonra hemen üstümü değişmem lazım.

PENELOPE: İznin kaça kadar?

CLIVE: Gece yarında bitiyor.

PENELOPE: Biz bilemedin onu çeyrek geçe dönmüş olucaz. Elbiseni değiştirmeye bol bol vakit olur.

CLIVE: Peki, kocan kızmaz mı? Ben olsam kıyameti koparırım.

PENELOPE: Oda koparacaktır ama bir gün iş işten geçtikten sonra. Ama o bizden sonra gelecek,belki de hiç gelmez.

CLIVE: (Vazgeçirmek ümidiyle) ya bir aksilik çıkarsa?

PENELOPE: Ne aksilik çıkacak? Soran olursa ismim Humphrey dersin.

CLIVE: Allah Allah, neden Humphrey?

PENELOPE: Çünki o isim de biri yarın sabah kilisede vaaz vermeye gelecek.

CLIVE: iyi… ama… ben…

PENELOPE: al şunları şu odaya girde giyin. (sağdaki yemek odasının kapısını işaret eder)

CLIVE: Bir dakika dur, rolümü anlıyayım. Adım Humphrey yarın vaaz verecek misafir rahibim… bana bak, ya sahiden bana vaaz verdirirlerse?

PENELOPE: Hadi deli…

CLIVE: Ne diye o odaya yolluyorsun beni?

PENELOPE: Bu odada ben varımda ondan.

CLIVE: (Elbiselerini alıp yemek odasına gider) ha,ha öyle ya (çıkar geri gelir) bak şuraya yazıyorum. Muhakkak bir aksilik çıkacaktır,böyle karışık işler olan yüzlerce piyesde oynadık, kahramanın başı muhakkak belaya girer.

PENELOPE: Doğru canım ama son perde de her şey düzelir. Hadi git giyin. Kapıyı açık bırakta konuşalım.

CLIVE: Sen ne dersen de, benim içim rahat değil. (sağdaki kapıdan yemek odasına gider)

PENELOPE: (Soldaki kapıya giderek) Ida…

CLIVE: (telaşla girer) ha bir o eksikti.

PENELOPE: Merak etmeyin,gelmeyecek,gitti mi diye bakıyor. (Clive çıkar. Penelope soldaki dolaptan bir papaz şapkasıyla yakalığı çıkarıp kanepeye bırakır. Privata lives piyesindeki some day I’ll find you şarkısının söyler.)

CLIVE: (Dışardan) bu bana neler hatırlattı…

PENELOPE: Şarkı mı?

CLIVE: Evet. Bütün turne müddetince her gece sen şarkıyı yanlış notadan başlıyacaksın diye yüreğim ağzıma geldi.

PENELOPE: (İtiraz ederek) aşk olsun. (ortaya gelir)

CLIVE: Doğru başladığını da hiç hatırlamıyorum.

PENELOPE: (sağdaki kapıya doğru gider) halt etmişsin sen. (çabucak kapıdan uzaklaşır) affedersin (Penelope kapının önüne geçer, sağdan Clive girer. Papaz elbisesinin pantolonunu giymiştir. Elinde de elbisenin ceketi de yeleğiyle kendi üniforması vardır.)

CLIVE: (ortaya gelir) aldırma geç kaldın. Bana bak, yaka meselesi ne olacak. (elindekileri kanepenin sol koluna bırakır)

PENELOPE: Lionelninkini takarsın.

CLIVE: Nasıl şey o? Yani bayağı. Papaz yakalığı?

PENELOPE: Tabi…

CLIVE: Yok artık, o kadarı fazla,zaten boyundan büyük günaha giriyor…

PENELOPE: (yakalığı elinde sallar. Kanepenin üstüne çıkar. Clive yüzünü buruşturur.) dön. (clive’ın boynuna yakalık takmaya çalışır.) kımıldayayım deme, boğulursun…

CLIVE: Zaten boğuluyorum. (Penelope yakalığı ilikleyebilmek için çekiştirip durur.) yahu beni Miss Skillon mu sandın?

PENELOPE: Keşke olsaydım…

CLIVE: Kaç numara bu yakalık?

PENELOPE: Onbeş.

CLIVE: Onbeş mi? Ben onaltı giyerim. (boğuk boğuk) ne olacak canım pazarlık edicek değiliz ya…

PENELOPE: (zorlukla yakalığı düğmeler, nefes nefese ) oldu. (üniformayı alır ) bunu öyle bir salkıyayım ki kimse bulmasın… (ortaya gelir)

CLIVE: (rahip elbisesinin ceketini giyerek) ama rica ederim biz bulalım…

PENELOPE: (etrafına bakınır, merdivenin sağındaki meşe sandığı görür) tamam, bu sandığı kimse açmaz.içinde tenis raketleriyle Lionel’ın golf sopalarını görür. (üniformayı sandığa koyar)

CLIVE: (tamamen giyinmiştir, aynada sıkıntı ile kendini süzer) vay canına baban da mı papaz. (rahip şapkasını başına giyer,aynaya bakmasıyla çıkarması bir olur) önümde sallanan şey ne olacak?

PENELOPE: (kanepenin önünde clive’a yaklaşarak) içine sokacaksın, deli (papaz önlüğünü düzeltir) baya heyecanlanıyorum, Clive. Acaba amanda rolündeki kız seyircileri benim kadar güldürebiliyor mu?

CLIVE: Benim merak ettiğim de başka. Acaba elyot rolünde ki biçare benim kadar hırpalanıyor mu?

PENELOPE: Ne demek istiyorsun?

CLIVE: Ne demek istediğimi pek ala biliyorsun. İkinci perdenin sonunda ki kavgadan bahsediyorsun.

PENELOPE: Ee ne olmuş?

CLIVE: Aman Allahım. Her seferinde kendinden geçerdin de beni boğmana ramak kalırdı, unuttun mu?

PENELOPE: Halt etmişsin.

CLIVE: Hele en sonunda sözde beni yere yuvarlıyacak yumruk yok mu… o yumruğu bir defa bile tam zamanın da savuramazdın

PENELOPE: Aman ne iftira.

CLIVE: Bir defa bile.

PENELOPE: (ağlamak üzere) Clive…

CLIVE: Affedersin. Bir defa zamanında attın. Bir tek defa.

PENELOPE: mersi.

CLIVE: (yanarak) turnenin son gecesinde. ( Penelope aşağı yukarı dolaşır.) hal bu ki nede kolaydı. Nasıl olacağını gayet iyi hatırlıyorum. Sen en son olarak ‘eşşek,hayvan,domuz,canavar’ diye bağıracak tam canavar derken de yumruğu yapıtıracatın…

PENELOPE: Ee?

CLIVE: Hal bu ki her seferinde hiç beklemediğim bir anda daha domuz derken yumruğu yerdim.

PENELOPE: Tabii ya, benden kaçardın da ondan. O yumruğu o anda yapıştıramasam seni yakalamak için sahnenin içinde kovalama icab ederdi.

CLIVE: Saçmala… (hareketlenerek) nasıl kaçarım… o sırada ben yerdeyim, sen de üstümdesin…

PENELOPE: Evet ama yuvarlanıp duruyoruz.

CLIVE: Dinle bak. Laflar hatırında mı?

PENELOPE: Nasıl unuturum?

CLIVE: Öyleyse sana şimdi ispat edeceğim. ‘artık her şey bitti’… den başla… hatırladın mı?

PENELOPE: ( yerini alır) ben buradayım. ( Clive yerini alır) hazır mısın?

CLIVE: Başla…

PENELOPE: ( amanda rolünde çok yavaş) Artık her şey bitti,anladın mı ? Ebediyen: her şey her şey… ( muhayyel bir kapıya gidip hırsla açar gibi yapar. Elyot rolünde Olive peşinden koşarbileklerinden yakalar)

CLIVE: (Elyot) seni böyle göndermem…

PENELOPE: (Amanda) Bırak.

CLIVE: (Elyot)gel diyorum, gel.

PENELOPE: (Amanda) Bırak diyorum, allahın belası… (Olive penelopeyi muhayyel kapıdan çeker,boğuşurlar Penelope nefes nefese) cehenenem zebanisi herif , Allah belanı versin. İyi ki ne mal olduğunu anladım. Seninle tekrar evlenmekmi ? Gebersem…

CLIVE: (Elyot Amanda ile aynı zamanda ) Sus diyorum kes sesini , Acaba köpek gibi yalvarsan yine alırmıyım … Şeytan görsün suratını habis karı…

(Bu esnada ayakları halıya takılınca yere düşerler) (öfke ile değil tabi , alt alta üst üste yerde debelenirler. Teras kapısında Miss Skillon belirir ilk anda yerdekileri fark etmez.)

SKILLON: (Girerken) Benim…

(Sahnenin ortasına gelince yerde dövüşenleri görür. Clive’in yüzünü fark etmediği için Lionel zanneder. Dehşetle haykırır.)

 Misis Toop. Aman Mister Toop…

 (Penelope ile Clive kendilerini rollerine o kadar kaptırmışlardır ki duymazlar. Miss Skillon etraflarında dönerek)

Mister Toop rica ederim. Yapmayın Mister Toop. Haklısınız ama bu kadarıda fazla…

(Miss Skillon yalvarmaya devam eder. Nihayet Penelope kendini kurtarıp doğrulur. Fakat Clive bacağını çekince yere düşer… Düşerkende mümkün olursa bir masa devirir. Miss Skillon hep yalvarmaktadır.)

Ayy, yapmayın ,eyvahlar olsun, yarında harman bayramı. Ne olur Misis Toop. (Penelopeye yaklaşır)

PENELOPE: (Amanda avazı çıktığı kadar bağırır) ‘Eşek, hayvan, domuz , canavar…

(Tam canavar derken Clive’e doğru var kuvveti ile bir yumruk savurur. Yumruğu Clive yerine aksi gibi tam suratının ortasına Miss Skillon yer. Miss Skillon kendini kaybederek yere yuvarlanır

PERDE SONU

 

İKİNCİ PERDE

 Dekor aynı,vakit aynı gece saat. Per açıldığı zaman sahne karanlıktır. Yalnız teras kapısından içeri mehtap süzülür.Biraz sonra sol taraf dışarıdan Lionel’in sesi duyulur.

WILLIE: ( Dışarıdan ) Size yardım edeyim , Mr.Toop.

LIONEL: ( Dışarıdan ) Mersi , Willie.Ben taşırım , iyi geceler.

WILLIE: ( Dışarıdan ) Size de efendim.

( Soldaki kapıdan yavaş ve dikkatli yürüyerek Lionel girer.Elinde bir viski ve konyak şişesi vardır. )

LIONEL: ( Odayı karanlık bulunca şaşırır. ) Aa , hayırdır inşallah.

( Şişeleri epeyce şıngırdatarak bir masaya bırakır , perdeleri örter şapkasıyla paltosunu çıkartırken kendi kendine söylenir. )

Garip şey. ( Seslenir. ) Penelope. ( şapkasıyla paltosuyla dolaba asarak ) Penelope…

( Hafiften bir şarkı sesi duyulur.Titrek ve mahmur bir kadın sesi. )

SKILLON: Uyu yavrum melekler seni bekler… ( sonuna doğru şarkı ızdıraplı bir feryat halini alır. )

LIONEL: ( Telaşlanarak ) O da nesi? ( yaklaşarak ) Sen misin Penelope? Nerdesin?

( Soldaki kapının yanındaki elektrik düğmesini çevirir. Kanepeye yaklaşır ve olduğu yerde kalır. Kanepede boylu boyunca uzanmış Miss Skillon yatmaktadır. Bir elinde boş bir kadeh tutmakta , bir kolu da aşağı sarkmaktadır. Yanı başında yarıdan fazlası boşalmış tuvalet ispirtosu şişesi durur. Lionel gözlerine inanamaz. )

 Miss Skillon?

SKILLON: ( Bir gözünü açıp dalgın söylenir ) Gel benim nazlı yarim…Bahçelerde gezelim.

LIONEL: ( Dehşetle ) Aman yarabbi. Miss Skillon , size ne oldu?

SKILLON: ( Saçmalamaya devam eder ) Ahlak terazide ölçülmez.

LIONEL: ( Çaresiz kalarak omuz silker.Yerden şişeyi alıp ışığa tutar ) Bir şey kalmamış. ( Miss Skillon’un elinden kadehi alıp şişe ile ikisini masanın üstüne koyar ) Miss Skillon…

( Kadını hafifçe dürter ) Miss Skillon evinize gidip yatsanız…

SKILLON: Kiminle?

LIONEL: ( Yalvararak ) Kendinize gelin , ne olur , nasıl oldu da bu hale geldiniz ?

SKILLON: Ay bacaklarım , bacaklarım ne oldu ?

LIONEL: Bacaklarınız mı?

SKILLON: Bir ayarsızlık var , bacaklarımda.

LIONEL: ( Usulca kadının ayak bileklerini tutar ) İsterseniz ben…

SKILLON: ( Kıkır kıkır gülerek ) Seni gidi yaramaz. ( Lionel kadını oturtur ) Ay , siz misiniz Mr.Toop ?

LIONEL: Benim ya , biraz rahatladınız mı ?

SKILLON: Nerem rahtladı ?

LIONEL: Ne olur kendinizi toparlayın , Miss Skillon.

SKILLON: Pis karı , vurdu bana.

LIONEL: Ne?Hangi kadın? ( Miss Skillon’un soluna oturur ) Miss Skillon , Allah rızası için bu gece burada ne oldu ?

SKILLON: Mr.Toop üzülmeyin , benim ağzım sıkıdır.

LIONEL: Bana da mı söylemeyeceksiniz ?

SKILLON: ( Kat’i ) Katiyetle söylemem kimseye. ( Lionel’in elini tutar )

O sır ebediyen aramızda kalacak.

LIONEL: Aramızda mı ?

SKILLON: O hınzır kadının size yaptıklarını gördüğüm zaman…

LIONEL: Kadın mı ? Hangi kadın ?

SKILLON: … Halinize içim parçalandı. ( Lionel ümitsiz bir tavırla başını ellerinin arasına alır) Tevekkeli pantolon giymiyor.

LIONEL: ( Kendi kendine ) Tam olmuş , ayılmaz imkanı yok.

SKILLON: ( Şarkı söyler ) Ah mares eat oats and does eat oats and little lambs eat ıvy.

( Lionel Miss Skillon’u bırakıp kalkar , ne yapacağını bilemeden etrafına bakınır. Sonra bir çekmece açıp içinden bir şişe amonyak ruhu alarak Miss Skillon’a yaklaşır. Miss Skillon dalgın sorar. )

 Nedir o ?

LIONEL: ( Uzaktan durur , şişeyi Miss Skillon’un burnuna yaklaştırarak ) Koklayın…

SKILLON: ( Gürültülü ve derin bir nefes alarak ) Oh… ( Sırt üstü kanepeye yıkılır . )

LIONEL: ( Telaşla döner ) Hay Allah ne halt ettim . Miss Skillon. ( Kadının ellerine tokat atar ) Miss Skillon… ( deli gibi etrafına bakınır , kendi getirdiği şişeleri görür söylenerek almaya gider. ) Konyak…

( Konyak şişesini alır , ağzını açar bir bardağa biraz konyak doldurur geri gelir. Miss Skillon’un yanına diz çöker , kolunu kadının beline dolayıp kaldırmaya çalışarak , bardağı ağzına dayar. )

 Kalkın da şunu için.

SKILLON: Abi hayat mısın , kafir ?

(Lionel tam bu vaziyette iken mutfak kapısından Ida girer. Ida sahnenin ortasına doğru ilerler, ötekileri görünce ağzı açık kalır.Lionel de başını çevirip onu görür.Miss Skillon geri kayar. )

IDA: Vay vay vay… Kolay gelsin .( kendini dışarı zor atar )

LIONEL: Ida , buraya gel. Ida diyorum. ( Ida geri gelir ) Ida , Miss Skillon biraz rahatsız…

IDA: Neden ne olmuş ?

LIONEL: Bilmem ki az evvel içeri girdim , bir de şey… Bir de baktım şey…baktım , böyle yatıyor işte…

IDA: Yok canım ?

LIONEL: Hanım da evde değil .

IDA: ( Manalı ve alaylı ) Sahi mi ?

LIONEL: Bu evde bu gece bir şeyler dönmüş.

IDA: ( Dehşetli bir itham ) Söylemeye ne hacet … ( Soldaki kapıya doğru gider )

LIONEL: Ida , sen Miss Skillon’un burada ne aradığını biliyor musun ?

IDA: ( Kapıda ) Ben bildiklerimi mahkemede söyleyeceğim . ( hızla çıkar )

LIONEL: ( Ağzı açık kalmıştır ) Mahkeme mi ? Ne münasebet… ( seslenir ) Ida… (cevap veren olmaz , telefon çalar. Lionel boş bulunup sıçrar ) Hay Allah . ( Telefona koşar ) Alo? Alo? Efendim..Rahip benim…Neresi dediniz ?Karakol mu? Eyvahlar olsun…Efendim , evet Baş çavuş ? Kim kaçmış… Kamptan mı? Alman esiri mi?.. Ne diyorsunuz ? İyi ama bundan bana ne? Yaa , demek bu tarafa gelirken görmüşler. İyi ama buraya geleceği ne malum? Ha , ha … Silahlı mı acaba ? ..Ya… şu halde muhakkak tetbir alırım. Teşekkür ederim , çavuş teşekkür ederim. İyi geceler . ( Telefonu kapar , alnının terlerini silerek ortaya gelir ) Nedir bu başıma gelenler ? (Miss Skillon’a bir de telefona bakar ) Biri bitmeden öteki başlıyor…( yanına gidip Miss Skillon’u yavaşça dürter ) Miss Skillon ( Miss Skillon gözlerini açıp doğrulur ) Mİss Skillon evinize gitmez misiniz ?

 

SKILLON: Sizinle mi ?

LIONEL: Aman Allahım… ( sağa giderek zil çalar , sonra yine Miss Skillon’a döner ) Sizi korkutmak istemem ama söylemem lazım . Karakoldan telefon ettiler , tehlikeli bir şahıs ortalıkta dolaşıyormuş.

SKILLON: Çıksın karşıma namussuz. Kana susamış canavar gibiyim bu gece . (Soldan Ida girer)

IDA: Beni mi çağırdınız ?

LIONEL: ( Ortaya gelerek ) Ida , sorduklarıma cevap ver. Misis Toop nereye gitti ?

IDA: Bir şey söylemem dedim ya.

LIONEL: Saçmalama. Miss Skillon ne zaman geldi?

IDA: Ağzımdan bir kelime alamazsınız. Mahkemede konuşacağım.

SKILLON: ( Dalgın ) Alt alta üst üste. Gözümle gördüm .

LIONEL: ( Ona döner ) Ne gördünüz , Miss Skillon ?

SKILLON: Hele o küfürler.

LIONEL: Hangi küfürler ?

SKILLON: Korkmayın Mr.Toop , başka bir şey söylemem. Siz karı koca kavga edip yerlere yuvarlandıysanız kendi bileceğiniz şey…

LIONEL: ( Hayretle ) Yerlerde mi ?

SKILLON: Size bir şey demem.Ne yapsanız haklısınız. Karısının zinasını öğrenen her koca.

LIONEL: Ne zinası ?

SKILLON: Zina ya. Kim bilir kaç kere.Burnumun dibinde kucaklaştılar.Herif iki de bir de canım şekerim diyordu.

LIONEL: Şimdi çıldıracağım , Ida , Misis Toop’u görmeye gelen oldu mu?

IDA: Benim ağzım mühürlü.

SKILLON: Alt alta üst üste.İyi ettniz , gözümle gördüm.

LIONEL: Peki , ama ne gördünüz ?

SKILLON: Madem ki siz unuttunuz… Bana da unutmak düşer. O defteri kapayalım. ( arkasına yaslanıp gözlerini kapar. Lionel Ida’ya döner )

LIONEL: Çaresiz , Miss Skillon bu gece bizde kalacak .

IDA: Neden ?

LIONEL: Hali pek fena…

IDA: Zom olmuş.

LIONEL: Ida diyorum.

IDA: Bulut gibi , burnunun ucunu görmüyor. Ama bu kadar içirende kabahat.

LIONEL: Kızım , bu ne öfkesi böyle ? Miss Skillon’u bu hale ben getirmedim ya.

IDA: Öyleyse bu şişeyi nereden buldu ?

LIONEL: Bana aptal aptal sual sormaktan vazgeç de Miss Skillon’a yatak yap.

IDA: Gidip battaniye bulayım. ( Soldaki kapıya gider. )

LIONEL: Çabuk ol , Miss Skillon’u beraber çıkarırız.( Ida çıkar )

Penelope nerede acaba ? ( Sıkıntı ile odada dolaşır.Birden telefonu , açıp numaralar çevirir , bir an sonra ) Alo ?...Alo ? Neresi… Siz misiniz Misis Çitenden-çolmontley ? Ben Toop , bizim hanım sizde mi ? Esir kampından bir alman kaçmış da… Yaa… Üstelik silahlıymış…Affedersiniz Misis Çitenden çolmontley , rahatsız ettim , Allah rahatlık versin…İyi geceler. ( Telefonu kapatır , ortaya gelir.Yemek odasında bir yere vuruluyormuş gibi hafif sesler duyulur , Lionel sıçrar ) Ne o ? ( Yemek odasına gidip , kapıyı ihtiyatla açar ) Kim var burada ? ( içeri girmeye korkar , etrafına bakınır…Sonra gidip pencereleri sürmeler.Bu esnada soldan Ida girer. )

IDA: ( Düşman gibi ) Hayrola gidiş mi var?

LIONEL: ( Sıçrayarak ) Hay Allah , sen misin ? Nereye gideceğim ? Pencereyi sürmeliyordum.Açık bırakmışsınız . ( ortaya gelir ) Ida , benim golf sopam nerede ?

IDA: Bunu sopa ile ayıltamazsınız.

LIONEL: Sana akıl danışmadım.Golf sopası sordum.

IDA: Her zaman neredeyse yine ordadır. ( sandığı işaret eder. ) Hah işte şu sandıkta.

LIONEL: ( Sandığa giderek ) Bana bak Ida , bu terbiyesizliğin devam ederse fena bozuşuruz.

IDA: Merak etmeyin , bu gece olanlardan sonra bağlasanız , bu evde durmam…

LIONEL: ( Sandığı açarak ) Hopplaa… ( Olive’in üniformasını çıkarır ) Ida , bunlar da kimin ? ( masanın sağına gelir , Ida gelip üniformayı alır , kolundaki işareti görünce şaşırır . )

IDA: Benim değil.

LIONEL: İyi ki söyledin . ( birden ) Eyvah. ( korkuyla ) Ida , geldiğin zaman arka kapıyı kilitledin mi?

IDA: Hayır , ama aklımda.

LIONEL: Çabuk , git kilitle.

IDA: Ama…

LIONEL: ( Bağırarak ) Alık alık durma. Dediğimi yap.Sonra hemen gel , sana söyleyeceklerim var. ( Ida sol tarafa gider ) Galiba bu gece burada korkunç bir şey olmuş…Korkunç bir şey.

IDA: ( Kapıda döner ) Demek vicdan azabı çekmeye başladınız ?

LIONEL: ( Hiddetle ) Sersem kız. ( telefonu açar ) Polise haber versem mi.Alo , alo…

( Bu arada yemek odasının kapısı usulca açılır.Alman üniformalı bir adam içeri girer.Elinde kalın bir çubuk vardır.Lionel döner yanıbaşına gelen adamı görür. )

 Hey , sende kimsin ? Nasıl girdin buraya ? Ne istiyorsun ?

ADAM: Elbiselerini.

LIONEL: Elbiselerimi mi ?

ADAM: ( Elindeki çubukla nazi selamı verir ) Heil Hitler.

LIONEL: ( Dönüp işaret edilen tarafa bakar ) Nerede?

( Adam çubuğu Lionel’in kafasına indirir.Lionel nakaut olup adamın kucağına düşer.Adam Lionel’i sürükleyerek çabucak yemek odasına sokar.Soldan Ida girer. )

IDA: ( Kapıda ) Kilitledim işte. Hopla. (Hayretle bakınır ) Mr.Toop. ( çıt çıkmaz ) Neredesiniz ? ( boşta sallanan ahizeyi görür ) Bu da nesi ? ( bir daha seslenir ) Mr. Toop.

( Ahizeyi alır ) Alo… Alo…

SKILLON: Alo.

IDA: ( Sıçrayarak ) Ay . ( anlar ) Hay sen miydin meyhaneci güzeli ?

SKILLON: ( Doğrulur ) Neresi burası ?

IDA: ( Telefonu kapatarak ) Burası mı ? Kuduz hastanesi.

SKILLON: Ne oldu ?

IDA: Allah bilir. Siz gördünüz mü , nereye gittiğini ?

SKILLON: Kimin ?

IDA: Kim olacak , Mr.Toop…

SKILLON: Gördüm ya.Alt alta , üst üste boğuşuyordu karısyla.

IDA: Off , başlamayın yine o masala.

SKILLON: Oda fırıl fırıl dönüyor.

IDA: Oda olduğu yerde duruyor.Fırıl fırıl dönen karnınızdaki ispirto…

SKILLON: İspirto mu ? ( iğrenerek ) Öhh…

IDA: Lıkır lıkır dikerken öhh değildi ama.

SKILLON: Kim dikti lıkır lıkır ?

IDA: Kim olacak ? Mr.Toop’la ikiniz.Utanmadınız değil mi ?

SKILLON: Ida , Allah aşkına söyle , ne yaptım ben ?

IDA: Zamanla her şey meydana çıkacak.

SKILLON: Fena oluyorum , Ida galiba bayılacağım.

IDA: Sakın ha. ( masadan konyak şişesini alır ) Biraz daha için bundan . Çivi çiviyi söker. O kadar içtikten sonra bir yudumun zararı olmaz. ( Miss Skillon’ a biraz içirir ) Nasıl , iyi geldi mi ?

SKILLON: Ida , bunu duyan olursa mahvolurum , hayatımda ağzıma bir damla içki koymadım ben.

IDA: Evet , bütün ayyaşlığınızı bu geceye saklamışsınız. ( Sokak kapısı çalınır ) Off , bu da kim şimdi ?

SKILLON: Aman Ida , beni bu halde görmesinler .

IDA: Yürüyebilir misiniz ?

SKILLON: Elbette . ( Kalkmaya çalışır. ) Gayret benden .

IDA: Taşması da benden , mutfağa kadar . . . Ha şöyle ( Zil bir daha çalar ) Geliyorum , patlama . ( Etrafına bakınır ) Siz şurda durun . ( Miss Skillon ‘ u merdivenine trabzanına yaslar ) Sakın sesinizi çıkarmayın .

( Ida kapıya koşarken Miss Skillon öne doğru düşecek gibi olur. Ida tam zamanında yetişip tutar. Zil yeniden çalar. Ida kadını yerleştirir. ) Geliyorum , geliyorum . ( Soldan çıkar )

SKILLON: ( Yalnız kalınca ) Beni terk etti . ( Başını kaldırıp soldan içeri giren Lionel’ i görür, Lionel pantolonsuzdur. Fakat papaz ceketi hala sırtındadır. ) Anneciğim , Mr. Toop , imdat . . .

( Telaşla soldaki dolaba dalar . Sağdan Adam girer . Lionel’ in kafasına bir kere daha vurur , kucağına yuvarlanan Lionel’ i sürükleyerek yemek odasına sokar . )

PISKOPOS: ( Dışarıdan soldan ) Miss Toop geleceğimi biliyor . ( Ida girer , kapıyı açık tutarak reverans yapar . )

IDA: ( Huşu içinde ) Böyle buyurun Altes . . .

( İçeri elinde bir valizle Lax Piskopos’ u girer . Rahip elbisesinin üstüne paltosunu giymiştir . Neşeli iri bir adamdır . Sağdaki kanepeye yaklaşır . Ida kapıyı kapatıp Miss Skillon ‘ u aranır . ) Nereye gitti bu kadın ? ( Etrafına bakınır . )

PISKOPOS: ( Yanlış anlayarak ) Kaçta döneceğini söyledi mi ?

IDA: ( Aranmaya devam ederek ) Gideceğini söylemedi ki . . .

PISKOPOS: Mr. Toop’ la beraberler tabi . . .

IDA: ( Lafı değiştirmek ister gibi ) Bunları alayım mı , Altes ?

PISKOPOS: Neleri ? Ha , lütfen , mersi . ( Şapkayla valizini kıza uzatır )

IDA: ( Valizi merdiven ayağına bırakır , endişeyle etrafına bakınır ) Hava iyi açtı değil mi efendim ? ( Ortaya gelir )

PISKOPOS: Evet , galiba , farkında değilim . ( Paltosunu çıkarır )

IDA: Sizi yarın bekliyorduk ( Paltoyu alır )

PISKOPOS: Beni yatıracak bir yeriniz vardır herhalde…

IDA: ( Ağzının içinde ) Bu gidişle Allah bilir. ( Düşünceli bir tavırla valizi alır yukarıya çıkmaya başlar.)

PISKOPOS: ( Merakla ) Siz kimsiniz ?

IDA: Ida’yım. ( Yukarıda merdiven başında hala Miss Skillon’u aramaktadır. )

PISKOPOS: Ida’sınız yani ?

IDA: ( Hayretle bakar ) Ne gibi yani?

PISKOPOS: ( Sabırla ) Yani burada ne işiniz var ?

IDA: Dedim ya, Ida’yım.Hizmetçiyim.

PISKOPOS: ( Anlayarak ) Ha , evet.

IDA: ( Aşağıya iner , neşeyle ) Tabii beni böyle süslü püslü görünce hizmetçi olduğum aklınıza bile gelmedi değil mi ? ( Piskopos hayretle dinlemektedir.Ida ortaya gelir. ) Altes hazretleri kapıyı sizin çaldığınızı bilmiyorum. Yoksa , izni mizni boş verip hemen önlüğümü takardım.

PISKOPOS: ( Git manasına elini sallayarak. ) Ziyanı yok kızım.

IDA: Öyleyse oturun da size yemek hazırlayayım , Altes.

PISKOPOS: Aç değilim , mersi. Sade bir iki şişe sıcak su doldur da odama koyu ver. Yatakta üşürüm de.

IDA: ( Bağırarak ) Canım , oturun dedim ya. ( Piskopos kanepeye oturuverir. ) Kusura bakmayın biraz asabım bozuk.

PISKOPOS: ( Şüphe ile ) Sade asabın mı?

IDA: Elbette.Vücudum turp gibi. ( Elindeki şapkayla paltoyu filan göstererek. ) Şunları bırakayım da…

( Soldaki dolaba gider , dolap kapısını açmasıyla elindekileri çılgıncasına içeri fırlatması bir olur. Dolabın içinde Miss Skillon hafif inler.Piskopos iniltiyi duyunca yerinden fırlar.Ida dolap kapısını çat diye kapatıp piskoposa döner . )

PISKOPOS: Nereden çıktı o ?

IDA: Ne ?

PISKOPOS: Bir inilti duyar gibi oldum.

IDA: ( Telaşla ) Ben inledim , bir şey değil.Romatizmam tuttu.

PISKOPOS: ( Yerine oturur ) Romatizman mı ? Vah vah. Benim de tutar. Ara sıra kolumda.

IDA: Benimki dolapta. ( Hızla odadan çıkar. )

PISKOPOS: ( Kendi kendine ) Zavallı.

( Masanın üstündeki şişeleri görüp o tarafa gider.Konyak şişesini alır , kaldırıp bakar.Yemek odasının kapısından Lionel girer.Üstünde ayakkabı,çorap,don ve yelekten başka bir şey yoktur.Elinde bir demir çubukla piskoposa yaklaşır.Piskopos döner Lionel’i görür , şişeyi masaya koyar hayretlere görk olarak )

 Hayırdır inşallah…

LIONEL: ( Demiri kaldırarak cansız bir sesle ) Heil Hitler…

( Piskopos avazı çıktığı kadar bağırarak koşar kanepenin arkasına kaçar , yere yatıp saklanır. Olduğu yerden Lionel’i göremez. Lionel demir çubuğu mihani ki hareketlerle muhayyel bir kafaya indirir.Yavaş sesle bir makam tutturarak söylenir)

 Burası alman radyosu…Burası alman radyosu…

 ( Dalgın dalgın söylenerek dolabın kapısını açar: içeri girip kapıyı kapar.Piskopos saklandığı yer den çıkar , yalnız olduğuna amin olunca alnındaki terleri silerek etrafına bakınır.Korkudan bitmiştir.Masanın sağına giderek kendine bir bardak konyak koyar.Soldan Ida girer. )

IDA: ( Piskoposun elinde bardağı görünce neşeyle ) Afiyet bal olsun , Altes. Keyfinize bakın…

( Yukarı çıkmak için merdivenlere doğru yürür , iki elinde de birer sıcak su şişesi vardır. )

PISKOPOS: ( Korka korka ) Küçük hanım , biraz gelir misiniz ? ( Konyağı içer , ortaya gelir, Ida dönerek piskoposun soluna yaklaşır ) Senin erkek kardeşin bu evde mi oturur ?

IDA: Benim kardeşim yoktur. Neden sordunuz ?

PISKOPOS: Biraz önce buraya bir deli geldi.

IDA: Ne ?

PISKOPOS: Demir çubukla üstüme saldırdı…

PISKOPOS: ( Hiddetle ) Soda moda istemem. Benim üstüme saldıran kimdir , onu söyle sen.

IDA: ( Kapıda ) Siz serap görmüşsünüz. ( Soldaki masaya giderek sıcak su şişelerini bırakır , ortaya gelir , piskoposun solunda durur. )

PISKOPOS: Ne görmüşüm ?

IDA: Serap.Bir roman okuyorum.Digby diye bir genç var.Erkekliğini ispata çalışıyor. ( Piskopos hayretle gözlerini açar. ) Derken kızgın bir çöle düşüyor. Her taraf alev alev yanıyor. Bizimki susuzluktan geberecek. Boğazı kuruyor , dili şişip damağına yapışıyor.Gözleri yuvarlarından fırlıyor , ciğeri tırmalanıyor…

PISKOPOS: ( Zayıf bir sesle ) Fena oluyorum. Bana buraya yarı çıplak bir herif gelip

üstüme atıldı diyorum. ( Kanepenin önüne ortaya gelir. )

IDA: Peki , nereye gitti ?

PISKOPOS: ( Hütemeddit ) Şey…Göremedim…

IDA: ( İki eliyle piskoposu itip kanepeye oturur. ) Hadi , hadi. Altes , siz kendinizi üzmeyin.Biraz dinlenin açılırsınız.

( Soldaki kapı açılır içeri Penelope girer.Piskoposu görünce ters yüzü çıkmak ister. Fakat geç kalır piskopos onu görmüştür. )

PISKOPOS: ( Kalkarak ) Penelope , hele şükür. ( Ida ortaya gelir konuşmak ister. )

PENELOPE: ( Amcasına giderek kucaklar ) Amcacığım ne boş sürpriz. Otur canım , hani bu gece gelmeyecektin ?

PISKOPOS: Öyle deim ama , dayanamadım. Otelin pisliğini görsen inanmazsın.Yemek yer yemez bavulumu alıp kaçtım.

( Ida yine Penelope’nin kolunu çekiştirir.Penelope aldırmaz. )

PENELOPE: Vah vah. Demek burada tek başına oturuyordun.

PISK:: ( Ida’ya bakarak ) Tek başıma oturmuyordum…

PENELOPE: (Ida’ya baktığını görerek) Ha , Ida’mı var sen git yat . Ben misafire bakarım.

IDA: (Endişeyle) Size bir şey söylemek istiyorum

PENELOPE: Şimdi olmaz Ida, yarın söylersin

IDA: Ama olanları bilmiyorsunuz.

PİSK: Merak etme ben şimdi anlatırım.

IDA: Hayır, benim anlatacağım da başka , hanımcığım, Miss Skillon…

PENELOPE: Bırak şimdi Miss Skillonu Ida. Sen o şişeleri misafir odasına koy.( Ida konyak ve viski şişelerini alıp yukarı çıkmaya başlar ) Onları demedim , Ida . Sıcak su şişeleri al.

 (Ida aşağı iner , ortadaki masaya giderek elindekileri bırakırsıcak su şişelerini alır)

Buraya gel Ida , bakayım bakayım şişeler sıcakmı?

 (Ida penelopeye yaklaşır , ortada Penelope şişeleri tutar)

Hakkın varmış: buz gibi , git yeniden doldur ama bu sefer sıcak su koy…

(Ida elleriyle ve kollarıyla garip hareketler yaparak Penelope’nin nazarı dikkatini celbetmeye çalışır)

Nen var senin bu gece Ida ?

PISKOPOS: İçmiş yavrum , içmiş….

IDA: (Ümitsiz) Montunuzu asayımmi hanımcığım. (Penelopenin kolunu çekiştirir)

PENELOPE: Kendim asarım , mersi. Sen git şişeleri doldur, yeter.

IDA: Günah benden gitti…

 (Ida hala işaretler yaparak soldan çıkar. Dışardan gittikleri piyesteki şarkıyı söyleyen Clive’ın sesi duyulur. Penelope endişeli bir tavırla soldaki kapıya bakar. Ayaklarının ucuna basarak kapıya gitmeye kalkar.)

PISKOPOS: (Penelopeye kapıya vardığı anda ) eee, anlat bakalım.

PENELOPE: (Sıçrayarak) Amcacığım seni gördüğüme pek memnun oldum. Geleli çokmu oldu?

 (Clive hala şarkı söylemektedir)

PISKOPOS: Bu gürültü nedir ?

PENELOPE: (Hemen) Bumu ? şey , radyo , gidip susturayım…

(Soldan fırlar, dışarıdan pat diye birinin yuvarlandığı , sonrada Clive’ın can acısı ile bağırdığı duyulur. Piskopos Penelope’nin arkasından ağzı hayretle açık bakakalır. Sağdan Ida girer…

IDA: (Girerken) Hanımcığım…

(Piskopos o tarafa döner. Ida piskoposun yalnız olduğunu göre ) A aa, hanımda mı yok oldu ? (çabucak çıkar)

(Piskopos sakin bir tavırla yüzü seyircilere dönük oturmaktadır. Arkasından lionel’ın elbisesiyle yemek odasından adam girer elinde kendi üniforması vardır. Kanepede oturan piskoposu görünce terasa gider. Gürültüyle kapıyı açarak dışarı çıkar.piskopos yerinden fırlar, etrafına bakınır. Balkona gidip perdeleri kapatır. Penelope ortaya gelir.)

PENELOPE: (lüzumundan fazla neşeyle) Ne iyi etinde geldin ,amcacığım. Ne iyi. Ama sen kim bilir ne yorgunsundur. Artık yat istersen. (piskopos tekrar oturmak isteyince kolundan çeker)

PISKOPOS: Henüz yatmak istemiyorum. (kanepenin önünde) Penelope; benden sakladığın sır nedir?

PENELOPE: (Kanepenin yanında) Sır mı amcacığım ?

PİSK:: Saklamaya kalkma. Ne derdin varsa bilmek istiyorum.

PENELOPE: Neden bahsediyorsun , kuzum ?

PISKOPOS: Anlamış gibi yapma. Bu garip halin ne ? Ya o hizmetçi kıza ne oluyor? Sonra demin bana saldıran azılı deli neyin nesi ?

PENELOPE: Ne ?

PİSK:: Hepsini yeniden sayamam. Şu kadarını söyleyeyim demin yarı çıplak bir herif gözleri yuvasından fırlamış bir deli, peyda oldu. Elindeki çubukla üstüme saldırdı.

PENELOPE: Amca…

PISKOPOS: Sonra geldiği gibi esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu. Kızı sorguya çektim bilmiyormuş gibi yaptı.

PENELOPE: Peki peki canım. Sen şimdi otur da ben şu şalımı asayım. Sonra bütün bunları rahat rahat konuşuruz. (mantosunu çıkarıp dolaba gider)

PISKOPOS: ( Yüzü seyircilere dönük kanepeye oturur) Penelope ,çocukla konuşur gibi beni oyalamaya kalkma. Seni temin ederim ki şuuruma tamamen hakimim. Hatta ,darılma ama , bu evde benden başka aklı balında insan yok galiba.

(Piskopos konuşurken Penelope dolap kapısını açar, paltosunu asarken birden hayretle hafifçe ses çıkarır. Yüzünü dehşet bürür, bağırmamak için elini ağzına götürür. Kapıyı kapatır ve düşüp bayılır. Bu arada piskopos söylenmektedir , yavaş yavaş )

PISKOPOS: Bak yine söylüyorum bir delinin hücumuna maruz kaldım. Elinde bir demir çubukla birden bire içeri daldı. Yarı çıplaktı. (Döner, masanın arkasında kaldığı için penelopeyi göremez , sinirlenir) Nereye gitti şimdi bu ? Penelope ! ( Kalkar sol tarafa gider ) Pen… ( yerde yatan Penelope’yi görür ) Allahım yetişin

… ( Penelopenin üstüne eğilir) Öldünmü kızım ? Ne felaket. ( Penelope hafifçe inilder) Bayılmış çok şükür. Hava lazım , hava. O alık kız nerelerde ?

(Gidip soldaki kapıyı açar, Clive bu esnada olup bitenler anahtar deliğinden göztlemeye çalışmaktadır. Kapı açılır açılmaz içeri yuvarlanır. Piskopos geri sıçrayarak Amanın ne oluyoruz.

( Yerde Clive şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez. Diz çökmüş vaziyette kalır. Önce piskoposu selamlamaya çalışır, sonra ellerini birleştirerek kendini ibadete vermiş adam taklidi yapar)

PISKOPOS: Ne yapıyorsunuz orada ?

CLIVE: Dua ediyorum.

PİSK:: Ya ? ( Kapıdan uzaklaşır, Clive penelopeyi görür)

CLIVE: (Diz çökmüş vaziyette ) Penelopeye ne yaptınız ?

PISKOPOS: Bayıldı.

CLIVE: Neden ?

PISKOPOS: Ne bileyim ben. Yani ,haberim yok demek istiyorum. Sık sık bayılırmı ?

CLIVE: Ben nerden bileyim be ?

PISKOPOS: Siz bilmezseniz kim bilecek? Orada ibadet edip durmayın. Yardım edinde kanepeye yatıralım. (Clive kalkar , Penelopeyi ayaklarından , piskopos başından tutarlar.) Dikkat edin, sarsılmasın. ( başı kanepenin solunla olmak üzere penelopeyi yatırırlar) Şimdi biraz konyak verin. (soldaki masaya giderler)

CLIVE: Ne olduğunu anlamıyorum. Biraz önce benden ayrılırken bir şeyi yoktu. Sizi görünce korkusundan olmuştur.

PISKOPOS: Ne ?

CLIVE: Bende sizi görünce azmı korktum. Dudağım çatladı.

PISKOPOS: (Konyak kadehini uzatır) Alın , siz içirin… Ayılınca karşısında önce sizi görmesi daha iyi olur…

CLIVE: ( Kadehi alır) Neden ?

PISKOPOS: İçi rahat eder.

CLIVE: Pek zannetmem. Hadi şekerim, iç bir yudum. Şimdi düzelir.(Penelopenin başı kayar, Clive içiremez) Bir gayret canım… Yahu bir kamış bulamazmıyız acaba ?

PISKOPOS: (hitap ederek) İlahi Mr Toop…

CLIVE: (Hemen) Ne dediniz ?

PISKOPOS: (Afallar) Efendim.

CLIVE: Ne dediniz, dedim?

PISKOPOS: Bilmem , şey sadece , ilahi Mr. Toop dedim.

CLIVE: (İnliyerek) vay başıma gelenler (konyağı yuvarlar)

PISKOPOS: (Kızarak) Ne diye içtiniz şimdi onu ? (Clive’ın kadehi tutan eli titrer. Piskopos çarçabuk ilave eder) Sizde bayılmıyorsunuz ya ?

CLIVE: (Perişan) Nerde bende o talih. (Kadehi piskoposa iade eder. Piskoposunda eli titrer, Clive bunu ona gösterir.)

PISKOPOS: (Söylenerek) Daha konyak lazım.

CLIVE: (iştahla) Evet, daha getirin.

PISKOPOS: Penelope’ye.

CLIVE: Kime ?Ha ,sahi Penelope’ye…

PISKOPOS: (Hırsla ) Ha sahi diyor birde. Hissizliğin bu derecesi görülmemiştir. (Biraz daha konyak getirin, konyağı kadehe koyarak) bu evde herkesin nesi var kuzum ?

(Elinde sıcak su şişeleriyle Ida girer. Merdivenleri çıkmaya başlar. Onu görür görmez, Clive kendini yere atarak kanepenin arkasına saklanır. Piskopos Idayı görerek seslenir)

Kızım , getir o şişeleri buraya

IDA: (Şişeleri göstererek) Bunlarımı Altes ?

PISKOPOS: Evet , ver onları da çekil… (Ida hızla soldan çıkar) Bunları Penelope’nin (Clive’ı göremez) Hoppala… şimdide bu … Toop neredesiniz? ( İlerleyip kanepenin yanında yere eğilmiş duran Clive’ı görür ) Buradaymış.

CLIVE: Buradayım ya.

PISKOPOS: Ne arıyorsunuz yerde.

CLIVE: Hiiç… Şey… Dün kilisede toplanan yardım parasını düşürdüm … (kalkarak)

PISKOPOS: Ne ?

CLIVE: Boş verin. (Bir kuruş uzatır) İşte buldum. Kendine geliyormu ?

PISKOPOS: Pek benzemiyor. Konyağı getirin. Ben ayaklarına şişeleri koyarım…

CLIVE: (Konyağı almaya giderek) Sırtında soğuk anahtar gezdirsek.

PISKOPOS: (Şüpheli) Bilmem ki adet nidir ?

CLIVE: (Hemencicik) Tabii. Siz penelopeye konyak içire durun. Ben bi üniformamı… yani şeyi, anahtarı arayayım.

PISKOPOS: Koşup gitmene gerek yok oğlum. Bende anahtar var. (bir yale anahtarı gösterir)

CLIVE: Hay Allah kahretsin nerenin anahtarı o,yardım kutusunun mu olamaz, çok küçük. Ama bir faydası var. Sırtından aşağıya düşürürsek çıkarmasdı keyifli olur.

PISKOPOS: Toop o nasıl laf ?

CLIVE: Akıllı bir laf , hadi siz konyağı içe durun. Ben gidip kilisenin anahtarını getireyim. (sola doğru seğirtir, Penelope inler)

PISKOPOS: Gelin oğlum , istemez, ayılıyor.

CLIVE: (homurdanarak) Tam sırasını buldu.

PISKOPOS: Çabuk gelin, çabuk. Önce sizi görsün. (,Clive sağda durup penelopeye bakar, Piskopos Penelopenin arkasından konuşur) Hadi , hadisenize , bir şey söyleyin ?

CLIVE: Ne söyliyeyim ?

PISKOPOS: (Kızarak ) Ne bileyim ben ? bir şey söyleyin işte. İsterseniz şarkı söyleyin.

CLIVE: Pekala. (baygın penelopeye bakarak) Dam üstünde saksağan Amcan bakar arkandan

PISKOPOS: (ifrit olur) Ne saçmalıyorsunuz ?

CLIVE: ( Penelopenin kımıldadığını görürür) Şşştt…

PENELOPE: (gözlerini açar, dalgın doğrulur.) Lionel, ah lionel. Bunu damı yapıcaktın , namussuz…

CLIVE: (Telaşla ,perişan bağırır ) Pen dediğimi duyuyormusun?

PISKOPOS: Kıza bağırmasanıza öyle. Hasta zavallı , sağır değil. Çekilin bakayım tepesinden. Hastayla nasıl konuşulacağını size öğreteyim. (Penelopenin yüzüne eğilir) Penelopeciğim yavrum…

PENELOPE: (Gözlerini açar, tepesinde , kanepenin arkasından üstün eğilen piskoposu görür) Lionel , ah lionel. (Yüzünü dehşet bürür,doğrulur) Amca , neden tepe taklak duruyorsun ? (Tekrar arka üstü düşer)

PISKOPOS: (Clive’den beter bağırarak ) Çabuk kontak… konyak…( Clive konyağı piskopos’a uzatır, penelopeye ayırır. Piskopos ona doğru eğilir) Vah yavrum , vah kızım…

CLIVE: (Piskoposun arkasından ) Vah yavrum , vah kızım. (Piskopos öfkeyle Clive’a bakar, Clive geri çekilir)

PENELOPE: (Doğrulur) Boşanma davası ne kadar sürer?

PISKOPOS CLIVE: (Beraber) Ne ?

PENELOPE: Boşanma davası ne kadar sürer? (Clive , penelopenin elini hafifçe tokatlamaya koyulur)

CLIVE: Vah yavrum , vah kızım…

PENELOPE: Vurma be. (Clive penelopeyi hafifçe tokatlamaya koyulur)

PISKOPOS: Vurma be. (Clive’ın sol eline vurur ) Penelope yavrum. Senin asabın tahriş olmuş.

PENELOPE: Ne tahrişi , tahrip oldu.

PISKOPOS: Bu adam kimbilir sana neler yaptı. (öfkeyle Clive’e bakar

CLIVE: (Aynı tonla konuşur) Hiç bir şey yapmadım , iftira.

PISKOPOS: Siz susun , karınızla konuşuyorum.

PENELOPE: Ne dedin ? karısıyla. Ben ….

(Clive ile Penelope bir kahkaha krizine tutulurlar. Bu esnada Clive sıcak su şişelerinin üstüne oturur. Oturmasıyla kalkması bir olur.

CLIVE: Kabahat içtiğimiz son votkada…

(şakacıktan Penelopeyi iter, o da onu iter Clive kenepenin kolundan yuvarlanıp şömineye düşer)

PISKOPOS: (Hayretler içinde ) votka ha ? Şimdi anlaşıldı..Rezalet… ikinizde zil zurna sarhoşsunuz…

PENELOPE: Amcacığım…

PISKOPOS: Sus , teessüf ederim. Hayretler içindeyim. (Merdivene gidip valizi alır)

PENELOPE: Amcacığım , olmaz…gidemezsin…

PISKOPOS: Bir yere gideceğim yok, yatacağım. Yarın sabah görüşürüz.

CLIVE: Ama bir dakika.

PISKOPOS: Susunuz efendi. Penelope , odam nerde ?

PENELOPE: (kalkarak) Ben götireyim seni.

PISKOPOS: (merdivenin üst başında) Otur oturduğun yerde, kendim bulurum.

PENELOPE: (merdivene giderek) Soldan ikinci oda, banyoda bitişiğinde.

PİSK: Mersi, iyi geceler, Mr. Toop idaremdeki bölgede pek avantajlı bir kasabanın rahipliği bulunuyor. Buraya o yer için sizi münasip bulacağımı ümid ederek gelmiştim.

CLIVE: Yok canım. Ömrümde böyle matrak şey duymadım. (kahkalardan iki büklüm olur)

PISKOPOS: (küçük dilini yutmuş gibi) Mat… Toop. Ben sizi kendisini kiliseye vakfetmiş bir adam sanıyordum. Meğer siz ayyaşın biriymişsiniz. (yukarıdan çıkar)

PENELOPE: (Dolaba bakarak ortaya gelir) Off , alçak , köpek, it…

CLIVE: Yok canım , it falan değil. Bilakis çok tonton adam

PENELOPE: Neden bahsediyorsun sen ?

CLIVE: Amcamdan…

PENELOPE: Ben kocamdan bahsediyorum ( Soldaki kapıya gidip döner) Allahım ne halt etmeli şimdi ?

CLIVE: Şimdi yukarı çık, sevgili amcanın odasına git. Kendisine bir anlaşmazlık olduğunu, benim kocan olmadığımı anlat. Kocanında çok iyi bir adam olduğunu , şuanda da…

PENELOPE: (İşaret eder) Şu anda şu dolabın içinde o karıyla sarmaş dolaş bulunduğunu söyleyeyim mi ?

CLIVE: Daha neler?

PENELOPE: Doğru söylüyorum. Lionel dolapta. (Parmağıyla gösterir) O karının kucağında.

CLIVE: Hangi karı?

PENELOPE: Benim tanıdığım bir tek o karı var. Miss Skillon.

CLIVE: Peki ama dolapta ne yapıyorlar?

PENELOPE: Uyuyorlar.

CLIVE: Hadi canım, dünyada inanmam…

PENELOPE: İster inan ister inanma, kocam şuanda şu dolapta ceketsiz gömleksiz, pantolonsuz…

CLIVE: Sus sus…

PENELOPE: Yok canım. İç çamaşırları üstünde

CLIVE: (rahatlar) Çok şükür.

PENELOPE: Ama Miss Skillon’un kollarında .

CLIVE: Peki, şimdi ne yapacaksın?

PENELOPE: Ne mi yapacağım? Kollarından tuttuğum gibi ikisini de dışarı çıkaracağım. Sonrada kıyameti koparacağım.

CLIVE: İyi ama kocanda senden bana dair hesap soracak.

PENELOPE: Kendisi beraat etmeden benden bi halt soramaz.

CLIVE: Peki öyleyse, sen bu işleri becerirken bende üniformamı giyeyim. İnsan harp meydanında üniformalı olmalı.

(Dolaptan sesler gelir)

PENELOPE: (Dolaba gidip kulak verir) Kıpırdıyorlar. Çabuk git, çabuk. Onlarla kozumu yalnız paylaşacağım…

CLIVE: Şu üniformamı bir giyebilsem benden ebediyen kurtulacaksın.

PENELOPE: Hayır efendim. Bir yere kaybolayım deme. Amcama hesap verirken seninde bulunman lazım.

CLIVE: Peki peki, sen hele şu üniformayı ver de.

PENELOPE: (sandığın kapağını kaldırarak) Al işte, burada. (içine bakınca) Değil…

CLIVE: Efendim?

PENELOPE: Yok…

CLIVE: Ne?

PENELOPE: Kaybolmuş!

CLIVE: ( etinden et koparmışlar gibi haykırır, koşup sandığın içini karıştırır.) Battık, kaskette yok. ( Yalvarır gibi ellerini oğuşturarak) Baş çavuş Allah senin kalbine merhamet versin.

PENELOPE: (sertçe) Ne oluyorsun canım? Rica ederim itidalini kaybetme…

CLIVE: ( Çıldırmak üzere) Sen benim üniformamı kaybettin. On tane itidal kaybolsa ne çıkar.

PENELOPE: Telaşlanma, kaybolduysa yenisini alırız. Kaç para üniforma dediğin?

CLIVE: ( Zorlukla konuşarak) Kaç… Yenisi… Şimdi ufalarım seni kadın. Alay mı ediyorsun be…

PENELOPE: Kafanı kullan bir çare bul. Kumandana para yedir.

CLIVE: Ya Rabbi sen bana sabır ver. (Bağırarak) Üniformamı isterim. Anladın mı? Üniformamı bulacaksın.

PENELOPE: Bağırma bakalım beni çavuş sandın galiba? ( Clive’ın ağzı açılır fakat ses çıkmaz) Ne ayıp şey. Orduda size böyle terbiye veriyorlarsa hiç durma, istifa et.

CLIVE: (İnleyerek) İstifa… Sus Allah aşkına sus. Her lafın yeni bir aptallık rekoru kırıyor. Ida mı gaydamı ne karın ağrısıysa o sersem karıyı bulda sor bakalım bizim üniformayı görmüş mü?

PENELOPE: O nerden görecek. Hem senin üniforman sandıkta ne arar, sorarsa ne cevap verirsin…

CLIVE: Ne cevap verirsen ver. Üniformayı bulda…

PENELOPE: ( Karşısındakinin kanına ekmek doğramak ister gibi büsbütün sakinleşerek ) Allah Allah oradan nasıl kaybolur anlamıyorum. O sandığa kimse giremez ki. İçine yalnız tenis raketleriyle Lionel’in golf sopalarını koyarız.

CLIVE: ( Acınacak halde) Bir tanem, gözümün nuru, bak köpekler gibi yalvarıyorum. (Diz çöker) beni can evimden vurdun, bari yaramın üstüne tuz ekme. Bir şey yap üniformamı bul…

PENELOPE: Amaaaan, yerlerde sürünmesene canım. Lionel’in pantolonunun ütüsünü bozuyorsun…

CLIVE: (Dizlerinin üstünde Penelope’yi takip eder.) Hay seni pantolonlar götürsün. Benim pantolonum nerde ?

PENELOPE: Beni dinle, daha olmazsa yukarıda büyük babamdan kalma yaldızlı apuletli bir şey var. Onu giyip gidersin. Krala muhafız tayin ettiler dersiniz.

CLIVE: Ben kendi üniformamı isterim.

PENELOPE: (Birden bire bağırır) bir daha üniforma lafı edersen kafanı patlatırım.

CLIVE: Üniformamı derhal bulmazsan bende yukarı çıkıp piskoposa her şeyi anlatırım, olana bak derim.

PENELOPE: Zor anlatırsın.

(Piskopos merdiven başına çıkar. Pijama ve robtöşambr gitmiştir.)

CLIVE: Öyle bir anlatırım ki. Öö, öff. Kocanın ne mal olduğunu öğrenince yerlere yatar.

PİSK: Öğrendi artık, merak etmeyin…

CLIVE: ( Namaz kılar gibi birkaç kere secde ettikten sonra ) merhamet, Allah rızası için. Bari siz acıyın bana.

PENELOPE: Siz daha yatmadınız mı amca ?

PISKOPOS: (Aşağıya inerek ) yattım ama bağırtınızı duyunca zor fırladım.

PENELOPE: Mühim bir şey değil amcacığım… biraz münakaşa ediyorduk …

PİSK:: Görüntüsü Fransız ihtilali gibiydi…

CLIVE: (Doğrulup kalkar ) Sizde uzun ettiniz …

PISKOPOS: Eee, sonra…

CLIVE: (Omuz silkerek ) Hiç iyi ettiniz… Ede durun.

 (Soldan Ida girer)

IDA: A , pardon…

CLIVE: Hay Allah ( Kanepenin arkasına saklanır)

PENELOPE: Ne var Ida ?

IDA: (Sıkılarak) Sizinle hususi konuşabilir miyim hanımcığım ?

PISKOPOS: ( Acı istihzayla) Bendeniz Ida’yı rahatsız ediyorum galiba?

PENELOPE: Estağfurullah, amcacığım.

PISKOPOS: Belki konuşacak mühim şeyleriniz vardır.

IDA: Var ya altes hazretleri.

PISKOPOS: (Sabrı tükenerek) Bana öyle hitap etmekten vazgeçersen minnettar olurum.

PENELOPE: Ida sen git yat artık.

IDA: İyi ama hanımcığım…

PENELOPE: (Sertçe) Yallah…

IDA: peki hanımcığım, Allah rahatlık versin. Allah rahatlık versin , altes…

PISKOPOS: (Kükreyerek) Bana altes deme dedim ya…

IDA: Affedersiniz haşmetfena… haşmetbela… penah…(reverans yapıp hızla kacar)

PISKOPOS: Penelope, rica ederim şu mahluka söyle ben ne cebraili aleyhisselamım nede ağa han. Size gelince Mr. Toop… (Etrafa bakınır) Yine hangi deliğe girdi ?

PENELOPE: Kim ?

PISKOPOS: Muhterem zevceniz. (Kanepenin arkasına bakarak ) hah , buraya gizlenmiş.

CLIVE: (Doğrulur) Gizlenmedim sığındım.

PISKOPOS: Demin konuştuklarınıza elimde olmayarak kulak misafiri oldum.

CLIVE: (Kendi kendine söylenerek) Aynı huy bizim çavuşta da var, canımıza okuyor.

PISKOPOS: Penelope, söyle bakalım benden sakladığın nedir ?

PEELOPE: Hiç bir şey, vallahi bir şey yok. Sabahleyin konuşuruz. Şimdi ne olursun git yat.

PISKOPOS: Evinizde ne döndüğünü öğrenmeden yatağa girmekten kat’iyetle intina ediyorum. Bu adamın demin söylediğini derahaten duydum. Bulmazsan piskoposa her şeyi anlatırım dedi…Bu sözle neyi kastettiğini bilmek istiyorum.

PENELOPE: Hiç bir şey kastetmedi amcacığım. (Clive’a dişlerini göstererek) kastettin mi sevgilim?

CLIVE: Hayır aşkım.

PISKOPOS: Peki, bir laf daha ettiniz…Kocanın ne mal olduğunu anlarsa gibi bir şey, o ne demek?

CLIVE: Pen, Allah aşkına doğrusunu söyle de kurtulalım bu dırıltıdan.

PISKOPOS: Dırıltı mı? Benden mi bahsediyorsunuz?

PENELOPE: Amcacığım…

PISKOPOS: Sus Penelope. Kocana hitap ediyorum.

PENELOPE: O benim kocam değil ki…

PISKOPOS: Ne?

PENELOPE: Kocam değil. Yani evli değiliz.

PISKOPOS: (Dehşet içinde) Evli değil misiniz? Ay, fena oluyorum.

(Dolabın içinden Miss Skillon feci bir çığlık atar. Penelope hemen koşup sırtını dolap kapısına dayar.) Aman yarabbi, o ses nedir?

PENELOPE: Şeydi galiba… baykuş…

CLIVE: Haydi ulan…

PISKOPOS: Rica ederim…

CLIVE: Ne baykuşu?

PISKOPOS: Bana bir kadının ölüm feryadı gibi geldi. Evin içinde biri olmasın.

PENELOPE: (Dolap kapısına olanca kuvvetiyle yaslanmaya devam ederek) Ne münasebet dışarıdan geldi. (amcasını dışarı çıkarması için Clive’a kaşı gözüyle işaret etmektedir)

CLIVE: (İşaretleri yanlış anlayarak) Ne var, gözüne bir şey mi kaçtı? Ha sepetlemek istiyorsun…

PISKOPOS: Hayır efendim, içerden geldiğine eminim. ( Bir çığlık daha duyulur) İşte...

CLIVE: (ani bir ilham) Anladım, kuyudan geliyor…

PENELOPE: Ne kuyusu

CLIVE: Bahçedeki kuyu. Sağlama biri düştü içine.

PENELOPE: Bizim bahçede kuyu yok ki…

CLIVE: Bırak aptallığı. Kuyusuz bahçe görülmüş şey mi? Herkesin bahçesinde kuyu varken bizimkinde neden olmayacakmış. Gelin piskopos hazretleri bir bakalım.

PISKOPOS: Bari yanımıza ip falan alsak. Kadını nasıl çıkaracağız?

CLIVE: Hele kuyuyu bir kere bulalım da, gerisini düşünürüz.

(Clive piskoposu kolundan çeker götürür. Soldan çıkarlar. Penelope derhal dönüp dolabın kapısını açar. Saçı başı darmadağın Miss Skilion dışarı uğrar.)

PENELOPE: Çık bakalım Cleopatra…

SKILLON: Misis Toop… Siz ne arıyorsunuz burada?

PENELOPE: Kocamı arıyorum.

SKILLON: Kocanız bir canavar Misis Toop. Müdafasız bir kadının uyuşukluğundan faydalanarak…

PENELOPE: Boşuna nefes tüketmeyin. Bunları savcılıkta anlatırsınız.

SKILLON: Savcılıkta mı?

PENELOPE: Evet, ahlak polisini çağırdım, şimdi gelip kocamla sizi alacaklar.

SKILLON: Allah korusun.

PENELOPE: Allah günahkarları korumaz, Miss Skillon. Artık yakayı ele verdiniz,maskeniz düştü. Asrın en büyük rezaletinin kahramanı olarak tarihe geçeceksiniz. Gazetelerdeki iğrenç başlıkları görür gibi oluyorum. Çapkın papazın orta yaşlı sevgilisi. Ön sayfalarda sizin papuç kadar fotoğraflarınız… Aşığınız ne oldu? Hala mest mi? (Dolaba girer) Lionel… (Dolaptan uykulu bir homurtu gelir)

(Miss Skillon kendini paniğe kaptırmış korku ile etrafa bakmaktadır. Bahçeden bir düdük sesi işitilir.)

SKILLON: (Dehşeti büsbütün artar) Geliyorlar.

PENELOPE: (Dolaptan) Uyan bakalım nazlı yar aşk gecesi sona erdi.

(Soğuk uyanma sesleri. Miss Skillon telaşla koşup yemek odasının kapısını açar, bağırmamak için eliyle kendi ağzını tıkar ve birkaç adım geriler. Yemek odasına adam girer. Üstünde papaz ceketi vardır, fakat pantolonunu elinde tutmaktadır. Öbür elinde kendi üniformasıyla birkaç tane çengelli iğne vardır. Hiç vakit kaybetmeden tehditkar bir tavırla Miss Skillon’ın üstüne yürür. Alelacele pantolonunu giyerken fısıltı halinde konuşur.)

ADAM: Gık derseniz sizi tavuk gibi boğazlarım.

SKILLON: (inler gibi) Pantolonlu erkeğe hasret kaldım.

PENELOPE: (dolaptan) Uyan diyorum Raspotin. Numara yapma aç gözünü.

ADAM: (pantolonunu giymiştir, yan tarafının bir karış sökük olduğunu görürüz, iğneleri uzatarak) Dar geliyor söküldü, çabuk tutturun şunu…

 ( Miss Skillon elleri titreyerek emri yerine getirmeye çalışır)

LIONEL: (Dolaptan boğuk boğuk) Yapma gıdıklanıyorum. Ay ne çekiyorsun kulağımdan.

PENELOPE: (dolaptan) Kalkmazsan koparırım.

SKILLON: (Fısıltı halinde) Siz ne arıyorsunuz burada?

ADAM: Çok meraklısınız madam. Tehlikeli bir huy. Mevcudiyetimi keşfeden herkesi muharebe dışı etmeye mecburum. (pantolonunun iğnelemesi bitmiştir. Penceren dışarı bakarak konuşur.) Aa Şuraya bakın…

( Miss Skillon o tarafa dönünce beynine yumruğu yiyip yere yıkılır. Lionel ve Penelope dolaptan çıkarken adamdan soldan dışarı fırlar)

PENELOPE: (Kocasının kulağında çekerek) Gel bakalm , şehvet kurbanı. Gün ışığına çıkta halini görelim…

LIONEL: Yapma Penelope. Zaten her tarafım ağrıyor. (dışardan düdükler)

PENELOPE: (Kulağını bırakır)Yok canım ?Amma zorlu halvet olmuşsunuz… Ha, Miss Skillon bak ne hale gelmiş…

LIONEL: Ne diyorsun sen karıcığım…

PENELOPE: Sade kendine bir garsoniyet tut da bir daha dolapta randevulaşma. (soldan nefes nefese Clive girer)

CLIVE: Bahçede bir inzibat çavuşu olaşıyor. Üniformamı bulmadan enselenirsem, yandım. (Miss Skillon’u görerek) buna ne oldu ?

PENELOPE: Uyuyor.

CLIVE: Amma gamsız insanlar var yahu. (Pencereden dışarı bakınca irkilir) Amcanı biri kovalıyor, çavuş olmalı… Buraya geliyorlar…

PISKOPOS SESİ: (bahçeden ) Pencereyi açın. Geliyorlar, durmayın, kaçın.

CLIVE: (Telaşla pencereyi açarak ) Kaçıyoru. ( Soldan kaçar)

LIONEL: Ne geliyormuş ?

PENELOPE: Kimbilir ?

(Lionel de uyku sersemi sarsak sarsak koşarak soldan çıkar. Piskopos pencereden içeri atlar.Miss Skillon’un üstünden aştıktan sonra soldan fırlar. Penelope ile Miss Skillon’u kaldırmaya çalışırken Ida merdiven başına çıkar.

PERDE SONU

 

 

ÜÇÜNCÜ PERDE

(sahne aynı yer , zaman birkaç saniye sonra . Penelope yerde perişan yatan miss Skıllon’u sürüklemeye çalışmaktadır. Bahçeden ürpertici feryatlar gelir. Ön kapının zili de acı acı çalınmaktadır )

PENELOPE: (Avazı çıktığı kadar) Ida, Ida diyorum. (olanca kuvvetiyle çalışmaktadır) Ida, bana yardım et de miss skıllon’u buradan çıkaralım.

IDA: (Merdivenden inerek ) Ah hanımcığım, bu kadın orda diye size ne kadar işaret ettim de…

PENELOPE: Bırak şimdi Ida. Tut bakayım bacaklarından.

 (Penelope kollarındani Ida bacaklarından tutarak Miss Skıllon’u kaldırırlar. Bahçede şangur şungur bir şeyler kırılınca Penelope kadını elinden düşürür. Miss Skıllon şimdi sahnenin ortasında , teras kapısından iki metra kadar uzakta arka duvara muvazi olarak yatmaktadır.)

PENELOPE: (pencereye koşarak) hay Allah , ne halt ediyorlar bunlar orada canım?

IDA: Ah, hanımcığım ne eğleniyorlar değil mi? (Penelope’nin sağında durup perdeyi aralıyarak dışarı gözetler)

 Ay, ay anneciğim…

 (tam zamanında yana kaçıp kurtulur. Penceren zıpkın gibi dalan Clive Miss skıllon’un üstünden aştıktan sonra soldaki kapıdan aynı hızla dışarı fırlar. Onun arkasından gelen Lionel’de aynı rotayı takip eder. En son piskopos gelir. Manzara bir engelli koşuyu andırmaktadır )

CLIVE: (Mıss Skıllon’un üstünden aşarak) Savulun.

IDA: (Keyifle arkalarından bakarak ) ha gayret, ne yaramaz şeyler. Değil mi hanımcığım? (adam da aynı yolu takip ederek odadan geçer)

IDA: A,a bu da cabası…

PENELOPE: (Adam’ın arkasından bakarak) tuhaf şey, sonuncusunu tanıyamadım. (zil çalar) sen nereye gidiyorsun?

(Ida soldaki kapıya doğru yürümektedir. Bütün bu müddet zarfında ön kapı zilinin çalınması hiç kesilmemiştir.)

IDA: Ön kapıda biri var…

PENELOPE: Birkaç saattir bekliyor zavallı.Ama Miss Skillon’u odadan çıkarmadan misafir kabul edemem ( Miss Skillon’u kaldırıp oturur vaziyete getirir.)

IDA: (Yanına gelir) Kapıya siz bakın hanımcığım.Ben Miss Skillon’la uğraşırım.Sabahtan beri uğraşa uğraşa ustası oldum.

PENELOPE: Tek başına becerir misin?

IDA: Elbette, siz kapıya bakın. Ben bunu dakkada ortadan kaybederim.

PENELOPE: Hay Allah razı olsun.(Miss Skillon’u bırakır, kadın yere yıkılır,kapı çalmaktadır) Geliyorum,geliyorum.( soldan çıkar)

IDA: ( Miss Skillon’u doğrultup yere oturtur) Dikil be, başımın belası…

SKILLON: Ne var, nerdeyim ben? ( Ida’yı görerek) Ida bana bir şeyler yapıyorsunuz.

IDA: Bana bakın saklanmanız lazım,ortalıkta başı boş bir piskopos var.

SKILLON: Piskopos mu? Aman yarabbi,beni bu halde görürse rezil olurum.

IDA: (Mıss Skillon’u zorla ayağa kaldırarak) siz şimdi bunu alıp şuraya girin,bir an için kafa çekip zom olmaya bakın.Sırası gelince ben sizi uyandırırım,bir de güzel sabah kahvesi yaparım… (Dolaba sokar)

 

SKILLON: (Dolaba girmeden eşikte bir an direnerek) piskopos yanıma girmeye kalkarsa evde olmadığımı söylersin…

PENELOPE: Durum nasıl?

IDA: ( Sukunetle) her şey yolunda hanımcığım…

PENELOPE: ( Nazik ve neşeli olmaya çalışarak) buyurun efendim şöyle buyurun rica ederim.

(Penelope’yi takiben muhterem rahip Arthur Humphrey, kırk yaşlarında halim selim bir adamdır. Tam o girerken bahçeden zebani feryadı gibi feci bir bağırtı duyulur.Humphrey bunu duyunca sırtından itilmiş gibi apar topar içeri girer.Penelope pencereye koşup perde aralığından dışarısını gözetler.)

HUMPHREY: Teşekkür ederim efendim, çok naziksiniz…

PENELOPE: (pencereden uzaklaşarak) estağfurullah çok beklediniz mi?

HUMPHREY: Yoo, yarım saat bile olmadı…

PENELOPE: (Dalgın) ya, mükemell mükemmel oturmaz mısınız?

HUMPHREY: (Bir müddet ev sahibine tuhaf tuhaf baktıktan sonra kanepenin arkasına geçer) Arzı şükran ederim hanımefendi…

PENELOPE: Affedersiniz efendim,bugün ben… (yanına gelir)

HUMPHREY: Aman hanımefendi,asıl af dilemesi gereken bendenizim.Böyle habersiz gelmem cidden ayıp oldu

PENELOPE: Estağfurullah şeref verdiniz.(dışarıda bir gürültü kopar, Penelope gene pencereye sokulur)

HUMPHREY: Her halde siz…

(peşinde biri köpekle clive içeri dalar evvela miss skillon’un yattığı noktada mania aşar gibi bir atlayış yaptıktan sonra eski rotasını takiben çıkar.Humphrey hadiseyi hiç bir şey anlamadan seyreder.Penelope ise olup biteni görmemiş gibidir.)

PENELOPE: (Tam bir sukunetle) ne söylüyorsunuz?

HUMPHREY: ( Sıçrıyarak kendine gelir) efedim? Evet… şey diyecektim… yani beni görünce şaşırdınız değil mi?

PENELOPE: Hayır…

HUMPHREY: Hayır mı?

PENELOPE: (Kendi kendine konuşur gibi mırıldanarak) bu kalabalıkta tek papaza şaşılır mı?

 (lionel içeri dalar,ne tarafa gideceğini şaşırmış gibi bir an durakla.)

PENELOPE: (Alelacele lionel’e sol kapıyı göstererek) Bu tarafa (Lionel rüzgar gibi soldan çıkar)

HUMPHREY: Misis,Toop, isterseniz… yani burada kalmam size rahatsızlık olacaksa… izninizle bendeniz bana gideyim efendim…

PENELOPE: (Dalgın dalgın perde aralığından dışarısını gözetlemektedir) Eksik olmayın,lütfedersiniz beyefendi…

HUMPHREY: Ya,şey, galiba benim kim olduğumu…Bendenizin ismi Humphrey…Arthur Humphrey…

PENELOPE: (Dalgın) Elbette,niye olmasın. (içeri dalan piskoposun altında kalmamak için yana çekilir,telaşla sol tarafı işaret ederek) bu tarafa…

 ( piskopos soldaki kapıdan fırlar. Humphrey başı dönmüş gibi şakaklarını sıkarak hafifçe sallanır,sonra kendini toplar.)

HUMPHREY: Şey müsait değildi de… tren saati,yani sabah gelseydim vaaz için vaktinde yetişemeyecektim…onun için (pencereden atlayan adam’a) bu tarafa (adam yoldan çıkar)

PENELOPE: ( soldaki kapıya doğru bakarak) bunu tanıyamadım gitti.

HUMPHREY: Efendim ( yanına gider)

PENELOPE: Hiç,affedersiniz sözünüzü kestim, ne diyordunuz?

HUMPHREY: (Son bir ümitle) Mr toop nerede? Onunla görüşsem.

PENELOPE: Mr Toop’la mı ? hay hay. Ortalıkta döneyip duruyo.

HUMPHREY: Dönenip duruyor mu? Misis Toop… Mister toop’un karısı sizsiniz değil mi?

PENELOPE: (Yine pencereye yaklaşır dalgın dalgın) eh, öyle sayılırım.

HUMPHREY: Sizi üzen bir şey mi var misis toop.

PENELOPE: Yooo, hiç bir şey yok. (dışarıdan bir gümbürtü feryatlar) hiçbir şey

HUMPHREY: Fakat bu… ortalıkta dönenler.

PENELOPE: Ha, onlar mı? Onlara bakmayın…şey oynuyorlar hoplamaca…

HUMPHREY: Hoplamaca mı?

PENELOPE: Evet.harman zamanı oynanan oyun öyle eğlenceli ki.Siz de oynayın isterseniz.

HUMPHREY: Yok yok teşekkür ederim.Ben pek hoplamamda.

 (bahçeden feryatlar işitilir, Humphrey irkilir, Penelope pencereye koşar)

PENELOPE: Ya? Vah vah. Peki öyleyse bir şarkı söyleyin…

HUMPHREY: (Hayretle) ben mi? Şiir söylediğim olur ama şarkı… hiçbir zaman… (oturur ve utangaç)

PENELOPE: Öyleyse şimdi bana bir şiir söyleyin…

HUMPHREY: Şimdi mi? Ne şiiri?

PENELOPE: Bir manzume vardır ,bilir misiniz?şey diye başlar. ‘bahçede kargalar birbirini kovalar’…

 (bahçeden müthiş bir gürültü ve bağırtılar gelir,Penelope pencereden çıkıp gider.)

HUMPHREY: (Yalnız kaldığının farkında değildir) madem ısrar ediyorsunuz hanımefendi,size rudyard kipling’in Şayet şiirini okuyayım. Etrafta herkes sapıtırken

 Senin aklın.

SKILLON: (Dolaptan) … başında kalırsa şayet…

HUMPHREY: (Şaşalar fakat istifini) herkes şüphe ederken senden

SKILLON: (Dolaptan) Kendine güvenirsen…

HUMPHREY: Ne oluyor, misis toop? (dönüp bakınır) Aman tanrım.nereye gittiniz misin toop? (önce pencereye sonra sağdaki kapıya koşar,dolabın kapısı vurulur,içeriden iniltiler gelir) giriniz,aman yarabbi, dolapta bir şey inliyor… Humphrey evladım,göster kendini korkma. (dolabın kapısını açar kucağına yıkılan miss skillon’u tam zamanında yakalar) Aman hanım efendi ,ne oldu size?

SKILLON: Nereye defoldu? Nereye defoldu?

HUMPHREY: Kim nereye defoldu, hanımefendi?

SKILLON: O herif , o namussuz herif

HUMPHREY: Biraz istirahat buyurun da aklınız başınıza gelsin,hanımefendi

SKILLON: Hayır, hayır buradan bir an evvel kaçmalıyım,bu rezil batakhaneden. (sağa doğru uzaklaşır)

HUMPHREY: Batakhane mi? Yanlışınız var,burası rahibin evi.

SKILLON: Kimin evi olursa olsun , burada bana saldırdılar.

HUMPHREY: Nasıl?

SKILLON: Beni bayılttılar…

HUMPHREY: Ne diyorsunuz?

SKILLON: Kirlettiler…

HUMPHREY: Eyvah…

SKILLON: (Ağlayarak) üstelik yarın harman bayramı.Ah yarın harman nasıl olur? (kanepenin üstüne yıkılır)

HUMPHREY: Bereketli olur inşallah.rica ederim: şöyle oturun.ha,oturmuşsunuz zaten.Şimdi her şeyi anlatın bakalım. (kadının yanına oturur)

SKILLON: Allah göstermesin,her şeyi nasıl anlatırım.

HUMPHREY: Öyleyse anlatabildiğiniz kadarını,lütfen…

SKILLON: Yalnız mıyız? (elini Humphrey’in dizinin üzerine koyar)

HUMPHREY: Rica ederim,rica ederim (kadının elini iter)

SKILLON: (Tekrar elini adamın dizine koyarak) yalnız mıyız?

HUMPHREY: (Yine elini iter) yapmayın efendim,istirham ederim.

SKILLON: Misis Toop nerede?

HUMPHREY: misis Toop mu? Az evvel buradaydı. (kalkıp uzaklaşır)

SKILLON: Beni burada görmemeli .zaten hep onun marifeti. (Humphrey’in peşinden gider)

HUMPHREY: Ne onun marifeti?

SKILLON: Bu başıma gelen.

HUMPHREY: Anlamıyorum,sizi kim… yani kim geldi başınıza?

SKILLON: Beni buradan götürün,ne olur götürün. (humphreyin boynuna sarılır,soldan Ida girer)

HUMPHREY: Yalvarırım size,bırakın beni hanım efendi,ben evli adamım.

IDA: (Mıss skıllona bakarak) bu nasıl kaçmış yine?

HUMPHREY: Kaçmış mı?

IDA: Demek size saldırdı bu sefer.Kusuruna bakmayın. (manalı bir tavırla şakağına elleyerek) pek şey değildir… Anlarsınız ya…

HUMPHREY: Ya, ne diyorsunuz? Hay Allah. (miss skıllon’dan süratle uzaklaşır)

SKILLON: Seni küstah seni. (soldan lionel girer, miss skıllon’u görünce birden kaçıp gider) işte… dediğim bu işte. (bir çığlık atarak bayılır ve Ida’nın kucağına yığılır.)

IDA: Hayda,yine başlıyor.(mıss skıllon’a ) ha gayret bu tarafa içeri. (mıss skıllon’u dolaba sokar) gir bakalım inine. (dolap kapısını kapatır)

HUMPHREY: Ne diye kadıncağızı dolapta tutuyorsunuz?

IDA: Sormayın efendim,zavallının karanlıkta durması lazım… kimseye zararı dokunmuyor ama,işte böyle… erkek delisi anlarsınız ya…

HUMPHREY: Ya,evet tabii.Peki şimdi içeri dalıp çıkan zat kimdi?

IDA: Bu eve dair sual sormayın.Biraz acayip şeyler oluyor burada.

HUMPHREY: Biraz mı? Geldim geleli acaiplikten başım döndü.

IDA: Kahve filan istermisiniz? Beklerken eğlencelik gibi.

HUMPHREY: Hayır,sağolun,ama bana bir bardak su alabilirmisiniz?

IDA: Sıcak mı olsun,soğuk mu?

HUMPHREY: Sıcak

IDA: Başüstüne. (kapıda durup döner) unutmayın,ne görürseniz görün,görmemiş gibi yapın. (çıkar)

HUMPHREY: (Oturur) ne görürsem göreyim,görmemiş gibi…

 (Penelope pencereden girer ve en son mısrayı duyar)

PENELOPE: (Hala son derece dalgındır) çok teşekkür ederim cidden nefis…

HUMPHREY: (Hayretle) ne nefis.

PENELOPE: Söylediğiniz şiir. Şimdi şeyi söyleyip ‘çıldıran kadın’…

HUMPHREY: Çıldıran kadın mı? Ha, hizmetçiniz dolaba soktu…

PENELOPE: (Kapıların birinden ötekine gider,dışarısını kollar) siz biraz dinlemek isterseniz. Uzun yoldan geldiniz değil mi?

HUMPHREY: Uzun yoldan mı? Trenle on dakikalık yoldan geldim.

PENELOPE: Ya,vah vah.bari yataklıyla gelseydiniz. Turşuya dönmüşsünüzdür…Ayaklarınızı şöyle uzatın rahat edersiniz,şimdi size bir içki veririm..yorgunluğunuzu alır.

HUMPHREY: Teşekkür ederim:ben içki istemem. (Penelope bir bardağa viski,şarap ve konyak koyup karıştırır)

PENELOPE: Daha neler,içkisiz olur mu hiç? Bunu ben dostlarım için saklarım.alın bakayım. (koşarak olive girer. Penelope viski bardağını tuttuğu eliyle işaret eder) bu tarafa.

 (Clive penelopenin yanından geçerken elinden bardağı alır.Penelope o kadar dalgındır ki elinden bardağın gittiğini fark etmez.Gözleri başka yerde Humphrey’e yaklaşır ve sözde bardağı ona uzatır.)

 Hadi,içiverin çok iyi gelir.

HUMPHREY: Ben pek…

(Penelope’nin uzanan elinde bardak filan olmadığını görünce irkilir.Şaşkın şaşkın kadına bakar.sonra onun da kafandan sakat olduğunu kanaat getirir ve suyuna gitmeye karar verir.)

Eh,hatırınız için.. (bardağı alır gibi yaparak sözde içkiyi alır) cidden nefismiş.Ben hiç içmem ama bu hoşuma gitti…Bardağı nereye koysam…

PENELOPE: Bardağı mı? (gözde bardağı alır masanın üstüne koyar.) iyi geldi değil mi?

HUMPHREY: Çok…

PENELOPE: Gelir elbet… şimdi biraz uzanıp kestirin,madem ki başınıza güneş geşmiş…

HUMPHREY: Güneş mi? (kendi kendine) eyvahlar olsun. Bu da onlardan.

 (Penelope perdelerin sırasından çıkıp gitmiştir.Humphrey yerinden fırlayıp kendine bir bardak viski doldurup diker. Sonra kanepenin arkasındaki masaya gidip, paltosunu kaşkolunu ve çantasını alarak teras kapısından çıkmaya hazırlanır. Clive girer.)

HUMPHREY-CLIVE: (Beraber) ay,çok korktum, Mr. Toop…

HUMPHREY: (Ortada Clive’in sağında) Mr. Toop mu? Burası tımarhaneden farksız…

CLIVE: Düzeltmek size düşer Toop.

HUMPHREY: Toop, burası rahip evi değil mi yoksa?

CLIVE: Siz farkında değil misiniz yoksa, Toop ?

HUMPHREY: Neden bana Toop diyorsunuz, Toop

CLIVE: Toop değil misiniz Toop?

HUMPHREY: Hayır.

HUMPHREY-CLIVE: (Beraber) Benim adım Humphrey.

CLIVE: (kendi kendine) şimdi oldu. Bir asker üniforması gördünüz mü?

HUMPHREY: Asker üniforması mı? (ortaya gelir, parmakları ile sayar gibi yapar) kaç etti, azizim,biraz dinlenseniz nasıl olur? O kadar hoplamadan sonra kim bilir ne kadar yorgunsunuz. (soldan Penelope girer)

PENELOPE: Ha, bende seni arıyordum.

CLIVE: Üniformamı buldun mu? Nerde,söylesene. Bunu kocana söyledim.

 (Humphrey sağa geçip,şapkasıyla kaşkolunu masaya bırakır.)

PENELOPE: Halt etmişsin sen onu.

CLIVE: Ne bileyim, şekline bakınca hepsi aynı marka. (Humphrey’in elbisesine bakar.)

PENELOPE: Amcam nerede?

CLIVE: Amcan mı? Ha amcan. Son gördüğümde kocaman bir çalının içinde pike yapmıştı.

PENELOPE: çabuk git kurtar

CLIVE: Oturup biraz dinlenecektim.

PENELOPE: Ne yapacaksın, ne yapacaksın?

CLIVE: (Humphrey’i göstererek) Dostumuz istirahat tavsiye etti. (Humphrey’e) öyle değil mi?

HUMPHREY: Eh,sizi biraz şey… asabınızı gergin gördüm de… (soldan elinde bir bardak süt ile Ida girer)

CLIVE: (Telaşla Humphrey’e ) müsadenizle… (kendini kanepenin altına atarak saklanır.)

IDA: (Humphrey’e yaklaşır) buyurunuz efendim…

HUMPHREY: Sağol kızım. (sütü alır)

IDA: (Kanepeye gidip tepeden bakar) niye saklanbaç oynuyoruz?

CLIVE: (Bozularak kalkar) Efendim?

IDA: Odaya her girdiğimde niye saklanıyorsunuz ?

CLIVE: Aşkım kabarmasın diye…

IDA: Küçük Ida’nıza güvenin,sizi ele vermez.

PENELOPE: Hadi Ida, işine bak.

IDA: Peki hanımcığım. (Clive’e ) Üniforma size daha yakışıyor.

CLIVE: İsabet. (aklına gelir) üniforma dedin de Ida, tabii nerede olduğunu bilmiyorsun değil mi?

IDA: Tabii. (kapıya yürür)

CLIVE: (Ümitsiz bir tavırla) tabii.. (sıçrayarak) tabii gördün mü, tabii görmedin mi? (Ida’yı takip eder)

IDA: Tabii gördüm.

CLIVE: (Bağırarak ) Ne diyorsun, nerede?

IDA: Mutfakta.

CLIVE: (Sevinçten çıldıracak gibi) mutfaktaymış. (Humphrey’e döner.tabiatıyla Humphrey artık clive’in zır deli olduğuna kanidir) duydunuz mu yahu, duydunuz mu? Mutfaktaymış, mutfakta…

HUMPHREY: Evet, öyle dedi…

IDA: Kaybolmasın diye sakladım.

CLIVE: (Deli gibi) Ida, seni çılgınca seviyorum.

PENELOPE: Ööf, susun artık. Ida git, getir şunu

IDA: Peki hanımcığım.

PENELOPE: Derhal.

IDA: Derhal. (kapıda dönüp clive’e) beni çılgınca seviyor. (çıkar)

PENELOPE: (Humphrey’e ) Ida’nın kusuruna bakmayın.zavallı çok çalışkan kızdır ama… işte biraz… (kaçıktır manasına elini sallar)

HUMPHREY: Mrs. Toop, Mrs Toop olduğunuza eminsiniz değil mi?

PENELOPE: Tek emin olduğun şey o zaten.

HUMPHREY: Af buyurun efendim, fakat evinizde kalmakla sizi rahatsız edeceğim kanaatindeyim. Geceyi köyün hanında geçirmeme müsaade edermisiniz?

PENELOPE: Sizden özür dilemek için ne yapacağımı bilemiyorum.

CLIVE: Özür dileceğine hakikati söyliyelim daha iyi. (Humphrey’e dönerek ) bana bak kardeşim, sen erkek adama benziyorsun…

HUMPHREY: Ben mi? Teşekkür ederim.

 (bahçeden bağırtılar duyulur. Teras kapısından deli gibi koşarak adam girer. Penelope adam’ı görmez. Humphrey ortada döner, adam’la burun buruna gelirler.) ahh, Mr. Toop, çok şükür kavuşturuna…

 (adam kendine saldıracağını sanarak Humphrey’in çenesine yumruğunu indirir. Humphrey bayılarak yere serilir. Adam hızla Clive ile Penelope’nin yanında koşarak geçer soldan çıkar)

PENELOPE: Bu adamı gözüm ısırıyor ama…

CLIVE: Bırak şimdi, Ida nerede? Hani üniformamı getirecekti… (farkında olmayarak Humphrey’in üstünden geçer.)

PENELOPE: Aman bilmiyorum. (yerde yatan Humphrey’i görür) ay bu adamcağıza bak…

CLIVE: (Ortada döner) neden bakayim?

PENELOPE: Ne olmuş zavallıya?

CLIVE: (Humphrey’e geçici bir nazar atfederek) yorulmuş.

PENELOPE: Bayılmış…

CLIVE: Ne mutlu ona…

PENELOPE: Biçareyi böyle yerde bırakamayız…

CLIVE: Ne? Süpürgeyle faraş var mı evde? (asabi bir tavırla Humphrey’i kaldırmaktadır.)

PENELOPE: Ayılıyor. (masaya gidip bir baradağa içki koyar)

HUMPHREY: (Gözlerini açarak) neredeyim?

CLIVE: Ben ne bileyim canım?

PENELOPE: (Bardağı uzatarak) şunu için.

CLIVE: (Humphrey’e ) Al aslanım iç şunu.

HUMPHREY: (Bardağı iterek) hava,biraz hava…

CLIVE: Bunu istemiyor. (kendi içip bardağı Penelope’ye uzatır) biraz hava istiyor. (Humphrey’e) sodayla mı? Hay Allah hava almak istiyor. Şimdi anladım. (Humphrey’i pencereye götürür) bahçede biraz kalmıştır herhalde. Böyle gel…

PENELOPE: Ne, nereye gidiyorsunuz?

CLIVE: Uyuya, yıkanacağız… (Humphrey’le çıkar)

PENELOPE: Ümidi kesme, bir kapı kapanırsa diğeri açılır. (gidip soldaki kapıyı açar adam eşikte durmaktadır.) a, buyurun.

 (adam girer,kapıyı çar çabuk kapatır. Eli cebinde arkası kapıya dönük durur.)

ADAM: Bana bakın,karşınızda gözü dönmüş bir adam görüyorsunuz…

PENELOPE: Eh, benim gözüm de pek…

ADAM: Ben kimim biliyormusunuz?

PENELOPE: Azizim,akşamdan beri bir türlü çıkaramadım.

ADAM: (Ortaya Penelope’nin yanına gelerek) dışarıda bahçede beni arıyorlar.

PENELOPE: Ne? Yok canım, yanlışınız var. Sizi aramıyorlar onlar.

ADAM: Size bahçenizde beni arıyorlar diyorum.

PENELOPE: (Omuz silker) eh,hiç olmazsa hava güzel. (adam cebinde bir tabanca çıkarır) o da nesi, indirin şunu, dolu olabilir.

ADAM: Dolu zaten.

PENELOPE: Doluymuş, neyle dolu.

ADAM: Susun. Canınızdan bıkmadıysanız bana yardım edin.

PENELOPE: Ama, (bahçeden bir gürültü gelir)

ADAM: Geldiler. (Penelope’yi oturtur.)

PENELOPE: (Kanepeye oturarak) siz bana baksanıza…

ADAM: (Tabancayla tehtit ederek) ben kocanızım,anlıyormusunuz

PENELOPE: (Bu kadarına isyan eder) hayır,hayır… sizi de kocalığa almam…

ADAM: Ya alırsınız, ya da ben canınızı alırım. (Penelope’un soluna oturur,terastan Clive ile Humphrey girer)

CLIVE: (Girerken, neşeyle ) ha gayret babalık, sık dişini…

ADAM: (Penelope’ye) beni ele verirseniz

PENELOPE: (Humphrey’e) biraz iyi misiniz?

HUMPHREY: (Clive’e ) ben mi? Şimdi sahi MR. Toop değil misiniz?

CLIVE: Canım,değilim ya dedim niye inanmıyorsunuz?

PENELOPE: (Adam’a çar çabuk baktıktan sonra) hayır, hayır MR. Toop o değil tabii. (Adam’ı göstererek) şey işte, MR. Toop.

CLIVE: (Hayretle) ne dedin?

PENELOPE: İşte, MR Toop dedim. (Adam’a) öyle değil mi sevgilim?

ADAM: Yaa… öyle…

CLIVE: Yaa… (ortaya gelir) oh,oh nihayet tanışabildik, sevgilim… şeyim, dostum… yahu amma çabuk giyinmişsiniz…

ADAM: Ha ?

CLIVE: Az evvel donla bahçede maraton yapıyordunuz… şimdiyse hür tuvalet… Penelope (Adam’a) sen öylesindir, değil mi sevgilim.

ADAM: Nasılımdır?

PENELOPE: Çat giyinik, Çat soyunuk.

HUMPHREY: Afedersiniz Mr. Toop, ben şeye gitsem olurmu?

PENELOPE: (Elini sallayarak) Sıkılmayın,anladım. Soldan ikinci kapı.

(Humphrey’in çenesi kapanır. Aşağıdaki konuşmalar esnasında sıvışmak niyetiyle usul usul şapkasını paltosunu filan toplamaya başlar. )

CLIVE: (Penelope’ye) şeyi şeyi izah ettin mi. (kendisi ile Penelope’yi gösterir ) Sonra o da sana dolapta ne yaptığınızı izah etti mi ? ( Adam’lı dolabı işaret eder)

PENELOPE: (Telaşla) Ha, evet etti. Bir şey değilmiş, latifeymiş… öyle değimli sevgilim ?

ADAM: Evet, latifti.

CLIVE: Latif miydi ? Amma mezhebi geniş insanlarsınız yahu.

PENELOPE: Öyleyizdir. (Perişan) Ahh, ahh…

 (Humphrey soldaki kapıdan sıvışmak üzeredir)

CLIVE: Latife ha. Aklım ermedi bir türlü…(Humphrey’e) Ne tarafa dostum. (Humphrey’e döner.)

HUMPHREY: Şey, şey ellerimi yıkayabilir miyim?

CLIVE: İsterseniz duş yapın. Ama ondan evvel.(Humphrey’i odanın ortasına sürükler) İşittiniz mi, komşu kadınla dolaba kapanmak latif oluyormuş.

HUMPHREY: Bilmem ki: ben kimseyle dolaba kapanmam…

(Ayağında yalnız donu, Lionel soldan koşarak girer ve yukarı fırlar. Clive Humphrey’e tutunarak Lionelin arkasından ağzı açık baka kalır. Penelope’nin keyfi büsbütün kaçar.)

CLIVE: (Gayet sakin Humphrey’e ) Doğru söyle, aklın başında mı?

HUMPHREY: Vallahi bilmiyorum. Buraya gelmeden şuurum yerindeydi ama.

CLIVE: Benim gördüğümü sandığım şeyi sizde gördünüz mü ?

HUMPHREY: (Bitkin) Siz ne gördüğünüzü sandınız?

CLIVE: Öyle gördüğümü sanıyorum ki… (kısaca) Şimdi buradan yukarı bir don çıktımı?

HUMPHREY: Çıktı. İçinde de bir adam vardı.

CLIVE: (Penelope’ye) Sen de gördün mü ?

PENELOPE: Evet.

CLIVE: Kimdi o ?

PENELOPE: Rahip.

CLIVE: (Penelope’ye yaklaşır) Daha şimdi bu zat için rahip dedin. (Adam’a) Kimsin sen, yalan söyleme. Rahip değildin. (Adam’ın üstüne yürür.)

ADAM: (Yerinden fırlar) Yaklaşma…

CLIVE: Ne ?

ADAM: Kimse kımıldamasın…

CLIVE: Ne oluyor yahu ?

ADAM: (Tabancayı çıkarır) Bir adım atan beynine kurşunu yer.

HUMPHREY: Aman Mr. Toop…

PENELOPE: ( Deli gibi ) Bu benim kocam değil.

HUMPHREY: (Hayretle) Değil mi ?

PENELOPE: (Bağırır gibi ) Hayır…

HUMPHREY: (Bağırarak ) Ama benim kocam demiştiniz …

CLIVE: (Humphrey’in eline vurur) Kavga etmeyin, rahip efendi. (Adam’a) Şimdi buraya bak hemşerim, demin yaptıkların latif olabilir ama bu…(Adam’a bir adım atar)

ADAM: Bir adım atarsanız… Mein Gott… Beyninizi dağıtırım…

CLIVE: Mein Gott,ha , alman bu.

HUMPHREY: Ne ?

CLIVE: Alman.

PENELOPE: Yok canım..

CLIVE: Evet, alman.İnanmazsan bak. Heil hitler. (Nazi selamı verir)

ADAM: (Makine gibi çarçabuk) Heil Hitler. (O da selam verir, fakat hemen eski vaziyetini alır)

CLIVE: Gördünüz ya, dayanamadı…

ADAM: Bir papaz şakası daha yapmaya kalkarsanız cehennemi boylarsınız…

CLIVE: Deme… ( Adama yaklaşır) Seni gidi…

PENELOPE: Yapma…

CLIVE: Evet yapmayayım…

HUMPHREY: Korkunç bir şey bu

CLIVE: Hemde ne korkunç…

HUMPHREY: Peki, şey ne yapacağız ?

CLIVE: Bilmem.

HUMPHREY: Düşünelim

CLIVE: O da bir fikir.

ADAM: Garajın anahtarını…

PENELOPE: Otomobili mi alacaksınız ?

ADAM: Evet.

PENELOPE: Uzağa gidemezsiniz, benzin yok.

ADAM: (Şüpheyle) Öyle mi ?

CLIVE: Yok ya, kalanla çakmaklarımızı doldurduk. Otursak olur mu ? Yorucu bir akşam geçirdi…

ADAM: Oyun istemem.

CLIVE: (uysal bir tavırla) Bittik yahu. (Masanın üzerine oturur.) Otursanıza dostum…

HUMPHREY: Şeyy… Oturmak istemiyorum, nedense…

ADAM: (Sert) Oturun…(Ortaya gelir)

HUMPHREY: Peki… ( Tabureye oturuverir)

CLIVE: Şimdi ne olcağız ?

ADAM: Ne ?

CLIVE: Burada böyle oturacak değiliz ya ?

ADAM: ( Ortada ) Dinleyin beni, askerler beni arıyor.

CLIVE: Askerler mi ?

ADAM: Evet

CLIVE: Şansımız var

ADAM: Asker olmadığınız için şansınız var. Asker olsaydınız çoktan öbür dünyayı boylamıştınız.

CLIVE: Ne, ben mi asker ? Aman ne komik, Ha ha…

( Pantolonunun paçalarını çekiştirerek asker çoraplarını saklamaya çalışır.) (Soldan Ida girer)

IDA: Buyurun efendim, üni…

CLIVE: (Yerinden fırlar) İstemez, şimdi götür onu. ( İte kaka Ida’yı kapı dışarı edip kapıyı çat diye kapar)

ADAM: Buraya gelin, dışarıdakilerden biri buraya gelirse bende sizdenmişim gibi hareket edeceksiniz.

CLIVE: Olmaz. Ailem kızar.

ADAM: Anlaşılıyor, bana itaat etmeyeceksiniz. Galiba hanımla ben yalnız kalırsak numarayı daha iyi çevireceğiz.

HUMPHREY: Peki, şey, bizden kurtulacaksınız ?

ADAM: ( Etrafına bakınır, dolap kapısını işaret eder ) Bu kapıdan nereye gidilir ?

HUMPHREY: Oo… orası dolap.

ADAM: İyi, girin içeri…

HUMPHREY: Ama o dolap, zannedersem tutulmuş.

ADAM: Kim tutmuş ?

CLIVE: Pamuk prenses.

ADAM: ( Hırsla) İçeri diyorum, yallah. ( Clive’la Humphrey, tabancayla tehdit edilince istemeye istemeğe dolaba yaklaşırlar) Durun…( Clive’la Humphrey dolabının önüne dururlar) İyi dinleyin odaya birisi girecek olursa çıt istemem. Ben hanımın burnunun dibindeyim.

 (Penelope adam dönmeden telefona yaklaşır ama yakalanır)

ADAM: Rahat dur. ( ötekilere) Tabancanın namlusu hep hanıma bakacak. En ufak bir maskaralık yaparsanız hesabı tamamdır. Anlaşıldı mı?

CLIVE: Eh, aşağı yukarı…

PENELOPE: ( Adam’a endişeyle ) her ihtimale karşı talimatı bir kere daha tekrarlarsanz…

CLIVE: ( Penelope’ye ) Merak etme sevgilim.

HUMPHREY: Sevgilim mi ? A, şu halde siz sahiden Mr. Toop’sunuz ? ( Clive’ın elini sıkar) Tanıştığımıza çok memnun oldum.

CLIVE: Ne, ha bende…

ADAM: Hadi içeri. ( Humphrey kapıyı açıp içeri girer, Clive’a ) İçeri…

CLIVE: Buraya bak, ben kendime böyle şey yaptırmam.

ADAM: ( Tabancayı Clive’ın kaburgalarına dayar) yaptırmaz mısın ?

CLIVE: ( Silaha bakarak) yaptırırım tabii. ( Humphrey’e ) Yer ver babalık. Öteye geç. Bütün yolcular ön tarafa…( Dolaba girer, Adam kapıyı kapayarak ortaya gelir)

ADAM: Her şeyden evvel para lazım.

PENELOPE: Paramı?

ADAM: Kaçmak için…

PENELOPE: Bir çek vereyim

ADAM: Hayır, nakit isterim. Evde muhakkak bir miktar vardır, nerede ?

PENELOPE: Yatak odamda var.( Bir şey akıl eder ) Gidip alayım.

ADAM: Gidip alalım. ( dışardan sesler gelir) Geç kaldık: geldiler. Unutmayın ben kocanızım. ( Penelopeyi iterek kanepeye oturtur) Dikkatli olursak gelenleri hemen savarız. İsminiz ne ?

PENELOPE: Penelope…

ADAM: Soyadınız ?

PENELOPE: Toop. Bunu yutacaklarını mı sanıyorsunuz ?

ADAM: Eceliniz gelmemişse yutarlar (Dışardan yine sesler gelir)

PISKOPOS: (Dışardan) Sokak kapsına gitmeye gerek yok. Teras kapısı açık…

ÇAVUŞ: Anladık. Anladık…

ADAM: Kim o ? (Telaşlanır

PENELOPE: Amcam…

ADAM: Amcanız mı ? Yanı kocanızı tanıyan biri. Beni ele verecek, bende sizi vuracağım…

PENELOPE: Aşk olsun, beni vurmak için bahane arıyorsunuz. Sesinizi çıkarmazsanız zannederim canımı kurtarırım.

ADAM: (Israrla) Benimkini de kurtarmaya bakın…

ÇAVUŞ: ( Dışardan ) Anladık be yahu… Anladık…

( Adam Penelopenin arkasına geçer terastan üstü başı darmadağınık bir halde piskoposla Çavuş Towes girerler. Adam kanepeye oturur)

Heyecanlanma dayı, üzme kendini…

PISKOPOS: Heyecanlandığım yok: Fakat tekrar ediyorum, adamlarınızdan biri tarafından kasten kabaklığa yuvarlandım

ÇAVUŞ: Ne yapalım, düşman takip ediyoruz, kutsal ödev. Alaman esiri kaçmış, enselemek bize düştü. Vatan uğruna seferber olduk. Bizim delikanlı seni alaman sanmış.

PISKOPOS: Fakat, rica ederim…

ÇAVUŞ: ( Neşeyle ) Alaman olmasında belli değil daha. Hakkım yok mu bey baba ?

PISKOPOS: Penelope, rica ederim bu adama benim kim olduğumu söyle…( masanın yanındaki iskemleye oturur)

PENELOPE: Söyleyeyim amcacığım. ( Çavuşa ) çavuş efendi amcam lax piskoposudur.

ÇAVUŞ: ( Hayretle piskoposa bakar) Piskopos mu, vay dinine, kusura bakmayın piskopos baba, ağzımdan kaçtı…

PENELOPE: Ne oldu sana amca ?

ÇAVUŞ: ( Kendine bir içki koyar) Bir şey olduğu yok abla. Alamanı kovalıyoruz dedim ya. Herifin birini sizin bahçeye girerken görmüşler. Adam yolladık, bide bakmış, çalının içinden böyle iki tane sopa gibi bir şey çıkıyor, önce devrilmiş el arabası sanmış. Meğersem bu dayının bacaklarıymış…

PENELOPE: Sizi temin ederim, çavuş, amcam aradığınız adam değildir.

ÇAVUŞ: E napalım canım, can sağlığı olsun. Etrafta dönenen yabancı bir herif görmediniz değil mi ?

PENELOPE: Maalesef, hayır…

ÇAVUŞ: E napalım, can sağlığı olsun ( Gidip pencereden dışarıya bakar)

ADAM: Sepetleyin…

PENELOPE: Ne ?

ADAM: Sepetleyin bunları.

PENELOPE: Amcacığım yatsana artık bu akşam çok yoruldun. Çavuş , siz daha burada mısınız?

ÇAVUŞ: Herifi buluncaya kadar etrafta dolaşacağız, korkmayın sakın…

PENELOPE: Peki korkmamaya gayret ederim.

ÇAVUŞ: ( İçkisini bitirip ortaya gelir) Eh,ben tüyeyim artık. Eyvallah millet. ( perdeleri aralar) Ay’a bak ay’a ( İç geçirir) Efkarlandım yine…

PISKOPOS: Siz evli misiniz çavuş ?

ÇAVUŞ: Yaramı deşmesene bey baba… ( terastan çıkar)

PISKOPOS: ( Kaklı ortaya gelir) Şimdi, Penelope hanım , zannederim bize izahat vermenin sırası geldi. Anladığıma göre zevcin bu zat…

PENELOPE: Evet amcacığım,i kocamı tanıştırayım sana. ( Acele) Lionelciğim Dudley amcam (kekeleyerek) Sana her zaman bahsederim…

ADAM: ( Kalkar ve Rusya usulü topuklarını vurarak hazır ol vaziyetine geçer.) Şerefyab oldum efendim. ( Penelope Adamın ayağına abir tekme atıverir, adam hemen yerine oturur)

PISKOPOS: ( Hayretle elini uzatır) Şeref bana…( Uzanan elini adam tutmayınca şaşırır) Aa, fakat anlamıyorum, Penelope , madem ki kocan burada o ikide bir kanepenin arkasına saklanan adam kimdi?

ADAM: ( Usulca Penelopeye öğretir.) Almandı…

PENELOPE: O… o… Almandı…

PISKOPOS: Ne ?

PENELOPE: Alman canım, bildiğimiz alman…

PISKOPOS: Yani askerlerin aradıkları adam mı ? niye daha önce söylemedin ?

PENELOPE: Beni tabanca ile gizlice tehdit ediyordu söylesem vuracaktı…

PISKOPOS: Vah yavrum, tevekkeli değil, halinde bir garabet vardı. Peki, benim deli zannettiğim adam kimdi?

PENELOPE: O sendin değil mi Lionel ?

ADAM: Bendim.

PİSK:: Peki ama o halin neydi, anlat bakalım.

ADAM: Ben burada tek başıma oturuyorum. Alman birden bire içeri girdi, üstüme saldırıp çubuk gibi bir şeyle kafama vurdu. Elbiselerimi aldı…

PISKOPOS: Zavallı çocuklarım, ne korkunç şeyler gelmiş başınıza ( Telefona giderek ) Acaba polise haber versek mi ? ne dersiniz?

ADAM: ( Kalkar) Bence tavsiye etmem.

PISKOPOS: Neden ? ( Ahizeyi almak üzereyken adamla burun buruna gelir, tereddüt eder.)

ADAM: Zira eminim ki daha eliniz ahizeye değmeden cansız gövdeniz kanlı bir külçe halinde yere yıkılır.

PISKOPOS: Toop, rica ederim. O ne feci mülahaza.( Mırıldanarak) Kanlı külçem. (Konyak şişesini gösterir.) Müsaadenizle bir şey içeyim…Bir müsekkine ihtiyacım var…

PENELOPE: Ben vereyim sana. ( Kalkar masaya gider, adam ense kökünde Penelopeyi takip eder)

PISKOPOS: Karınızı neden öyle takip ediyorsunuz ?

ADAM: ( Durgun bir sesle) Aşığım…

PISKOPOS: ( Şaşkın) Pek anormal bir sevgi…( Penelope içkiyi getirir Adamla tekrar kanepeye yürüyüp otururlar. Dolabın içinde bir çatırtı olur) Penelope dolapta bir gürültü var…( Dolaba yaklaşır)

PENELOPE: ( Deli gibi ) hayır amca, hayır hayır. Kimse değil kedi.

PISKOPOS: Kedi mi ?

PENELOPE: Evet canım. Pamuk uyuyor orda, senelerdir orda uyur.

PISKOPOS: Uykusunu almıştır artık. ( Dolaba yaklaşır)

ADAM: Açarsa vururum.

PENELOPE: Amca,açma o kapıyı…

PISKOPOS: Neden ?

PENELOPE: Tehlikeli olur

PISKOPOS: Sebep ?

PENELOPE: Tehlikenin sebebi… Ha: Doğuracak…

PİSK:: Aman ne iyi, bayılırım yavrulara. Kim bilir kaç tane olur?

ADAM: Çok yorgunum

PENELOPE: Ya ben ? İflahım kesildi…

ADAM: Hadi yatalım artık.

PENELOPE: ( Kalkar, hemen oturur) Daha neler

ADAM: ( Yavaş sesle ) Para…

PENELOPE: Ne ?

ADAM: Para…

PENELOPE: Ha, evet, pekala şimdi bulurum

( Kalkıp arka arkaya merdiveni yürürler, merdiven ayağında dururlar. Penelope amcasına döner. Piskopos anahtar deliğinden dolabın içini gözetlemeye çalışmaktadır. Penelope ona bir öpücük yollar. )

 Allah rahatlık versin nonoşum…

ADAM: Allah rahatlık versin nonoşum…

( Topuklarını birbirine vurarak Prusya usulü referans yapar. İkisi beraber yukarı çıkıp giderler. Yalnız kalan piskopos hala anahtar deliğinden bakmaktadır. Soldan Ida girer, elinde Clive’ın üniforması vardır. Piskoposu görünce irkilir, sonra üniformayı arkasına saklayarak ortaya gelir)

IDA: O dolapta ne arıyorsunuz , altes ?

PISKOPOS: Uyanmış mı diye bakayım dedim.

IDA: Bırakın canım, azgın hınzır.

PİSK: Doğurdu mu acaba ?

IDA: Doğur… Biraz erken değimli altes? Sizin biraz aklınız karışmış altes. Tabii azmı konuştunuz, soğuk bir şey yer misiniz ?

PISKOPOS: Belki birkaç bisküvi…

IDA: Bisküviler yemek odasında getireyim…

PISKOPOS: Sen dur. Ben kendim seçerim (yemek odasına girer)

IDA: (arkasından seslenir) seçecek bir şey yok. Bizim bisküviler iki cins, kırıklar ve bütünler. (etrafına bakınır) bu adam nereye gitti acaba ? bütün geceyi bu üniforma elimde geçiremem ya. (aklına bir şey gelir, üniformayı yine sandığa koyup pencereye giderek seslenir) hey onbaşı, hay Allah ismini bile bilmiyorum, hey bahçede misin?

CLIVE: (seslenir) Ida, Ida buradayım (terasa gider) Ida nerdesin?

 (sağdan Penelope giere. Clive’ın sırtını görünce lionel zanneder)

PİSK: A, hani yatacaktınız? (clive yüzünü döner) eyvah, alman esiri…

CLIVE: Yok canım, ben Humphrey’im…

PİSK: Humphrey mi?

CLIVE: Evet, yarın sabah vaaz vermek için geldim.

PİSK: Siz bir sahtekarsınız,efendi. O elbiseleri giymeye hiç hakkınız yok.

CLIVE: Ya, demek hakikati öğrendiniz?

PİSK: Evet. Siz üniformasını terk etmiş bir insansınız…

CLIVE: Hayır, üniformam beni terk etti. Ama nihayet buldum.. mutfaktaymış… (soldaki kapıya girer)

PİSK: Gelin buraya…

CLIVE: affedersiniz acelem var. (çıkar)

PİSK: (Clive’ın arkasından seslenir) gelin diyorum. (yukardan lionel girer)

LIONEL: Ha, siz Mr. Humphrey’siniz galiba…

PİSK: Hayır, efendim siz değil misiniz?

LIONEL: Hayır, ben toop’um…

PİSK: Siz bir sahtekarsınız….

LIONEL: Rica ederim kimsiniz?

PİSKOPOS: Ben lex piskoposuyum

LIONEL: Asıl sahtekar sizsiniz. Zira gayet iyi biliyorum ki lex piskoposu yarın gelecek.

PİSK: Size, lex piskoposu benim diyorum. Ve ben gayet iyi biliyorum ki bu gece geldim. (bir an düşündükten sonra) gelmez olsaydım…

LIONEL: (kendi kendine) hay Allah, Penelope nerede?

PİSK: Penelope kocasıyla yatmaya gitti.

LIONEL: Ne yaptı, ne yaptı? (Merdivene gider, yukardan peşinde adam’la Penelope girer) Penelope…

 (adam’la Penelope ötekilerin yanından geçerek kanepeye doğru gelirler)

LIONEL: Nereye gidiyorsunuz?

PENELOPE: Yürüyüşe…

PİSK: Biraz önce yorgunum diye yatmaya gitmediniz mi?

ADAM: (Penelope’nin yanında) uykum kaçtı.

PİSK: Uykunuz kaçtıysa tek başınıza yürüyüş yapın.

PENELOPE: Beni yanından hiç ayırmaz, anca beraber kanca beraber değil mi canım?

LIONEL: Canım mı? Penelope sen…

PİSK: (Lionel’i göstererek) Penelope bu adam kim?

PENELOPE: Bu mu, kim olacak Mr. Humphrey…

PİSK-LIONEL: (beraber) Mr. Humphrey mi? (dolaptan Humphrey çıkar)

HUMPHREY: Beni mi çağırdınız? (soldan clive girer)

CLIVE: mutfakta da yok…

(teras kapısından çavuş girer. Kolunun altına adamın ikinci perdede giydiği üniformayı sıkıştırır. Piskopos hayretle etrafa bakar . odanın içi papaz doludur. Clive

Humphrey ve hala Penelope’nin çok yakınında duran adam şaşkın şaşkın birbirlerine bakarlar.)

ÇAVUŞ: (ortada) ne oluyoruz be, anlıyalım? (papazları görür) vay anasına… (sayar) 1.2.3.4. ulan ev karga yuvasına dönmüş, töğbeler olsun…

 (clive ve Humphrey adam’ın hala Penelope’yi tabancasıyla tehtit etmekte olduğun görerek seslerini çıkarmamaktadırlar)

PİSK: Çavuş efendi , bu adamların çoğunu tutukla.

ÇAVUŞ: Çoğunu mu?

PENELOPE: Amca dilini tutsana sen biraz.

PİSK: Teki öyleyse kim bunlar? Hepsi birden Humphrey olamazlar ya?

ÇAVUŞ: (tatlılıkla) sen hele sesini kesde piskopos baba ben sorguya başlıyayım. (sertçe) oturun bakayım (piskopos ve çavuştan başka herkes oturur, Penelope ile adam yine yan yana kanepede) dinleyin, erlerden biri bahçede bunu bulmuş. Kaçan almanın üniforması….

LIONEL: (kalkarak) bakın ben ne diyeceğim?

ÇAVUŞ: Otur aşağı… herif bunu almış demek şimdi arkasında başkasının elbisesi var….

CLIVE: Belki de çıplak geziyordur.

ÇAVUŞ: kes ulan. Bunlar rahip evinin bahçesinde bulundu. Bu ne demek, eleman bu evden elbise kaldırdı demek. Yani herif şimdi papaz kılığında…

HUMPHREY: Pek muhtemel… (çavuş kötü kötü bakınca) affedersiniz… lafınızı kesmeyeyim.

ÇAVUŞ: Kestiğin yok. Şimdi papaz kılığında bir herif arıyoruz.

CLIVE: (sinirli bir tavırla , yakası ile papaz önlüğünü gizlemeye çalışarak ) tabii… evet… haklı…

ÇAVUŞ: (dört papaza bakarak ağır ağır) papaz kılığında birini arıyoruz. (dört erkek bu bakışların altında ezilip büzülürler)

HUMPHREY: Fakat rica ederim çavuş efendi, önünüze gelen her pa……..

LIONEL: Konuşmama izin verirseniz….

CLIVE: Bana bak kardeşim…

ADAM: (Penelope’ye) tabanca arkanda….

ÇAVUŞ: Kesin be şamatayı. Kadınlar hamamına çevirdiniz burasını.

IDA: (Soldan girer) Affedersiniz…

ÇAVUŞ: (Sıçrar döner) Sende nerden çıktın ?

IDA: ( Alınır ) Sizinle tanışmadık galiba…

PENELOPE: ( Telaşla ) Ida hizmetçimizdir, çavuş efendi.

ÇAVUŞ: Hizmetçiniz ha ?

PENELOPE: Evet, Ida ne var ?

ÇAVUŞ: ( Ağır ağır) Sen hizmetçisin öylemi?

IDA: Maşallah bu yaşta bu zeka. Hanımcığım bir dakika dışarı gelinde bir şey söyleyeceğim.

(Ida içeri girdiği zaman clive’in aklına bir fikir gelmiştir. Cebinden on şiilinglik bir bankrot çıkarır, ötekiler görmeden arkasına bir şeyler yazar.)

ÇAVUŞ: Hayır, gelemez. Ben koyuverene kadar herkes burada hapis.

IDA: (Telaşlanır.) Neden, ne oldu?

ÇAVUŞ: Sen karışma, hadi bas…

IDA: (Kapıya giderek) Allah Allah, hepiniz birden ne kabahat yaptınız?

(Clive Ida’nın yanına koşar, bileklerinden tutar, ve eline parayı sıkıştırır.)

CLIVE: (Dramatik bir eda ile) Evlada Ida. Şu on silingi al da beni hatırla.

IDA: Yok canım, ne luzumu var.

CLIVE: Hadi hadi, nazlanma. Yalnız sana bir tavsiyem var. Harcamadan önce paraya iki defa bak. Hadi git. (Ida şaşkın çıkar.)

ÇAVUŞ: Şimdi söyleyin, buranın papazı kim?

LIONEL: Benim…

PİSK: (Adam’ı işaret ederek) Bu zat.

ADAM: Ben.

HUMPHREY: (Clive’yi göstererek) Bu bey. (Cevaplar aşağı yukarı bir arada verilir, kısa bir sukut olur, sonra)

ÇAVUŞ: (Ağır ağır) Tekrar soruyorum. (Bir sukut) Buranın papazı aranızdaysa kim? (Hepsi cevaplarını bu sefer bir ağızdan tekrar ederler.) Tövbe. (Teker teker her birine bakarak önlerinden geçer) Suali tekrarlayacağım. (yavaş ve meşum bir sesle) Hanginiz buranın papazı? (Çıt çıkmaz.) Demek söylemiyorsunuz ha? (Sukut) Şimdi de dilinizi mi yuttunuz? (kanapenin arkasına geçer.)

HUMPHREY: (Aksi aksi) Çok rica ederim çavuş bey…

ÇAVUŞ: Kes ulan… Beni piyazlayacak… (Sert)

CLIVE: (Humphrey’e ) Suyuna git suyuna. Generalim filan de. Sor bakalım Lady Smith taaruzunda bulunmuş mu?

HUMPHREY: Lady Smith taaruzunda bulundunuz mu?

ÇAVUŞ: Ne oluyor be? Birlik mi oldunuz?

CLIVE: Allah korusun…

ÇAVUŞ: (Humphrey’i gösterek) Buranın papazı bu mu?

CLIVE: Hayır, ben sadece… (Humphrey’e) Buranın papazı sen misin?

HUMPHREY: Olmadığımı pekala biliyorsunuz.

ÇAVUŞ: Nerden biliyor?

HUMPHREY: Buranın papazı kendiside ondan.

LIONEL: Ne münasebet efendim.

PİSK: Çavuş, bana kalırsa rahibin kim olduğunu anlamak için en iyi çar karısına sormak. (Penelopey’i gösterir.)

ÇAVUŞ: Fena fikir değil. (Penelope’ye) Abla papazın karısı siz misiniz?

PENOLOPE: Benim çavuş.

ÇAVUŞ: Söyleyin bakalım, bunların içinde hanginiz kocanız?

PENELOPE: (adam’a yan gözle bakıp bir an tereddüt ettikten sonra ) işte kocan…

LIONEL: (ağzı açık kalır) ne… ne? Yalan….

ÇAVUŞ: Ha?

LIONEL: Karımın kocası benim. (Penelope’ye ) Penelope , aklını mı bozdun sen? Yemin ederim ki buranın rahibi benim. Bu hanım da benim karım…

ÇAVUŞ: Peki, kendi niye öyle demiyor

LIONEL: Penelope , Allah aşkına şakayı bırak bu adama hakikati söle

CLIVE: Hakikat. Hakikati gizleyenler yalancıdır. Ne vecize be. (çavuşa) sende bir vecize sölesene arkadaşım

ÇAVUŞ: Kes ulan…

CLIVE: Fazla veciz oldu.

ÇAVUŞ: (piskopos’a ) Hüviyetinizi görelim lütfen…

PİSK: Hüviyet cüzdanı mı pijamamım cebinde taşımak adetim değildir.

ÇAVUŞ: Hüviyeti meçhul. Sizinkini görelim…

LIONEL: Öbür ceketimin cebinde kaldı.

ÇAVUŞ: Etti iki. (Humphrey’e) hüviyetiniz beyim.

HUMPHREY: (sıkıntı içinde) çok kabahatliyim , af buyurun. Evde unutmuş olacağım

ÇAVUŞ: Etti üüüççç. Sizin ki…

CLIVE: Ben hamlet’in babasıyım. Hüviyet cüzdanına ihtiyacım yok.

ÇAVUŞ: (bir ağızdan) etti dört…

LIONEL

ÇAVUŞ: Komik papaza çattık. (adam’a) sizinki de yok tabii…

ADAM: (Hüviyet cüzdanını cebinden çıkartarak) var çavuş…

ÇAVUŞ: vay anasına (cüzdanı alır okur) lionel toop, rahip…

LIONEL: Alçak herif. O benim hüviyetim. Benim cüzdanım. (adam’a göstererek) üstümdeki elbiseler de benim bu adam beni bayıltıp elbiselerimi çaldı.

ÇAVUŞ: Ne? Niye daha evvel sölemedin

LIONEL: Tanıyamamıştım. Ama cebinden hüviyet cüzdanım çıktı…

ADAM: Söylediğin hadise asıl benim başıma geldi. Biri üstüme saldırdı , elbiselerimi çaldı. Size de anlattım ya piskopos efendi…

PİSK: Efendim? Ha, evet sahi…

ÇAVUŞ: (sabrı tükenmiştir hepsini teker teker gözden geçirerek boğuk ve hiddetli bir sesle homurdanır) şimdi sizin, geçmişinizden: geleceğinizden… (herkes avazı çıktığı kadar bağırmaya başlar) topunuzu birden teftif ediyorum , Allahın belaları…

 (birden bire çalmaya başlayan kilise çanlarının gürültüsü oradaki bağırışları bastırır. Herkes hayretle birden susar )

PENELOPE: Buda nesi?

ÇAVUŞ: Tövbeler olsun.

PİSK: Kilisenin çanların. Zafer işareti.

ADAM: (yerinden fırlıyarak) işgal başladı.

LIONEL: (kalkar) Ne?

HUMPHREY: İşgal mi? Zannetmem… işgal işaretini geçenlerde…

CLIVE: (Humphrey’e) sussana be.

ADAM: (Teras kapısının önünde dikilip, tabancasını çekerek) işgal başladı.Heil hitler. (herkes ona döner) Mein fühler, sözünü tuttu işte. Şükür bugünü gösterene. Domuz İngilizler alman çizmesi bugün kafanızı ezecek. Yakında İngilizler adaları… İngiliz aslanı… İngiliz imparatoru… İngiliz …

CLIVE: Tuzu…

ADAM: İngiliz tuzu… hepsi hepsi bizim olacak. (yumruğunu sallayarak bugün…)

CLIVE: Der dag…

ADAM: Der tag

CLIVE: Heil hitler…

ADAM: Heil hitler..

 (tabanca tutan elini havaya kaldırarak nazi selamı verir. Clive fırsattan istifade adamın koltuk altını gıdıklar , tabanca yere düşer. Clive silahı kapıp lionel’e verir)

CLIVE: Al şunu , herife göz açtırma

LIONEL: (Bahçe sular gibi silahı dört bir yana sallayark) Hepiniz teslim olun ,eller yukarı. Nasıl işler bu alet…

 (herkes çil yavrusu gibi dağılıp bir yerlere saklanır. Clive Lionel’ın elinden kapık çavuşa verir)

ÇAVUŞ: (Humphrey’e) bana bak

HUMPHREY: Ben mi?

ÇAVUŞ: Bahçeyi bi tur et , bizin erlerden kimseye rastlarsan buraya yolla. Hadi üç.

HUMPHREY: (teras kapısına sokularak) baş üstüne. Uçmasını pek beceremem ama…

ÇAVUŞ: Bas ulan. (peşinde Clive ile Humphrey terasa çıkar) anlayamadığım taraf, herifin kim olduğunu niye önceden söylemediniz?

PENELOPE: İnsanın kaburgalarına tabanca dayalı iken doğruyu söylemek biraz güç oluyor.

ÇAVUŞ: Yani… bu…

PENELOPE: Evet, çavuş, bendenizin kaburgalarına dayalı idi.

ÇAVUŞ: (Adam’a) it oğlu it…

PENELOPE: Aklıma gelmişken , masraf parasına ihtiyaç olmaz artık

 (gider adamın cebinden bir deste para çıkartıp alır, lionel’e yaklaşır)

LIONEL: Vah sevgilim, kimbilir neler çektin? Neden o kadar garip hareket ettiğini şimdi anlıyorum…

ÇAVUŞ: (Lionel’e ) sevgilim mi dedin? Papaz sensin öyleyse…

LIONEL: Benim ya…

ÇAVUŞ: Merhaba rahip efendi. Şimdi polise telefon ette, kuşu tuttuğumuzu söyle.

PİSK: Ben ederim (ahizeyi alır)

ÇAVUŞ: (adam’a ) yürü bakalım Romel bozuntusu. Deutschland uber alles marş. (çavuşla adam terastan çıkarlar.)

PİSK: (telefona) Mortonoum- Middlewick karakolunu verin , lütfen..

LIONEL: Bişeyin yok ya Penelope?

PENELOPE: Yok canım, çok korktum ama, şimdi geçti artık

LIONEL: Çok şükür yine ucuz atlattık. Geçmiş olsun yavrum. Fakat ben gidipte çanları çalan kimmiş onu bulmalıyım (soldan çıkar)

PİSK: (telefona) orası Mortonoum- Middlewick karakolu mu? Öff…

PENELOPE: Değil miymiş.

PİSK: Yoo. Lanchester meydanında Odeon mağazası imiş. (yemek odasından clive girer)

CLIVE: Aman kimse gelmeden çabul üniformamı. Çabuk…

PENELOPE: Ida sana mutfakta demedi mi?

CLIVE: Dedi ama yok. Baktım.

PENELOPE: Her yere baktın mı?

CLIVE: Baktım ya.

PENELOPE: Öyleyse yeniden aramaya sandıktan başlıyalım.

CLIVE: Deli misin sen, oradan olmadığına yüzde yüz emin değil miyiz?

 (Penelope sandığı açıp elbiseyi çıkarır. Clive elinden kapık elbiseyi göğsüne bastırır.)

 Ah, canımın içi. Seni görünce bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. (döner Penelope’yi kucaklar) hadi, şimdi kimse gelmeden. Ah, canımın içi. Çok şükür kavuştuk. (Penelope ceketi clive’e uzatır, pantolon kendinde kalır. Ida girer) hay Allah Ida imiş.

IDA: Her şey yolunda mı hanımcığım?

PENELOPE: Evet, mersi. Ida, çanları duydun mu?

IDA: Duymak ne demek, ben çaldım

PENELOPE: Ne münasebet.

IDA: Onbaşı bana verdiği paramın üstüne çanları çal diye yazmış.

CLIVE: Pek de iyi yapmışım. Namussuz nazinin işgal işaretini değiştiğinden haberi yok, çanları duyunca hitler geldi sandı…

PENELOPE: Ha , demek o yüzden meydana çıktı

CLIVE: Meydana çıkmak dediniz de… ben de artık üstümü değiştirip meydana çıksam. (yemek odasının kapısını açar )

PİSK: (içerden) kim o? Ida sen misin? (clive hemen kapıyı kapatır)

PENELOPE .Orada amcam var. Sen istersen benim odama çık. Üstünü değiştirdikten sonra da…

CLIVE: … Pencereden atlayıp tüyeyim. Buralarda durmaya gelmez

 (merdivenlerden çıkar. yemek odasından piskopos girer.)

PISKOPOS: Acaba mutfakta daha bisküvi var mı?

LIONEL: (Girer) biliyor musun, Penelope, çanları çalan Ida imiş.

 (dolaptan Mr.Skillon çıkar)

SKILLON: Dayanamadım. Patlıyordum az kalsın…

LIONEL: Misis skıllon siz hala gitmediniz mi?

SKILLON: Hayır, ama şimdi gidiyorum. Hem de zıpkın gibi

PENELOPE: Birkaç saattir ilk defa iyi bir haber alıyorum.

SKILLON: Mr. Toop, tüylerimi ürpettiniz. Size gelince Misis Toop hakkındaki kanaatlerimin ne kadar haklı olduğu bir kere daha anlaşıldı…

LIONEL: Mrs. Skıllon, buranın en eski yerlilerinden de olsanız karımın karakterine dil uzatmanıza tahammül etmem.

SKILLON: (alayla gülerek) karınızın karakteri mi? Hangi karakteri?

LIONEL: Siz ne derseniz deyin. Karım belki sizden benden biraz daha geniş fikirli olabilir, fakat….

 (clive merdiven başında görünür. Rahip ceketini çıkartmış, üniformasının üzerine giymiştir.fakat ayağında hala siyah pantolon vardır)

CLIVE: Penelope, benim pantolonumu ne yaptın?

SKILLON: Pantolon mu? (Penelope’ye döner ve elindeki üniforma pantolonunu görür) ha… (tekrar clive’e döner) sakın siz… (dehşet içinde) evet, evet bu adamdı…

LIONEL: Bu adam neydi?

SKILLON: (Clive’i göstermeye devam ederek) karınızın aşığı…

PENELOPE: Rica ederim.

CLIVE: (bir ağızdan) Ne?

PISKOPOS

SKILLON: Kamyonda ki asker. Halının üstünde karınızla cebelleşen de bu adamdı…

LIONEL: Ne diyorsunuz?

SKILLON: Evet. (Lionel’e ) önce sizi sanmıştım. (Clive’e ) meğer sizmişsiniz. Bu elbiseleri nerden buldunuz?

LIONEL: Penelope, bunlar ne demek oluyor?

CLIVE: İsterseniz anlatalım.

PENELOPE: Evet, sırası geldi artık.Lionelcığım, sen gel şöyle otur

 (lionel kapnepeye, piskopos da kanepeye otururlar) şimdi dinle lionlecığım, clive…

CLIVE: Clive benim. Tanıştığımıza memnun oldum.

LIONEL: Ben de. (el sıkışırlar)

PENELOPE: Kendisi benim eski bir dostumdur.

CLIVE: Çok eski.

PENELOPE: Bir zamanlar bir piyeste beraber oynadık…

CLIVE- PENELOPE: (beraber) mahrem anlar piyesinde

PISKOPOS: Durun durun ikiniz birden konuşmayın…

PENELOPE: Lionel, bu akşam sen çıktıktan sonra clive geldi.

CLIVE: Eski arkadaş değil miyiz, biraz dolaşalım dedik..

PENELOPE: Gazeteye baktık, tiyatroda ne oynasa beğenirsiniz…

CLIVE- PENELOPE: (Beraber) Mahrem anlar…

PENELOPE: Gidip görelim dedik…

(clive hikayenin arkasını piskoposa anlatırken, penelopede aynı sırada lionel’e izahat vermeye devam eder.)

CLIVE: Benim Penelope’yi çoktandır gördüğüm yok. Asker oldum buradaki, wathamton kampındayım. Dün kamyonla buradan geçerken Penelope’yi gördüm. Bu akşam da ziyaret edeyim dedim kalktım geldim, ne yapalım nereye gidelim derken Penelope gazeteye baktı, tiyatroda mahrem anlar’ın oynadığını gördük.

PENELOPE: Dinle lionelciğim, bu akşam sen gittikten sonra clive çıka geldi Wathamton da bulunuyormuş. Evde ikimiz yalnız kalmayalım diye bir yere gidelim dedik. Gazeteye bir de baktım, tiyatroda mahrem anlar oynuyor. Gidip görmemizi teklif ettim. Tiyatronun bulunduğu yer izin bölgesinin dışında kaldığı için, asker olduğu anlaşılmasın diye senin elbiselerinden birini giydi…

CLIVE: (Penelope’ye) Nerdesin?

PENELOPE: Elbiseye geldim, sen nerdesin?

CLIVE: Mahrem anlar. Ama şimdi yetiştirim sana…piyesi görmeğe can atıyorduk ama, tiyaronun bulunduğu yer izin bölgesinin dışında kalıyordu.. baktık ki olacak gibi değil (lionel’in yanına gelerek) sizin elbiselerinizden birini giydim. Tam gitmek üzereyken piyese dair aramızda bir münakaşa çıktı. Piyesinde oratasında Penelope’le ikimiz rol icabı dövüşüyorduk. Anlamıyorsanız daha yavaş anlatayım dövüş dediğim karışık bir iş. Biz o sahneyi tekrarlarken Mrs. Skılloon’un içeri gireceği tutmuş.

PENELOPE: Ne diyordum lionelciğim. Clive üniformasıyla gidip yakalansaydı kurşuna dizilmesi ihtimali vardı. Tabi amcacığım, (piskoposun yanına giderek) senin bu akşam geleceğini bilseydim, dünyada çıkmazdım. Dediğimi anlıyorsun değil mi? Neyse tam evden çıkarken, piyesin bir sahnesine dair münakaşa etmeye başladık. Bu sahne Eliot- yani clive’in rolü ve benim rolüm olan Amanda feci suretle dövüşüyorlar.

PISKOPOS: (kafasını yumrukluyarak ) şimdi çıldıracağım.

LIONEL: Tek kelime anladıysam arap olayım…

CLIVE: Bakın yine yapalım da görün. (Penelope’yi tutup yere yıkar , halının üstünde boğuşmaya başlarlar) biz bu halde ike Mrs. Skıllon…

PENELOPE: İşte böyle yerde yuvarlanıyoruz… (clive tarafından yere yıkılır) tam o sırada Mrs. Skıllon…

SKILLON: (yanlarına sokularak ) ne var?

 (Penelope ve clive perdenin sonundaki hareketlerini tekrarlarlar)

PENELOPE: Eşek, domuz, hayvan, canavar…

 (penelopenin savurduğu çetin yumruk yine Mrs. Skıllon’un çenesine iner. Kadın Ida’nın kucağına yuvarlanır.)

PENELOPE: İşte bütün bu karışıklık böyle başladı…

PERDE