Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

SOKAK KIZI İRMA

 

KİŞİLER

Sunucu

İrma

Metin

Çetin

Patron (Balyoz)

Tango Tahsin

Tombala Tevfik

Kılçık Veli

Tantana Cavit ( ordinaryus )

Şebo

Polis memuru

Racon

Karabatak

Topuz

2.polis

Vergi dairesi başkanı

1. vergi memuru

2. vergi memuru

3. vergi memuru

Doktor

3. polis

( Dekor Efkarlılar Cafe’si Şipşak otelin bir odası, Nestorun penceresinde küçük saksılar bulunan evi, İrma’nın altında müşteri ve bir köşe başından oluşmaktadır.)

Aynı zamanda cafe’nin sahibi olan sunucu, ortaya gelerek sunumuna başlar. Elinde kuruladığı bir bardak vardır. Bardağı arada bir ışığa tutarak parlatmaya çalışmaktadır.

SUNUCU: Merhaba efendim.. Hoş geldiniz. Biraz sonra izleyeceğiniz garip hem de çok garip bir öyküdür. Aslında masalımsı bir öyküsüdür bu… Evet masalımsı diyorum çünkü belki bazı olaylara içinizden karşı gelecek, iyice sinirlenecek “ yok canım hayatta böyle şeyler olmaz, olamaz” diye avaz avaz haykıracaksınız, ama gene de duygulanmaktan kendinizi alamayacaksınız.. Hepimiz biliyoruz ki masalların bile gerçek tarafları vardır. Aşk, tutku, ölüm, kıskançlık, cinayet, yani yaşama ren veren insanları çoşturup olmayacak şeyler yaptıran ne varsa, hepsi vardır bu öykünün içinde. Konumuz, İstanbul’un daha doğrusu Beyoğlu’nun dar karanlık arka sokaklarından birinde geçer.

( Müzik başlamıştır)

ŞARKI

BU ŞARKI

Sunucu

Geceye dalarak

Çekilir el ayak

O sokak, bu sokak

Çalınır bu şarkı

Kokular canlanır

Kafa dumanlanır

Her köşe başında

Duyulur bu şarkı

Gece açan şehir bu işte

Sevişenler kaçar karanlıklara

Uyuyan şehir de budur işte

Orospular ağlaşır tenhalarda

SUNUCU: İşte bizim yosma buralarda yaşardı.. yosmanın ne olduğunu hepiniz bilirsiniz herhalde. Bilmeyenler varsa aranızda, birazdan öğreneceklerdir zaten. Bizim yosmamız her akşam Beyoğlu’nun arka sokaklarında kendine müşteri ayarlar.

İRMA: Tam vaktidir cicim

Oturup sevişmenin

Ucuz benim sevgim

Çalarken bu şarkı

SUNUCU: Bizim yosma da her yosma gibi kazandığı parayı belalısına yani pezosuna götürür, yani ona haraç verir. Bizim çevrede adet budur. Her sokak kızının mutlaka bir belalısı vardır. Her belalı akşamları sevgilisini işe yollar. Onun getirdiği parayla gününü gün edip, başka karılarla gönlünü eğlendirir. Anlayacağınız herkes bir geçim yolu tutturmuş gider işte.

Yosmanın derdi para

Bolca kazanır da

Verir belalısına

Çalarken bu şarkı

İşte gün ışığından kaçan şehir budur

Bizimkiler için geceyi bekler durur

o saatte her şey bağışlanır unutulur

Suçlularla, suçsuzlar bir tutulur.

Sakın yüz çevirmeyin

Bizlere gülümsemeyin

Onlar da insan deyin

Çalarken bu şarkı

İşte bu da bizim Çaylak Metin. Açıkça söylemem gerekirse, ilk başlarda toyizmaritçinin tekiydi. Sizin anlayacağınız hiçbir yeteneği yoktu. Nasıl oldu da aramıza karışıp bizlerden biri haline geldi biz de bilmiyoruz. Çaylağın tekiydi.Bizim belalılar onun ne iş yaptığını, neyle geçindiğini bir türlü çakozlayamamışlardı. Sonunda hoş görüp boş verdiler. O da bizim Efkarlılar kafesine girer çıkar oldu.

Sahi burası Efkarlılar kafesi, bazılarının deyimiyle Efkarlılar kafesi eskiden bildiğiniz babadan kalma kahvelerden biriydi ama son yıllarda modaya uyup kafe oldu. Modern tesisat, internet, bilardo, kahve ve çayın yanı sıra rakı, bira, votka yani uygun sözün kısası ne ararsanız bulabilirsiniz bu kafede…

Eh bende sözü fazla uzatmayayım da masalımsı öykümüze başlayalım.. durun bakalım bizim belalılardan kimler var bu gece?

ŞARKI

Belalıların şarkısı

- belalılar ve sunucu-

 Balyoz Cemal

Sun: Bir adı da patrondur

 Tango Tahsin

Sun: Sempatik oğlandır

 Tombala Tevfik

Sun: Beceriklidir kerata.

 Kılçık Veli

Sun: Arı gibidir arı.

 Tantana Cavit

Sun: Ne dediği pek anlaşılmaz

 Titrek Seboş

Sun: Erkekleri cebinden çıkarır

Şarkı devam eder…

Biz bu civarın sosyetesiyiz

Bütün bu mahallenin

Demir taşıyız

Asarız keseriz

Kimse karışmaz

Ustalıkla sıvışırız

Aynasızdan, aynasızdan

Bu memleketin

Asil ruhlu, kahraman

Baş belalarıyız

Becerikliyiz

Pek çok işlerde

Kafaları çekince

Çekinmeyiz de

Saatlik sevgili

Ucuz fiyata

İsteyene buluruz

Turfanda, turfanda

Bu memleketin

Asil ruhlu, kahraman

Çalışkan baş belalarıyız

Bizde ayıp yok

İşlerimiz çok

Enayilerde asla

Hoşgörü yok

Aşkımız satılır

Ucuz fiyata

Çünkü para satın alır

Her şeyi, her şeyi.

(polis düdüğü, polis girer)

BALYOZ: Sen miydin komiser?

KOMSER: Benim ya!

BALYOZ: Hay Allah bende polis sanmıştım.

KOMSER: Hadi. Hayırlı işler.

(çıkar)

Biz bu civarın

Sosyetesiyiz

Karanlık sokakların

Züppeleriyiz

Hırsız polis oyununda

Birinciyiz biz

Biz polisiz, polis bizsiz

Edemeyiz edemeyiz

Bu memleketin

Bu memleketin

Asil ruhlu kahraman

Baş belalarıyız

SEBOŞ: (Girer) ayol boğazımız kurudu. Bir fırt ver de içelim yahu.

BALYOZ: Seboşun hakkı var. Meyhaneci bozuntusu bize zıkkımlanacak bir şey getir.

SUNUCU: (meyhaneci olarak sakin) Patlamayın getiriyoruz yahu. Siz analarınızın karnında dokuz ay nasıl beklediniz, anlaşılır şey değil (içkileri verir) Alın da işkembeleriniz bayram etsin. Islansın biraz.

BALYOZ: Bu kadar işkenceyle adamın işkembesi mi ıslanırmış? Angut?

SEBOŞ: Nemlenmez bile.

VELİ: Tam üstüne bastın be sarhoş.

BALYOZ: (Seyirciye) Ha, unuttum söylemeyi bir adım da alıngandır. Böyle aframa taframa bakıp sakın aldanmayın. Aslında çok hassas biriyimdir ben. Hele son yıllarda hassasiyetim daha da arttı. Alınganoğlu, alıngan oldum aniden.

SUNUCU: Dayılanmayı alınganlık sanıyor. Kusuruna bakılmaz. Gabidir zavallı.

SEBOŞ: Ama ne!

BALYOZ: Sen erkeklerin işine burnunu sokma ters-motor. Yoksa alırım façanı aşağı.

SEBOŞ: Kolaysa gel de al.

(İrma girer. Çantasını otomatikman patrona ( balyoza) uzatır. Balyoz çantayı açıp bakar. Normalmiş gibi sayıp cebine indirir. Boş çantayı İrma’ya geri verir.)

BALYOZ: Kız bana madik atmaya mı kalkıyorsun? Bu ne bu böyle? Para üstü gibi.

İRMA: Şuna bakın hele! Getirdiğim parayı beğenmedi. Bana bak bu zaten görüp göreceğin son nimet.

BALYOZ: Ne zırvalıyor bu be?

İRMA: Ne mi zırvalıyorum? Ömrümün sonuna kadar sırtımdan geçineceğini sanıyorsan yanılıyorsun.

TOMBALA: Patron bunun çenesi çok düşmüş. Bir şey söylemeyecek misin?

BALYOZ: Bazen bizim ağzımız tek kelime söylemez. Yalnızca gözlerimiz konuşur. Anlayan da anlar. Çakozladın mı dümbelek?

( bu arada İrma barda bardakları parlatan sunucunun yanına gider)

SUNUCU: Sen de her akşam aynı şeyi söylersin, ama sonra gene de ona dönersin.

İRMA: Ne yaparsın be arkadaş. İçimi döküp rahatlıyorum biraz. O nasılsa hiç aldırmıyor.

TANGO: Ayrılmak işine gelmiyor da ondan.

KILÇIK: Ekmek elden su gölden. Aldırıp yağlı müşteriyi mi kaçırsın?

TANGO: Öyle ya eninde sonunda nasılsa dönüp dolaşıp ona geleceğini biliyor.

İRMA: O kadar garantili çene yormayın. Bakarsınız bir gün aklıma eser Tornistan etmeyiveririm.

( Metin girer. Utangaç bir biçimde etrafına bakar, sonra patrona gider. Yılışarak sorar.)

METİN: Merhaba millet.. bana bir içki ısmarlasana patron.

( patron cevap vermez, İrma yanına gelip omzuna dokunur.)

İRMA: Adam sana bir soru soruyor. Ismarlayacak mısın ısmarlamayacak mısın? Cevap versene koca kafa.

BALYOZ: ( Gayet sakin) ( Metin’e) sen benden bir şey mi istedin şorolo?

TOMBALA: Akşam akşam maraza çıkarmayın. Hadi moruk sen işine git.

TANGO: Sana ne oluyor be?

KILÇIK: Öyle ya! Sana ne oluyor?

TOMBALA: Sana ne oluyoru var mı? Aramıza yeni katıldı. Katıldı katılalı ona her gün yeni bir isim takıyorsunuz… Yok şorolo, yok şıkırdım, yok pandispanya. Ayıp be! Koskoca adam onun bunun eğlencesi mi olacak?

TANGO: Allah, Allah! Ne olmuş yani? Tasası sana mı düştü?

TOMBALA:Bana düştü ya! Okul görmüş adam diye çekemiyorsunuz. Yalan mı iskele babaları?

SEBOŞ: (güler) Yok baba dingo babası.

TOMBALA: Kesin be! İşiniz gücünüz kalmadı da gırgır mı geçiyorsunuz?

TANGO: Ne olmuş. Beğenemedin mi? Kafa mı ütüledik yani?

KILÇIK: ( tombalaya) Geçen gün sende ona hıyar ağası demedin mi? Aha! Hepimiz buradaydık.

SEBOŞ: Ama ne? Bende iki kulağımla duydum.

TOMBALA: O iş başka bu iş başka. Kumarda kaybettiği arpayı vermeyince fıttırdım. Üstelik mazotu da biraz fazla kaçırmıştı.

SEBOŞ: Sende mazotu kaçırınca, ağzından çıkanı kulağı duymaz be moruk.

TOMBALA: Ordinaryusa kimse ağzını açmıyor ama. O da istediğini rahat rahat anırıyor.

KILÇIK: Ona laf yok. O bize esaslı işlerin nasıl yapılacağını öğretiyor. Onun sayesinde kariyerli meslek sahibi oluyoruz.

TOMBALA: Demek ona bu yüzden yağcılık yapıp duruyorsun.

KILÇIK: Ulan ağzını topla. Bana yağcı diyebilecek hergele daha anasının karnından doğmamıştır.

TOMBALA: Lafa bak! Biz doğduk işte. Şanlı şerefli karşında duruyoruz çalı zeybeği.

KILÇIK: Ulan çalı zeybeği senin babandır. ( sustalısını çıkarır) Erkeksen çık dışarı.

TOMBALA: Gel ulan. Senden mi korkacağım ciğersiz. Hadi gel dışarı.

BALYOZ: ( masaya vurur) Oturun yerinize be. Durup dururken bela mı arıyorsunuz? Kozunuzu sonra paylaşırsınız. Sesimizi çıkarmıyoruz diye amma kafa ütülediniz yahu. Oturun da kıçlarınız yer görsün.

TOMBALA: Patrona şükret, sayesinde kurtuldun.

KILÇIK: Asıl sen şükret hıyar oğlu hıyar. Çalı zeybeği kimmiş ben sana sonra gösteririm.

SUNUCU: Sizler şimdi bu ikisini ölümüne kanlı bıçaklı oldu sanıyorsunuz değil mi? Yok yahu! İlgisi yok. Bu günlük şakalaşmaları. Bir ikisi her akşam böyle dalaşmadan rahat edemezler. Beş on dakika sonra da sanki hiçbir şey olmamış gibi can ciğer oluverirler ha, bu gelen tantana Cavit’tir. Diğer adı da Ordinaryus. Neden mi Ordinaryus? Her şeyi çömezlere o öğretir de ondan. Siz gençliğine bakıp “ bu ne bilir?” diye düşünüyorsanız fena halde çuvallarsınız. Hepsini yarış atı gibi yetiştirir. Tabi bu arada kendi cebini doldurmayı da ihmal etmez. Alışveriş meselesi. Ordinaryus derslerini el ayak çekildikten sonra gece yarısı bu kafede verir. ( ordinaryus’u görünce herkes okul öğrencisi gibi toparlanır)

ORDİNARYUS: Selam millet.

HEPSİ: Selam

ORDİNARYUS: Nasılsınız?

HEPSİ: Sağol, sağol, sağol.

ORDİNARYUS: Hazırsanız hemen başlayalım.

HEPSİ: Hazırız tintin. ( sunucu herkese defter ve kalem dağıtır.)

ORDİNARYUS: ( kendi defterine bakar) nerede kalmıştık? Dur bakayım manitacılık, tırnakçılık. Karmanyola… Tamam mı?

TANGO: Vakit kaybetmeden hemen cavlayalım.

ORDİNARYUS: evet cavlayalım. Sen dersini iyice çalıştın mı?

TANGO: Çalıştım baba. Hem de çok çalıştım. İnekler gibi.

ORDİNARYUS: Helal sana yaşa. Hadi şimdi de göster bakalım son derste ne öğrettim size?

 TANGO: Tamam hemen gösteriyorum.

( bu arada sunucu koca bir bıyık takmış, kafasına bir kasket geçirip barın arkasına geçmiştir.)

Arkadaş şuradan bana bir paket malbora sigarası versene.

( tango tezgaha bir yüzlük atar.)

Buyur paranı.

SUNUCU: bozuğun yok muydu be kardeş?

TANGO: olsa vermez miyim? Yok be anam babam yok. Sigarayı da parayı bozdurmak için alıyoruz zaten.

(sunucu kasadan bozuk parayı alırken tango el çabukluğu ile yüzlüğü cebe indirir.)

SUNUCU: ( Tangonun eline paranın üstünü sayarak verir) Elli, yetmiş,seksen, doksan. Bu da dört buçuk bozukluğun. Bir de sen say.

TANGO: Yok canım sen saydın ya be arkadaş. Tamamdır.

SUNUCU: ( aranır) Peki bizim yüzlük nerede?

TANGO: Verdik ya!

SUNUCU: Verdin mi peki nerede?

TANGO: Kasaya koydun herhalde. Koymasan nereden bileceksin yüzlük olduğunu.

SUNUCU: İyide kasada da yok.

TANGO: Bir yerden çıkar herhalde.

SUNUCU: Sen verdiğine emin misin?

TANGO: Ayıp ettin be babalık. Ne demek istiyorsun yani? Biz böyle şeylere tenezzül edecek adam mıyız yani?

( ceplerini ters çevirir)

Gel üstümü ara istersen.

SUNUCU: (mahcup olmuştur) Yok canım. Daha neler, bir yerlere soktum herhalde.

TANGO: Aklına bir şey gelmesin yani.

SUNUCU: Yok canım kusura bakma kim bilir nereme soktum.

( aranmaya devam eder)

TANGO: Hadi eyvallah.

( çalımla çıkar ve parayı getirip ordinaryusa verir.)

ORDİNARYUS: Aferin be Tango! Malı iyi götürdün. On üzerinden dokuz. Manitacılıkta çok ilerleme var. Hadi bakalım. Kılçık sıra seninle tombalada.

( Kılçık elini ayağını çarpıtarak sakat dilenci kılığına girer. Tombalada eline bir çanta alıp durakta otobüs bekleyen bir beyefendi olur.)

KILÇIK: Bir sadaka. Allah rızası için bir sadaka verin lütfen. Üç gündür ne yedim ne de içtim. Şu fakiri açlıktan kurtarmak için bir sadaka verin de sevaba girin.

( Tombala para çıkarmak için ceplerini karıştırır ve çantayı yere bırakır.)

Allah razı olsun. Allah ne muradınız varsa versin.

( çantayı kaptığı gibi koşmaya başlar. Tombala arkasından yetişmeye çalışır. Tam yakalayacakken kılçık çevik bir hareketle çantayı karşısına çıkan sunucuya atar. O da çantayla ortadan yok olur )

ORDİNARYUS: Çok güzel katakoftiler. Çok iyi becerdiniz bu işi. İkinize de teknik olarak dokuz. Konuşma yedi. Onu biraz daha çalışıp karşındakileri daha kolay tava getirmek gerek.

KILÇIK: Merak etme inek gibi çalışırım ağabeycim.

ORDİNARYUS: Metin’e söyleyelim de seni o çalıştırsın. Onun Türkçesi afili. Ne de olsa ortaokul bitirmiş.

KILÇIK: Tamamdır ağabeycim..

ORDİNARYUS: unutmayın fırlamalar. Kapkaççılık adlı bu film dalı yalnızca moruklara, hamile karılara, büyük götlü erkeklere ve de burnu havada olanlara uygulanır. Sıra kim de bakalım?

TANTANA: Bende ağabeycim.

( Sunucuya yaklaşır. Sunucu hemen Rize’den yeni gelmiş şaşkın biri oluverir)

Ben sizi nereden tanıyorum?

SUNUCU: (şaşkın) Hiçbir yerden. Ben buranın yabancısıyım.

TANTANA: bende buradan tanıyorum demedim ki. Sizi gözüm bir yerden ısırıyor dedim yalnızca. Nereden geliyorsunuz?

SUNUCU: Rize’den bu sabah geldim.

TANTANA: Tamam şimdi oldu… Tamam. Seni Rize’den tanıyorum. Benim de on yılım orada geçti.

SUNUCU: Deme! Kimlerdensin?

TANTANA: ( lafı değiştirir) Hay Allah! Kimin aklına gelirdi bir gün burada karşılaşacağımız. Vapurla mı geldin?

SUNUCU: Ne vapuru? Vapur seferi mi kaldı. Otobüse binip geldim.

TANTANA: Tamam bende otobüs diyecektim zaten. Tam üstüne basmışım meğer. Beni tanımadın mı? Hay Allah üstün başın toz olmuş. (sunucunun üstünü silkeler)

SUNUCU: Rize’de nerede oturuyordun?

TANTANA: İskele meydanının yakınlarında yani caminin o tarafta.

SUNUCU: Bilemedim. Hangi camiden söz ediyorsun?

TANTANA: Aşk olsun be babalık hangi cami olacak. İskelenin yanındaki dedik ya.

SUNUCU: Tamam anladım bizim dükkanın arka sokağındaki cami.

TANTANA: Tam üstüne bastın. O işte. Senin dükkan hangisiydi?

SUNUCU: Caminin arka sokağında kasap dükkanı. Gel-Al kasabı.

TANTANA: ilahi babalık. Gel-Al kasabını bilmez olur muyum? Tevekkeli gözüm seni ısırıyor. Hay Allah şu işe bak nereden nereye. Sen otur otur da Rize’li Gel-Al kasabının sahibiyle İstanbul’da burun buruna gel.

( sunucunun üstünü silkeler) Hay Allah! Üstün başın toz olmuş.

SUNUCU: sen kimlerdensin?

TANTANA: Anlatırım ama önce gel de bir kahvemi iç.

SUNUCU: Sağol ama vakit hayli geç oldu. Gidip kalacak bir yer bulmam lazım. Sirkeci’de bir otel adı verdiler.

TANTANA: Sirkeci’de bir otel mi? Aman babalık duymamış olayım. Benim ev dururken oraya buraya gidilir mi? bizde kalırsın olur biter.

SUNUCU: Bilmem ki nasıl olur?

TANTANA: Bas baya olur yahu. (koklar) ah babacım memleket kokuyorsun, memleket… üstün başın fena halde toz olmuş. ( silkeler. Bu arada adamın saatini almış ordinaryusa vermiştir. Sunucu umutsuz bir şekilde üstünü başını aramaktadır.

ORDİNARYUS: işin ustası olduğunu bir kez daha kanıtladın Tantana. Sana on üzerinden dokuz buçuk veriyorum. Buçuğu neden kestim biliyor musun?

TANTANA: (Bozulmuştur) Nereden bileyim.

ORDİNARYUS: Konuşmayı fazla uzattın da ondan. Oysa işi hemen oldu bittiye getirecektin. Hadi bakalım sıra sende Balyoz.

BALYOZ: Bize de mi Lolo? Yahu biz bu su yollarından çoktan geçtik.

ORDİNARYUS: Tamam anladık da sen ustalığını bir daha göster de bu civcivlere örnek olsun.

BALYOZ: Doğru kelam ettin ve Ordinaryus. Görüp anlasınlar işin esas raconunu. (hala üstünü başını temizleyen sunucunun yanına gelir ve sırtına okkalı bir şekilde tükürür) kusura bakma babalık, sırtında pislik var. Kuş pislemiş.

SUNUCU: Ay aman kuş mu pislemiş?

BALYOZ: Ay çok iğrenç görünüyor. Mendilini ver de sileyim. Bir de kuş pisliği uğurludur derler. Böyle uğurun içine edeyim.

SUNUCU: Sağ ol uşağım eksik olma.

BALYOZ: Aman be babalık! Yaptığımız küçük bir insanlık. (mendili pisliği göstererek iade eder.) eve böyle gitseydin yengeye çok ayıp olurdu.)

SUNUCU: Sağ olasın uşağım eksik olma. Senin gibi efendi uşakları bulmak artık çok güç oldu. Ayıptır sorması karakol ne tarafta biliyor musun?

BALYOZ: Karakol mu? bu saatte? Karakolu ne yapacaksın babalık?

SUNUCU: Sorma başıma gelenleri. Biraz önce hergelenin biri saatimi arakladı. İt oğlu it üstelik hemşerimmiş.

BALYOZ: Vay köpeoğlu vay. Şu dünyada boşuna yer tutan ne cavalacozlar var. Karakol nerede biliyor musun? Bak şimdi şurdan doğru git. Önce ilk sola sonra üçüncü sağa, ışıklardan sonra da ikinci sola sap. Kavşaktan orta yola girdin mi karakolla burun buruna gelirsin.

SUNUCU: Biraz karışık ama bulurum nasıl olsa (çıkarken) sağ ol uşağım.

( balyoz ağır ağır kasılarak ordinaryusun eline dolu cüzdanı atar)

BALYOZ: Bu iş bu kadar işte. Abartmadan, haşat olmadan, ham hum yapmadan biz işleri böyle cicozlarız işte.

ORDİNARYUS: Ustalığını ve sana neden patron dendiğini bir kez daha kanıtladın. On üzerinden on buçuk verdim sana.

SEBOŞ: Buçuğu ne oluyor?

ORDİNARYUS: O da ekstra bonusu.

BALYOZ: Bu yetenek insanda ya doğuştan vardır. Ya da yoktur. Sonradan ne öğrenilir ne de öğretilebilir. Çakozladınız mı dallamalar. Hadi bakalım sıra sana geldi seboş.

( sunucu bu kez bastonlu yaşlı bir adam olmuştur. Seboş kırıtarak yanına gelir.)

SEBOŞ: Güzel bir akşam geçirmek ister misin balemoz? (sunucu duymamıştır)

SUNUCU:Bir şey mi söyledin? Bana mı öyle geldi?

SEBOŞ: ( Tane tane bağırarak) benimle şöyle güzel kütür kütür bir akşam geçirmek ister misin dedim.

SUNUCU: (şaşkın) nasıl yani?

SEBOŞ: Nasıl nasıl yani?

SUNUCU: Yani kütür kütür güzel bir akşamla neyi kast ettin hanım kızım?

SEBOŞ: Seni bir iki saat mutlu etmeyi kastettim. Çoktandır tatmadığın zevkleri sana hatırlatırım demek istedim.

SUNUCU: Neymiş onlar?

SEBOŞ: Şey canım… anlamadın mı?

SUNUCU: Ha… Anladım. İstediğim yemekleri, kızartmaları, tatlıları, kıymalı börekleri rahatça yiyebilirim demek istedin.

SEBOŞ: Neler zırvalıyorsun be adam! Bu abidik kubidik şeylerden söz eden kim? Hani şu eskiden uğrunda kul köle olduğun şeyleri sana hatırlatmak istedim

SUNUCU:Onlar da neymiş? Unuttum gitti.

SEBOŞ: Nasıl unutursun babalık. Şey işte… ( kulağına fısıldar)

SUNUCU: Aaa öyle mi? ( şaşkın bir ifadeyle) pek anlayamadım galiba. ( seboş tekrar fısıldar, adam çok sevinir) Sahi bir de öyle şeyler yapardık. Nerede yapardık bunları hiç hatırlamıyorum.

SEBOŞ: (Sabrı tükenmiştir) Nerede yapılacak. Otelde muşmulam otelde. Orada yatağın üstünde.

SUNUCU: Ay çok sevindim. Yatakta biraz da elim üstünde oynarız. ( seboş sunucuyu kolundan çeker)

SEBOŞ: Yatağa girelim de ben sana orada ne oynayacağımızı, nasıl oynayacağımızı gösteririm. ( kolundan çekip götürür. Alkışlar… )

ORDİNARYUS:Bugün herkes üstün başarı gösterdi. Hepinizi kutlarım. Bugünlük bu kadar yeter. Hadi gelin de bir el oynayalım. ( onlar masanın etrafına toplanırken İrma Metin’in yanına gider)

İRMA: Bir bira içer misin ahbap? Ben ısmarlıyorum.

METİN: Hayır sağ olun İrma hanım bira başımı ağrıtıyor.

İRMA: Öyleyse bir çay için. Sıcak çay çok iyi gelir baş ağrısına.

METİN: Öyle mi bunu ilk kez duyuyorum.

İRMA: Hatırım için bir şey içiver işte.

METİN: Peki öyleyse, hatırınız için bir açık çay içeyim.

 

İRMA: ( sunucuya seslenir) bize iki çay salla lütfen biri açık olsun biri koyu.

SUNUCU: Tamamdır.

BALYOZ: ( masadan seslenir) İrma.

İRMA: İzninle arkadaş. (masaya gider) Ne var?

BALYOZ: Ne konuşuyorsun o civcivle?

İRMA: Canım ne isterse onu konuşuyorum. Var mı bir diyeceğin?

BALYOZ:Bunun gibi hanım evlatları açmaz seni daha ağzı süt kokuyor.

İRMA: Lafa bak! Daha ağzı süt kokuyormuş. Okula gitmiş iyi bir aile çocuğu diye mi ona keleklik yapıyorsunuz.

TANTANA: Karıya bak be! O aile çocuğu da biz onun bunun çocuğu muyuz?

TANGO: Ama ne! Bizde burada doktora veriyoruz doktora.

KILÇIK: Onun gibi rafadanları cebimizden çıkarır, omlet yaparız.

BALYOZ: Size ne oluyor be açmaza getirilen benim cavcavı yapan sizlersiniz. Bırakın yaygarayı da kendi işinize bakın. Cevap ver bakalım. Ne konuşuyordun o alafranga bebeyle?

İRMA: Ne istersem onu konuşuyorum. Sana hesap mı vereceğim?

BALYOZ: ( ayağa kalkıp İrma’yı kolundan kavrar.) Vereceksin tabi.

İRMA: Ben sana yalnızca akşamları işten sonra hesap veririm. ( kendini kurtarır) geri kalan zamanımı da istediğimle istediğim gibi kullanırım. Var mı bir diyeceğin? ( Metin’in yanına gider)

TOMBALA: Patron neler zırvalıyor bu? Böyle susup oturacak mısın?

BALYOZ: Kız haklı. Bana para kazandırıyor. Gerisi fasa fiso.

ENTEL: Doğru laf ettin be patron. Ne demiş büyük Rus şairi? Parayı veren düdüğü çalar.

BALYOZ: Boş verin bu fasaryayı da biz işimize bakalım.

( oyuna otururlar)

İRMA: Affedersiniz. Seni yalnız bıraktım.

METİN: Yok canım, biz de burada çene çalıyorduk.

İRMA: ( sunucuya) Sağ ol kardeş onu yalnız bırakmadığın için sana thank yoular. Biliyorsun çaylar benim hesabıma yazılacak.

METİN: O iş tamam.

İRMA: Anlamadım nasıl tamam?

SUNUCU: Çayları arkadaş ödedi.

İRMA: İnanmıyorum. ( fena halde alınmıştır) Aşk olsun yani.

METİN: Neyiniz var ne oldu?

İRMA: Hiçbir şeyim yok. Sana kızdım yalnızca.

METİN: Bana mı kızdınız? Nedenini anlayamadım.

İRMA: Nasıl anlayamazsın? Beni yerin dibine geçirdin?

METİN: Sizi bu kadar kızdıracak ne yaptım ben?

İRMA: Daha ne yapacaksın? Çayların parasını sen ödedin.

METİN: ( gülümser) Bütün mesele bu mu?

İRMA: Yani doğal bir şey mi yaptığın?

METİN: Bundan daha doğal ne olabilir ki?

İRMA: Burada her şeyin parasını biz kızlar öderiz. Erkekleri hiç sıkıntıya sokmayız.

METİN: Bunlar benim tam anlamadığım şeyler.

SUNUCU: Merak etme yakında anlarsın.

METİN: Onu mutlu edecekse çayları İrma’nın hesabına geçir bari.

SUNUCU: Tamam oldu.

İRMA: (çok mutlu) sağ ol beni gerçekten çok sevindirdin.

METİN: Sizi sevindirmek beni çok mutlu etti.

Müzik başlar.

ŞARKI

(şarkı süresinde Metin’in evi aydınlanır. Metin çiçekleri sulamaktadır. İrma girer. Elleriyle Metin’in gözlerini kapar.

İRMA: Bil bakalım kimim ben?

METİN: Büyük bir aşkla sevdiğim minicik bir kadın.

İRMA: Ne akıllısın, hemencecik biliverdin.

METİN: Tatlım benim.

İRMA: Çaylağım… Sen beni gerçekten seviyor musun?

METİN: İlk gördüğüm andan beri.

İRMA: Ben de seni kendimi bildim bileli seviyorum.

METİN: O zamanlar beni tanımıyordun ki.

İRMA: Olsun gene de aşıktım sana. Şimdi mutluluğumuzu tüm dünyaya haykİrmak istiyorum. Ben Metin’i seviyorum. Metin de beni seviyorum diye avaz avaz haykİrmak geliyor içimden.

METİN: Gecekonduların damlarına mı haykıracaksın?

İRMA: Beğenemedin mi? Bütün kent gözüküyor damların üstünden. Hatırlıyor musun? Bir gece bizim kafede nasıl gıcık olmuştum sana. İyice afyonumu patlatmıştım.

METİN: Ben mi yapmıştım bunu hiç hatırlamıyorum.

İRMA: Nasıl hatırlamazsın? Hani çayların parasını sen ödemeye kalkmıştın.

METİN: Hatırladım şimdi. Halt etmişsin.

İRMA: Ama o gece benden hoşlandığını hemen anlamıştım.

METİN: Öyle mi nasıl anlamıştın?

İRMA: Sen konuşmaya başlayınca hemen çakozladım. Çünkü sen bana hep siz diye hitap ediyordun.

METİN: ( güler) Sahi aklıma gelmişken sana bir şey sormak istiyorum.

İRMA: Ne istersen, ama ne istersen sorabilirsin bana.

METİN: Şey soracaktım. Adını… İrma adı nereden geliyor? Adın neden Ayşe, Kezban, Hüriye ya da Emine değil de İrma?

İRMA: Ay bu çok acıklı bir hikaye.

METİN: Acıklı bir hikaye mi?

İRMA: Evet, hem de çok. Benim babam Ayvalıklıdır. Orada İrma adlı güzel bir Rum kızına aşık olmuş ve onunla evlenmiş. Çok ama çok mutlu olmuşlar. Sonra günlerden bir gün annem bana hamile kalmış ama doğum yaparken ölmüş. Genç yaşında yok olup gitmiş. Babamda ona olan aşkından bana İrma adını koymuş.

METİN: Güzel ama çok acıklı bir hikaye.

İRMA: Annemin ölümünden sonra babamda onun acısına dayanamayarak arkasından hayata allahaısmarladık deyip gitmiş.

METİN: Peki sana kim bakmış?

İRMA: Bakacak kimsem kalmadığından onun bunun elinde büyümüşüm.

METİN: Vah zavallım vah. (sarılır)

İRMA: Öyle deme bir tanem. Onun bunun elinde büyüyüp onların kahrını çekmem bugünkü kariyerimde ilerlememde çok etkili oldu.

METİN: Ne demezsin!

İRMA: (gülerek) Metinciğim bir gün çok çalışıp iyi kazanırsam yani bol paramız olursa…

METİN: (Sinirlenir) O konuyu hemen kapat! Çok çalışırsam ne demek.

İRMA: Yani biraz para biriktirebilirsek Ayvalığa gidelim mi orada Cunda adası var. Çok seversin. Harika bir yerdir bayılırsın.

METİN: Seninle birlikte her yere bayılırım.

İRMA: Bizim oradaki evimizde tıpkı burada olduğu gibi pencere önünde çiçekler vardır. Hayal meyal hatırlıyorum. Bu çiçeklerin adı nedir?

METİN: Sardunya… Her renkte vardır bunlardan.

 

İRMA: Bizimkilerin adı öksüz sıçanıydı. Bir çiçek için ne tuhaf isim değil mi? Öksüz sıçanı…

METİN: Tuhaf ama gene de güzel ve hazin.

İRMA: (pencereden bakar) İstanbul ne güzel şehir…(parmağıyla işaret eder)

Orası neresi?

METİN: Kız Kulesi.

İRMA: Peki ya orası?

METİN: Selimiye Kışlası.

İRMA: Ne kocaman değil mi? Sende her şeyi biliyorsun…

METİN:Bunları herkes bilir.

İRMA:Biri anlatmıştı. Kız kulesini bir prenses için yapmışlar. Prenses ne demek?

METİN:Prenses Kral kızı demek.

İRMA:Öyle mi? İşte o kralın kızına çok yakışıklı bir çoban âşık olmuş. Her gün yüz

yüze onu görmeye gelirmiş.

METİN:O kadar âşıkmış demek?

İRMA:Sonra bir gün onu bir küheylana bindirip kaçırmış. Küheylan at mı demek?

METİN:Evet cins at demek.

İRMA:İşte onunla kaçırmış prensesi. Sonra ne olmuş bilmiyorum, ama hep merak

ettim, sonunda evlendiler mi, evlenmediler mi?

METİN:Herhalde evlenip mutlu olmuşlardır.

İRMA:İnşallah olmuşlardır. Ben bazen işe çıkınca…

METİN:Anlamadım?

İRMA:Özür dilerim. Yani canım sıkılınca ,şu Maçka’daki evlenme dairesine kadar yürürüm. Evlenenleri görmek için. Bazen gelin elbisesi giyenler olur. Onlara öyle bakar dururum.öyle güzel olurlar ki…

METİN:Herhalde çok güzel olurlar.

İRMA:Ama gelin elbisesi hiç kir kaldİrmaz değil mi?

METİN:Herhalde.

İRMA:Bazen rüyamda kendimi gelinlik içinde yürürken görüyorum.

METİN:Bende, bende bazen seni gelinlik içinde hayal ediyorum.

 

 ŞARKI

 AŞK ŞARKISI

İRMA:Sevgilim hiç ayrılmayacağız değil mi? Söz ver bana…

METİN:Söz veriyorum. Ölünceye kadar birlikteyiz.

İRMA:Ne güzel şeyler söylüyorsun. İstanbul’da ve senin kollarında olduğum süre hiç bir şeyden korkmam artık.

METİN:Sevgilim benim.

 ŞARKI TEKRAR

SUNUCU:Çaylak Metin’le tatlı İrma çok mutlu olabilirlerdi. Ama kıskançlıktan kuduran Metin’in içi içine sığmıyordu. Öyle kıskanıyor,öyle kıskanıyordu ki… Bir akşam İrma iş başındayken.

 ŞARKI MÜŞTERİLER ŞARKISI

Şarkının sonunda metin kıskançlıktan fırlar, kalabalığı yararak odaya girer.İrma’yı kolundan yakalayarak evine götürür.

İRMA:Ne oldu Metin? Neden böyle deli gibi hareket ettin?

METİN:O sıradaki erkekleri görünce deli gibi değil zır deli gibi hareket ettiğime şükret.

İRMA:Ama hayatım işim bu benim.

METİN:Ne iş ama!

İRMA:Unutma ki bundan kazandığımız parayla geçiniyoruz.(Metin başını ellerinin

arasına alır)Ama böyle yapma. Beni de üzüyorsun. Hadi keyiflen! Bak sana ne getirdim. Bir müşteri verdi.(Metin başını ellerinin arasından kurtarıp bakar) Yani yakın bir akraba demek istedim

(Metin’e bir puro paketi uzatır. Metin paketi nefretle fırlatır.)

METİN:İstemem, eksik olsun. (İrma ağlamaya başlar)Seni üzmek istemiyorum ama ne yapabilirim ki? Bu müşterilerin beni deli ediyor. Bazı günler çıldıracak hale geliyorum.

İRMA:Ama benim müşterilerimden sana ne?

METİN:Kıskanıyorum, anlamıyor musun? Deli gibi kıskanıyorum her birini.

İRMA:Ama kıskanılacak bir şey yok ki. Bak seni aldatıyor olsam o başka… O zaman

Yerden göğe kadar kıskanmaya hakkın var… Sana körü körüne sadık olduğumu inkâr edemezsin herhalde.

METİN:Edemem ama öte yandan elimde değil. Sana para verip seninle birlikte olan o herifleri düşündükçe çılgına dönüyorum.

İRMA:Ama boşu boşuna üzüyorsun kendini.

METİN:sen kıskançlık nedir bilir misin?

İRMA:Bilmem... Ben hiç kimseyi kıskanmadım ki.

METİN:Peki sana yarın sabah biri gelip Metin dün gece motor Nebuş’la yattı deseler ne yaparsın?

İRMA:(birden bire çılgına döner)hayır. Hayır olmaz. Böyle bir şeyi bana yapamazsın.

METİN:Ya! Görüyor musun? Lafıyla bile ne hale geldin.

İRMA:Haklıymışsın. Peki, sen bu kıskançlık duygusuna sık sık hissediyor musun?

METİN:Evet her an, her saniye.

İRMA:Hay Allah! Nedir bu başımıza gelenler?

METİN:Bak aklıma ne geldi! Hiç olmazsa bir tanecik. Bir tek müşterin olsa, o zaman

Belki daha az kıskanırdım. Şöyle pinpon, parası bol bir moruk çıksa.

İRMA:Sus sevgilim. Bu benimde en çok arzu ettiğim şey.

METİN: Nasıl yani bunu sende mi düşünmüştün?

İRMA:Gene kıskanmaya başlama Allah aşkına. Evet, yalnız bir tek erkeğe bağlı

Olmak benim en büyük düşüm.

METİN:(kızarak)ya ben! Ben ne olacağım!

İRMA:Yani sen ve ikimizin geçimini sağlayacak yağlı bir müşteri.

METİN:Böyle bir şeyi kabul ederim çok da iyi olur.

İRMA:Böyle birini bulabilir miyiz acaba?

METİN:Keşke bulabilsek.

İRMA:Sevgilim benim

 

 ŞARKI

 Language of love’ın sonu

SUNUCU:Mutluluk denen şey bu dünyadan uçup gitmiş herhalde. Herkesin gözünü para bürümüş. Para bütün dünyayı yönettiği gibi sevgiyi dostluğu hatta aşkı bile yönetir hale gelmiş. Metin’de İrma ile tam mutluluğu yakaladığını düşünürken para yüzünden aşkının yok olup gitmesinden korkmaya başladı. Parasız pulsuz bir şey olmadığına göre en ateşli aşklar bile bir süre sonra para gerektiriyor. Eskilerin dediği ‘iki gönül bir olunca samanlık seyran olur’ deyimi artık yalnızca sözde kaldı bence.

METİN:(ışık evinde metini aydınlatır)İrma’nın manen beni boynuzlamadığını biliyorum ama gene de onu deli gibi kıskanıyorum. Salakça tek bir müşteriye razı oldum. Aptalca bir teselli bu. Bir süre sonra onu kıskanmayacak mıyım sanki? Derdim gene aynı dert. Tek kişiyi bile çekemem. Çok yaşlı bile olsa bir tek kişiye bile tahammülüm yok. Tamam buldum. Galiba işi hallettim. Evet, bir tek kişiye olacak. bir tek erkek. Oda benden başkası olmayacak. Evet, yalnızca ben.

(müzik devam ederken metin bir ceket çıkarıp giyer sonra yüzünü çerçeveleyen bir sakal takar el aynasına bakıp tatmin olur. Artık çetin olmuştur. Kıyafetini tamamladıktan sonra İrma’nın müşteri beklediği köşeye gider ve korkarak İrma’ya yaklaşır)

İRMA:Korkma yakışıklım ben adam yemem. Sakalında pek güzelmiş.

ÇETİN:Sizde çok güzelmişsiniz. Gel bakayım (ikisi birden şipşak otele doğru yürürler)

SUNUCU:İrma’ya hayır diyebilmek mümkün mü?(şipşak otelinin odası aydınlanır)

ÇETİN:Odanız çok sevimli.

İRMA:Öyledir bizim dükkân. Buralarda mı oturuyorsun?

ÇETİN:…….

İRMA:Dilinimi yuttun?

ÇETİN: Efendim.

İRMA:Çivisi tutmuyor.

ÇETİN:Elbiseleri mi?

İRMA:Soyununca hani.

ÇETİN:Öyle ya! (susarlar) adınız neydi? Yanınızda soyunacağım ama adınızı bile

Bilmiyorum.

İRMA:İrma… Çevrede tatlı İrma derler bana.

ÇETİN:Sizin gibi adınız da güzel.

İRMA:öyle mi dersin?

ÇETİN:Öyle ya!

İRMA:Aman canım dış güzelliği ne işe yarar. İnsanın şansı güzel olmalı.

ÇETİN:Ben dışarı çıkıp bir sigara içeyim.

İRMA:(şaşkın) Dışarı gidip sigaramı içeceksin?

ÇETİN:Hayır yani…

İRMA:Burada içebilirsin. Merak etme ceza filan yazmazlar. Kimsenin ruhu bile

Duymaz.

ÇETİN:Yok yani, ben siz soyunurken demek istedim.

İRMA:Soyunurken mi? Senden mi utanacağım yahu? Yabancı mısın?

ÇETİN:Ne bileyim belki…

İRMA:Belkisi melkisi mi olurmuş bu işin?

ÇETİN:(duvardaki bir resmi gösterir) Bu kim?

İRMA:Aşk olsun tanımıyor musun onu? Çok meşhur şarkıcı Kenan DOGULU

ÇETİN:Ona âşık mısın yoksa?

İRMA:Böyle meşhurlara âşık olunur mu hiç. Hele bizim gibi kadınlar… Bir şey söyleyeyim mi? Sen çok tuhaf bir adamsın. Sık sık kadına gider misin?

ÇETİN:Hayır hiç gitmem.

İRMA:Aman tanrım. Yoksa erkeklere mi meraklısın?

ÇETİN:Yok değilim… Bu güne kadar kadınlara gidecek hiç fırsatım olmadı da…

İRMA:Ayol bunun fırsatı mı olurmuş?

ÇETİN:Çok mu şaşırdınız?

İRMA:Biraz şaşırdım ama biz daha neler görüyoruz. Bana sorarsan böylesi daha

Güzel. Demek ki iş olsun diye değil, beni beğenmediğin için fırsat yarattın.

ÇETİN:Sizi tabii ki beğendim. Hem de çok beğendim.

İRMA:Hep böyle derler ama yine de senden duymak hoşuma gitti.

ÇETİN:Peki dostunuz sonra ne oldu?

İRMA:Hangi dostum?

ÇETİN:Hani şu abuk sabuk konuşan.

İRMA:Haa o mu? Karısı öldü o da bir daha nanay.

ÇETİN:Anlayamadım, yalnız karısı varken mi geliyordu?

İRMA:Evet. Teselli bulmak için. Ne tuhaf değil mi?

ÇETİN:Çok garip doğrusu… Şu sandalye mi?

İRMA:Koltuk koyacak yer yok ne yapalım.

ÇETİN:Onu demek istemedim. Elbiselerimi koyacaktım da.

İRMA:Öyle ya! Şey senin isminiz neydi?

ÇETİN:Çetin.

İRMA:Çetin mi? Çok hoş bir isim.

ÇETİN:Yok canım alelade bir isim işte.

İRMA:Bay Çetin… Yani Çetin Bey diyecektim. Sigara içecek iseniz ben engel olmayayım. İsterseniz koridora çıkıp orda için.

ÇETİN:Olur. Peki.

İRMA:Ben ışığı kapatıyorum. Girince sende açmayın. Boş yere elektrik yanmasın.

(sahne kararır. Müzik başlar. Oda aydınlanınca Çetin’in giyindiği görünür)

ÇETİN:Teşekkür ederim İrma Hanım. Sizden ok memnun kaldım.

İRMA:Bir şey değil… İşim bu benim. Beklerim gene.

ÇETİN:Merak etmeyin bundan sonra her gün geleceğim. Al borcumu

İRMA:Ama bu çok para.

ÇETİN:Boş verin parayı. Bundan sonra her gün geleceğim ama çok önemli bir şartım var.

İRMA:Neymiş o?

ÇETİN:Benden başka kimseyi kabul etmeyeceksiniz.

İRMA:Tamam da şey…

ÇETİN:Nedir o şey?

İRMA:Doğrusunu isterseniz benim çok sevdiğim biri var.

ÇETİN:Elbette sevdiğin biri olacak. Bunda utanacak bir şey yok. Sevdiğin adam her kimse onu kabul ediyorum ama başkasını asla istemem… Anlaşıldı?

İRMA: Tamam bayım… Söz veriyorum… Sevgilimle sizden başkası olmayacak … güle güle … yarın beklerim…

ÇETİN: sağlıcakla kal küçük hanım. Yarın görüşürüz. (çıkar)

Beni tanımadı. O en heyecanlı anda bile. Çok şükür ona anatomiden hiç mi hiç çakmıyor.

 

 (kafe aydınlanır. Kâğıt oynamaktadırlar.)

TANGO:Gözünü seveyim yapma be abi:

kâğıtları kamanço ediyorsun.

KILÇIK:Ulan afyonumu patlatma şimdi.

SABOŞ:Boş ver sen ona. Say şu kâğıtları.

TANGO:Namussuzum cebinde doktorluk kâğıt var.

KILÇIK:Nerde hani? Makara geçme benle. Senin ananı avradını eşek cennetine

Yollarım.

ENTEL:(kâğıtları sayar) 17.26.33.40

İRMA:(sevinçle girer.) Metini gördünüzdü, Metin’i?

BALYOZ: Hangi Metin’i?

İRMA:Hangi Metin’i olacak, benim çaylak Metin’i.

BALYOZ:Senin metin’i şeytan aldı, götürdü(kahkahalarla güler ötekilerde ona katılırlar.)

İRMA:Kabahat bendeki sizin gibi andavallılara soruyorum. (sunucunun yanına gider)

SABOŞ:Pek neşeli, yeni birini buldu galiba.

KILÇIK:Bir lavuktan başka ne bulacak.

BALYOZ:Cerlemeyi bırak ta oyuna bak. Akşam akşam sigortamı attırma şimdi.

ŞABOŞ:Bakıyorum İrma’dan vazgeçtin. Başkası hesabına çalışıyor artık.

BALYOZ:Boş versene sen İrma’yı ondan çok daha fazla kazanan bir civciv buldu. Daha on yedisin de ya var ya yok. Hepinizi yan cebinden çıkarır. Takırtıyı bırak ta oyun oyna ( İrma’yla sunucu barda konuşurlar.)

İRMA:Nerde kaldı bu metin.

SUNUCU:Nerdeyse gelir.

İRMA:Ona verecek çok güzel bir haberim var(Metin girer)

İRMA:Geldi… Geldi… Çaylak Sevgilim: Buldum. İstediğimizi buldum.

METİN:Ne buldun seni bu kadar sevindirecek.

İRMA:Bizimkini canım… Fıstığını biraz çalıştırsana. Kara sakallı bir herif.

METİN:Bırak şimdi boş sözleri de söyle bakalım.Para verdimi para?

İRMA:Verdi tabi. Vermez olur mu? Kibar, asil üstelik zengin biri. Görsen sende bayılırsın.

METİN:Bırak şimdi gargarayı da öt bakalım. Kaç para verdi?

İRMA:Tam bin papel saydı giderken.

METİN:Helal olsun be kıyak herifmiş.

İRMA:Söylemiştim sana kıyak herifin teki diye. Ne yazıyorsun?

METİN:Hesap yapıyorum… 12 Perşembe…

İRMA:Harika para değil mi?

METİN:Kötü sayılmaz… Herif her gelişinde bu kadar para verecek mi?

İRMA:Verecek tabi… Biliyor musun benden önce başkasına hiç gitmemiş.

METİN:İrma bana bak, bu adam çok iyi birine benziyor. Sakın onu aldatayım deme.

İRMA:Deli miyim ben? Neden aldatayım?

METİN:Peki anlat bakalım. çok yakışıklı, çok genç biri değil değil mi?

İRMA:Senden biraz daha büyük belki ama senden kibar olduğu her halinden belli.

METİN:Kaltağın ettiği lafa bak(bu sözle kendisine iltifat ettiğini anlar ve hemen değişir)HA, memnun oldum. Desene tam istediğimiz gibi biri(seyirciye)işler yoluna girdi demektir.

İRMA:Hadi evimize gidelim çaylağım benim.

METİN:Hadi gidelim İrma. (çıkarlar)

TANGO:Ben size bir şey söyleyeyim mi? Şu balyoz denen hergele yüreksizin biriymiş.

SABOŞ:Sen gene ona pek sataşma bana kalırsa.

TANGO:Sataşsam ne olacak? Onun akı bokuna karışmış. Boş versene kardeşim.

KILÇIK:Onun kabadayılığı ancak Rus turistlere söker.

SABOŞ:Dediğin doğru. Baksana İrma suratına tükürdü de bana mısın demedi.

ENTEL:Adam 17 yaşında bir civ civ buldum dedi ya! Ne demiş eskiler, Geçti borun pazarı sür eşeği Niğde’ye .(BALYOZ girer)

TANTANA:Nerede senin on yedilik? İşe mi gitti?

BALYOZ:İşe gitti ama bu gülerde kazlar pek yağlı değil anasını satayım.

ENTEL:Malum ya kriz var.

SABOŞ:Anlamadım. Kriz bizim sektörü de mi etkiledi? Valla benim gibilerine hiç dokunmadı. Ayıptır söylemesi kesiklerim her zamankinden fazla…tonla…

BALYOZ:Tonlaysa neden burada pinekleyip duruyorsun çıksana

SABOŞ: O benim bileceğim iş. Canım ne zaman istersen o zaman çıkarım yola. İstediğim zaman elimi sallasam ellisi.

BALYOZ:Aklınca bizi gargaraya getirecek. Ulan bize de mi lolo? Müşteri olacak da sen bu arada oturacak olacaksın. ee oku bu masalı.

KILÇIK:Siz krizi mirizi boş verin işini bilene para çok. Hem de tonla. Baksana çaylağa lrma sayesinde bin papel cukkaladı.

ENTEL:Bin papel mi? Desene Fikret Terfik’in dediği gibi çaylak turnayı gözünden vurdu.

TOMBALA:Günde binden ayda otuz bin eder…Bayramlarda,yılbaşlarında da bok gibi ikramiye oooh gel keyfi gel

TONGO:Desene petrol kralları gibi yaşayacak hergele

SABOŞ:Darısı benim başıma

TONGO:Sende bu hoşur gibi bıyık varken zor bulursun böylesini

SABOŞ:Tozutup durma… Benim gibi hoşur bıyıklısını tercih eden… Tonla zevkli adam var.

SUNUCU.Onlar konuşa dursun bizim çaylak metin her gün lrma’ya verecek binliği bulabilmek için canı çıkarcasına çalışıyordu. Aslında ortalıkta dönen hep aynı binlikti. O binliği elde edebilmek için sabahın çok erken saatlerinde sakalını takıp çalışmaya gidiyor ve onun bunun parkesini parlatıyordu.

( o sırada metin, çetin kıyafetinde görürüz. Canı çıkarcasına parke parlatır)

Ne yapsın zavallı? İrma’yı başkalarıyla paylaşmaktansa. Çetin olarak canı çıkarcasına parke parlatmayı tercih ediyordu. Parlat babam parlat

 (ŞARKI)

 Parlat babam parlat

 Çetin

 (Meyhane aydınlanır)

KILÇIK:Sağlam adammış doğrusu.İrma gibi birine söz geçiriyorsun..

TOMBALA:Hiç de ummasın ha! Son gülerdeki yürüyüşü fark ettin mi? Baston gibi mübarek

ENTEL:Ne demiş eskiler? Şey gibi.. ‘’küçük dağları ben yarattım gibi’’…

TONGO: ( Taklidini yapar) onun gibi yürümek iş mi yani? Ben her türlü yürür istediğim kılığa girerim.( yürüme Show’u yapıp türlü biçimlerde yürür)

BALYOZ:Ulan beceremiyorsun. Senin bir kerem asaletin eksik. hadi ben öyle yürüsem neyse. En azından asaletime kimse laf edemezdi.

SABOŞ:Keşke onu lrma’dan önce ben tavlasaydım

BALYOZ:Bu pos bıyıklarla da sana ne yakışır.

 (ŞARKI)

 

 Belalılar

 

 LE CRISBİ

( otel odası aydınlanır çetin giyinmektedir)

ÇETİN:Biraz önce tir tir titriyordum. Hazan yaprağı gibi.

İRMA: Ne gibi?

ÇETİN: hazan yaprağı gibi.

İRMA:Nasıl bir şey o?

ÇETİN: şey gibi… Nasıl anlatsam. sonbahar yaprağı gibi. hani sonbaharda sararsam yapraklar rüzgarı etkisiyle nazlı nazlı titrer ya! Onun gibi işte

İRMA:İyi bir şey yani? Anladım.

ÇETİN:Yani zevkten mi titriyordun?

İRMA:Soğuktan değil herhalde.

ÇETİN:Neden öylyse?

İRMA:Neden olacak zevkten titriyordum.

ÇETİN: (Öfkesini belli etmemeğe çalışır) Bunu itiraf ediyor musun?

İRMA:Tabii ediyorum. Ne var bunda?

ÇETİN:Hiç öyle sordum işte.

İRMA:Sordun bende sana cevabını verdim.

ÇETİN:Eksik olma… Ben de bunu öğrenmek istiyordum… Yarın görüşürüz.

 (Çıkar ve aydınlanır)

ÇETİN:Doğru fark etmişim.Titriyordu…Hem de tir tir titriyordu .Kendisi de söyledi zaten.Apaçık itiraf etti.Zevkten titriyordum dedi.Şu hale durum bütün çıplaklığı ile ortada.İrma beni aldatıyor…Kiminle aldatıyor?...Kiminle olacak benimle.Ama ben o muyum ki?Peki ben kimim?Ay aklım karıştı.Her şeyi baştan alalım.Bana ihanet ettiği ortada.Çünkü zevkten tir tir titriyordu.İşte üstünde durulacak nokta bu.Düpedüz beni aldatıyor.Kiminle aldatıyor.Gene benimle aldatıyor,ama benim ben olduğumdan haberi bile yok.Ben bile çoğu kez benim ben olduğumu unutuyor,kendimi iki aydı insan sanıyorum.Yani iki kez aldatılıyor,iki misli boynuz takıyorum.Başıma gelenlere bakın.Gerçekten de başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.

 (Kıyafetini çıkartıp metin olur ve evine gider.)

 ŞARKI

 Le Grisbinin Tekrarı

 Belalılar

 (Metin’in evi aydınlanır.)

İRMA:Ne kadar kibar giyiniyor, bir görsen, bayılırsın.

METİN:Anladık be anladık.

İRMA:Görmeden anlayamazsın. Kravatına bir düğüm atıyor, görülecek şey

Valla. Kravat bağlamasına can kurban.

METİN:(Sinirlenir) Ulan kravat bağlamak ne zamandan beri marifet oldu? O da iş mi?

Sanki? Hadi ordan kravat bağlamak benim için çocuk oyuncağı.

İRMA:Biliyorum sen de çok güzel bağlarsın biliyorum ama onunki başka türlü.

METİN:Onun her şeyi başka türlü zaten.

İRMA:Doğrusunu istersen öyle valla.

METİN:Hay Allah! Çetin kadar taş düşsün başına. Çetin şöyle, Çetin böyle… Bıktım

Usandım bu Çetin pezevenginin lafından. Yeter be yeter.

İRMA:Metin çok ayıp ediyorsun. Ağzından çıkanı kulağın duymuyor.

METİN:Herife parası için toz kondurmuyorsun değil mi?

İRMA:Saçmalama. Eğer ben sandığın gibi para delisi bir kadın olsaydım.

METİN:Bırak bu boş sözleri. Ağzından Çetin’den başka laf çıkmıyor. N’oluyoruz anlamadım.

İRMA:Napayım. Onun gibisini hiç görmedim.

METİN:Anladık be anladık. Çetin Çetin diye fazla kafa şişirme.

İRMA:Kafamı şişiriyoruz yani?

METİN:Kafa şişiriyorsun tabii… Onun adını duymaktan bıktım usandım.

İRMA:Ondan yalnızca birazcık akşamları söz ediyorum...O da birazcık.

METİN:Birazcık mı? Daha dün…

İRMA: (Keser)Dün mü? Deli deli konuşma. dün ben sana çetinden söz ettim mi hiç?

METİN:Ettin tabi. Hem de o kadar çok ettin ki fıtık oldum dün gece

İRMA:Napalım. Hee türlüsünü gördüm ama onun gibisini hiç görmedim.

METİN:Anladık be anladık. Kapa şu mantarın

İRMA:Ne dedin, ne dedin?

METİN:Daha fazla kafa şişirme dedim. her dakika onu piyazlamandan bıktım usandım.

İRMA:Her dakika mı? Amma da yaptın. Ondan yalnız akşamdan akşama söz ediyorum.

METİN:İyi halt ediyorsun. Ben duymazlıktan geliyorum da o yüzden hır çıkamıyorum.

İRMA:Lafa bak! Onun hakkında ne söylüyorum ki senin tepen atıyor?

METİN:Daha ne söyleyeceksin? Yok kravat bağlamasını söylemiş, yok çarliston markaymış,yok çok kibar bir hanım evladıymış bir sürü cavalacoz zırva…

İRMA:Ne var bunda kızacak? Kibarsa, kaba saba diyecek değilim ya!

METİN:Biz kibar sayılmayacağız mı yan?

İRMA:Ben sana kibar değilsin demedim ya! Gene kızacaksın ama ne yapayım ki o senden daha kibar

METİN:Sen gel de çileden çıkma (kendine hakim olmaya çalışır ) Bana bak kızım.ikimiz de boş yere zam zum edip duruyoruz… şu koca İstanbul’da benim kadar seni seven birini daha gösterebilirimsin?

İRMA:Tabii gösteremem.

METİN:Kumrular gibi sevişirken şu çetin bokunu araya sokmasan olmaz mı? Yok çetin şunu dedi, yok çetin şunu yaptı. sıkıyor ama…aklıma getirip durma şu sapık serseriyi

İRMA:Ayıp ediyorsun ama, çetin ne sapık ne de serseri… Adam gibi adam.

METİN:Lafa bak! Nerden öğreniyorsun böle konuşmayı sen?

İRMA:Nerden olacak çetinden. O ne konuştuğunu bile bir adam ağzı güzel laf yapıyor.

METİN:Ağzı güzel laf yapıyormuş. Herifin parası tatlı geliyor desene şuna.

İRMA:Kayartoluk etme… Ben para delisi bir kadın olsaydım ohooo.

METİN:anladık. Yeter artık. Kes gargarayı. Ben sana bir şey söyleyeyim mi? Senin şu çetin dediğin dallama borusunu parasıyla öttüren pis bir tokmakçıdan başka bir şey değil.

İRMA:Ne dersen de o dünyanın en efendi en hoş adamı. Her kızın rüyasına girebilecek bir erkek (Metin vurmak için öfke ile elini kaldırır sonra vazgeçip başını iki elinin arasına alır) biliyor musun, bazı günler çocuk gibi oluyorsun bazı geceler çocuktan da beter

METİN:bu sözün beni sütlaç etti ama ne yapayım ki zaman zaman ispinaz gibi düşünmekten kafam pilaki oluyor. Kıskançlıktan kuduracak hala geliyorum.

İRMA:Ama biliyorsun ben seni seviyorum. Hem de çok seviyorum, öte yandan işimi de seviyorum. Kariyerimde ilerlemek için işimi sevmem gerekmez mi?

METİN:Haklısın… İrma’m tatlı İrma’m benim (sarılırlar)

İRMA:Çaylağım.

METİN:Biz birbirimizi çok seviyoruz değil mi?

İRMA:Tabi seviyoruz. Benim için Çetin’in ne değeri var sanıyorsun. O insanı güzel piyazlamasını bilir o kadar.

METİN:Onu da bilsin artık.

İRMA:Ama doğru konuşmak gerekirse iyi biliyor doğrusu. Dün akşam bana öyle aynalı laf etti ki…

METİN:Öyle mi? Ne dedi?

İRMA:Sazan mı, hazan mı işte onun gibi bir şey

METİN:Sazan yaprağı gibi titriyor musun dedi?

İRMA:İşte tamam onu söyledi. Tam anlamadım ama söylemesi güzel geldi bana.

METİN:Peki bunu ne zaman, ne anlamda söyledi.

İRMA:Hiç… Öyle söyledi işte.

METİN: Ne demek hiç? Bunu ne zaman söyledi?

İRMA:Bilmem… Şeyden sonraydı galiba.

METİN:(sinirlenmiştir) Ne Rus piksin (orospu) sen. Herifle işi pişirirken hazan yaprağı gibi titriyorsun demek.

İRMA:Ama beni dinle

METİN:Asıl sen beni dinle. Cafcuflu Laf etmesini bizde biliriz. Hem de dik alasını biliriz.

İRMA:O zaman sende söyle.

METİN:Sana en esaslısından bir tane söyleyeyim de, anla lafın aynalısı nasıl olurmuş.

İRMA:Dinliyorum çaylağım.

METİN:Senin o Çetin dediğin herif aşağının bayağısı, dandik oğlu dandik, namussuz baklavatın ta kendisi. İşte bu kadar.

İRMA:Amada sayıp sövdün adama. Bin papeli cebe indirirken bunları niye düşünmüyorsun.

METİN: aklıma gelmişken git de ona söyle, verdiği bin papel idare etmiyor artık. Eğer kesenin ağzını açmazsa, yarından tezi yok ağzını poyraza açar.

İRMA:Deli misin sen. Ben o kibar adama bunların hiç birini söyleyemem.

METİN:Söyleyemezsen gelip benimle konuşsun. Benim kimseden korkum yok.

İRMA:Abuk sabuk konuşma… o istese bir yumrukta aynalı köye yollar.

METİN:(çok öfkelenmiştir) Geberteceğim o pezevengi. Bir elime geçse pestilini çıkaracağım. Sen de toz ol. Defol git buradan. Senin yüzünü de bir daha görmek istemiyorum.(arkasından seslenir)Geç geleyim deme, doğduğuna doğacağına pişman edeceğim seni(bitkin bir halde çöker)

SUNUCU:Gördüğünüz gibi metin iyice çıldırmaya başladı… Hani nerdeyse kudurma raddelerine geldi. Çetini kendinin yarattığını unutuyor, onu ortadan yok etmek için türlü türlü çareler arıyordu. Bu da yetmiyormuş gibi çetinin kişiliğine büründüğü zamanda metini kıskanıyordu. Uzun sözün kısası ikisinin de aynı insan yani kendi olduğunu unutup gidiyordu. Bir gece aklına parlak bir fikir geldi. Çetini öldürüp yok etmek. Bu korkunç planını efkârlılar kafesinde bizim çocuklara aştı. Herkes dehşet içinde kalıp şaştı kaldı. (kafe aydınlanıyor) Evet bizim mahallede her türlü halk yapılabilirdi. Ama iş cinayete gelince akan sular dururdu.

 ŞARKI

 MEYHANEDEKİLER

 IT’S NOT A CRIME

(kafe kararır sunucu tek spotla kenarda kalır )

Böyle düşüne düşüne planını tatbik etmeye karar verdi. Çetin’i öldürmeyi iyicene aklına koymuştu. Onunla tenha bir sokakta buluşup işini görecekti.(ilk önce ayak sesleri duyulur sonra bir taraftan metin, öte yandan metin girer )

Bir afiş panosunun arkasında buluşurlar.

METİN:sonunda gelebildin demek. Artık kozumuzu paylaşmanın zamanı geldi.

ÇETİN:ben hazırım paylaşalım bakalım… Emrinize amadeyim.

METİN:Bana sen diyebilirsin. Bu karanlıkta fazla kibarlığa gerek yok.

ÇETİN:Tamam bundan sonra sana sen diyorum.

METİN:Bana bak! İşlerin böyle sürüp gidemeyeceğini sende biliyorsun. Tahammül edebileceğimi sanmıştım, ama sonunda edemedim işte… Uzun sözün kısası, ikimizden birinin yok olması gerek.

ÇETİN:Yerden göğe kadar hakkınız var bende aynı kanıdayım

METİN:Aynı kanıdasın demek. Hay senin kara sakalına.

ÇETİN:Kabalaşma dallama.

METİN:Dallama babandır. Paran var diye adam mı sandın kendini?

ÇETİN:Senin hiçbir bokun yok ya! Benim hiç olmazsa param var.

METİN: Paran olmasa onu zor alırdın elimden. Parasız beş para etmezsin.

ÇETİN:Hadi ordan serseri. Tıpış tıpış geldi bana. Epey pahalıya patladı.

METİN:Seni gebertmem gerek. Başka hiçbir çarem yok.

ÇETİN:O zaman rahat edebilecek misin kaşalot?

METİN:Hem de nasıl dünyalar benim olacak.

ÇETİN:Sen çekip gidersen de benim dünyam aydınlanacak.

METİN:Ne sayıklayıp duruyorsun be? Zampara bozuntusu

ÇETİN:Hadi ben zamparayım, peki sen nesin? Benim paramla geçinen boktan bir pezevenk.

METİN:Kes sesini Allahın cezası

ÇETİN:Asıl sen kes sesini avantacı gıldırgıç.

METİN:Seni gebertmem gerek. Hem de hemen (oldukları yerin arkasında kıyametler kopar metin zafer kazanmış edasıyla çıkar )

(meyhane aydınlanır)

TOMBALA:Herif mortoyu çekti diye ortalığı amma da birbirine kattılar.

ENTEL:Sanki önemli biri! Bütün gazeteler başka haber yokmuş gibi ondan söz ediyor

TANGO:Peki kimin nesiymiş bu kavanoz?

SABOŞ:Beni tanımadan bok yoluna gitti zavzav

BALYOZ:Seni tanımadığı için herif bayağı şanslıymış

KILÇIK: peki kimse tanımıyordu bu lavuk’u? (Sunucuya) sen tanıyor muydun?

SUNUCU:Bizim kafeye hiç uğramazdı ama arada sırada buradan geçerken görürdüm. Acayip herifin tekiydi. Kapkara bir sakalı vardı.

ENTEL:Hovarda gazozmuş ama dile kolay, her akşam bin papeli İrma’ya toslardı. Ne demiş ünlü bir İspanyol düşünür.’’ne yaparsan yap yiğidin hakkını yeme’’

BALYOZ:Dütürük denyonun tekiymiş. Ama eli açık adamış doğrusu kılçık İrma bir daha öyle bir adam bulamaz.

SABOŞ:Bırak İrma’yı kimse bulamaz. Yavaş olun buraya geliyor

TOMBALA:Yahu şu İrma da amma duygusal kızmış (İrma girer)

ÇİPİL:Başın sağ olsun İrma (Hepsi başın sağ olsun derler)

İRMA:Sağ olun… Teşekkür ederim (Metin girer)

METİN:İrma bende seni arıyordum. Mezarlığa giderken bana haber ver. Seni yalnız bırakmak istemiyorum.(2 polis memuru içeri girerler)

1.ADAM:Metin Godoşoğlu sen misin?

METİN:Evet benim.

2.ADAM:Seni tutukluyoruz (kelepçe çıkartır)

METİN:Beni mi? Neden?

1.ADAM:Çetin adında birini öldürmekle suçlanıyorsun.

2.ADAM:Konuşmama hakkına sahipsin. Bizimle karakola kadar geleceksin(Metin İrma’ya bir bakış atar ve acıklı bir yüzle çıkar. İrma arksından çıkar. Ötekiler dona kalmıştır.)

 ŞARKI

 Kafedekiler

IT’S NOT A CRIME

 1. PERDE SONU

 PERDE II

 İrma şarkısıyla perde açılır. İrma’ nın öteki tarafındaki hapishanenin avlusu aydınlanır. Metin uzanmış uyumaktadır. Aynı kılıkta öteki mahkumlar Racon, Kaşmerdikoz, Fıtık ve Balta yerde yatmışlar yada diz çökmüşlerdir. Bu arada Metin ‘İrma’ diye haykırarak uykusundan uyanır. Onun bağırmasıyla İrma’ nın hayali kaybolur.(ışığı söner)

METİN: (Doğrularak)İrma….İrma.

RACON: Bizimki gene rüya görmeye başladı.

FITIK: Böyle rüya mı olurmuş be? Buna karabasan demek gerek.

RACON: Ulan herif karabasan görmesinde ne halt etsin.

KAŞMERDIKOZ: Biz ne halt ediyorsak oda onu etsin.

BALTA: Ulan ne zırvalıyorsun be? Biz çok mu aynalı rüyalar görüyoruz sanki?

FITIK: Sizi bilmem ama benim rüyalarımın hepsi çiçek gibi.

KAŞMERDIKOZ: Sen kendi kendine gargaraya (kandırmak) getiriyorsun. Hepimizin rüyasında görüp göreceği aynı bok.

BALTA: Bırakın zamzum (saçmalamak) etmeyi de etrafa kulak verin. Duydunuz mu, bu hafta dört kişi kaçmış.

RACON: Onlar güneydeki bir kodesten kaçmışlar. Buradan sıyırtmak çok zor.

BALTA: Zor mor ama kaçmışlar ya sen ona bak…Oradaki kodeste de gardiyanlar ’Buyurun efendim kaçabilirsiniz.’ demiyorlar herhalde.

(Gardiyan tepelerine dikilmek üzere yaklaşır.)

KAŞMERDIKOZ: (Fısıldar) Ulan buda hep tepemize dikiliyor. Sanki burada bir bok var.

RACON: Var yaa! Kaçmaktan kaynatıyoruz.

FITIK: Herif bizden kuşkulandı galiba.

BALTA: Fısıldasak bile duyar bu it oğlu itler.

KAŞMERDIKOZ: Başka şeylerden söz edelim…(Sesini yükseltir.) Uyandın mı Çaylak? Bizde seni karabasanların içinde kayboldun gittin sandık.

METİN: Hiçbir yere kaybolmadım, sizi dinliyordum… Uçuk şeylerden söz ediyordunuz da ilgilendim. Eee n’ olmuş?

RACON: Kurtlar Vadisi bitiyormuş, onun gargarasını yapıyorduk.

FITIK: Yok yahu! Nasıl bitiyormuş peki?

RACON:Memati, Polat Alemdar’ ı eşek cennetine yolluyormuş.

BALTA: Şu işe bak! Kimseye güven olmuyor demek. Memati bile kırk yıllık kankasını öldürdükten sonra…

KAŞMERDIKOZ: Ben o heriften dizinin ilk başladığı günden beri şüpheleniyordum zaten…(Etrafa bakar) Herif yok oldu.

BALTA: Neyse, bugünlük heriften paçayı kurtardık.

FITIK: Sen ne diyorsun bu kaçma işi ne?

METİN: Bence biraz daha beklemek gerek. Yakayı hemen ele vermemek için kafayı iyi çalıştırmalıyız. Hesap kitap işi bu.

KAŞMERDIKOZ: Yapma yahu…Bu işler fazla kafa çalıştİrmaya gelmez. Altı parmak Kemal’ i hatırlamıyor musunuz? Burada yalnız on dört gün kalmış, sonrada cızdamı çekip gitmişti.

FITIK: Lavuk, kaşla göz arasında toz oluvermişti. Koydunsa bul.

METİN: Belki de yakalanıp, içeri tıkılmıştır.

FITIK: Sanmam. Öyle olsa duyardık.

METİN: Siz ne zırvalarsanız zırvalayın buradan kaçmak hiç kolay iş değil.

KAŞMERDIKOZ: Her şeyi fazla düşünmekte işi büsbütün sakata (zor durum) getirmek demek. Ne demişler büyükler? Düşün düşün boktur işin.

METİN: Başka büyüklerde ‘Acele işe şeytan karışır’ demişler. Onun için bizde her şeyi acele etmeyip, hesaplayıp yapmalıyız.

FITIK: Senin İstanbul’ a dönmen için bir acelen yok anlaşılan. Bakıyorum burada akordun yerinde.

METİN: Saçmalamayın. Benim hepinizden önce İstanbul’a dönmem gerek. Orada beni bekleyen biri var.(Müzik başlar.)

KAŞMERDIKOZ: Ben niye ille de gidelim diye asılıyoruz sanıyorsun. Bizimde bir bekleyenimiz var herhalde.

 

 

 ŞARKI

 İSTANBUL

 Mahkumlar

İyice düşün bak!

Karşında ne var?

Bak işte Taksim

Ya bir kafadan

Ya bir kız bekler

Yaşlı gözlerle

Aldatmadım der

N’apsın birader

Keyif çatmak istersen

İstanbul vardır yalnız bu dünyada

Kafa çekmek seversen

Tek bir kent vardır yalnız bu cihanda

Bir de yatmak istersen

En güzel yataklar yine bu yerde

İlle takmak istersen

Parlak boynuzlar bulunur bu kentte

Bahar geldi mi

Erguvanların

Boğaz boyunca

Rengi koyulur

Çıkar hisara

Orda aşkına

Çiçek takarsın

Aşkı tadarsın

Keyif çatmak istersen

Tek bir kent vardır koskoca dünyada

Yazı baharı başka

Akşam rüzgarı başka

Çağırır aşka

Naz maz etmez hiçbir kız

Her aşka gelir son bir hız

Her ne yapmak istersen

En alasını yaparsın bu kentte

(NAKARAT)

BALTA: Bana bakın, aşağıda sahilde, sazların arasında bir kayık var. Buradan koşarak sahile on dakikada ineriz.

RACON: On dakikada inebilir miyiz?

BALTA: Canımızı dişimize takıp ineceğiz. Başka çare yok.

FITIK: Peki sonra?

KAŞMERDKIOZ: Sahilde kayığı bulduk mu arkası lokum.

FITIK: Ulan nesi kolay? Denizde ne yapacağız o boktan kayıkla?

RACON: Öyle ya! Nasıl varacağız, yakalanmadan bir yere?

METİN: Uygun bir zaman kollamaktan başka çare yok.

BALTA: Doğru söylüyor. Başka yol yok.

RACON: Bunu düşününce beni bir efkar basıyor… Hele akşamları.

METİN: Senin suçun neydi Racon?

RACON: Beni tam dokuz (eliyle sayar) yok on suçtan tıktılar içeri. Dosyamı görecektiniz…Kalas gibi… Nah bu kadar. Mahkemede oku oku bitmedi bir türlü.

KAŞMERDIKOZ: Amma da koftiden atıyorsun.

RACON: Allah belamı versin, İstanbul’ da bütün gazetelerin baş sayfalarına geçtik. Bir günde Ajdaaa Pekkan kadar medyatik oldum.

FITIK: Ama seninkiler resimsiz. (Cebinden bir kupür çıkarır.) Benimkini bir kerterizlesene. Poz poz resimlerim var. Hem de ne pozlar. Bak mayolu bile var.

RACON: Ulan insan bu vücutla resim çektirir mi? Tam hapçı bir hırbo gibi çıkmışsın.

FITIK: Hadi orda fasaryacı (yalancı) çekemedin değil mi? Başlığı gördün mü başlığı…(okur)

‘Karakaya Katliamı’ nın iç yüzü’ Karakaya, çiftliğin adı.

BALTA: Yeter be yeter! Kaç bin kere anlattım boktan masalı.

KAŞMERDIKOZ: (Gazeteyi alır) Ulan böyle gazete mi olurmuş? Adı ‘En Son Haberler Gazetesi’. Tam koftiden.

FITIK: Allah Allah beğenemediniz mi? Nesi varmış bu gazetenin? Kağıt bildiğin kağıt. Yazı bildiğin yazı, başlıklar bildiğin başlıklar. Hem elli bin baskı yapıyormuş. Farkındaysan resimlerin altında adım bile yazıyor.

KAŞMERDIKOZ: Ulan bize sökmez bu atmasyonlar. Bu resimdekiler sen değilsin ki.

FITIK: (Hırsla gazeteyi alır.) Nasıl ben değilim… Ha, çaktım. Asıl adamın Zekeriya Çöpçatan olduğunu bilmiyorsun herhalde.

BALTA: (Gazeteyi alır.) Ver şuna birde ben bakayım. (Güler.) Ulan şu surata bak da süngüye davran. Gece baksan insanın ödü bokuna karışır. Hele sakalla tam kakanoz bir tipsiz olmuşsun.

FITIK: Ulan sakallı ben değilim hödük.

BALTA: Kim ya?

FITIK: Altını okusana cacık. O benim özel avukatım.

BALTA: Gerizekalı, bu sakallıya birde para mı verdin? (Metin’e) Seninde böyle kara sakallı özel bir avukatın var mıydı?

METİN: Benimle uğraşmayın. Başka işin yok mu senin?

BALTA: Sana da hiç laf edilmiyor? Hemen uyuz oluyorsun.

METİN: Üstüme gelmeyin yahu! Bu boktan yerde insana hiç rahat yok mu?

FITIK: Ne kızıyorsun be? Hepimiz senin kadar efkarlıyız. Gırgır geçip vakit öldürüyoruz. Başka n’apalım.

KAŞMERDIKOZ: Ne diyorsun arkadaş? Vakit geçirmeden tüymeyi denesek mi? Bakarsın kolay bir yolunu buluruz.

METİN: Daha sırası gelmedi diyorum size. Hırboluk etmeyin.

KAŞMERDIKOZ: Ulan kirişi kırmanın da sırası mı olurmuş?

METİN: Olmaz mı, bir kere…(Sinirlenip, vazgeçer) Aman be! Bende size laf anlatmaya çalışıyorum.

KAŞMERDIKOZ: Ulan ne halin varsa gör. Suç bizdeki sana soruyoruz.

BALTA: Kafa ütülemeyin yahu. Onunda bir düşündüğü var elbet.

FITIK: Düşün düşün boktur işin.

METİN: Gerçektende boktur işimiz. Düşüne düşüne fıttırmamak işten bile değil.

BALTA: Doğru kelam ettin be arkadaş. Hele akşam olup hava kararınca insan tam fıltırık oluyor.

METİN: Benim her akşam, özellikle bu saatlerde içime efkar basıyor. Gülmek içimden gelmiyor, ağlamak ise hiçbir işe yaramıyor.

ŞARKI

 TAKSİMDE BİR KIZ VAR

Metin

Taksimde bir kız var

Hep beni bekler

Orada boş bir ev var

Yuvaya benzer

Eski bir sokak var

Çamurlu yollar

Hasretle özlenir

Bu berbat diyarda

Gözümde hep canlanır o hayaller

Kulağımda çınla kakafonik sesler

Ne uzak hayal eski sevgililer

Ne uzak bir yol bu mutsuz kalınca

Artık bir düş oldu

Kaldı çok uzakta

Düşünmek güç oldu

Bu tatsız diyarda

Artık bir düş oldu

Kaldı çok uzakta

Düşünmek güç oldu

Bu ıssız diyarda (2 KEZ)

BALTA: Ah İstanbul canım İstanbul. Şu anda en eğri büğrü kaldırımları bile gözümde tütüyor.

RACON: Ah ne diyorsun be? O kokuşmuş sokakların kokusunu bile özlüyorum. Düşündükçe misler gibi geliyor bana. (Koklar)

FITIK: O arka sokakların kokoreç kokularıyla karışmış küf kokusunu yeniden duyabilmek için valla da billa da ömrümün yarısını veririm.

BALTA: Ah İstanbul! Var mı senin gibisi dünyada?

(Herkes hayale dalmıştır. Sunucu tek bir spot altında görülür.)

SUNUCU: Orada olmayan birisi bunun nasıl bir dert olduğunu, etrafı kokuşmuş nemli duvarlarla çevrili küf kokulu ranzaların insanın üstüne üstüne geldiği bir yerde aylarca, yıllarca sürünmenin nasıl bir azap olduğunu kimse bilemez. Oralarda her gün, her gece, her an külüstür bir baraka bile olsa evine varmanın, kendi yatağında yatmanın hayalini kurarsın. Evinde pişen mercimek çorbasının kokusu burnunda tüter. (Sunucu söner, kodes aydınlanır.)

BALTA: Üstünde içi görülen tiril tiril naylon beyaz bir gömlek… Altında böyle hatır hatır kaşınmayan daracık kot bir pantolon…

FITIK: Çakı gibi çıkarsın evinden, tutarsın Dolapdere’ nin yolunu… Burnuna gelen sarımsaklı işkembe çorbası kokusuyla karışan, ter kokusu bile misler gibi gelir burnuna.

RACON: Hadisenin ‘Düm Tek Tek’ şarkısıyla, İsmail YK’ nın ‘Şapur Şupur’ şarkısının kakafonisi bile hoş gelir kulağına.

KAŞMERDIKOZ: Mini etekli bebeklerden vazgeçtim, palyoço gibi boyanmış yaşlı başlı karılar bile gözümde tütüyor.

METİN: Ah İstanbul, canım İstanbul var mı senin gibisi dünyada? (Hepsi birden içini çeker)

BALTA: Yahu her şeyi boş verip kaçalım bu Allah’ ın cezası cehennemden.

FITIK: Evet bence de bir an önce kirişi kıralım bu boktan yerden.

METİN: Daha vakti gelmedi diyorum size. Beklersek akıllılık etmiş oluruz.

KAŞMERDIKOZ: Yahu daha fazla beklemeye ne gerek var?

FITIK: Bence de biran önce bitirelim bu işi.

METİN: Acelenizden kaçmamızı boka saracaksınız.

FITIK: Sende ‘Bekleyin bekleyin’ diye diye bizi ömür boyu burada tutacaksın.

BALTA: Susun Gestapo geliyor. (Gardiyan yaklaşıp Metin’ e işaret eder.)

GARDİYAN: Çaylak sana harika bir haberim var.

METİN: Öyle mi? Af mı çıktı yoksa?

GARDİYAN: Bırak bu uçuk düşünceleri.

METİN: Benim için bundan başka harika ne hayal olabilir ki?

GARDİYAN: Bundan sonra müdürün evinde çalışacaksın.

METİN: Müdürün evinde mi?

GARDİYAN: Hadi iyisin gene.

METİN: Ne demezsin?

GARDİYAN: Sana torpil yaptırttım, anlarsın ya.

METİN: Sağol.

GARDİYAN: Hoşuna gitti değil mi?

METİN: Gitmez olur mu? Zevkten dört köşe oldum.

GARDİYAN: (Sinsileşir) Artık beni de görürüsün herhalde.

METİN: Çalışmaya başlayayım da seni unutmam, merak etme

GARDİYAN: Unutursan bende seni unuturum,anlarsın ya.

METİN: Peki iş ağır mı müdürün evinde?

GARDİYAN: Yok canım iş bile denmez. Yemek, alış-veriş, temizlik, bulaşık falan.

METİN: Bu kadarcık mı?

GARDİYAN: Ha az kalsın unutuyordum. Bir de parkeleri parlatacaksın.

METİN: (Dehşet içinde) Parkeleri mi parlatacağım?

GARDİYAN: Öyle. Gördüğün gibi işler çok kolay.

METİN: Haklısın.

GARDİYAN: Öyle ise anlaştık. Yarın sabah parkeleri parlatarak işe başlarsın. Müdürün karısı parkelere çok meraklıdır. Bu konuda deli gibidir. Parkeleri her gün pırıl pırıl ister tamam mı?

METİN: Tamam sağol. (Metin gardiyanının çıkışını bekler ve ötekilerin yanına gelir.) Çocuklar! Hazır mısınız? Bu akşam kirişi kırıyoruz.

KAŞMERDIKOZ:Bu akşam mı?Hani daha zamanı gelmemişti?

RACON:Beklemek gerek diye tutturmuştun.

BALTA:Şimdi kaçarsak çılgınlık olur diyordun?

FITIK:Daha sırası değil diye asılıp duruyordun.

KAŞMERDIKOZ:N’oldu neden birden dümen kıvırdın?Gestapo sana yol mu gösterdi?

METİN:Zır zır ötüp durmayın yahu!Sizlere zamanı gelince cicozlarız demiştim.İşte bu akşam tam zamanı.

RACON:Bu işe hiç aklım ermedi ama mademki öyle diyorsun senin saksı bir çare buldu herhalde.

(Sahne kararır.Canavar düdükleri(sirenler),silah sesler, bağırtılar,üstelik ortalığı tarayan projektörler tam bir kaos havası vermektedir.Sesler yavaş yavaş kesilir.Sunucu aydınlanır)

SUNUCU:Güzel söylemiş ozan dizesinde;

İstanbul gibisi yok şu yer yüzünde

Nereye gitsem Boğaz tüter gözümde

Dünya bir tarafa İstanbul bir tarafa

Ben İstanbul tarafına.

ŞARKI

(Dört mahkum bir solda kürek çekmektedirler.)

Bir’ ki, bir’ ki

Var gücümüzle haydi

Çekelim kürekleri

Tek başımıza kaldık

Dalgalara atıldık.

Yelken açalım

Korsanlar gibi

Kim bulur izimizi

Bu gemimizle

Gidelim eve

Engin denizlerden

Bu gece nerde mola

Kayalar da mı yoksa

Deniz kızlarını da

Alsak ya koynumuza

Yelken açalım

Korsanlar gibi

Kim bulur izimizi

Bu gemimizle

Gidelim bize

Engin denizlerden

Bir’ ki , bir’ ki

Rotamız doğru doğru

Bu bizim evin yolu

Bak işte Petek Koyu

Demek ki yol çok doğru

Yelken açalım

Korsanlar gibi

Kim bulur izimizi

Bu gemimizle

Gidelim eve

Engin denizlerden

Göründü işte kıyı

Artık kessek şarkıyı

Ya yaşamak,ya ölmek

Üst yanı kime gerek

Yelken açalım

Korsanlar gibi

Kim bulur izimizi

Bu gemimizle

Gidelim eve

Engin denizlerden

SUNUCU: (Aydınlanır) Bizimkiler gerçekten her şeyi göze alarak yolu buldular ve hasretini çektikleri İstanbul’a vardılar.Vardılar da Metin kaçak durumunda,Çetin’in katili olarak aranıyor ve onu öldürmediğini nasıl kanıtlayacağını kara kara düşünüp duruyordu.Bütün gazeteler ondan söz ediyordu.(Bir gazeteyi okur.)Aranıyor.Çetin Sönmez’ i öldürmekten suçlu bulunan Metin Dönmez, Namı-ı diğer Çaylak Metin tutuklu bulunduğu hapishaneden dört suçlu ile birlikte kaçmış ve kayıplara karışmıştır.Azılı katili bulan ya da bulunduğu yeri bildirene büyük bir para ödülü verilecektir.

(Çetin kılığına girmiş olan Metin elinde çiçeklerle İrma’nın penceresinin önüne gelir. İrma çiçekleri sulamaktadır)

İRMA: (Birden çok heyecanlanır)Olamaz…Gerçekten sen misiniz Çetin Bey?

Gözlerime inanamıyorum.Hayalet falan değilsiniz değil mi?

ÇETİN: (Gülerek) Hayır yavrucuğum, hayalet falan değilim. Seni yeniden gördüğüme çok sevindim.

İRMA:Ama hayalet değilseniz, bunca zaman nerelerdeydiniz?

ÇETİN:Bir ihale için Rusya’daydım. Gitmeden sana uğrayamadım. Kusura bakma.

İRMA: Sizin sen olduğunuza hala inanamıyorum.

ÇETİN: Çok değişmişsin İrma. Ürkek bir kız olmuşsun.

İRMA:Birden bire ortaya çıkmanız beni çok şaşırttı da ondan. (Birden heyecanlanır.)Sen yokken burada neler oldu neler.

ÇETİN:Bu heyecanına bakılırsa hayli önemli şeyler olmuş galiba.

İRMA:Oldu ya!Hem de çok önemli şeyler. Bir kere siz öldünüz…Yani sizi öldü sandık. Boğazda kara sakallı bir ceset bulundu ve size ait olduğuna karar verildi.

ÇETİN:Bende kara sakallıyım ama Boğazda bulunan ceset ben değildim herhalde. Görüyorsun ki ben ölmedim.

İRMA:Senin ölmediğinize çok memnun oldum. Yani seni tekrar gördüğüme.

ÇETİN:Ben sana Rusya’dan falan kartlar yollamıştım.Onları almadın mı?

İRMA:Almadım…İyi ki almadım.

ÇETİN: (Şaşırır.)Neden?

İRMA:Seni ölü zannettiğim için alsaydım ödüm patlardı. Kartları öteki taraftan yolluyorsunuz sanırdım.Korku filmi gibi.

ÇETİN:Boş ver kartları. Karşındayım ve seni gördüğüme çok sevindim. Yalnız gözlerinde büyük bir hüzün var. Bu da beni çok üzdü.

İRMA:Metin’e üzülmekten her tarafımı hüzün kapladı. Adeta yaşlandım.

ÇETİN:Sahi hayatında Metin diye biri vardı.Belalındı galiba. Ona bir şey mi oldu?

İRMA:Neler oldu neler…Hepside senin yüzünden. Başına gelmedik kalmadı zavallının.

ÇETİN:Benim yüzümden mi?

İRMA:Tabi ya!Seni öldürdü diye kodese tıktılar zavallıyı…Hem de uzak bir yerlerde, bir adaya sürdüler. Bende onsuz kalıp perişan oldum.

ÇETİN:Çok üzüldüm ama gördüğün gibi ben ölmedim.Yani beni kimse öldürmedi.

İRMA:O zaman bir çare Çaylak boşuna mı tıkıldı içeri?

ÇETİN:Hemen gidip haber vereyim polislere. Yaşadığımı anlatayım onlara.

İRMA:Aman ne iyi olur. Hemen yapar mısınız bunu? Keşke seni daha önce görseydim.

ÇETİN:Benim hiçbir şeyden haberim olmadı ki…Bildiğin gibi çok uzaklardaydım.

İRMA:Artık haberiniz oldu. Hadi hemen kurtarın onu. Zavallıcık sürgünde sürüm sürüm sürünüyor.

ÇETİN:İstediğini hemen yapmaya gidiyorum.

İRMA:Ne kadar iyi bir insansınız. Her zamanki gibi altın bir kalbiniz var. Biliyor musunuz, seni hiç unutmadım.

ÇETİN:Nasıl yani?

İRMA:Yani hep ,ama hep aklımdaydınız.

ÇETİN:Hayda gene başladık.

İRMA:Hadi!Hemen gidip polise haber verin.

ÇETİN:Giderim de, gitmeden beni evine konuk etmeyecek misin? Özellikle böyle uzun bir ayrılıktan sonra.

İRMA:Bunu yapamam Çetin Bey kusura bakmayın.

ÇETİN:Hiç olmazsa gelip, o güzel yanağını okşayayım.

İRMA:Özür dilerim Çetin Bey. Doktor yanağımın okşanmasına bile izin vermiyor.

ÇETİN:Doktor mu? Ne doktoru? Doktor ile ne işin var senin?

İRMA:Önemsiz bir şey canım. Soğuk algınlığı gibi sıradan bir şey.

ÇETİN:Doğru söyle benden bir şey saklıyormuşsun gibi geliyor bana.

İRMA:Hiçbir şey saklamıyorum. Bir kaç gün sonra nasılsa öğrenirsiniz.

ÇETİN: (Fena halde kıskanmıştır.)Seni yaramaz seni. Gene ne şeytanlıklar yaptın bakıyım? Doktor yeni belalın mı yoksa?

İRMA:Olur mu öyle şey? Metin tutuklandıktan sonra hiç kimse ile görüşmedim bile.

ÇETİN: (Rahatlamıştır.) O Metin denen Çaylağı çok mu seviyordun?

İRMA:Evet hem de pek çok.Ondan başka bir şey düşünemiyordum bile.

ÇETİN:Öyle mi?

İRMA:Affedersiniz? Sana çok ayıp oldu galiba.

ÇETİN:Yok canım.Boş ver ayıbı mayıbı. Seni ona kavuşturmak için elimden geleni yapacağım. Söz veriyorum sana.

İRMA:Gerçekten sen harika bir insansınız.(Oradan geçen bir polise seslenir.)Memur Bey, polis efendi bir dakika bakar mısınız?

POLİS: (Gelir.)Ne var? Bir şey mi oldu?

İRMA:Hani geçen yıl Çetin adında kara sakallı bir bey Boğazda boğulmuş olarak bulunmuştu. Hatırladınız mı?

POLİS:Nereden hatırlayayım?Boğazda düşüp boğulan o kadar insan var ki!

İRMA:Mutlaka hatırlayacaksınız polis bey. Hani adı Çetin’di. Hani Çaylak adı ile tanınan Metin diye bir tarafından öldürüldüğü söyleniyordu. Öldürüldükten sonra Boğaz’ın sularına atılmıştı güya.

POLİS:Hayal meyal hatırlıyor gibi oluyorum galiba. Eee,n’olmuş ona?

İRMA:İşte o kara sakallı meğer ölmemiş.

POLİS:Peki bana ne bundan?

İRMA:O adam bu işte.Bir yanlışlık olmuş.

POLİS:Anladıkta bana ne bundan?

İRMA:O adam bu işte büyük bir yanlışlık olmuş!

POLİS:Saçmalama!Bizde küçük bir yanlışlık bile olmaz.

İRMA:Nasıl olmaz?Olmuş işte.

POLİS:Abuk sabuk konuşup durma. Boğulan boğuldu ve gömüldü. Suçluda cezasını çekmek için sürgüne gönderildi. İş kapanıp bitti.

İRMA:Size büyük bir yanlışlık olmuş diyorum. Gömüldü dediğiniz ceset bu işte!

POLİS:Nasıl çıkıp gelmiş buraya o gömüldüğü yerden?

İRMA:Canım,gelmiş işte.

POLİS:Ceset sen misin?

ÇETİN:Evet,ceset benim.

POLİS:Ulan alay mı ediyorsun benimle?

ÇETİN:Alay falan ettiğim yok size kendimi göstererek ceset olmadığımı kanıtlıyorum.

POLİS:Nasıl yani?

ÇETİN:Yani ceset olmadığıma göre yeniden hayata dönmek istiyorum.

POLİS:Tamam işte.Hayata dönmek istediğine göre bir kere öldün demek.

ÇETİN:Ama ben size ölmedim diyorum.

POLİS:Ölmedinse nasıl ceset olabiliyorsun?

ÇETİN:Adli hata.

POLİS:O zaman cesedin sana ait olmadığını kanıtlayacak bir tanık bul.

ÇETİN:Ortada ceset meset yok ki! Ben gördüğünüz gibi yaşıyorum.

POLİS:O zaman yaşadığını kanıtlaman gerek. Buda epey zaman alır.

İRMA:Peki o genç ne olacak?

ÇETİN:Sürgündeki suçsuz katil.

POLİS:Kazık kadar herifin aklı neredeymiş?

İRMA:Nasıl yani?

POLİS:Suçsuz olmadığını kanıtlasaydı.

ÇETİN:Onun suçsuz olduğunu ancak benim hayatta olmam kanıtlayabilir.

POLİS:O zaman sende hayatta olduğunu kanıtla.

İRMA:Senin ile konuşuyor ya!Yaşamasa nasıl konuşabilir?

ÇETİN:Doğru söylüyor.Hayatta olmasam sizin ile böyle nasıl konuşabilirim.

POLİS:Bu senin iddian.İspat edilmeyen iddianın hiçbir hükmü yoktur.

İRMA:Ben hayatta olduğuna tanıklık ediyorum.

POLİS:Yalancı şahit olmadığınız ne malum?

İRMA:Ay çıldıracağım.

ÇETİN:Gerçekten çıldırmamak işten değil.

POLİS:Çıldırsanız da, çıldırmasanız da siz resmen ölüsünüz.Kaybolun.

ÇETİN:Artık kaybolamam ki.

POLİS:O zaman morga baş vurun.

SUNUCU: (Avukat kılığında)Zavallı Çetin gerçeği kanıtlayamayan bir insanın çekebileceği en büyük acıyı çekiyordu. Meğer bir cinayetin işlenmediğini kanıtlamak, işlendiğini kanıtlamaktan bin kat daha da güçmüş. Hatta biraz önceki konuşmalara bakılırsa olanaksızmış.Çetin baş vurabileceği her yere baş vurdu.Didinmekten perişan oldu,ama gene de derdini kimselere anlatmadı.Günlerce adliyenin kapısını aşındırdı ’Ben ölmedim.Yaşıyorum.’diye çırpındıkça,’Nasıl yani?’ ‘Dilekçe ver’, ‘Harcını yatır’, ‘Tanık bul’, ‘Biz sana neticeyi bildiririz.’ gibi yanıtlarla karşılaştı.Uzun sözün kısası,kara sakallı Çetin derdini bir türlü kimselere anlatamadı.Her seferinde olmadık bürokratik engellere takılıp kıç üstü yere düştü ama gene de yılmadı ve sonunda,evet sonunda onu dinleyebilecek olan birileriyle karşılaştı.

ŞARKI

BAK

Çetin-Vergi Memurları

ÇETİN: Benim adım Çetin’dir.

 Kimse beni öldürmedi

 İşte bunu ispata geldim

MEMURLAR: Gerçi hayattasınız ama

 Bak burada ne var?

 Bir yıl var öleli

 Çoktan kılındı namazın

 Hem katil ele geçti

 Kodestedir şimdi

ÇETİN:Bu şaka olmasın sakın

MEMURLAR:Asla Çetin olamazsın

 Bizi kandıramazsın

ÇETİN:Ama ölsem bilirdim ben.

I- Hem üstelik.

ÇETİN: Aman canım.

II- Resmen öyle.

ÇETİN: Olur mu hiç?

II: Oldu bile.

ÇETİN: Bakın şimdi.

I: Dinle beni.

ÇETİN: Ama bakın.

 Anlamıyor değilim ama

 Bak elim kolum bağlı

 Evraklar imzalı

KORO: Uğraşma boşuna

Dönüver mezara

ÇETİN: Hayattayım

KORO: Olamazsın.

ÇETİN: Hayattayım.

KORO: Olamazsın.

ÇETİN: Çabaladıkça batıyorum.

Yok olup kahroldum.

Bu çift suratımla

Acaba açsak işi kıza

Hiç memnun olur mu?

Bilmeliyim bunu

KORO: İkiniz de birlik olun.

Hem yaşlınız, hem genciniz

Aynı yatak aynı çile

Çekilir mi bu işkence

Tek bir kadın,iki herze

Bu da başa geliverdi

Peki ama çocuğun babası kim?

Metin mi Çetin mi?

Bize göre iş belli

Ama her şey karışabilir mi?

Bana göre öldünüz.

Oya koyalım

KORO: Ne kadar verebilir?

ÇETİN: Bin papel.

KORO: Rüşvet mi yani, asla.

Kabul etmemiz gerek alalım.

ÇETİN: Unutmayın suçtur rüşvet.

KORO: Bak bu kanundur.

Bozulmaz elbet.

ÇETİN: Kanunlarda çok lastiklidir.

Hep yerine göre değiştirilir.

KORO: Bize göre az bu para

Ne kadar veririsin daha

Biliyorsun geçim çok zor.

İnanmazsan çevreye sor.

ÇETİN: Üç bin papel

KORO: Sadaka mı?

ÇETİN: Dört bin olsun.

KORO: Çık bayım çık.

ÇETİN: Beş bin olsun.

KORO: Kelepir mi?

ÇETİN: Ya sekiz bin

KORO: Bahşiş mi bu?

KORO: Ucuza kapanmasın bu iş.

Bak adam dirilmiş.

Nerelerden gelmiş.

On bin verin.

Bu iş bitsin.

ÇETİN: Kazıklandık.

KORO: Biz kazandık.

ÇETİN: Hayattayım.

KORO: Hayattasın.

ÇETİN: Hayatta.

BİRİ: Daha değil. (?)

ÇETİN: Nasıl yani?

BİRİ: Bir bin daha

ÇETİN: O da nesi?

KORO: Hükümetin

Var yüzdesi

ÇETİN: Peki ama başka param yok.(Kadın girer Çetin’ e para verir. O da vergi memuruna verir. ) Sağ olun efendim.Hayattayım.

KORO:Hayattasın.

KADIN: Çetin Bey sizi bulduğuma ne kadar sevindim bilemezsiniz. Nasılsınız?

ÇETİN: Ölüyüm.

KADIN: Ne kadar şakacısınız.

ÇETİN: Ne bileyim. Herkes öyle diyor.

KADIN: (Vergicilere) Her zaman böyle espri yapar. Çok hoş bir insandır. Üstelik eşi bulunmaz bir parkecidir. Kimse onun gibi olamaz. Parke işini adeta bir sanat haline getirmiştir.

ÇETİN: (Utanır) Yok canım.

KADIN: Tevazu göstermeyin. Ben doğruyu konuşuyorum. Nerelerdeydiniz? Sizi araya araya bir hal olduk. Sizden başkasını da gözümüz tutmadı. Bundan sonra sizi maaşlı tutmak istiyoruz. Hem de yüksek bir ücretle.

ÇETİN: Öyle mi?

KADIN: Kocam üç kafe, iki hamburgerci daha satın aldı. Bütün parkeler sizi bekliyor.

ÇETİN: O zaman bana biraz peşin verebilir misiniz?

KADIN: Eğer teklifimi kabul ederseniz seve seve hemen veririm. Ne kadar?

ÇETİN: Sağ olduğumu kanıtlamak için on bir bine ihtiyacım var da.

KORO: Sağ olduğunu kanıtlaması gerek.(Parayı verir)

KADIN:Buyurun… Yarın sabah işe başlarsınız. Kocam çok sevinecek. Hemen haber vereyim. (Cep telefonuna sarılır aynı zamanda makbuzu alır.)

KORO: Buyurun makbuzunuz.

ÇETİN: Hayattayım… Hayatta (deliler gibi kadına, komisere, vergicilere sarılır ve dans eder.)

HERKES: Hayattadır…Hayatta.(sahne kararır)

SUNUCU:Çetin’ i sonunda bir vergi tahsildarı kurtardı. Vergi memuru bu insanı aya bile gitse, orada bulup yakasına yapışır. Nitekim vergiyi ödedikten sonra Çetin’ in ölmediği daha doğrusu öldürülmediği anlaşıldı. Böylelikle de özgürlüğüne kavuştu. Öte yandan Çetin İrmayla vedalaşmadan gidemezdi.

ÇETİN: (pencereden İrma’nın elini öperek) Artık geleceğinde hep mutluluk var İrmacığım. Aslına bakarsan sana hiç doyamadım. Yarın sabahta tekrar Rusya’ ya dönüyorum. Hayatını karartan felaketini tamir edebilme fırsatı bulduğum için çok mutlu oldum. Seni çok sevdim İrma. İnan bana, yaşadığım sürece de seni hiç ama hiç unutmayacağım.

İRMA: Size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Ben de bana yaptığınız bu iyiliği hiç unutmayacağım.

ÇETİN:Benim ölü olmadığım kanıtlandığına göre, yakında Çaylak Metin’ ine kavuşacaksın.Hiç merak etme.

İRMA: Beni ağlatacaksınız Çetin Bey

ÇETİN: Tatlı İrmam benim.

İRMA: Siz gerçekten çok iyi bir insansınız. Metin döndükten sonra bizi lütfen ziyarete gelin. Onunla arkadaş olmanızı istiyorum.

ÇETİN: Bu biraz zor olur İrmacığım.

İRMA: N’olur beni kırmayın. Onunla birbirinizi çok seveceğinize eminim.

ÇETİN: Benim gerçekten gitmem gerek. Çaylakla çok mutlu olacağına hiç kuşkum yok. Benim rüyam artık burada sona ermeli, bitmeli… Sizinle kalırsam işlerim çok zorlaşır. İçinden çıkılmaz bir hal alır. İnan bana böylesi hepimiz için daha iyi… Her şey gönlünce olur umarım. (Müzik başlar.Sunucu aydınlanır.)

SUNUCU:Böylelikle Çetin İrma’nın yaşamından çekip gitti. Bir sürü bürokratik engelden sonrada Çaylak Metin’in katil olmadığı kanıtlandı, o da özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz tatlı ramasına koştu.(Metin sahnenini bir ucundan koşarak gelir. İrma balkonunda çiçek sulamaktadır.Kahvedekiler, polis, kadın, hepsi bir anda sahneye doluşur.)

METİN: (Avaz avaz) İrma… Tatlı Iramam benim. Sonunda döndüm sana.

İRMA: (Balkondan) Çaylağım…Çaylağım benim… (düşer bayılır)

(Çevredekiler oradan oraya ‘doktor’, ’bir doktor gerek’, ‘doğuruyor galiba’, ‘çok heyecanlandı’ gibi sözlerle oradan oraya koştururlar. Ninni başlarken sahne karır)

ŞARKI NİNNİ

HERKES

Ninni bebeğim ninni

Güzel günler bekler seni

Ninni küçüğüme ninni

Yıldız bahçesine ay doğdu

Bu baş dertten uzak olsun

Sevgiyle akılla dolsun

Açılsın ışıklı yolu

Bahar yoluna gün doğdu

(doktor pencereye çıkar. İkinci çocuğun doğumunu haber verir.)

Bunlar dertten uzak olsun

Sevgiyle akılla dolsun

Açılsın mutluluk yolu

Bahar yoluna gün doğdu

Ninni bebeklere ninni

Ninni küçüklere ninni

Böyle güzel sevgi sonu

Yepyeni bir dünya doğdu

 

 

SON

İLK ŞARKI

BU ŞARKI

Sunucu

Geceye dalarak

Çekilir el ayak

O sokak, bu sokak

Çalarken bu şarkı

Kokular canlanır

Kafa dumanlanır

Şurada burada

Duyulur bu şarkı

Gece açan şehir budur işte

Sevişenler kaçar karanlıklara

Uyuyan şehirde budur işte

Orospular bekleşir sokaklarda

Yağmurda ıslanan

Yürüyüp ağlayan

Yosmanın ağzında

 Yükselir bu şarkı

(KONUŞMA)

İRMA:

Tam vaktidir cicim

Coşup sevişmenin

Ucuz benim sevgim

Çalarken bu şarkı

(KONUŞMA)

Yosmanın derdi para

Kazanır kazanır da

Verir belalısına

Çalarken bu şarkı

İşte gün ışığında kaçar şehir budur

Yabanılar için geceyi bekler durur

Burada her şey bağışlanılır unutulur

Günahkarda günahsızda bir tutulur

Sakın yüz çevirmeyin

Bizlere gülümseyin

Çalarken bu şarkı

ŞARKI

AŞKIN DİLİ

İrma- Çetin

İRMA:

Sensiz gecen günleri düşünüyorum

Saklayamam korkuyorum

Boştur bize ozan dil

Konuşmamız şiir gibi

ÇETİN:

Dur konuşma

Sus söyleme

Yalnızca

Bakışmak bile

Neden yetmesin bize

Bu aşk dilimizde

İRMA:

Baksam sana

Öpsem seni

Yalnızca biz bilsek bunu

Yalnızca biz anlasak

Bu aşk dilimizde

BİRLİKTE:

Aşkımıza

Hayat kısa

Bu mutlu anlar az sonra

Kaybolur gider belki

Bilelim değerini

BİRLİKTE:

Bu duyguyu

Kimse bilmez

Herkes ne derse desin buna

Ayılık hiç bilinmez

Bu aşk dilimizde

ŞARKI

MÜŞTERİLER

Kahvedekiler, Polisler, vs…

 

I

Bir eşi yok

Seveni çok

Dosdoğrusu

Bir içim sus

Gözler ela

O ne eda

O ne ağız

Dayanılmaz

Ne tatlı kız

Bayılırız

O ne dudak

O ne bacak

Etli ince

O girince

Çiçek kokar

Tüm odalar

Heeyyy!

İrma bal kız

Tek oyuncağımız

Uçarılar

Hep yanmışız

İrma için

Para saçmışız

Elimizden

Kaçırmayız

II

Bir eşi yok

Başkasına

Karnımız tok

Sen ille sen (oley)

Evlenmekte

Nerden çıktı

Deliliğin

Dik alası

Her yerde o

Gözlerde o

Hep aklımda

Ne yapsam da

İş bitince

Ona koşsam

Kaçırmasam

Heeeyyy!

İrma bal kız

Tek oyuncağımız

Uçarılar

Hep yanmışız

İrma için

Para saçmışız

Elimizden

Kaçırmayız

 

 

ŞARKILAR

FIRÇALA

Çetin

Ahh… Ben eskiden

Daha okurken

Bey gibi yaşardım

Bizim çocuklar

Çalıp çırparlar

Keyfime bakardım

Ahh…Ne günlerdi be

Karı kız böyle

Vallahi bıkardım

Namuslu yaşayalım dedik

İşte bak bu hale geldik

Tam fıttıracak

İnsan elde fırça

Deli gibi olacak

Can dayanır mı buna?

Şeytan diyor bas git

Yat yan gel aşağı

Başla eski işe

Çal çırp aşır yine

Gel gör ki İrma var

Artık hayatımda

Fırça elde, işte böyle

Düştükçe düştüm

Geldim bu hazin hale

Ahh… Keşke imkan olsa

Yalnızca kalsam

Bir küçük odada

Kitler kapıyı

Ağza almazdım

Karı kız lafını

Ahh…Bittim yoruldum

Perişan oldum

Bir çukur kazsam da

İçine yatsam diyorum

Birde kafayı vursam

Fırçala, fırçala

El değmişken şu bok(pis)

Metini de fırçala

Dizler yerde yürüyorum

Tıpkı cüce gibi

Gel gör işte bir serseri

Hikayesi bu…

ŞARKI

İRMA’NIN ŞARKISI

İrma

Yaşadık da n’oldu?

Boş, boş hepsi sahiden

Ne acı bir duygu bu

Bilmezdim ben eskiden

Baktım sevgi yabancı

Sevgi aldatan yalancı

Aldanma görünüşe

Tatsızlaşmış her köşe

Kitli kapı pencere

İrma bana ne oldu?

Bir soluk yüzden başka

Kalmadı hatıra

Demek sevişmek saçma

İrma sana ne oldu?

Hatıra neye yarar

Acı verir sadece

Ya o mutlu düğünler

Nikah dairesinde

Ne fayda var duada

İnanmadıktan sonra

Düşüme o girdi mi

Kandırırım kendimi…Ama

Aklım fikrim onda

Perişan olsam da

Gitmem başkasına

Deli İrma deli

ERKEKLER:

Deli deli deli

Aniden bir mucize

Onu geri getirse

Binlerce mum adardım

Telli baba türbesine

İşte işittim gene

Onun sesini onun

METİN:

İrma…İrma…İrma…

Sokaklar şenlensin

Gelsin içki gelsin

Herkesler öğrensin

İrma artık mutlu

Bayraklar açılacak

Borular çalınacak

Dünya anlayacak

İrma artık mutlu

Dans eder milyonlar

Çalar bütün sazlar

Kavuşma gününde

Uçar İrma uçar

Belki o arka sokak

Bir gün unutulacak

Çeşme akıp duracak

Ağlar İrma ağlar

ERKEKLER:

Belki o arka sokak

Bir gün unutulacak

Çeşme akıp duracak

Ağlar İrma ağlar

İRMA:

Kavuşmanın gecesi

Bayram fişekleri

Duyacağım sesini

İrma sen benimsin

KORO ve İRMA:

Kavuşmanın gecesi

Bayram fişekleri

Duyacağım sesini

Benimsin…Benimsin Benimsin

Benimsin sen tatlı İrma

 Benimsin

ŞARKI

AŞIR AŞIRABİLDİĞİN KADAR

(Kafedekiler)

Zenginin cakası

Banka kasası

Ve bol parası

Ya sana gelince

Cebin delik

Bu ne delilik

Seni zengin eden

Onun parasıdır

Hayalide yeter

Maksat para olsun

Madem ki el oğlunda para var

 

Aşır aşırabildiğin kadar (NAKARAT)

Herkes para ister

İşte bunu bil

Az da değil

Paraya ne olur

Hemen biter

Uçup gider

Helal olsun gitsin

Nasılsa toplanır

Bu enayilerden

Herhalde otlanır

Madem ki el oğlunda para var

 

Aşır aşırabildiğin kadar (NAKARAT)

Kimler köle olur

Kabaklar, salaklar

Kimde para olur

Onda bunda

Adam bizler gibi

Beş parasız olur

Başkası çalışır

Bizlere süt olur

(NAKARAT)

(NAKARAT)

Yemek içmek bizden

Tıka basa ite kaka

Paralarsa sizden

Tıngır mıngır

Şıngır mıngır

İşin gizlisi yok

Bak herkes dinlesin

Madem ki işleri çok

Bizleri yedirsin

ŞARKI

AŞKIN DİLİ

Metin ve İrma

METİN:Sensiz geçen günleri düşünüyorum

Saklayamam korkuyorum

Boştur bize şair dili

İRMA: Dur konuşma

Sus söyleme

Yalnızca bakışmak bile

Neden yetmesin bize

Bu aşk dilimizde

METİN: Baksan sana

Öpsem seni

Yalnızca biz bilsek bunu

Yalnızca biz anlasak

Bu aşk dilimizde

İKİLİ: Aşkımıza

Hayat kısa

Bu mutlu anlar az sonra

Kaybolur gider belki

Bilelim değerini

Bu duyguyu

Kimse bilemez

Herkes ne derse desin buna

Ayrılık hiç bilinmez

Bu aşk dilimizde

 

ŞARKI

MÜŞTERİLER

Erkekler

 

 

I

Bir eşi yok

Seveni çok

Dosdoğrusu

Bir içim sus

Gözler ela

O ne eda

O ne ağız

Dayanılmaz

Ne tatlı kız

Bayılırız

O ne dudak

O ne bacak

Etli ince

O girince

Çiçek kokar

Bu odalar

Heeyyy!

İrma bal kız

Tek oyuncağımız

Uçarılar

Hep yanmışız

İrma için

Para saçmışız

Elimizden

Kaçırmayız

II

Bir eşi yok

Başkasına

Karnımız tok

Sen ille sen (oley)

Evlenmekte

Nerden çıktı

Deliliğin

Dik alası

Her yerde o

Gözlerde o

Hep aklımda

Ne yapsam da

İş bitince

Ona koşsam

Kaçırmasam

Heeeyyy!

İrma bal kız

Tek oyuncağımız

Uçarılar

Hep yanmışız

İrma için

Para saçmışız

Elimizden

Kaçırmayız

 

ŞARKI

Di – Dong – Di – Dong

İRMA ve Kafedekiler

İRMA:

Neşe dolu içim

Nasıl anlatsam

Neşe, içim dışım

Senin yanındayken

Bir çimdik at yeter

Başım birden döner

Kalbim desen beter

Neşe dolu içim

KORO:

Aa… Neşe dolu her yer

Nabız atar güm güm

Aa… Neşe dolu her yer

Bu çok mutlu bir gün

Kuş olmak isteriz

Kanat takmak isteriz

Göklere yükselip

Uçarız biz

Tutsan bir sicimle bizi

Liralık balon gibi

Ya bir gün akşamüzeri

Kaçıversen bizlerden

İRMA:

Aa… Neşe dolu içim

Kalbim sanki köpük

Neşe içim dışım

İpim sanki çürük

Seni çift görsem ben

Dön baba dönsen sen

Dağları delsem ben

Neşe dolu içim

Aa… Neşe

Top olmak isterim

Herkesi severim

Kanım fıkır fıkır

Evimse tam takır

Neşe dolu içim

METİN:

Aa… İçim dışım

Neşeyle

Aa… İçim dışım

Diken oldu saçım

Rokete binsem ben

Güneşe varsam ben

Aşkın peyki olsa

Ben, ben, hep ben

KORO:

Bizi eğlendirmez kimse

Senden başka bil bunu

Canımız yanmaz ölsek de

Zaten tutmuşuz yolu

İRMA:

Neşe dolu içim

Nasıl anlatsam ben

Neşe dolu içim

İşe çıkarken ben

HERKES:

Sen benim yanımda

Ben senin kanında

Sen benim canımdasın

Neşe… içim

ŞARKI

HIRSIZLAR ŞARKISI

 I

Suç değil

Kasa soymak

Araklamak

Tırıklamak

Suç değil

Şerefi çok

Tutulmazsan

Mesele yok

Adam vurmak

O iş çok yaş

Adam sakın

Açık verme

Unut bunu

Tutuldun mu

Esas suç bu

Esas suç bu

Kurşunlarla

Ölmek de var

Hakim desen

Karar verip

Hapse yollar

Zindanlarda

Ömür boyu

Yatmakta var

Ömür boyu

Kalıp orda

Sonun başlar

Kestirmeden

Ömrün gider

İşin biter

Aman sakın

Yakalanma

Parmağında

Yüzük varsa

Yürütürler

Bu dürzüler

II

Aklına koy

Hemen kaç git

Yakalanma

Asıl suç buuu…

Geçmişlerde

Daha fenaydı

Kurşunlarla

Ölmek de var

Cellat desen

İpte sallardı

Elektrikte

Pişmek

En fenaydı

Tüy kaç git

Yakalanma

Tüy kaç git

Yakalanma

- SON -